Dünyada bize verilmiş olan bazı şeylerin aslında ne kadar önemli olduğu kimi zaman anlaşılmaz. Toprak hayatımızda hep vardır, gündüz-gece hep yaşanır, yağmur yağar, mevsimlere göre hava sıcaklığı değişir, oksijen oranı canlı yaşamına uygundur vs. vs… Alışkanlıkla bakan, normalize eden, detaylardaki mükemmelliği göremeyen, kimi zaman da ön yargılı düşünce şekli değiştiğinde insanın bakış açısı da değişir. Dikkatlice incelendiğinde evrendeki yapılar insan aklının çok üstünde bir düzenin varlığını bize gösterir. Bunu fark eden kişi harikaları görmeye başlar ve hayranlık boyutu insanın önünde açılır. Bu hayranlık ise bizi daha da derin düşünmeye ve Allah’ın yaratmasındaki detayları gereği gibi takdir etmeye götürür.
Bakara Suresi'nin 164. ayetinde Allah şöyle bildirir:
"Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde, düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler (ibret ve deliller) vardır."
Bu yazının konusu yine çok alışıldık görülen, sıradan kabul edilen bir madde. Tarımın temeli olan toprak…
Toprak bilinenin aksine karmaşık yapıya sahip canlı bir ekosistemdir, cansız minerallerle doludur belki ama aynı zamanda mantarlar, bakteriler, solucanlar ve böcekler gibi milyarlarca canlıyı da içinde barındırır.

Toprağın katı kısmını oluşturan organik ve inorganik maddelerin boyutları, dizilişleri, birbirine bağlanma durumları, sıcaklığı, rengi, havası ve suyu gibi fiziksel özellikleri yüce Allah’ın yarattığı bir dengeye sahiptir. Toprağın yapısını oluşturan hassas dengelerde meydana gelecek küçük bir değişim, toprağın canlılar için hayati önem taşıyan özelliklerini kaybetmesi anlamına gelir. Söz konusu fiziksel özellikleri şöyle sıralayabiliriz.
Toprağın Fiziki Yapısı ve Hava, Su ve Besin Maddelerinin Depolanması
Toprağın katı kısmında kum, kil ve mil (kumdan daha ince ancak kilden daha iri tanelidir ve akarsuların taşımasıyla oluşur) bulunur. Çeşitli boyutlarda olan bu malzemenin miktarları ve birbirlerine göre oranları yüce Allah tarafından belirlenmiş bir ölçüye sahiptir. Bu maddelerin her birinin kendine özgü görevleri vardır.
Nitekim kum, toprak yapısında çatı vazifesi görmektedir. Toprağın boşluk hacmini artırarak hava ve suyun hareketini sağlar. Bilindiği gibi toprağın içinde bulunan su ve hava (özellikle O2) bitkilerin gelişmesi açısından çok önemlidir. Topraktaki havanın önemini üç başlık altında toplayabiliriz:
Geniş bir kök sisteminin oluşumunda toprak içindeki hava en büyük faktördür.
Kök sisteminin solunumu için toprakta yeteri kadar hava bulunması gerekir. Aksi halde su ve besin maddelerinin kökler tarafından alınması güçleşir.
Hava, toprak mikroorganizmalarının faaliyeti üzerine etki eder. İyi havalandırma şartları altında mikroorganizma faaliyeti artar ve toprak verimliliği üzerinde pozitif etki yapar (1).
Mil ise topraktaki ayrışmayı hızlandırır, bitkilerin büyümesi için eriyik haldeki besin maddelerinin taşınmasında kuma oranla daha elverişli rol oynar. Ayrıca suyun yer çekimine karşı toprağın üst kısımlarında tutulmasında önemli bir görevi vardır. Başka bir deyişle bitkilerin kullanacağı suyu temin eder ve bu suyun toprakta tutulmasını sağlar. Su bitkilerin yetişmesi dışında, toprak dahilinde biyolojik faaliyetlerin devamı, çeşitli ayrışmaların, özellikle iyon alışverişinin sağlanması bakımından son derece önemlidir. Nemini kaybetmiş olan topraklarda yukarıda belirtilen olaylar tamamen durur (2). Mil aynı zamanda toprağın dona karşı korunmasını sağlar.
Killer ise mil ve kumlara oranla çok ince tanelidir ve bu özelliği sayesinde hem besin maddelerinin hem de suyun depolanmasını sağlayan bir rezervuar gibidir.
Görüldüğü gibi toprağın yapısında bulunan bu üç unsur bitkilerin beslenmesi ve yetişmesi açısından çok önemlidir. Eğer toprak yukarıda bahsedilen özelliklere sahip olmasaydı verimsizleşir ve bitkilerin yetişmesi için elverişli olmazdı. Bitkilerin yetişememesi ise başta soluduğumuz hava ve yediğimiz besinler gibi yaşamımız için gerekli birçok unsurun oluşmasını engellerdi. Yüce Allah eğer dileseydi, yeryüzünü çorak ve verimsiz bir toprak haline getireceğini şöyle belirtir:“Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.” (Kehf Suresi, 8)
Toprak Sıcaklığı Canlılık İçin Büyük Önem Taşır
Toprağın ısınması Güneş’ten gelen enerjinin tutulması ve yansımasına bağlıdır. Koyu renkli topraklar gelen enerjinin %80’ini, açık renkli kuvars kumları ise %30’unu tutar. Gelen güneş enerjisinin toprakta tutulan kısmı suyun buharlaşması, toprağın ve üzerindeki havanın ısıtılması uzun dalga radyasyonu halinde tekrar atmosfere dönmesi halinde harcanır (3). Toprak sıcaklığı bitkilerin yetişmesi, topraktaki mikroorganizmaların faaliyeti, organik maddelerin parçalanması ve mineralizasyonu, topraktaki kimyasal olayların devam etmesi için önemlidir.
Toprağın Rengi Verimliliği Üzerinde Önemli Bir Rol Oynar
Toprakların tanınması ve sınıflandırılması renkleri sayesinde olur. Dünyadaki iklim bölgeleri ve toprak tipleri arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Sıcak ve nemli olan ekvatoral bölgelerde kırmızı renkli, kurak bölgelerde açık renkli, yağışlı ılıman kuşaklarda koyu renkli toprak hakimdir. İklim bölgelerine göre farklılık gösteren bu toprak çeşitleri, üzerlerinde uygun bitki topluluğunun gelişmesine olanak verir. Gerçekten de nemli tropikal bölgenin kırmızı toprağında çok hassas bir dengeye sahip olan tropikal ormanlar, kurak sıcak bölgelerde ise step ve çöl bitkileri oluşur.
Verilecek örneklerin tümü yüce Allah’ın Sani (sanatçı, nihayetsiz güzellikleri sanatının içinde yaratan) sıfatının bir tecellisi olarak yaratış çeşitliliğini ve sanatını gözler önüne serer. Ancak toprağın renk çeşitliliği sadece iklim bölgeleri ile sınırlı değildir. Aynı iklim bölgesi içinde farklı renklerde topraklara rastlanabilir. Bunun iki nedeni vardır.
Birincisi toprak ilk oluştuğunda, ayrışan ana kayanın rengine benzer. Koyu renkli ağır kayaların (gabro, bazalt) ayrışması ile oluşan toprak koyu renkli, buna karşılık kireçtaşı, kuvarsit gibi kayaçların ayrışması ile oluşan toprak açık renklidir. Bu renkler ayrışmanın ve oksidasyonun ilerlemesi, organik maddelerin toprağa karışması ile koyulaşmaya başlar.
Toprağın farklı renk özellikleri kazanmasının diğer bir nedeni de içinde bulunan mineral maddelerdir. Bu mineraller, manganez ve demir bileşikleri ile organik maddelerdir. Bunlardan demir bileşikleri toprağa mavimsi, yeşilimsi, sarı ve kırmızı bir renk verir. Mavimsi, yeşilimsi ve sarı renkler drenajın ve havalanmanın iyi olmadığı toprakları ifade ederler, başka bir deyişle bu topraklar bitki yetişmesine fazla elverişli değildir. Buna karşılık toprağın kırmızı renkli olması drenaj ve havalanma şartlarının iyi olduğunu gösterir (Drenaj, topraktaki bitkilere zararlı olan fazla suyun akıtılmasıdır).
Organik madde ve manganez bileşikleri ise siyah renklidir. Bunlardan organik madde miktarı arttıkça toprağın rengi koyulaşır ve verimi artar. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
“Allah'ın gökyüzünden su indirdiğini görmedin mi? Böylece Biz onunla, renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlardan da beyaz, kırmızı renkleri değişik ve siyah yollar (kıldık).” (Fatır Suresi, 27)
Farklı renklerdeki topraklar, yüce Allah’ın çeşitlilik sanatının yanı sıra toprağın hangi mineral maddeye sahip olduğunu da gösterir. Böylece insanlar zaman içinde edindikleri tecrübeler ile toprağın rengine bakarak hangisinin daha verimli olduğu konusunda fikir sahibi olmakta ve üzerinde yetişecek bitki türlerini zaman kaybına uğramadan saptamaktadırlar. Bu şekilde topraktan daha kısa sürede daha çok verim alınması Yüce Allah’ın Rezzak (rızık veren, insanların faydasına olmak üzere nimetlerini veren) sıfatının bir tecellisidir.

Toprak Suyu Son Derece Hassas Dengelere Sahiptir
Toprakta bulunan su üç gruba ayrılır. Bunlardan gravitasyonal su tamamen doygun hale gelen suyun, yerçekiminin etkisiyle boşluklardan sızarak toprağı terk etmesidir. Böylece suyun toprağın bütün boşluklarını doldurarak, onu bataklık haline getirmesinin önüne geçilmiş olur.
Kapilar su ise yerçekiminin etkisi ile fazlası sızan sudan arta kalanıdır. Yerçekimine rağmen toprakta kalan bu su 30 mikrondan daha küçük gözeneklerde tutulur. “Faydalı su” olarak da adlandırılan bu su bitkiler tarafından kullanılır. Eğer bu su olmasaydı bitkilerin yetişmesi için toprağın nemini koruyabilmesi mümkün olmazdı.
Toprak zerreleri tarafından yüksek basınç altında tutulan su ise hidroskopik su olarak adlandırılır. Toprak tanelerinin iç ve dış yüzeylerini ince bir tabaka halinde kaplayan bu su, sıvı durumunu ve akışkan özelliğini yitirmiştir. Bu nedenle bitkiler tarafından alınamaz. Eğer topraktaki suyun tamamı bu şekilde olsaydı, toprak neme sahip olduğu halde, bitkilerin yaşayabilmesi için sürekli olarak toprağı sulamamız gerekecekti.
Topraktaki suyun ölçüsü yüce Allah tarafından belirlenmemiş olsaydı, dışarıdan vereceğimiz suyun miktarını ayarlayabilmemiz mümkün olmayacaktı. Belki hepsi yüksek basınç altında tutulacak veya kısa bir süre içinde doygunluğa ulaşarak bataklık haline gelecekti. Ayrıca yağmurun toprağa sızması ile boşluklar içindeki hava dışarı atılır, fakat bu su dalgası aşağıya doğru inerken taze havayı da beraberinde toprağın derinliklerine sürükler, böylece alt tabakalarına kadar temiz hava ulaşmış olur. Eğer su yerçekimi kuvvetine uygun hareket etmese ve suyun büyük kısmı yüksek basınç altında tutulsaydı, toprağın derin kısımlarının havalanması mümkün olmazdı. Bu da biyolojik faaliyetlerin ve bitkilerin sağlıklı büyümesinin engellenmesi anlamına gelirdi.
Toprak Havası, Topraktaki Biyolojik Faaliyetler Açısından Büyük Önem Taşır
Toprak havası, gravitasyon suyu ayrıldıktan sonra kalan boşlukları doldurur. Başka bir deyişle kapilar suyun dışında kalan alandır. Burada dikkat çekici nokta, toprak havasının oluşabilmesi için suyun bir kısmının burayı terk etmesi gerektiğidir. Nitekim bu tam olması gereken zamanda ve toprağın ihtiyaç duyduğu oranda meydana gelmektedir. Elbette bu durum tesadüflerle açıklanamaz. Aklı ve bilinci olmayan toprak ne kadar miktarda havaya ve suya ihtiyaç duyduğunu, bu miktarı ayarlamak için akıtması gereken su miktarını bilemez. Dahası bunları yaparak bitkilerin ve toprakta yaşayan hayvanların ihtiyacını karşılayabileceğini hiç düşünemez. Kuşkusuz bütün bunlar yüce Allah’ın “gökleri ve yeri kudreti altında” tutması ile açıklanabilir.
“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim’dir, bağışlayandır.” (Fatır Suresi, 41)
Toprakta yaşayan mikroorganizmalar ve bitkiler solunum sırasında oksijen harcarlar. Bu nedenle topraktaki oksijen oranı atmosferdekinden biraz daha düşük, karbondioksit oranı ise biraz daha yüksektir.
Gazlar Toprak Havası (%) Atmosfer Havası (%)
Azot 79.20 79.00
Oksijen 20.60 20.90
Karbondioksit 0.25 0.03
Kaynak: Mater,1986
Toprağın yüzeye yakın kısımları ile atmosfer yakın temas içinde olduğundan aralarında sürekli bir hava alışverişi vardır. CO2 oranı yüksek olan topraktan bu gaz dışarı çıkarken yerine O2 girer. Bu sayede, topraktaki organizmalar faaliyetlerini sürdürür ve bitki kökleri de ihtiyacı olan O2’yi almış olur. Topraktan çıkan CO2 de fotosentez yapan bitkiler tarafından kullanılır. Toprak solunumu olarak adlandırılan bu olay yine hiçbir şekilde “gereksiz” olarak yaratılmamış, hassas bir denge üzerine oturtulmuştur. Ayrıca atmosferdeki gaz oranları ile topraktaki gaz oranlarının birbirine oldukça yakın değerler göstermesi tek bir kaynaktan planlandığının açık göstergesidir. Rabbimiz üstün aklını bir kez daha bizlere göstermektedir.
Eğer toprak yukarıda belirttiğimiz biçimde havalanmasaydı, nitrat yapan yani azot bağlayan aerob bakterilerinin ve toprak içinde yaşayan hayvanların faaliyetleri duracaktı. Bu da anaeorob mikroorganizmaların artan faaliyeti neticesinde daha fazla karbondioksit, metan gazı, laktik, butrik ve sitrik asit gibi organik asitlerin ortaya çıkması, H2S, sülfürler, Fe, Mn gibi zehirli maddelerin oluşması (4) anlamına gelirdi. O2 yetersizliği nedeniyle bitki kökleri büyüyemeyecek, bu nedenle su ve besin maddelerinin alınması olanaksız hale gelecek, bitkilerin büyümesi azalacak veya tamamen duracak, kültür bitkileri kadar hassas olmayan bitki türleri geniş arazileri kaplayacak, önemli bir açlık sorunu ile karşılaşacaktık.
Toprağa, Toprak Özelliğini Organik Maddeler Kazandırır
Bitkisel ve hayvansal atıklardan oluşan organik maddeler toprağın fiziksel ve kimyasal yapısını değiştirerek ona gerçek anlamda “toprak özelliği” kazandırır. Bu atıklardaki organik maddeleri aerobik organizmalar çeşitli biyokimyasal olaylarla ayrıştırır. Bu sayede organik atıklar çürümeye başlar ve toprağın en önemli besin maddesi olan humusu oluştururlar. Besin maddesi olması dışında humusun yağışı emme özelliği vardır. Bu sayede yüzeysel akış büyük ölçüde önlenir ve erozyona engel olunur.
Toprağın fiziksel özellikleri incelendiğinde; yapı, sıcaklık, renk, su ve hava dengesi gibi unsurların her birinin son derece hassas ölçülerle var edildiği açıkça görülmektedir. Bu özelliklerin herhangi birinde meydana gelecek küçük bir değişim dahi, bitkilerin yetişmesini, dolayısıyla canlı hayatının devamını imkânsız hale getirecek sonuçlar doğuracaktır. Toprağın; suyu tutma kapasitesi, havalanma dengesi, mineral yapısı ve organik madde döngüsü, yalnızca biyolojik süreçler açısından değil, aynı zamanda ekolojik süreklilik bakımından da hayati bir öneme sahiptir.
Bu kusursuz düzen, akıl ve vicdan sahibi insan için açık bir düşünme vesilesidir. Şuursuz atomların, bilinçsiz süreçlerin böylesine dengeli ve amaçlı bir sistemi kendi kendine oluşturamayacağı açıktır. Güneş sisteminde, yaşama elverişli tek toprak yapısının Dünya’da olması onun mucizevi olduğunun bir göstergesidir. Tüm bu detaylar, her şeyi üstün ilim ve kudretle yaratan Allah’ın varlığını ve yaratışındaki mükemmelliği gözler önüne sermesi bakımından çok önemlidir.