Deriden, tekstile, kâğıttan madenciliğe kadar birçok endüstri kuruluşu, ürettikleri atık suların arıtılıp yeniden kullanılması için kompleks yapılar, kimyasal temizlemeye dayalı özel tesisler kurarlar. Yüksek maliyetler gerektiren bu tesisler teknoloji ve mühendislik yatırımlarıdır. Buna karşın kullanıma sokabildikleri su kapasitesi sınırlıdır ayrıca bunun için ciddi enerjiye ihtiyaç duyarlar. Oysa geçmişten günümüze binlerce yıldır yaşamış 10 milyarca insan aynı günlük hayatlarında hep suya kullanmaktadır. Bu sular hiçbir tesis, enerji veya kimyasal işleme ihtiyaç duymadan arınmakta, Rabbimizin rahmeti sayesinde mükemmel şekilde temizlenerek ve bizlerin kullanımına sunulmaktadır.
Sizin bu satırları okuduğunuz anda bile milyonlarca metre küp su, okyanuslardan atmosfere, oradan da karalara taşınmaktadır. Yeryüzünde yaşayan bizlerin ve diğer tüm canlıların yaşamı, ancak bu devasa su dolaşımı ve arıtma sistemi sayesinde devam edebilmektedir. Eğer bu işi biz organize etmeye kalksaydık, kuşkusuz dünyanın tüm teknolojisini bir araya getirsek dahi başaramazdık. Ancak, doğal buharlaşma ve yoğuşma yöntemleri yoluyla hayatımıza giren su, bize masrafsız, zahmetsiz ve düzenli olarak Rabbimiz tarafından verilmektedir.
.jpg)
Yağmur yeryüzündeki hayatın devamı için en önemli unsurlardan biridir. Yağmurun oluşumu sırasında okyanuslar, denizler, atmosfer ve karalar arasında bir su dolaşımı söz konusudur. Bu dolaşım sırasında okyanuslar, denizler, buzullar, kar örtüleri, akarsular, göller kısacası tüm kaynakları meydana getiren sular buharlaşarak atmosfere karışır. Ayrıca toprak yüzeyinden ve bitkilerden buharlaşma ile gelen bir miktar su buharı da bu döngüye katılır. Çeşitli yollarla atmosfere dahil olan su buharı uygun koşullar altında yoğuşarak yağmur, kar ve dolu şeklinde yeryüzüne geri döner. Yüce Allah Kuran’da yağmurun oluşumu ile ilgili yukarıda kısaca bahsettiğimiz süreçlerden şöyle söz eder:
“Allah, rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp çıktığını görürsün. Sonunda kendi kullarından dilediğine verince, hemen sevince kapılırlar.” (Rum Suresi, 48)
Kara yüzeyine çeşitli biçimlerde düşen yağışların (yağmur, kar, dolu) bir kısmı yeryüzündeki çukur alanları doldurarak, gölleri veya yer yüzündeki eğimleri takip ederek akarsuları oluşturur. Ancak yeryüzüne düşen yağışların hepsi yerüstü sularını oluşturmaz, bir kısmı ise “uygun koşullar” olduğunda yer altına sızar ve yer altı sularını meydana getirir. Burada durup düşünmek gerekir. Yer altına sızan, bu suların yerin nispeten derin kısımlarına geçmesi, yerin altında belli bir katmanda toplanması nasıl olmaktadır? Yer altında toplanan bu su hangi aşamalardan geçtikten sonra ve hangi sebeple tekrar yeryüzüne çıkmaktadır? Çeşitli toprak tabakaları arasından geçtiği halde çıktığı kaynakta nasıl olurda çamurlu ve bulanık olmaz, tam aksine içime hazır berrak ve pırıl pırıldır? Yer altında hapsedilmiş bu su nasıl bir mekanizma ile tekrar yeryüzüne çıkmaktadır? Kuşkusuz bu soruların sayısı arttırılabilir. Ancak tüm bu soruların cevabını yüce Allah bir Kuran ayetinde bize şöyle bildirmektedir:
“Görmüyor musun; gerçekten Allah, gökyüzünden su indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçirdi. Sonra onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor. Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak bir ders (zikr) vardır.” (Zümer Suresi, 21)
Ayetten de anlaşılacağı gibi yeryüzündeki suyun varlığı ve hareketleri, son derece ince hesaplanmış mucizevi bir sistemin parçasıdır. Yüzeydeki suların yer altı sularına dönüşmesi ve bu kaynakların korunması, rastgele gerçekleşen doğa olayları değil; Rabbimizin yarattığı fizik, jeoloji ve meteoroloji kanunlarının kusursuz bir uyumla çalışmasının sonucudur.

Bu mucizevi uyumun nasıl gerçekleştiğini anlamak için suyun geçirdiği aşamaları baştan sona dikkatle ele almak gerekir.
Binlerce Yıldır Dönüşen Suyun Miktarı Hep Aynı mı?
Dünya'daki toplam su miktarı yaklaşık 1,4 milyar kübik kilometredir ve bu miktar, yeryüzündeki sistemin kurulduğu ilk andan itibaren neredeyse hiç değişmemiş, hassas bir dengede korunmuştur. Uzaydan gelen meteorlarla yeryüzüne eklenen veya atmosferin üst katmanlarından uzaya kaçan bir miktar su olsa da bu miktar toplam hacmin yanında çok yok denecek kadar az olması sebebiyle göz önüne alınacak düzeyde bir miktar değildir. Bu durum, dünyadaki su döngüsünün dışarıdan müdahaleye kapalı, kendi içinde eksiksiz çalışan bir mekanizma olduğunu gösterir. İçinde milyarlarca insanın ve trilyonlarca hayvan ve bitkinin bulunduğu ve hepsinin birkaç gün dışında su olmadan hayatta kalamadıkları düşünüldüğünde yaşamın döngüsü açısından suyun sürekliliği, miktarı ve temizlenerek sunuluyor olması suyun ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Çeşitli dönemlerde dünyadaki ekosistemin benzerini oluşturmak için Biyosfer-1 ve Biyosfer-2 adı altında devasa boyutlarda fanusların içinde suni dünya atmosferi oluşturuluş, suni güneş, bitki, hayvanlar eklenmiş ancak bu yapay ekosistemlerin hepsi hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır.

Suyun Temizlenme Aşamaları Nasıl Gerçekleşir
Suyun kullanıldıktan sonra tekrar temizlenmesi, bilinen adıyla “su döngüsü”, suyun bulunduğu konuma göre farklı hızlarda işleyen bir arıtma sistemidir. Her bir su kaynağının yenilenme süresi, kendi yapısına uygun mucizevi bir sistemle gerçekleşmektedir. Örneğin:
- Atmosfer: Su buharı havada ortalama 8-9 gün kalır ve yağışla temizlenerek yere iner.
- Nehirler: Suyun nehirlerde yenilenme süresi akış hızına bağlı olarak ortalama 12-20 gündür.
- Göller: Bir gölün suyunun tamamen yenilenmesi 1 ile 100 yıl arasında değişen bir vakit alır.
- Okyanuslar: Okyanuslardaki devasa hacmin buharlaşıp döngüye girmesi ortalama 3.000 ile 3.200 yıl sürer.
- Buzullar: Kutuplardaki buzullarda donan su, 10.000 ile 16.000 yıl boyunca bu devasa tatlı su depolarında muhafaza edilir.
Dünyada Rabbimiz tarafından bizlere hiçbir enerji harcamadan temizlenip sunulan suyun miktarın ihtiyaçtan çok fazla olmasının sebebi ise yukarda görüldüğü gibi geri dönüşümünün çoğu zaman yüzlerce hatta binlerce yıllık sürede temizleniyor olmasıdır.

Dünyadaki Suyun Ne Kadarını Kullanabiliyoruz?
Dünya yüzeyinin %70'inin sularla kaplı olması, tatlı su kaynaklarının sınırsız olduğu anlamına gelmemelidir. Çünkü bu devasa su kütlesinin kullanım alanları son derece net ölçülerle sınırlıdır. Şöyle ki:
Tuzlu Su: Toplam suyun %97,5'i okyanuslarda ve denizlerde bulunur.
Tatlı Su: Toplam suyun sadece %2,5'i tatlı sudur.
Erişilebilir Su: Bu %2,5'lik tatlı suyun da yaklaşık %69'u buzullarda donmuş haldedir.
Bu verilere göre, insanlığın tarım, sanayi ve içme suyu olarak kolayca erişip kullanabileceği tatlı su miktarı, dünyadaki toplam suyun %1'inden bile azdır.
Ayrıca yüzeydeki suların kısıtlılığı göz önüne alındığında, yer altı suları en güvenilir tatlı su depolarıdır. Dünyadaki tatlı suyun yaklaşık %30,1'i yer altında (akiferlerde) saklanır. Hacim olarak 8 ile 10,5 milyon kübik kilometre suya eşdeğer olan bu kaynakların yenilenmesi çok yavaştır. Derinliğe bağlı olarak yer altı sularının tamamen döngüye girmesi birkaç yüz yıldan binlerce yıla kadar sürebilir. Peki, bu devasa sular yerin altına nasıl iner ve orada daha derinlere inip kaybolmadan nasıl hapsolur?
Bu da hassas sızma teknikleri ile gerçekleşmektedir.
.jpg)
Yer Altı Sularını Oluşturan Hassas Sızma Teknikleri
Yer altı sularının asıl kaynağı atmosferden düşen yağışlardır. Ancak yüzeye inen her damla doğrudan yer altına inmez. Suyun yer altına sızabilmesi için bir dizi fiziksel ve jeolojik kuralın aynı anda, kusursuz bir sırayla işlemesi gerekir:
İşte burada devreye giren ‘yerçekimi ve kapilarite (kılcallık) kuvvetinin’ kusursuz dengesi, suyun yerin derinliklerine doğru hareket etmesini sağlayan ana motor yerçekimidir. Ancak yerçekimi tek başına çalışsaydı, su sürekli aşağı inerek yerin derin katmanlarındaki magmaya ulaşır ve buharlaşarak yeryüzü için faydasız hale gelirdi. Suyun belirli bir derinlikten sonra kaçıp yok olmasını engelleyen unsur, “kapilarite” (kılcallık) kuvvetidir. Bu kuvvet, suyun sadece belirli bir derinliğe kadar inmesini sağlayarak, onu kullanılabilecek seviyede tutar.

Diğer yandan yeryüzünün zemin/katman dizilimindeki mucizevi sistemde sızmanın gerçekleşmesi için önemlidir çünkü zemini oluşturan kayaçların gözenekli ve geçirimli olması şarttır. Kumlu topraklar büyük boşlukları sayesinde suyu hızla aşağı iletirken, killi topraklar tam tersi bir tepki verir. Kil tanecikleri suyla temas ettiğinde hızla şişerek boşlukları kapatır ve suyu geçirmez bir bariyer oluşturur. Rabbimizin sonsuz ilminin göstergelerinden birisi olarak yeryüzündeki toprak tabakalarının dizilimi bu amaca son derece uygundur: Üst kısımların kumlu tabakalardan oluşması suyun sızmasını sağlarken, alt tabakalardaki kil yatakları suyun daha derine kaçmasını önleyen bir depo tabanı görevi görür.
Ayrıca yüzeyin belli bir sızma kapasitesi sınırı vardır, yerkabuğu sınırsız bir su emme kapasitesine sahip değildir; bu da suyun yerin altını tamamen doldurup taşmasını engeller. Sızma, yağışın başlangıcında hızlıyken, yukarıdan taşınan ince malzemenin gözenekleri doldurması ve killi yapının şişmesiyle yavaşlar ve sonunda durur. Böylece yer altı suyu sabit bir doygunlukta muhafaza edilir ve gelen su komşu bölgelere aktarılır.
Suyun depolanması aşamasında önemli bir detay da bitki örtüsü, eğim ve yağış tipidir, yukarda bahsettiğimiz aşamaların verimli çalışması yüzeydeki fiziki şartlara da bağlıdır. Bitki örtüsü, yere düşen yağmur damlalarının hızını kesip toprağa usulca sızabilecek zerrecikler haline getirir ve yüzeysel akışı yavaşlatır. Benzer şekilde, sızmanın kalitesi yağışın tipine ve arazinin eğimine de bağlıdır. Sağanak yağışlar ve dik eğimli araziler suların yer altına inmeden hızla akıp gitmesine neden olurken; düz arazilerde gerçekleşen çisenti şeklindeki yağışlar, toprağın suyu yavaş yavaş emerek yer altı havzalarını beslemesi için en uygun koşulları sağlar. Rabbimizin sonsuz ilmi ve gücünün sonucunda tüm bu jeolojik ve fiziksel mekanizmaların bir araya gelmesiyle oluşan yer altı suları, insanların hayvanların, bitkilerin yani canlı hayatının devamlılığı için en temel dayanak noktasıdır.
Görüldüğü gibi yeryüzüne düşen suyun yeraltında toplanması ve tekrar yer üstüne çıkması mucizevi şartların gerçekleşmesi ile mümkün olabilmektedir. Sözgelimi tüm şartlar yerine gelmiş olsa ama yerçekimi kuvveti büyük olsa yüzeydeki sular yerin derinliklerine doğru daha hızlı ve daha fazla çekilirdi. Bu durumda da su döngüsü aksar, yaşam tehlikeye girerdi. Ya da yerin yüzeyi killi tabakalarla kaplı, alt tabakalar da kumlu olsaydı yer altı suları oluşmaz, oluşanlar da tekrar dışarı çıkmasını engelleyecek derinliklere doğru hızla akardı. Oysa gerçekte durum tam tersidir ve tam da olması gerektiği gibi yaratılmıştır.
Yukarda anlattığımız tüm bu mucizevi sistem ve kusursuz düzen, yer altı sularının belli bir plan ve miktarla Rabbimiz tarafından sağlandığını göstermektedir. Allah bu kusursuz planlama ve döngüyü yapanın kendisi olduğunu bir ayette bizlere şu şekilde hatırlatmaktadır:
“De ki: ‘Haber verin; eğer suyunuz yerin dibine göçüverecek olsa, bu durumda kim size bir akar su kaynağı getirebilir?’” (Mülk Suresi, 30)