İnsan vücudunda her an, gözle görülmeyen olağanüstü bir mücadele yaşanmaktadır. Vücudumuza girmeye çalışan mikroorganizmalar, çoğalabilmek ve yayılabilmek için hücrelerin savunma mekanizmalarını etkisiz hale getirmeye çalışırken, hücreler de bu saldırılara karşı son derece hassas ve çok katmanlı savunma sistemlerini kullanmaktadır. Fakat burada özellikle üzerinde düşünülmesi gereken olağanüstü bir gerçek vardır:
Bir hücre, yalnızca kendisine saldıran düşmanı tanımakla kalmaz; düşmanın savunma sistemine yaptığı müdahaleyi de bir alarm işareti olarak değerlendirebilir.
Miksoma virüsü üzerinde gerçekleştirilen araştırmalar, bu gerçeğin son derece çarpıcı bir örneğini ortaya koymaktadır.
Araştırma, virüsün bağışıklık sistemini baskılamak amacıyla kullandığı bir proteinin, beklenmedik biçimde hücre içerisinde başka bir savunma mekanizmasının harekete geçmesine vesile olabildiğini göstermektedir. Daha da dikkat çekici olan ise bunun, bitkilerde uzun zamandır bilinen efektör tetiklemeli bağışıklık (ETI) olarak adlandırılan savunma stratejisine benzer bir mekanizmanın memeli hücrelerinde de bulunduğuna işaret etmesidir.
Bu olağanüstü sistem üzerinde biraz düşündüğümüzde karşımıza yalnızca biyolojik bir mekanizma değil, Yaratılışın apaçık bir delili çıkar.
Hücre Sadece Düşmanı Değil, Düşmanın Yaptığını da Algılıyor
Bağışıklık sisteminin mikroorganizmaları tanımasının bilinen yollarından biri, patojenlere ait ortak moleküler yapıların algılanmasıdır. Bu mekanizma PAMP tetiklemeli bağışıklık (PTI) olarak adlandırılır. Ancak bazı mikroorganizmalar bu savunmayı aşabilmek için özel silahlar kullanır. Virüsler ve diğer patojenler, konak hücrenin savunmasını bozmak amacıyla çeşitli efektör proteinler üretebilir.
İşte burada çok daha dikkat çekici bir savunma katmanı devreye girebilir.
Hücre adeta yalnızca “Düşman bana saldırdı.” bilgisini değerlendirmekle kalmaz; “Savunma sistemime yönelik bir müdahale gerçekleşti.” bilgisini de algılayabilir.
Bu, son derece kapsamlı bir güvenlik anlayışıdır.
Bir insanın evini düşünelim. Ev sahibi yalnızca hırsızı doğrudan algılayan bir alarm sistemi kurmakla kalmayabilir. Kapının zorlanması, pencerenin kırılması veya güvenlik sisteminin belirli bir parçasının devre dışı bırakılması da alarmın çalışması için yeterli olabilir.
Hücredeki sistem ise bundan çok daha karmaşıktır.
Çünkü burada söz konusu olan, mikroskobik ölçekte birbirleriyle iletişim halinde bulunan, belirli proteinleri hedef alan ve meydana gelen değişiklikleri başka bir savunma yolunun aktivasyonuna bağlayan olağanüstü bir biyolojik düzendir.
Böylesine kapsamlı bir sistem üzerinde düşünüldüğünde insanın aklına şu soru gelmektedir:
Bir hücre, bütün bu savunma düzeninin bilgisine nasıl sahip olmaktadır?
.jpg)
Virüs Savunmayı Susturmak İsterken Alarmı Çalıştırıyor
Araştırmacıların dikkatini çeken en önemli noktalardan biri, miksoma virüsüne ait M3.1 adlı proteindir. M3.1'in görevi bağışıklık sistemini güçlendirmek değildir. Tam tersine, virüs açısından bakıldığında bu proteinin işlevi, hücrenin antiviral savunmasını etkisizleştirmeye yardımcı olmaktır.
M3.1; ZAP kompleksi ve TBK1 aracılı Tip I interferon yolu gibi antiviral savunmada görev alan mekanizmaları hedef almaktadır. Fakat burada oldukça ilginç bir sonuç ortaya çıkmaktadır.
M3.1'in etkilediği N4BP1, ZC3H12A ve TBK1 gibi proteinler, aynı zamanda NF-κB adı verilen önemli bir bağışıklık düzenleyicisinin faaliyetini sınırlayan mekanizmalarla ilişkilidir.
Böylece virüsün savunmayı baskılamak amacıyla yaptığı müdahale, başka bir açıdan hücrenin alarm sisteminin önündeki bazı engelleri kaldırabilmektedir.
Sonuçta NF-κB güçlü biçimde aktive olmakta ve iltihap ile antiviral yanıtla ilişkili genlerin faaliyetinde artış meydana gelebilmektedir.
Burada gerçekten dikkat çekici bir düzen vardır:
Virüs saldırır → savunmanın belirli parçalarını hedef alır → bu hedeflerden bazıları normalde NF-κB'yi sınırlar → virüs bunları etkilediğinde NF-κB üzerindeki baskı azalır → başka bir savunma programı harekete geçer.
Böylece virüsün kendi saldırısı, hücre tarafından onun aleyhine kullanılabilecek bir uyarıya dönüşebilmektedir.
.jpg)
Tesadüflerin Böyle Bir Sistemi Açıklaması Mümkün müdür?
Şimdi bu mekanizmayı biraz daha geniş açıdan düşünelim.
Bir hücrenin içerisinde tek bir protein değil, çok sayıda protein bulunmaktadır. Bu proteinlerin her birinin belirli görevleri vardır. Ancak bunlar birbirlerinden bağımsız şekilde hareket etmez; aksine bir ağın parçaları gibi birbirleriyle etkileşim halinde çalışırlar.
Bir proteinin faaliyetinin değişmesi, başka bir proteinin işlevini etkileyebilir. Bu değişiklik başka bir sinyal yolunu harekete geçirebilir ve sonuçta hücre, dışarıdan gelen tehdide karşı bütünsel bir yanıt oluşturabilir.
Üstelik burada dikkat çekici olan, hücrenin yalnızca düşmanın varlığını değil, düşmanın savunma mekanizmasına yönelik müdahalesini de bir bilgi olarak değerlendirebilmesidir.
Böylesine çok katmanlı bir sistem karşısında insanın “Bunların hepsi zaman içerisinde rastlantılar sonucunda meydana gelmiştir.” demesi, aslında soruyu cevaplamamak anlamına gelir. Çünkü asıl sorulması gereken şudur:
Bu bilgi, düzen ve koordinasyon nereden gelmektedir?
Bir bilgisayar programında birbirine bağlı binlerce komut bulunduğunda, hiç kimse bu komutların kendiliğinden meydana geldiğini düşünmez. Bir elektronik devrede birbiriyle uyumlu çalışan sistemler gördüğümüzde, bunların belirli bir bilgi ve mühendislik sonucunda ortaya çıktığını kabul ederiz. Canlı hücrede ise insan yapımı sistemlerden çok daha karmaşık moleküler ağlar bulunmaktadır.
Dolayısıyla canlılıktaki bu olağanüstü düzeni yalnızca rastlantı olduğunu iddia etmek, gözlenen sistemin sahip olduğu bilgi ve koordinasyonu açıklayamaz.
Canlılıktaki bu tür düzenler, insanı yalnızca “Ne oluyor?” ve “Nasıl gerçekleşiyor?” sorularına değil, aynı zamanda “Bu olağanüstü düzenin kaynağı nedir?” sorusuna da yöneltmelidir.
Savunma Sistemindeki “Çok Katlı Güvenlik” Mucizesi
Burada bir başka önemli nokta daha vardır. Eğer hücrenin yalnızca tek bir savunma mekanizması olsaydı, virüsün bu mekanizmayı etkisizleştirmesi ciddi bir tehlike oluşturabilirdi. Ancak araştırmanın ortaya koyduğu tablo, bağışıklık yanıtlarının tek bir noktadan ibaret olmadığını göstermektedir.
Virüs bir savunma yolunu hedef aldığında, ortaya çıkan değişiklik başka bir bağışıklık yolunun aktive olmasına katkıda bulunabilmektedir.
Bu durum, insan yapımı güvenlik sistemlerinde kullanılan yedekleme ve çok katmanlı koruma anlayışını hatırlatmaktadır. Ancak hücredeki sistem, insan mühendisliğinin çok ötesinde bir hassasiyet ve karmaşıklık taşımaktadır.
İnsanlar bu tür sistemleri keşfeder, inceler ve onlardan ilham alarak yeni teknolojiler geliştirmeye çalışırlar. Peki hücre içerisinde birbirleriyle bağlantılı olarak çalışan bu moleküler sistemlerin sahip olduğu bilgi ve düzen nasıl açıklanmalıdır? Elbette hücrenin kendisini bilinçli bir mühendis gibi tasarladığını söylemek mümkün değildir. Hücre, sahip olduğu düzeni kendi başına oluşturmuş bilinçli bir varlık değildir.
İşte burada Yaratılış gerçeği üzerinde düşünmek gerekir:
Canlıların sahip olduğu olağanüstü düzen, onların kendi bilinçleriyle oluşturdukları bir düzen değildir. Canlıların yapısındaki bilgi, uyum ve denge, insanı bu düzenin kaynağı üzerinde düşünmeye yöneltmektedir.
Allah'ın Sonsuz İlmi Hücrenin İçinde de Tecelli Etmektedir
Bir hücreyi dışarıdan gözlemlediğimizde, son derece küçük ve basit bir yapı görebiliriz. Oysa hücrenin içerisinde proteinler birbirleriyle iletişim kurmakta, sinyaller iletilmekte, bazı yollar baskılanmakta, bazıları aktive olmakta, tehditler değerlendirilmekte ve gerektiğinde genlerin faaliyetleri değişmektedir. İnsanın üzerinde düşünmesi gereken asıl mucize de budur.
Son derece küçük bir hücrenin içerisinde, insan yapımı teknolojilerle kıyaslanamayacak kadar karmaşık bir bilgi ve kontrol sistemi bulunmaktadır.
Bağışıklık sistemindeki her yeni keşif, insanın canlılığın ne kadar hassas bir düzen içerisinde sürdürüldüğünü daha iyi anlamasına vesile olmaktadır.
Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:
“O, yarattığını bilmez mi? O, Latif'tir, Habir'dir.” (Mülk Suresi, 14)
İnsanın bağışıklık sistemi üzerinde yaptığı araştırmalar arttıkça, aslında yalnızca yeni proteinler veya yeni sinyal yolları keşfedilmemektedir. Aynı zamanda insan bedenindeki olağanüstü düzenin ne kadar ince ayrıntılar içerdiği de daha açık biçimde görülmektedir.
Bu ayrıntılar üzerinde düşünüldüğünde, insanın karşısına Allah’ın yaratışındaki üstün ilmi ve kudreti hatırlatan pek çok tefekkür vesilesi çıkmaktadır.
Bir Virüs Bile İnsana Allah'ın Sonsuz Kudretini Hatırlatıyor
Günlük hayatta virüsleri çoğu zaman yalnızca hastalıklara neden olan mikroorganizmalar olarak düşünürüz. Oysa mikroskobik dünyaya daha dikkatli bakıldığında, virüs ile hücre arasındaki mücadelede dahi son derece karmaşık bir düzen görülmektedir.
Bir virüs hücrenin savunmasını aşmaya çalışmakta, hücre ise kendisini korumak için farklı savunma yollarını kullanmaktadır. Virüs savunma mekanizmalarını baskılamaya çalışırken, yaptığı müdahale hücre tarafından başka bir alarmın tetiklenmesine katkıda bulunabilmektedir. Bütün bunlar, insanın önünde önemli bir tefekkür kapısı açmaktadır.
Günlük hayatımızda sıradan gördüğümüz nefes almak, görmek, işitmek ve yürümek gibi olayların arkasında dahi olağanüstü biyolojik süreçler bulunmaktadır. Bağışıklık sisteminin sessizce gerçekleştirdiği faaliyetler de aynı şekilde üzerinde düşünülmesi gereken nimetlerdir.
İnsan çoğu zaman bu mucizelerin farkında olmadan yaşamını sürdürür. Oysa her nefeste, her kalp atışında, her hücrede ve her bağışıklık yanıtında Allah’ın yaratışının delilleri bulunmaktadır.
Kur’an’da Rabbimiz şöyle bildirir:
“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır.” (Al-i İmran Suresi, 190)
Sonuç: Hücredeki Savunma, Yaratılışın Bir Delilidir
Miksoma virüsünün M3.1 proteini üzerinde yapılan araştırma, hücre ile virüs arasındaki mücadelenin ne kadar karmaşık ve çok katmanlı olduğunu ortaya koyan dikkat çekici sonuçlar sunmaktadır.
Virüs, hücrenin antiviral savunmasını baskılamaya çalışırken, hedef aldığı bazı mekanizmalar üzerinden NF-κB yanıtının güçlü biçimde ortaya çıkmasına katkıda bulunabilmektedir. Böylece virüsün kendi saldırısı, hücre açısından başka bir savunma yanıtının tetiklenmesine dönüşebilmektedir.
Bu sistemin üzerinde özellikle düşünülmesi gereken yönlerinden biri, hücrenin yalnızca patojenin kendisini değil, patojenin hücre içindeki savunma düzenine yönelik müdahalesini de değerlendirebilmesidir.
İşte burada insan durup düşünmelidir:
Bir hücre, kendisini tehdit eden bir varlığın savunma sistemine yaptığı müdahaleyi nasıl bir uyarı olarak değerlendirebilmektedir?
Proteinlerin birbirleriyle nasıl etkileşeceğine dair bilgi nereden gelmektedir?
Hangi durumda hangi savunma yolunun devreye gireceğini belirleyen bu olağanüstü koordinasyon nasıl ortaya çıkmıştır?
Bu soruların her biri, canlılığın temelinde bulunan bilgi, düzen ve uyum üzerinde düşünmeye vesile olmaktadır.
Allah, canlıları sahip oldukları özelliklerle birlikte yaratmıştır. Bilim ilerledikçe insan, bu yaratılışın daha önce fark etmediği ayrıntılarını keşfetmektedir. Bu nedenle bilimsel araştırmalar, doğru değerlendirildiğinde insanın yaratılış üzerindeki tefekkürünü derinleştiren önemli bir araç haline gelmektedir.
İnsana düşen ise gördüğü bu olağanüstü düzen karşısında gaflete kapılmamak, alışkanlık perdesini kaldırmak ve karşılaştığı her ayrıntı üzerinde derin düşünmektir. Çünkü küçücük bir hücrenin içinde dahi Allah’ın sonsuz ilminin ve kudretinin tecellilerini görmek mümkündür.
Kur’an’da Rabbimiz şöyle buyurur:
“Allah her şeyi yaratandır. O, her şey üzerinde vekildir.” (Zümer Suresi, 62)
Bağışıklık sistemindeki bu olağanüstü savunma düzeni de bize bir kez daha göstermektedir ki, canlılık tesadüflerin eseri değil, üstün ilim ve kudret sahibi Allah'ın eseridir.
“Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.”