Yaşam ve Sağlık – 25. Bölüm – Doç. Dr. Ahmet Akçay, Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Uzmanı
PINAR AKKAŞ: Değerli izleyenlerimiz, A9 TV ekranlarından Yaşam ve Sağlık programımıza hoş geldiniz. Bu hafta programımızı Dr. Erel Aksoy ile hazırladık. Stüdyomuzda çok değerli konuğumuz bizlerle birlikte. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Akçay Hocamız. Hocam hoş geldiniz programımıza.
AHMET AKÇAY: Hoş bulduk.
PINAR AKKAŞ: Hocamızla bu hafta alerjiler konusunda, özellikle çocuklardaki alerjik rahatsızlıklar ve tedavileri hakkında sohbetimiz olacak.
Öncelikle bize alerjiyi tanımlar mısınız Hocam? Alerji deyince aklımıza tabii çok çeşitli şeyler geliyor. Ama öncelikle ev tozları geliyor, polenler, maytlar geliyor. Tabii ki çok fazla alerjenler var. Alerji nedir, bunu bize kısaca anlatır mısınız?
AHMET AKÇAY: Tabii. Aslında çevremizde bir çok alerjen var. Ev tozları içindeki akarlar dediğimiz maytlar var, polenler, küfler var. Çevremizde bulunan normalde bu alerjenler çoğu kişide bir sorun yaratmıyor. Fakat bazı kişilerde bu alerjenler aşırı bir tepkiye yol açıyor ki, işte bu aşırı tepkiye yol açmasına biz alerji diyoruz. Bu aşırı tepki ne olabiliyor; astım olabiliyor, alerjik nezle olabiliyor, egzama olabiliyor, besin alerjisi olabiliyor bir çok alerjik hastalıklara neden oluyor.
EREL AKSOY: Alerji dediniz bir çok sebebe bağlı ama bazı insanlarda sorun yani alerji ortaya çıkarıyor, değil mi? Bu ortaya çıkan aşırı reaksiyonlar, peki bunun altında yatan temel nedenler nedir, biz bunu biliyor muyuz? Genetik mi ön planda? Çevresel faktörler mi ön planda? Kısaca ondan bahsedebilir miyiz?
AHMET AKÇAY: Hem genetik faktörler etkili, hem de çevresel faktörler etkili fakat en önemlisi tabii ki genetik. Aslında insanlar doğduğu zaman ne hastalığı olacağı, daha sonra ileride ne gelişeceği aslında bir şekilde alın yazısı gibi bir şekilde belli oluyor. Örneğin annede veya babada bir alerjik hastalık varsa, bu alerjik hastalığın tipi şekli önemli değil, astım, alerjik nezle olabilir hangi alerjik olursa olsun çocukta alerjik hastalık gelişme riski yüzde 30 ile 50 arasında değişiyor. Hele bir de anne-babada alerjik hastalık varsa çocuğun zaten yüzde 80 alerjik hastalığa yakalanma şansı var. Ama genetik olarak böyle eğilimli çocukların bir de çevresel faktörlerle alerjik hastalıkların ortaya çıkma olasılığı artıyor. Örneğin evde sigara içen bir aileyse bunda alerjik hastalığın meydana çıkması daha hızlı oluyor, ortaya çıkmasına sebep oluyor. Veya bir kişi fazla kiloluysa, yağ hücreleri çünkü alerjik hastalıklara eğilimi artırıyor. Bunun dışında hava kirliliği varsa yine alerjik hastalıkların ortaya çıkmasına neden oluyor. Hijyene çok önem veriyorsa bir aile, sabahtan akşama kadar temizlik yapıyorsa ve mikroplarla karşılaşmasına izin verilmiyorsa, durmadan antibiyotik kullanıyorsa bakıyoruz hemen öksürünce neye sarılıyor aileler; antibiyotiğe. Antibiyotik de çocukların bağışıklık sistemini harap ediyor. Çünkü neden? Faydalı mikropları da öldürüyor. Bu sefer daha çok hasta oluyor ve mikroplarla karşılaşmıyor. Bu, hijyene aşırı önem vermek de alerjik hastalıkların ortaya çıkmasına sebep oluyor. Çünkü vücut bir denge içinde. 2 tane bağışıklık sistemi var, birisi mikroplara karşı koruyan sistem, bir diğeri de alerjik hastalıklara sebep olan bir bağışıklık sistemiz var. Bu denge halinde. Bu dengeyi biz eğer mikroplarla karşılaşmasını engellersek, kolay antibiyotik başlarsak, hijyene çok önem verirsek alerjik hastalıklar daha kuvvetli oluyor, bu sebepten dolayı da alerjik hastalıklar ortaya çıkıyor. Onun için, ailelerin böyle aşırı mikroplardan korunmak için aşırı hijyene önem vermemesini öneriyoruz. Kolay antibiyotik kullanmamasını, özellikle gribal enfeksiyonlarda antibiyotik artık kullanmamasını istiyoruz.
EREL AKSOY: Temizlik konusunda dediniz de Hocam, her evde sorun olan şeyler özellikle alerjik bireylerin olduğu evlerde sorun olan şeylerden bir tanesi maytlar. Bu temizlik konusuna maytlar da dahil mi yoksa onlara özel önlem almamız gerekir mi?
AHMET AKÇAY: Maytlar nedir? Maytlar genelde karanlık ortamlarda yaşıyorlar ve tekstil ürünlerinde yaşıyorlar ve insanların deri döküntüleriyle besleniyorlar. Özellikle de yüzde 55’in üzerindeki nemli ortamlarda yaşıyorlar. Bu mayt herkesin evinde var. 5 yıllık bir yatak takımında 10 milyon tane mayt var. Zaten maytlarla yatıyoruz kalkıyoruz. Hele bir de evin nemi 55’in üzerindeyse. Çoğu evin nemi normal düşüktür ama herkesin evinde bir buhar makinesi veya peteklerin üzerince ıslak bez veya kaynayan bir su varsa bu da nemi artırıyor. 55’in üzerinde bu maytlar da iyice çoğalıyor. Maytlara herkesin önlem alması gerekmiyor. Bu hijyen farklı bir olay. Mikroplara karşı önlem aldığınız zaman alerjik hastalıklar artıyor. Bu maytlara karşı önlem almaya gerek yok aslında ama bir kişinin maytlara karşı alerjisi varsa veya mayt alerjisine eğilimi varsa o kişilerin daha çok önlem alması lazım. Mesela ne yapması lazım? Tekstil ürünlerini onlara azaltıyoruz çünkü maytlar tekstil ürünlerinde yaşıyorlar. Mayt alerjisine eğilimi olan çocukların odalarında halıları kaldırtıyoruz. Bunun dışında çarşaflarını en az 60 derecede yıkattırıp ütületiyoruz. Bazen ant alerjik yatak kılıfları öneriyoruz. Anti alerjik yatak kılıfları o kadar sık dokunmuş ki çoğalan maytların yüzeye çıkmasını engelliyor. Bazen yataklara yorganlara maytları öldüren spreyler öneriyoruz. Evde temizlik yapılırken çocuğun aynı odada kalmasını istemiyoruz. Bu tür önlemler alıyoruz ama herkes de düşünmesin ki benim evimde mayt olmasın diye her türlü herkesin önlem alması gerekmiyor. Eğer bir kişinin şikayeti yoksa, genetik olarak eğilimi yoksa neden önlem alsın? Çünkü herkesin odasında var mayt.
PINAR AKKAŞ: Maytlar o zaman sıcak ve nemli ortamları, karanlık ortamları, perdelerde, halılarda, tekstil ürünlerinde bulunuyor. Peki mayt alerjisi nasıl tespit ediliyor?
AHMET AKÇAY: Öncelikle bir kere şikayetlerini bilmek gerekiyor. Mayt alerjisi ne yapar? Çocukta sık sık öksürük oluyorsa, nefes sıkışması oluyorsa, gece uykudan uyandıran öksürük oluyorsa, sabaha doğru öksürük oluyorsa astım hastalığı aklımıza gelmesi lazım. Astım hastalığının en önemli sebeplerinden bir tanesi de mayt alerjisidir. Aynı şekilde hapşırmaları, burun kaşınmaları, gözlerde sulanma oluyorsa bu da alerjik nezlenin belirtileridir. Alerjik nezlenin de en önemli nedenlerinden bir tanesi yine ev tozu alerjisi. İşte bu gibi yani astım ve nezlenin alerjik belirtileri varsa ne düşünüyoruz? Mayt alerjileri düşünüyoruz. Mayt alerjilerini nasıl tespit ediyoruz? Bu mayt alerjisi şikayeti olan çocuklara alerji testi yapıyoruz. Cildinden alerji testi yapıyoruz. Mayt alerjisi dediğimiz damlayı çocuğun koluna damlatıyoruz daha sonra cildine nüfuz ettiriyoruz ve 15-20 dakika sonra oluşan kabartıyı değerlendiriyoruz, kabartı eğer çok fazlaysa işte bunda mayt alerjisi vardır ve bu mayt alerjisine bağlı astım veya alerjik nezle vardır diyoruz.
EREL AKSOY: Peki, alerji sistemik bir hastalık mıdır yoksa işte astım yapan nedenler farklı, nezle yapan nedenler farklı, deri döküntüsü yapan nedenler farklı diye bir sınıflandırmaya gidebilir miyiz? Yoksa kişiye göre faktörün etkisi farklı şekilde mi ortaya çıkar?
AHMET AKÇAY: Bu alerjinin tipine göre yol açtığı reaksiyonlar farklı oluyor. Diyelim ki mesela mayt, nasıl giriyor mayt; havadan giriyor. Havadan girdiği için nasıl girer? Burundan ve nefes borularına girer. Onun için hem burunda hem akciğerde sorun yaratır. Yani astım ve alerjik nezle ikisine birden yol açabilir. Genelde çocuklarda astım ve alerjik nezle beraber görülür zaten bu sebeple. Çünkü tozun havaya kalkıp burundan ve ağızdan girip yaptığı hasarlar genelde burun ve akciğerlerde oluyor. Ama gıdalara bağlı alerjiler ise ne oluyor? Ağızdan giriyor ve mideden emilerek daha sonra kana yayılıyor ve bunlar ciltte reaksiyona yol açıyor ve ciltte genelde ne yapıyor; kaşıntı yapıyor, kızarıklık yapıyor bu tür reaksiyonlara neden oluyor. Bu sebepten dolayı alerjenin tipine bağlı alerjik hastalıklar da değişiyor.
EREL AKSOY: Peki, alerjene maruz kalına miktarın bir önemi var mıdır Hocam?
AHMET AKÇAY: Tabii ki alerjene ne kadar çok maruz kalırsanız tabii ki alerjik hastalıkların belirtileri de ortaya çıkıyor. Bunun dışında alerjik hastalığın ciddiyeti de tabii ki değişebilir. Bu sebepten dolayı zaten biz teşhis koyduğumuz zaman korunma yöntemi dediğimiz bu alerjenle karşılaşmayı engellemeye çalışıyoruz. Örneğin diyelim mayt alerjisi varsa mayt bulunduran ortamları azaltmaya çalışıyoruz veya maytları azaltmaya çalışıyoruz. Ortam azaltmak veya miktarı azaltmak için önlemler almaya çalışıyoruz. Neden? Çünkü her maytla karşılaştığımızda reaksiyon oluşuyor. Bunu ben genelde ailelere şu şekilde anlatmaya çalışıyorum; diyelim, bir tane hiç sevmediğiniz istemediğiniz bir kişiyi görmeye tahammülünüz yok, gördüğünüz zaman tüyleriniz diken diken oluyor, psikolojiniz bozuluyor strese giriyorsunuz. Her karşılaştığınızda ne oluyor, vücudunuza zarar veriyor. İşte bu da böyle. Ev tozlarına karşı alerjisi varsa işte ev tozunu gördüğü ve vücut karşılaştığı zaman vücut dayanamıyor. Bütün vücut mekanizması bozluyor, akciğerlerde bronşlar daralıyor. Bu da böyle. Yani bir alerji olduğu zaman, karşılaştığınız zaman bu tür reaksiyonlar ortaya çıkıyor.
PINAR AKKAŞ: Alerji çok geniş bir konu. Hem yetişkinler hem de çocuklar ciddi şekilde etkileniyorlar. Çocuklarda özellikle besin alerjisiyle sormak istiyorum. En tipik besin alerjileri nelerdir çocuklarda?
AHMET AKÇAY: Çocuklarda besin alerjileri yüzde 80-90’ı 8-9 tane alerjene bağlı. Bunlar neler? Bunların en sık olanı inek sütü, inek sütüne karşı alerji. Daha sonra yumurta geliyor.Daha sonra buğday, fındık, fıstık, ceviz, badem gibi ağaç meyveleri. Bunun dışında balık, kabuklu deniz hayvanları çocuklarda görülen yüzde 80-90 alerjinin nedenleri aslında bu besinler. Ama benim genelde en çok gördüğüm süt ve yumurta. Genelde süte karşı ve yumurtaya karşı alerjiler gelişiyor.
EREL AKSOY: çocuklar bildiğim kadarıyla alerjiye daha fazla yatkınlık gösteriyorlar ve ileriki yaşlarda bir takım alerjilerde azalmalarla karşılaşabiliyoruz değil mi Hocam?
AHMET KAÇAY: Evet. Çünkü çocukların metabolizması gün geçtikçe değişiyor, olgunlaşabiliyor. Biz aslında çocuklardaki bu alerjik hastalıkların gelişimize biz alerjik yürüyüş diyoruz. Çocuk doğuyor öncelikle ilk gelişen nedir? Genelde besin alerjisi gelişiyor. Besin alerjisinden sonra yürüyüşe devam ediyor, ne gelişiyor? Çocuğun yüzünde egzama gelişiyor besin alerjilerine bağlı egzamalar, yüzünde ve kollarında kızarıklıklar oluyor. Daha sonra yaş ilerlemesiyle birlikte bunlarda astım ve alerjik nezle gelişme ihtimali daha yüksek oluyor. Böyle böyle alerjik hastalıklar gelişiyor. Fakat ergenliğe girmesiyle birlikte, bu da 8 ile 14 yaş arasında oluyor bünye değişebiliyor, hafifleyebiliyor azalabiliyor. Bir de 18 yaş civarında hafiflemeler, azalmalar olabiliyor. Bu da bünyedeki immun sistemin değişmesiyle alakalı olabiliyor. İşte bizim de bu tedavide yaptığımız şey de bu. Yani bu değişim esnasında eğer çocuğun alerjisi çok fazlaysa biz de yardımcı oluyoruz. Yardımcı olarak onu normal tarafa geçirmeye çalışıyoruz. Yani alerjik durumdan alerjik olmayan duruma metabolizmanın da kendi düzelmesiyle birlikte bizim yaptığımız tedavilerle sağlam tarafa geçirmeye çalışıyoruz.
EREL AKSOY: Önümüz bahar. Polen alerjileri herhalde daha fazla karşılaşacağımız konulardan bir tanesi, isterseniz öyle devam edelim Hocam.
AHMET AKÇAY: Polen alerjisi gerçekten baharın gelmesiyle artık bir çoğumuzun gözlerinde sulanmalar, kaşınmalar, burunda kaşınmalar, nezleler, peş peşe hapşırmalar gibi böyle belirtilerle kendini gösteriyor polen alerjisi. Genelde de polen alerjisi pek önemsenmiyor aslında. Diyor ki; burnu kaşınıyor, gözleri sulanıyor kendiliğinden geçiyor. Veya birkaç ilaç kullanıyor ve ilaçla da geçiyor diye genelde önemsenmiyor. Fakat bu polen alerjisi aslında astımın habercisi olabiliyor, daha sonrasında astım gelişebiliyor. Onun için bu hafif belirtileri de önemsemek gerekiyor. Bu polen alerjilerini nasıl anlamamız gerekiyor? Bir kere polen mevsimi olan nisan, mayıs, haziran bu aylarda en çok görüldüğü dönem yani belirtilerin en fala olduğu dönem. Neden? Çünkü polenler bu dönemde ortaya çıkıyor. Bu polenler burnumuza, gözümüze temas etmesiyle vücudumuza girmesiyle burunda kaşınma, nezle, peş peşe hapşırma, gözlerde sulanma kaşınma gibi belirtilerle kendi gösteriyor. Bu belirtileri gördüğümüz zaman ne yapmamız gerekiyor? Bir polen alerjisi var mı yok mu diye değerlendirmek gerekiyor. Çünkü insanın hayat kalitesini o kadar bozuyor ki. Düşünün, okula gidiyorsunuz ders yapamıyorsunuz, neden? Çünkü burnunuz tıkalı, nezleniz var, peş peşe hapşırıyorsunuz nasıl konsantre olacaksınız? Çocuklarda bir kere ders başarısını etkiliyor. Bir de ev gidiyor evde uyuyamıyor, neden? Çünkü burnu tıkalı. Burun tıkalı olduğu için uyuyamıyor, uyuyamadığı için uykusunu tam alamıyor. Uykusunu tam alamadığı için de sabah uykusuz okula gidiyor yani ders başarını da etkiliyor, hayat kalitesini etkiliyor. İleride astım gelişmesine neden olabiliyor. Onun için polen alerjisi belirtileri görüldüğü zaman bunun teşhisi konulması ve tedavi edilmesi gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Besin alerjileriyle ilgili bir şey sormak istiyorum. Bebeklerin ilk 2 yaşlardaki beslenmeleri ilerideki alerjik rahatsızlıklarını etkiler mi? Yani ilk doğumdan itibaren anne sütü olabilir bu tarz beslenme alerjik rahatsızlıkları etkiler mi? Onda bir ayrım var mıdır?
AHMET AKÇAY: Şöyle bir bilgi var; sadece anne sütüyle 6 ay beslenen çocuklarda besinlere bağlı alerjik hastalıklar olsun, diğer alerjik hastalıklar olsun gelişme riski neredeyse 10 kat daha az, o kadar azaltıyor. Onun için biz ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenilsin istiyoruz, ek gıda verilmesin istiyoruz. Bunun dışında ne yapmak gerekiyor? Besin alerjisi gelişmesine veya diğer alerjik hatsallıkların gelişmemesi için neler yapabiliriz? İnsanlar diyor ki; ben bir şeyler yapmak istiyorum diyor. Çünkü bende annemde babamda alerji var çocuğumda gelişmesin diyor ve ya kardeşimde var, neler yapabilirim dediği zaman ne yapmak gerekiyor? En önemli şey bir kere çocuğa gereksiz antibiyotik vermeyecek. İlk 2 yaşta kullanılan antibiyotikler çocuklarda alerjik hastalıkların gelişmesini çok artırıyor. Neden antibiyotik veriyor aileler? Hemen öksürdüğü zaman, ateşi yok öksürük var nezle var nedir bunun sebebi gribal enfeksiyon. Ama 2-3 gün öksürüğü düzelmediği zaman öksürük kesilsin diye aileler antibiyotik veriyor. Veya doktora gidiyor, doktor da tabii risk almak istemiyor antibiyotik veriyor. Bu sefer de ne oluyor, alerjik hastalıklara eğilim artıyor. Onun için ben ailelere genelde şunu öneriyorum; ateşi 38,5’un üzerine çıkmadan mecbur kalmadıkça antibiyotik başlamayın diyorum. Hijyene çok önem vermeyin, çocuk biraz mikropla karşılaşsın diyorum. Mikropla karşılaşsın ki bağışıklık sistemi kuvvetlendin diyorum. Bunun dışında anne sütüyle ilk 6 ay beslensin diyorum. Ve sebze ve meyve ağırlıklı gıdalarla beslemeye çalışalım ek gıdalar olarak diyorum. Çünkü sebze ve meyveler de vücudumuzun bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor. O sebepten dolayı da alerjik hastalıkların gelişmesini azaltıyor. Ve bir de fazla kilo almasını engelleyin diyorum. Çok şişman çocuklarda yağ hücreleri alerjik hastalıklara eğilim artırdığı için, işte bunlar da besin alerjisini gelişmesini, astımı, alerjik nezlenin gelişmesin sebep olduğu için diyoruz ki; sebze ve meyveyle beslenin, antibiyotik kullanmayın, s,gara içilmesin, mikroplarla biraz karşılaşsın izin verin biraz rahat olun diyoruz.
EREL AKSOY: Hocam, siz aslında çocuk hastalıkları uzmanısınız ve üzerine yaptığınız üst ihtisaslar var. Göğüs hastalıkları uzmanısınız. Alerji ve immünoloji bağışıklık sistemi üzerine uzmanlığınız var. 3 ayrı ihtisasınız var. Bunların üçünün birleştiği nokta da aslında astım, öyle diyebiliriz değil mi Hocam? Astım hakkında konuşalım isterseniz. Nasıl bir hastalıktır önce ondan başlayalım?
AHMET AKÇAY: Astım denince insanlar o kadar çok korkuyorlar ki inanın benim astım teşhisi koyduğum çocukların anneleri astım olduğunu kabul etmek istemiyorlar. Ama aslında astım korkulacak bir hastalık değil. Astıma bazı doktorlar diyor ki; alerjik bronşit, o zaman hasta korkmuyor. Aslında alerjik bronşit astım aynı aslında. Diyor ki; spastik bronşit diyor o zaman korkmuyor. Çünkü niye, astım yok adında. Ama astım dediğiniz zaman çok korkuyor. Hele bir de alerjik astım dediğiniz zaman daha da korkuyor. Aslında bunların hepsi aynı isim, adı astım. İster alerjik bronşit olsun, ister spastik bronşit olsun, ister alerjik astım olsun hepsinin adı astım. Astım kendini nasıl gösteriyor? Sık öksürük, nefes sıkışması, akciğerde hırlamalar, gece uykudan uyandıran öksürükler, sabaha doğru öksürükler, koştuktan sonra öksürük olması bütün bunlar astımın belirtileri. İşte bu çeşitli nedenlerle ev tozu, polen, küf gibi çeşitli havadan geçen alerjenlerin vücudumuza özellikle genetik zemin olan çocuklarda vücudumuza girerek akciğerlerde inflamasyon dediğimiz iltihaplanmayı yaparak akciğerlerde oluşturduğu bronşlarda spazmla bu belirtilerin ortaya çıktığı hastalığa biz astım diyoruz. Astım hastalığından korkmamak gerekiyor çünkü tedavisi olabilen bir hastalık. Tedavisi olan hastalıklardan biz korkmuyoruz.
PINAR AKKAŞ: Çocuklarda ne sıklıkla görülüyor astım?
AHMET AKÇAY: Türkiye’de yüzde 10 civarında, yani 10 çocuğun birinde alerjik hastalık var. Bizim İstanbul’da yaklaşık 20 bin çocuk üzerinde yaptığımız bir çalışma var. Astımın sıklığı yüzde 15’lerde. İstanbul’da astım sıklığı daha fazla, daha çok görülüyor.
EREL AKSOY: Astım krizlerinden zaman zaman ölümleri duyuyoruz haberlerde. Peki bunun sebebi, önemli bir hastalık dedik, üzerine binen bir takım enfeksiyonlar nedeniyle mi bu tip durumlarla karşılaşıyoruz yoksa ihmal mi ön planda?
AHMET AKÇAY: Genelde astın krizlerinden ölüm artık pek görmüyoruz. İnsanlar artık tedavisini öğrendi ve çok kolay tedaviye ulaşabiliyorlar. Neden ölüm olabilir? Ancak işte doktora götürmezseniz, nefesi sıkıştı çünkü bronşlar daraldığı zaman çocuk artık oksijen açlığı çekiyor. Eğer siz gerekli müdahaleyi yapmazsanız o bronşlar giderek daralır ve oksijensiz kalır. Oksijensiz kaldığı zaman çocuk beslenemez, beslenemediği için de vücuttan su kaybı olur. Ondan dolayı da çocuk yoğun bakımlık hale gelir ve daha sonra da müdahale edilmezse tabii ki ölüme kadar gidebilir. Genelde artık bu dönemlerde herkes öksürük olduğu zaman, hafif nefes sıkışıklığı olduğu zaman genelde hastaneye ulaşabiliyor. Artık çok beklediğimiz bir durum değil çünkü tedavisi olan bir hastalık olduğu için genelde tedaviyle düzeliyor.
EREL AKSOY: Enfeksiyona astım hastalarında eğilim oluyor. İstemiyoruz ayrıca, değil mi?
AHMET AKÇAY: Tabii istemiyoruz. Enfeksiyon hastalıklarına karşı eğilim var. Düşünün ki bronşlar daralmış. Aileler diyor ki; çocuğum balgam çıkaramıyor. Balgam sökücü veriliyor genelde. Çünkü balgam çıkaramayınca balgam sökücü verilince sanıyorlar ki düzelir. Ama bronş dar, balgamı çıkartıcı tedavi vermeye çalışıyorsunuz bu sefer balgam çıkmaya çalışırken daha da çok öksürük oluyor. Bu sefer çocuğun konforu iyice bozuluyor. Onun için bronşları genişletmek lazım ki zaten bronşlar genişleyince balgam kendi kendine çıkacak rahatlayacak. Öyle sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliyoruz bazen.
EREL AKSOY: Astımlı hastalara özellikle yaptırmalarını önerdiğiniz aşılar var mıdır Hocam?
AHMET AKÇAY: Şimdi biz astımlı hastalık olduğu zaman öncelikle bir tedavisini planlıyoruz. Bir kere astımı düzelten, akciğerlerde iltihabı düzelten tedaviler var. Bunun dışında tabii ki eğer ciddi bir alerji varsa o zaman alerji aşıları da öneriyoruz. Çünkü çocuklarda astımın yüzde 90’ının nedeni alerjidir. Ya ev tozuna alerji vardır ya da polen alerjisi vardır veya küf alerjisi vardır genelde. Bunlar çok ciddi olursa alerji aşıları öneriyoruz. Alerji aşıları dilaltı spreyi şeklinde veya cilt altına enjeksiyon şeklinde iki tane aşı yöntemi uyguluyoruz. Ki, bu vücudumuzun alerjik olduğu maddelere karşı artık o alerji barıştıralım istiyoruz. Düşünün, bir kişiye karşı antipatiniz var, gördüğünüz an sinirleriniz tepenize geliyor. İşte biz ne yapıyoruz alerji aşısıyla? Vücudu alıştırıyoruz. O antipatik olduğu kişiyi düşünün, önce bir uzaktan gösteriyoruz, bu omu değil mi derken o kişi sizin yanınıza geliyor merhaba deyip hemen kaçıyor, daha sonra 1 dakika kalıyor, daha sonra 5 dakika kalıyor, daha sonra bakıyorsunuz muhabbet ediyorsunuz ve hiç bir şey olmuyor. İşte biz de aşıyla bunu yapmaya çalışıyoruz, önce çok küçük dozlarda veriyoruz daha sonra dozları giderek artırıyoruz ve vücudu alıştırıyoruz. Vücudun tepki vermemesini sağlıyoruz. Bizim aşıda yaptığımız şey bu. Çünkü ne kadar tedavi verirsek verelim o vücuda o alerjinin, ev tozunun yaptığı zarar devam ediyor. Siz bir taraftan düzeltiyorsunuz alerji bir taraftan devam ediyor. Onun için biz ne yapıyoruz? Bu tedavinin yanında o aşı tedavisiyle vücuda zarar vermesini de engelliyoruz ki hastalığın asıl nedenini halletmeye çalışıyoruz. Bunun dışında astımlı hastalara eylül, ekim aylarında grip aşısı da öneriyoruz, neden? Çünkü astımlı çocuklarda en önemli tetikleyici faktör grip. Gribal enfeksiyonlarda bronşlar daralır. Onun için ne yapmamız gerekiyor? Bir gribi bile engellesek grip aşısını öneriyoruz. Çünkü grip aşısı deyince bütün gripleri engellemiyor ama bir tek gribal enfeksiyonu bile, çocuğun bir kere sıkışmasını bile engellesek kardır diyoruz. Onun için dünya sağlık örgütü yılda bir kere eylül, ekim ayında astımlı çocuklara grip aşısı yapılsın diye öneriyor. Biz de öneriyoruz.
PINAR AKKAŞ: Aşılar tedavide kesin çözüm müdür? Grip aşılarının dışında, astım tedavilerinde uygulanan aşılar.
AHMET AKÇAY: Alerji aşırlında tabii biz onu ilaç kullanımını azaltsın, çocuğun konforunu artırsın diye çalışıyoruz. Çünkü düşünün, polenlere alerjiniz var, çocuk pikniğe gitmeyecek mi? Her gittiği zaman tedavi mi kullanacak? Ne yapması gerekiyor? Bizim buna da bir çözüm bulmamız lazım ki o aile de çocuğuyla beraber pikniğe gitmek, çimenlerin üzerince yuvarlanmak istiyor. Bunu nasıl sağlayabiliriz? Çünkü polenler var etrafta, polenlerle, alerjenle karşılaştığınız an astımı varsa polenlere bağlı bronşlar daralıyor, alerjik nezlesi varsa hapşırmalar, gözlerinde sulanma olur. İşte biz de bu polenlere karşı barıştırmamız lazım ki polenlerle karşılaşınca vücutta zarar vermesin. İşte bu alerjiler de bunu sağlıyor. İlaç kullanmamızı azaltıyor, nedeni ortadan kaldırıyoruz. Onun için asıl çözümü sağlayan aslında bu tedaviler oluyor. Yoksa biz ilaç veriyoruz düzeliyor ama o anlık düzeliyor. Bir dahaki mevsim yine bizimle polenler, bir dahaki mevsim yine bizimle. Onun için biz alerji aşılarını öneriyoruz. Bir de sadece alerjik nezlesi olanlarda aşı tedavisi daha sonra gelişecek astımı da engelliyor. Çünkü alerjik nezle var astımı yok diyelim, daha sonra ileride yüzde 20 oranında yani 5 alerjik astımlı çocuğun birinde astım görülebiliyor. Onun için astım gelişmesini de engelleyebiliyoruz.
EREL AKSOY: Peki bu verdiğiniz alerji aşıları nedene yönelik bir tedavi mi yoksa standart bir tedavi midir?
AHMET AKÇAY: Bu nedene yönelik, her çocuğa özel aşı öneriyoruz. Çocuğun alerji testine bakıyoruz. Testte neye karşı alerjisi var onu saptıyoruz. Hangi derecede alerjisi var onu saptıyoruz, o alerjenlerden çocuğa özel karışım hazırlıyoruz. Bu karışımı yurt dışından getiriyoruz ve hazırlatıyoruz daha sonra bu alerji aşısıyla çocuğa özel aşıyla tedavi ediyoruz. Tabii ki her alerjisi olana da aşı önermiyoruz. Öncelikle bakıyoruz aşı tedavisi önerirken çocuğun bir kere o alerjenle karşılaştığı zaman reaksiyon verdiğini bilmemiz gerekiyor. Test yapmışsınız, bakıyoruz polen alerjisi çıkmış ama çocuğun baharda şikayeti olmuyor. Şimdi bu çocuğa aşı tedavisi versen ne olur vermesen ne olur. Çocuğun öyle bir derdi yok ki. Ancak biz derdi olanlara onun sebebi olduğunu kesin telhisi koyduğumuz çocuklara o aşı tedavisini veriyoruz ve özel karışımlar yapıyoruz. Onun için bu alerji testini değerlendirmek çok önemli. Yani sadece alerji testi yapmakla teşhis konulmuyor. O alerji testini değerlendirmek, çapraz reaksiyonları değerlendirmek, hangi alerjenlerin hangi alerjenlerle test yapılacağını bilmek ve o kullandığımız alerjenlerin de miadının yani zamanının geçmemesi ve gerçek polen alerjenlerinden oluşmasının imkanının olması gerekiyor. Ondan sonra o deneyimlerle o alerji aşıları hazırlanıyor ve aşı tedavisi uygulanıyor. Herkes şöyle düşünüyor; ben aşı tedavisini gideyim eczaneden alayım diye düşünüyor. Bu aşılar eczanede satılmıyor. Bu aşılar ancak yurt dışından bazı firmaların bağlantısıyla hazırlandırılarak getiriliyor. Onun için bu aşı tedavisi çok önemli.
PINAR AKKAŞ: Biraz önce bahsettiğiniz alerji testiyle ilgili işte doğru yorumlanması, iyi teknikle yapılması, çapraz reaksiyonlar, bunların iyi değerlendirilmesi. Alerji testlerinin güvenilirliğiyle ilgili sormak istiyorum. Yani yüzde yüz cevap verir mi alerji testleri? Yoksa yönlendirici testler midir? Tam güvenebilir miyiz alerji testlerine?
AHMET AKÇAY: Şimdi bir kere alerji testlerinin eğitimi ancak çocuk uzmanlarına veriliyor aslında. Çocuk alerji uzmanları dışında testlerin yapılması aslında çok doğru değil. Bunun gerçekten eğitimi çok uzun meşgaleli bir eğitim. Bir kere teorik eğitimini almanız gerekir. Bunun teorik eğitimi en az 1 yıl, daha sonra pratik eğitimini almanız lazım en az 1 yıl. Ondan sonra uygulamanız lazım en az 1 yıl. Yani 3 yılın eğitim sırasından sonra onun eğitimini almanız lazım ki onu uygulamanız lazım yoksa sadece oraya damlatmak ve test yapmakla bu iş bitmiyor tabii. Bu alerjik hastalık tipine bağlı güvenilirlilik değişiyor. Örneğin; astım ve alerjik nezlede bu testin güvenilirliği yüzde 95, burada çıkan alerjenler gerçekten varsa vardır. Ama bu çıkan alerji testlerinde biz hassasiyeti gösteriyoruz. Hassasiyet neyi gösteriyor; bize buna karşı astımın olabileceğini düşündürüyor. Ne yapıyoruz? Diyelim ki polen alerjisi var, bize neyi gösterdi alerji testi? Polene karşı hassasiyeti var. Hastayı sorgulamaya başlıyoruz diyoruz ki; bahar aylarında sizin şikayetiniz oluyor mu? Eğer bahar ayında şikayeti varsa, alerji testinde polene karşı alerjisi varsa diyoruz ki; tama, bu polene bağlı alerjik hastalığı var. Ne sağlıyor bize? Yüzde 95 teşhisi koyduruyor. Fakat besin alerjilerinde ise bu daha farklı. Besin alerjisinde diyelim ki saptadık inek sütüne karşı alerjisi var, burada çıkan alerjinin şiddeti de önemli. Bir kere şiddetini de iyi değerlendirmek gerekiyor. Diyelim ki hafif derecede bazen alerji çıkıyor, şimdi biz bu alerji var diye 6 ay anneyi, çocuğu diyete alıp da çocuğu gıdasız, anneyi gıdasız, besinsiz mi bırakalım? Yoksa nasıl bir yöntem izleyelim? Şimdi bu da önemli. Onun için ne yapıyoruz biz; bir kere besin alerjisi yaptık, hangi alerjenleri saptamışsak öncelikle diyoruz ki; hafif bir alerji çıkmışsa diyoruz biz eneye öncelikle, eğer emziriyorsa annenin iki hafta diyet yapması gerekiyor, süt ürünlerinin yasaklanması gerekiyor, çocuğa süt ürünlerini vermememiz gerekiyor. Ondan sonra diyoruz ki; iki haftanın sonunda bir diyeti bozalım diyoruz, bir inek sütü verelim, reaksiyon gerçekten görülüyor mu görülmüyor mu diyoruz. Onu değerlendiriyoruz. Eğer gerçekten reaksiyon varsa, çocukta belirti varsa o zaman 67 ay diyete alıyoruz. Eğer çocuğa gıdayı inek sütünün veriyoruz sorun olmuyorsa bu çocuğa niye diyet verelim? Bunun sorunu değil. Ama bakıyoruz ki alerji testinde ciddi bir alerji çıkmış, bunu artık denemeye gerek yok çünkü bir onu anlıyoruz ki yüzde 95 ona karşı reaksiyon olacak, hatta çocuğu alerjik şoka sokabiliriz, çocuğu ölüm riskiyle baş başa bırakabiliriz. Onun için aslında bu testlerin yorumlanması değerlendirilmesi karşıdan göründüğü gibi basit değil. Yoksa karşıdan bakılıp test yapılıyor, ona göre insanlar teşhis konulduğunu düşünüyor. Ama onun iç yapısı öyle değil tabii ki.
PINAR AKKAŞ: Zaten çoğu zaman da tedavi edici olamayabiliyor. Egzamalar için nasıldır bu testler Hocam?
AHMET AKÇAY: Şimdi biz ne yapıyoruz? Egzamalı gelen hastalar, genelde bana gelen hastaların çoğu en az 3-4 hekime gitmiş genelde kremler verilmiştir. Kremlerle düzelmiştir ama sonra yine tekrarlamıştır. Egzamanın en önemli belirtisi genelde yüzde kızarıklıklarla kendini gösteriyor. Daha sonra eklem yerlerinde kızarıklıklar oluyor. Kollarda, boyunda, kulak arkasında kızarıklıklar oluyor. Ne yapıyoruz alerjik çocuklarda? Genelde üçüncü dördüncü aydan sonra belirti veriyor. Geliyor hastalar bize ne yapıyoruz? Bir kere egzamanın biliyoruz ki biz yüzde 40-50 nedeni besin alerjisi. Bakıyoruz ki bunda besin alerjisi olma ihtimali yüzde 50 diyoruz. Ne yapıyoruz? Alerji testi yapıyoruz. Genelde etraftan derler ki çocuğa alerji testi 5 yalından önce yapılmaz başka yere gitmenize gerek yok denilir genelde. Ama iş öyle değil. Çünkü zaten gıda alerjisi kalmıyor düzeliyor, düzelecek bir şey niye yapalım? Bunun doğru bilgisi nedir? Çocuklarda gıda alerjisine bağlı alerji testi 2 aylıktan sonra yapılabilir.
PINAR AKKAŞ: Kolay uygulanan yöntem, değil mi?
AHMET AKÇAY: Kolay yöntemi bebeklerde nereye uyguluyoruz? Sırta uyguluyoruz. Derler ki; çok canı yanmasın. Can yanmıyor, inanın ki çocukların ruhu bile duymuyor. Çünkü bizim uyguladığımız yöntemle sadece cildine nüfuz ettiriyoruz. Yani böyle kanamalı iğneli bir şey değil. Nüfuz ettikten 15-20 dakika sonra o nüfuz ettirdiğimiz alerjenler zaten kendini gösteriyor. Alerji saptıyorsak bakıyoruz neye karşı alerjisi var süte karşı. Diyoruz ki; süte karşı alerji olma ihtimaliniz var. Eğer derecesi düşükse o zaman yükleme testler yapıyoruz. Ona göre de kararı veriyoruz. Eğer kesin o gıdanın alerji nedeni olduğunu biliyorsak 6 ay diyete alıyoruz hem anneyi hem çocuğu. Bazen aileler diyor ki; doktor bey biz hiç çocuğa süt vermedik çocuk annesini emiyor, gıda alerjisi olma ihtimali yok diyor. Anne sütüne karşı mı alerji var? İşte annenin yediği gıdalar da anne sütünden çocuğa geçiyor ondan dolayı alerji yapabiliyor. Onun için annenin yedikleri de etkiliyor. Ondan dolayı bu önemli. Biz mamayla besleniyoruz diyor. Mamalar da sütten yapılıyor. Sütten yapılmayan ancak mamalarla tedavi yapılması lazım onun için o da önemli. Mamalar da sütten yapılır, sütten yapılmayan mamalar az kullanılıyor. Genelde ailenin kullandığı mamalar değil bunlar ancak bizim süt alerjilerinde kullandığımız mamalar. Sütten yapılmayan bazı mamalar da var tabii.
EREL AKSOY: Gıda dışı peki neler olabiliyor egzamaya sebep olan nedenler?
AHMET AKÇAY: Gıda dışı neler olabilir? Bir kere kullandığımız deterjanlar, sabunlar cildi kurutan sebepler. Çünkü biliyoruz ki biz egzamalı çocuğun cildinin su tutma kabiliyeti çok az su tutamıyor. Tutamadığı için de kuruyor, kuruyunca da kaşınıyor, kaşındığı için de kızarıyor. İşte bir çok sebeplerden bir tanesi de sabun ve genelde şampuanlara bağlı kurutucu maddelerden de olabiliyor. Ondan dolayı kullandığımız sabun, şampuan da egzamaya neden olabiliyor. Bir de kıyafetler, sıkı kıyafetler giyiyorsak özellikle yün içeren kıyafetler onlar da egzamaya neden olabiliyor. Egzamada da yine genetik bazı hastalıklar var, düzelmeyen egzamalara neden olabiliyor o tür sebepler var. Egzamanın aslında bir çok sebepleri var ama en önemlisi besin alerjileri, onun için sebebinin bulunması gerekiyor yoksa verdiğiniz kremler sadece geçici düzelmeler sağlar, tekrarlar. Ama neye karşı alerji olduğunu bulursanız onu diyete alırsınız artık cildindeki kaşınmaların olmadığını görürsünüz.
EREL AKSOY: Son zamanlarda popüler olan gıda testleri var Hocam. Mesela diyorlar ki; sizin çaya karşı in toleransınız var diyorlar, çaydan uzak durun. Bu tip testlere nasıl bakıyorsunuz Hocam?
AHMET AKÇAY: Biz onları önermiyoruz. Neden önermiyoruz? İn tolerans dediniz bakın alerji değil. İn tolerans üç farklı mekanizmayla ortaya çıkar. Nedir bunlar? Metabolik, yani vücudun metabolizmasıyla alakalı problemlerden dolayı olabilir. Bunun dışında farmakolojik, kişinin farmakolojisiyle alakalı. İçindeki maddelere bağlı olabilir, üçüncüsü psikolojik. Sizin yaptığınız testler ise bunların hiç birini birden ortaya koyması mümkün değil. Genelde bunlar farklı amaçlar için yapılan testlerdir. Onun için bizim önerdiğimiz testler değildir. Yani bu testlere göre biz diyet yapılmasını veya tedavi yapılmasını önermiyoruz alerjistler olarak.
PINAR AKKAŞ: Alerji testleri o zaman kandan ve cilt yoluyla yapılıyor, değil mi?
AHMET AKÇAY: Kandan ve cilt yoluyla yapılıyor. Biz kandan ne zaman yaparız alerji testini, ciltte yapamadığımız durumlarda yaparız. Ne zaman yapıyoruz? Bakıyorsun ki çocuğun cildi tamamen perişan olmuş yani vücudunda salpam deri yok, test yapacağınız yer yok. Bunun dışında antihistaminik dediğimiz eğer alerji testini etkileyen ilaç kullanıyorsak o zaman kandan yapıyoruz. Yoksa kandan alerji testi yapmaya gerek yok. Çünkü ciltten yapılan alerji tesit kandan daha doğru sonuç veriyor ücret olarak da daha ucuz. Bakıyorsunuz kanda daha pahalı ve en az bir hafta sonra çıkıyor, diğeri hemen 15 dakikada çıkıyor ve daha doğru sonuç veriyor. Kandan çıkmayan ciltten çıkabiliyor. Ama ciltten çıkmayan kanda çıkması çok nadir.
PINAR AKKAŞ: İkisini de yaptırmaya gerek var mı yoksa ilk önce ciltten mi başlamak gerekir?
AHMET AKÇAY: İkisini de yaptırırsanız daha iyi ama bu sefer maliyeti artıyor. Bir, bizim çocukta yapmamız geren nedir? Bir kere çocuğun da psikolojisini bozmamak gerekir. Düşünün küçücük bir bebekten şimdi kan almak da çok zor. Kan alınırken çocuğun canının yanmasını düşünün yani o kanı almak pek istediğimiz bir şey değildir. Mecbur kalmadıkça biz çocukların canlarını yakmak istemiyoruz. En önemli şeyimiz öncelikle çocuğa zarar vermememiz gerekiyor ki ondan sonra tedavi edelim.
PINAR AKKAŞ: Ben tekrar egzama ile ilgili sormak istiyorum. Egzamada aşı tedavisi bir yöntem midir? Ya da ultraviyole tedavilerinin faydaları var mıdır egzama için?
AHMET AKÇAY: Biz egzamada aşı tedavisi önermiyoruz. Ancak egzamada nasıl bir aşı tedavisi önerilebilir. Biz buna desensitizasyon diyoruz.Çocuğun süte karşı alerjisi varsa ona bağlı reaksiyon oluyorsa ancak 5 yaşında sonra o zaman desensitizasyon dediğimiz bu sütü çok küçük miktarlarda vererek her gün dozunu artırarak o süte karşı vücudu alıştırmaya çalışıyoruz. Öyle bir yöntem uygulanabiliyor ama genelde de 5 yaşına kadar uygulanabiliyor. Çoğunda gıda alerjileri 5 yaşına kadar yüzde 80-90’ı zaten düzeliyor. Düzelmeyen yüzde 10 gibi bir kısım oluyor. Genelde ultraviyole ışınını bebeklere uygulamamıza gerek kalmıyor. Çünkü genelde bu kortizon içermeyen bazı kremlerle bile çocuğu düzeltiyoruz. Genelde çocuğa zarar vermeyen kremler uygulamaya çalışıyoruz ve vücudun nem oranını artıracak, su kaybını azaltacak çeşitli böyle tedaviler öneriyoruz. Yün kıyafetler önermiyoruz, bu tedavilerle zaten çok iyi sonuçlar alıyoruz. Onun için böyle daha ekstra tedavileri vermeye bile gerek kalmıyor.
EREL AKSOY: Konuşmalarınızdan çıkardığım egzamanın astımı tetikleyici rolü olabileceğinden bahsettiniz. Obezitenin de olabileceğinden bahsettiniz, ikisini nasıl dengeleyeceğiz? Obezlere egzersiz önerir miyiz? O konuda bilgi verir misiniz?
AHMET AKÇAY: Şimdi ne dedik; yağ hücreleri alerji eğilimini artırıyor, alerjik hastalıklarını artırıyor. Bu sefer dedik ki bir de; egzersiz de astıma neden olabiliyor, öksürtebiliyor. Ailede diyor ki; çocuk koşuyor öksürüyor onun için ben de oyun oynamasını istemiyorum diyor. Şimdi bu sefer daha fazla kilo alıyor. Daha fazla kilo aldığı zaman da alerjisi daha da ilerliyor. İşte biz ne yapıyoruz; o çocuklara özel bazı önerilerde bulunuyoruz. Ne yapıyoruz? Bir kere astımlı çocuğun egzersiz yapması için çocuğun astımının kontrol altında olması gerekiyor. Bir kere tedaviyle kontrol altına alıyoruz. Daha sonra bu astımlı çocukların spor yapmaları için, spordan yarım saat öncesinde önce hafif bir terleyecek şekilde hafif bir ısınma hareketleri yaptırıyoruz. Bunu 10-15 dakikalık ısınma hareketleri yapıp terleme pozisyonuna geldikten sonra 30 dakika dinlenmesini öneriyoruz. 30 dakika dinlendikten sonra spora başlarsa işte o zaman nefes sıkışması çok nadir görülüyor. Veya her sporda nefes sıkışması oluyorsa spordan 10-15 dakika önce ne yapıyoruz; nefes açıcı bazı spreylerimiz var, o spreyden iki kez alsın ondan sonra spor yapsın diyoruz. O zaman ne oluyor? Nefes sıkışması olmuyor yani bazı önlemlerle spor öneriyoruz. Özellikle de yüzme öneriyoruz. Çünkü biliyoruz ki suyun altına girdiği zaman ne oluyor, nefesini tutuyor, üstüne çıktığı zaman nefesini veriyor. Nefes alma-verme hareketini yapıyor akciğerlerini geliştiriyoruz. Bunun dışında bir çok sporu hemen hemen her türlü sporu önerebiliyoruz. Tek önerilmeyen spor nedir? Tüple dalmak. Neden tüple dalmayı istemiyoruz? Çünkü biliyoruz ki suyun altında bu bazı zararlı gazlar vücudumuzda çoğalıyor, ondan sonra bu değişimi su üstüne çıkınca yapamadığı için ondan dolayı da akciğerde bazı zararlar ortaya çıkıyor, akciğerlerde patlamaya neden olabiliyor. Ondan dolayı sadece biz tüple dalmayı önermiyoruz çünkü bu tüple nefesimize giren gazlar da akciğerlere zarar verebiliyor. Bir çok sebepten dolayı tüple dalmayı önermiyoruz ama diğer sporların hemen hemen hepsini yapmasını öneriyoruz ki kilo almasın kilo versin ve yağ hücrelerinden kurtulsun ki alerjik hastalıklara eğilimi azalsın istiyoruz. Bizim amacımız zaten astım tedavisinde normal insanlardan farkı olmasın diye çalışıyoruz. Düşünün sprey kullanıyor evde oturuyor, neden çünkü spor yapınca sıkışıyor diye. O zaman çocuk neden ilaç kullansın? İlaç kullanmasının sebebi ne? Psikolojik olarak depresyona giriyor. Biliyoruz ki ruhsal sıkıntı da çocuğun sıkılması da bronşları daraltan bir sebep. Ondan dolayı genelde biz egzersiz, sporu öneriyoruz.
PINAR AKKAŞ: Çocuklardaki astım yaş ilerledikçe iyileşme gösterir mi?
AHMET AKÇAY: Evet. Genelde 8 ile 14 yaş arası diyoruz ve 14 ile 18 yaş arasında yani ergenlikle ve yetişkinleşme döneminde bu immun sistem hafif normal tarafa doğru kayabiliyor. Ondan dolayı bir rahatlama görülüyor. Bazen de bu ergenlik döneminden önce bazı astım hastalığı diyebildiğimiz hastalıklar aslında astım değil akciğerdeki sadece hassasiyet var ve alerjisi yok. Aslında bunlar gerçek astım değil. Bu gerçek astım olmayan hastalar bu ergenlikle beraber normale kaydığı için diyor ki; çocuğun astımı düzeldi diyor. Peki ne yapmış da düzelmiş? O dönede bıldırcın yumurtası vermiş düzelmiş. O bıldırcın yumurtası değil ister mağaraya gitsin, ister hiçbir şey yapmasın, ister domates yesin, ister bal yesin o zaten düzelecek. Onun için o düzelecek olanları biz zaten anlıyoruz, bakıyoruz alerjisi yok. Bunlar zaten diyoruz ki; ergenlikle birlikte bu çocuğunuz düzelecek diyoruz. Bakıyoruz ki alerjisi çok yüksek olan çocuklar çıkıyor bazen, onların düzelme şansı az olunca işte onlara aşı tedavisi öneriyoruz. Ama hafif alerjisi olanlara, onlara da aşı önermiyoruz. Neden? Çünkü bu da bu ergenlik döneminde 14-18 yaş arasında diyoruz ki; bu zaten kendi kendine düzelecek diyoruz.
EREL AKSOY: Alternatif tıp diye yeni bir isimlendirme var Hocam, tamamlayıcı entegratif tıp diye çeşitli isimlendirmeler yapılabiliyor. Alerji konusunda da alternatif tıbbın dalları var mıdır? Yani alerji konusunda hastaya faydalı olabilecek yöntemler önerir misiniz?
AHMET AKÇAY: Şu ana kadarki bilimsel çalışmalarda alternatif tıp şu anda önerilmiyor. Çünkü yapılan çalışmalarda örneğin akupunktur. Diyor ki; çocuğumun astımı var, akupunktur yaptırayım mı? Yapılan çalışmalarda görülmüş ki akupunkturun bilimsel olarak faydalı olduğunu gösteren kesin bir kanıt yok. Ondan dolayı bir de akupunkturun zararlı sonuçları da olabiliyor. O iğnelerin enfeksiyonu olabilir veya başka sakıncalı nedenler ortaya çıkabilir. Ondan dolayı akupunkturu önermiyoruz. Bunun dışında bitkisel tedaviler öneriliyor. Bu bitkisel tedavilerde deniliyor ki; bitkisel tedavilerin içinde kortizon olabiliyor veya vücut metabolizması zararlı olan bazı maddeler olabiliyor. Ondan dolayı da zararlı olabiliyor. Onun için bu zararı göze almadığı için bu bitkisel tedavilerin kesin faydalı olduğunu gösteren bilimsel çalışma olmadığı için onları da önermiyoruz. Homeopatiyle alakalı, yani nedeni nedenle tedavi etme yöntemidir homeopati. Homeopatide ne yapıyorsunuz, diyelim ki uykusuzluğunuz var, uykusuzluğa neden olan sebep nedir? Örneğin; kahve, kahve ne yapar uykusuzluk yapar. Kahvenin maddesiyle uykusuzluk tedavi edilmeye çalışılıyor, bu şekilde bir yöntem. Yani nedeni nedenle tedavi etme yöntemi. Homeopatiyle ilgili yapılan çalışmalarda da faydalı olan çalışmalar var fakat daha faydalı bulunmayan çalışmalar da var. Bu da ortada bir tedavi. Onun için bunu da öneren çalışmalar şu anda yok. Yani bu alternatif tedaviyi şu anda astımda veya alerjik nezlede veya besin alerjisinde kesin uygulanmasını öneren şu anda çalışma yok. Örneğin bal, bal mı verelim? Bazen diyorlar ki bal vereli mi, propolis verelim mi diyen aileler oluyor. Bunlarla alakalı yapılan çalışmalara baktığımızda eğer çocuğun polenlere karşı alerjisi varsa deniyor ki çapraz reaksiyonla polenlere kaşı alerjisi olan çocuklarda bal zararlı da olabilir. Onun için istiyoruz ki biz, bal yemesini engellemiyoruz tabii ki ama polen alerjisi varsa tedavi amaçlı da olsa fazla kullanmasınlar. Sadece ihtiyaç olduğu için kullansınlar. Fazla kullanırlarsa Zaralı da olabilir. Özellikle öksürüğü artan veya şikayetleri artan çocuklarda tedavi amaçlı kullanılması pek istediğimiz yöntem değil. Bu tür tedavilerin daha tam böyle kanıtlanmış tedavi yöntemleri yok ama yeni yeni dünyada artık alternatif tıp bilim dalları kurulmaya başlandı. Türkiye’de de yine kurulacaktır ve bu alternatif tıp bilim dalları kurulduktan sonra eğer bir bitki verilmesi düşünülüyorsa bu bitki bilimsel olarak araştırılması lazım. Nasıl araştırılıyor? Bir kere 100 tane astımlıya bitkisel tedaviyi vereceksiniz, 100 tane astımlıya o bitkisel tedaviyi vermeyeceksiniz, bu bitkisel tedavi verilenlerin en az 50 tanesi iyileşmişse o zaman diyebilmeliyiz ki işte bu tedavi ediyor. Ve bunların yan tesirlerini de tespit etmemiz gerekiyor. Diyebilmeliyiz ki; bunların yan tesirleri yok, faydası var o aman kullanabilirsiniz dememiz lazım. Ama bunları sağlamadan bu tedaviyi kullan, al şunu kullan dediğimiz zaman o zaman risk altında kalırız. Diyelim ki 5 yıl sonra çocuğun karaciğerini kaybettikten sonra veya böbreğini kaybettikten sonra veya herhangi bir organına zarar verdikten sonra biz onu tedavi etsek neye yarar? Onun için kesin delillere dayanmamız gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: O zaman aile çocukları astım ya da alerjik rahatsızlığı olan aileler alternatif tıp arayışı içine girmeleri çok da anlamlı değil.
AHMET AKÇAY: Girmesinler. Bizim istediğimiz nedir; mesela öksürük olan çocuklarda zencefilli, ıhlamurlu, çay gibi böyle basit bilinen şeyleri kullansın istiyoruz ama. Ama böyle bilin ki çocuğun nefesi sıkışmış olan bir çocuğa istediğiniz çayı verin o çocuk düzelmez. Burada, asıl tedavinin hastanede tedavi edilmesi gerektiğini de bilmek gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Ben alerjik şok ve anafilaksiler ilgili sormak istiyorum. Çok ciddi bir rahatsızlık anafilaksi. Nedir anafilaksi?
AHMET AKÇAY: Anafilaksi, bu alerjen dediğimiz maddelerin vücutta aşırı reaksiyon vermesi ile birlikte vücudumuzdaki damarların içindeki sıvının bir anda yüzde 50’sinin vücutta bu damarların dışarı çıkmasıyla birlikte vücudumuzun tansiyonun birden düşmesi ve düşmesine bağlı da şoka girmemesi. Buna alerjik şok diyoruz. Bu alerjik şok tabii ki hayatı tehdit ediyor, anında müdahale edilmesi gerekiyor, 30 dakika içinde müdahale etmek gerekiyor yoksa 30 dakika sonra çocuğu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Onun için o ilk 30 dakikalık dönem çok önemli.
PINAR AKKAŞ: Bunu nasıl anlayacak aileler çocuklarıyla ilgili özellikle?
AHMET AKÇAY: Genelde bu tür ailelerde besin alerjisi vardır. Eğer besin alerjisi diyelim ki süte karşı alerjisi var veya herhangi bir besine karşı alerjisi var, bu çocuğun da o alerjenle aldığını biliyorsak eğer çocuğun vücudunda ani bir kızarma olmuşsa ve nabzına baktıkları zaman eğer nabzı hızlanmışsa eğer tansiyon bakabiliyorsak tansiyon düşmüşse işte bu alerjik şoktur. Veya herhangi bir ilaç aldıktan sonra veya bir enjeksiyon yapıldıktan sonra vücudunda ani bir kızarma ve şok gelişmişse işte bu çocukta alerjik şok gelişmiştir. Peki ne yapabiliriz? Diyelim ki böyle bir alerjik şok gelişti ilk yapmamız gereken şey bir kere çocuğu yere yatırmak gerekiyor ve ayaklarını yukarı kaldırıp ambulansa haber vermek gerekiyor çünkü çok az zamanımız var. Genelde böyle alerjik şok riski olan çocukları biz tespit ediyoruz. Ne yapıyoruz? Bir kere besine alerjisi varsa ve ciddi alerjisi varsa bu çocukta diyoruz ki; alerji çok gelişme riski var ve diyoruz kendi kendine enjeksiyon yapan epipen var, epipen denilen bir enjeksiyon şekli var. Bunu yurt dışından getirtiyoruz, diyoruz ki bu her zaman yanınızda bulunsun. Bu bacağın yan tarafına hızlı bir şekilde vurduğunuz aman içinden iğne kendiliğinden çıkıyor, içine enjeksiyonu yapıyor ve hayat kurtarıcı oluyor. Ne yapıyor bu ilaç? O damaların içinde bir anda yüzde 50 sıvı vücut dışına çıktığı için tabii ki tansiyon düşüyor, bu uygulanan ilaç ise damarları büzüyor ve o kaybedilen sıvıyı kompanse etmeye çalışıyor. Fakat tabii bu bize zaman kazandırıyor. Asıl tedavi nedir? Normalde çocuğa sıvı vermektir onun için damar yolunun hemen açılıp o boşalan sıvının yerine konması gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Bir kere geçirildikten sonra anafilaktik şok bir daha geçirme ihtimali vardır muhakkak, değil mi?
AHMET AKÇAY: Tabii her aman var. Yani bir alerji gelişti, eğer bir ilaca karşı gelişmişse artık o ilacı aldığı an her zaman artık alerjik şok geçirme ihtimali vardır.
EREL AKSOY: En çok bilinen de penisilin herhalde.
AHMET AKÇAY: Penisilin alerjisi, antibiyotik alerjisi her antibiyotik yapabiliyor böyle. Bunun dışında anestezi sırasında olabiliyor. Diyelim ameliyata giriyor, ameliyat sırasında da alerjik şoka neden olabiliyor. Bakıyoruz ameliyat sırası tansiyon düşüyor, vücutta ürtiker oluyor çünkü verilen anestezik maddelere karşı da alerjik reaksiyon olabiliyor veya sünnet sırasında lokal anesteziye bağlı alerjik şok gelişebiliyor. Besin alerjisi dediğimiz besinlere bağlı ciddi alerjik reaksiyonu olanlarda besini almasıyla birlikte alerjik şok gelişebiliyor bir çok neden olabiliyor tabii.
PINAR AKKAŞ: O zaman ciddi risk altında olan çocukların aileleri anafilaktik şok riskine karşı o epipenleri muhakkak hemen ulaşabilecekleri şekilde yanlarında bulundurmaları gerekiyor. İlk anlamda onu bulundurmaları gerekiyor. Zaten ambulans çağırılıp hemen hastaneye yetiştirilecek. Onun dışında evde yapılabilecek başka bir müdahale ok galiba, değil mi?
AHMET AKÇAY: Evet maalesef. Hemen en yakın hastaneye götürülmeleri gerekir.
EREL AKSOY: Mesela penisilin yapılmadan önce test gerekir mi yoksa yeni uygulamalarda hiç test yapılmaya gerek yok, direkt uygulansın, olacaksa zaten olur, olmayacaksa olmaz diye bir yaklaşım var, neden ne dersiniz Hocam?
AHMET AKÇAY: Şimdi penisilin testi, aslında eskiden yapılan testlerin çok büyük bir anlamı yok. Penisilin testi sadece bir damla damlatılarak yapılmıyor. Gerçek penisilin testi önce bir penisilinin iki tane alerjeni var. O alerjenlere bağlı bir kere reaksiyon var mı yok mu cildinden prick testi yapıyoruz. Daha sonra 20 dakikalık aralarla doz artırarak cilt içine o penisilin maddelerini veriyoruz. O penisilin maddelerini verdikten sonra onların oluşturduğu reaksiyona bağlı değerlendiriyoruz. Yani bu testin de süresi yaklaşık 2-3 saat. Bu 2-3 saatlik süreyi de hiçbir hastanede her hastayı test yapmaya kalkarsanız tabii ki yapamazsınız. Ancak biz ne yapıyoruz? Ancak bu penisilin grubu veya antibiyotik grubu ilaçlara karşı alerjik şok gelişmiş kişilerde onlarda gerçek bir alerjik şok var mı yok mu, penisiline karşı alerji var mı yok mu o zaman yapıyoruz. Yani öyküsü olan, daha önce böyle bir reaksiyonu olan kişilere yapıyoruz. Bakıyoruz, diyor ki mesela penisiline karşı ne oldu? Huzursuz oldum veya başka karnım ağrıdı veya çeşitli sebepler söyleniyor. İşte biz bunları değerlendiriyoruz, gerçek alerjisi var mı yok mu değerlendirip veya şüphe duyuyorsak o zaman teste alıyoruz. Ama gerçekten öyküye göre penisiline bağlı alerjik şok geliştiğine eminsek o zaman teste bile gerek yok, ne yapıyoruz, penisilin grubu antibiyotikleri yasaklıyoruz. Ve bu tür kişilerin de kollarında veya bunu bir kolyeyle penisilin alerjisi olduğunu gösteren bir uyarıcı takmasını öneriyoruz. Çünkü penisilin alerjisi geçiren şok giren bir kişi ambulansla hastaneye götürüldüğü zaman ne olduğunu anlamayabilir. Orada da bir antibiyotik yapılabilir veya ağrı kesici yapılabilir. Ondan dolayı bunlar da şoku tetikleyebilir. Ondan dolayı bir künyeyle belli etsin istiyoruz tabii.
PINAR AKKAŞ: Alerji her mevsim görülebiliyor ama bazı mevsimlerde ataklar daha artıyor. İşte özellikle bahar alerjisi adından da anlaşılıyor. Tedavilerinde antihistaminik ilaçlar kullanılıyor, dozları nasıl olmalıdır? En atak döneminde nasıl dozlar kullanılmalıdır?
AHMET AKÇAY: Bu polen alerjisi çok ciddi belirtileri mevcutsa bu belirtilere göre uygulanan tedavi değişiyor. Bakıyorsunuz kişinin burnu tıkanmış, siz istediğiniz antihistaminiği verin, istediğiniz doz verin burunu açamazsınız. Çünkü antihistaminik burun açamaz. Ancak hapşırmalara, burun kaşınmalarına, gözlerdeki sulanmalara faydalıdır. Burun tıkanmalarına yoktur. Burun tıkanmalarına kortizonlu bazı spreyler kullanmanız gerekiyor, onlarla açmak gerekiyor. Onun ,iç,in tedavi oluşan belirtilere göre değişmesi gerekiyor. Diyelim hapşırmanız şok fazla var, ne kadar doz alabilirsiniz? Bunun uyku yapanları var, yapmayanları var. Ve 2-3 katına kadar hatta 4 katına kadar bazen antihistaminikleri kullanabiliyoruz ama bir antihistaminiye fayda etmeyen diğerine fayda edebiliyor.Onun için bazen de ilaç değiştirmek faydalı olabiliyor. Burada asıl çare aslında o anki şikayetleri düzeltmek değil de asıl nedeni düzeltmek gerekiyor. Nedeni düzeltmezseniz her polenle karşılaştığınız zaman böyle şikayetleriniz olacaktır. Eğer ciddi belirtiler varsa, hayat konforunuzu etkiliyorsa o kişiye artık aşı tedavisinin önermemiz gerekiyor. Ona göre de bir tedavi planı çıkarabiliyoruz.
PINAR AKKAŞ: Belirli aralıklarla antihistaminik ilaçları değiştirmek faydalı bir şey midir?
AHMET AKÇAY: Fayda ediyorsa değiştirmemek gerekir ama fayda etmediği an bazen de ona karşı direnç gelişebiliyor. Diyoruz ki; birine etki etmeyen diğer gruba etki edebiliyor. Onun için farklı bir grup antihistaminik kullanabiliyoruz.
PINAR AKKAŞ: Programımızın sonuna geldik, çok teşekkür ederiz. İyi ki geldiniz.
EREL AKSOY: Çok faydalı bilgiler verdiniz ayağınıza sağlık.
PINAR AKKAŞ: tekrar bekleri ağırlamak isteriz, inşaAllah.
Bir programımızın daha sonun ageldik. Haftaya yeni bir değeli konuğumuzla buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/184604/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---25-Bolum---Doc-Dr-Ahmet-Akcay-Cocuk-Immunolojisi-ve-Alerji-Hastaliklari-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500