Sayın Adnan Oktar'ın 14 Şubat 2018 tarihli A9TV canlı yayınından.
Atatürk şu an yaşasaydı ilk yapacağı icraat ne olurdu?
İZLEYİCİ SORUSU: Atatürk şu anda yaşasaydı ilk yapacağı icraat ne olurdu?
ADNAN OKTAR: Atatürk rahmetli bir kere özgürlüklerin üstüne çok dururdu. Resim, müzik... Hanımların dekoltesine karışılmasına asla müsaade etmezdi. Kaliteye çok önem verirdi, kalite yayılırdı. Avrupalı gibi olmamız için Avrupa kalitesi, Avrupa görgüsü, Avrupa temizliği tarzında bir klaslık anlayışı olurdu. Türk Birliği için çok gayret ederdi. Önce Türk Birliği'ni oluştururdu. Sonra da İslam alemini birleştirirdi. PKK'yı falan yani havuç rendeler gibi hepsini darmadağın ederdi. Paşa böyle şeylere asla müsaade etmez. Atatürk kabadaydı. En başından müsaade etmezdi bir kere. Direk tepeler. Bir de nefes aldırmazdı. Tayyip Hocam da maşaAllah nefes aldırmıyor. O yönden Atatürk'e çok benziyor.
Atatürk kalite demektir. Atatürk görgü demektir, nezaket demektir, klaslık demektir, neşe demektir. Kardeşim, baktın mı kılığına-kıyafetine, yemesine, içmesine, toplantılarına, insanın içine neşe geliyor. Hayat dediğin öyle olacak. Hanımlar çiçek gibi, beyler filinta gibi, Atatürk süper klas. O devrin şartlarında bak onu yapmış düşünün. Bir de bu devrin imkanları olsa ne olurdu?
Atatürk'ü gençlere iyi anlatmak lazım. Aslında iyi bir şey olmuş, Atatürk devrimleri oturmuş, Atatürk'ü gençlere sevdirecek bir sistem kurulmuş ama bu yarım kalmış. Yani sanki zoraki gibi bir görüntü oluyor bazı yerlerde. Halbuki bu hakikaten çok önemli bir şey. Atatürk'ün görüşleri gençlere bir benimsetilse muhteşem bir şey olacak. Çok aydın, pırıl pırıl bir Türkiye olacak.
Atatürk'e bak, kıyafetlerine bak, insan daha kıyafetlerine bakınca bile içi açılıyor. Şu klaslığa bak. Şu ortam insan gördü mü ne olur? Bir dakika bak yaklaştır. Şimdi bak bir gömleğime, kravata bir bakalım. Yaklaştır. Şu gömleğin güzelliğine bak. Şu kumaşın güzelliğine bak. Şu kravatın bağlanışındaki güzelliğe bak. Kravattaki döküme bak. Ve ceketin kumaşının kalitesine bak. Şu oturuşa bak. Kravat böyle kalıp gibi oturtmak her babayı yediğin harcı değildir. Kravat gevşer, bilmem ne olur, şu olur, değil mi? Düzgün durmaz. Bak tablo gibi oturmuş. Kumaşın güzelliğini görüyor musun? Halis İngiliz kumaşı. Kravat ipek. Keten gömlek muhteşem, çok çok güzel. İnce keten. Ve süslerini görüyor musun kullanılış şeklini? Mendili göster. Bak şu mendili kullanma tekniğine bak. Görüyor musun? Şu asalete bak.
Evet, devam edelim resimlere. Bak şu kıyafetin oturuşuna bak, madalyanın görünüşü, Smokin şahane. Pelerin şu bu falan muhteşem. Bak kürklü kıyafeti çok şahane olmuş. Bak burada da filinta gibi, şu kravatın güzelliğine bak. Yaklaştır. Görüyor musun? Bak şu bağlanmadaki zarafete bak.
Bir de çok zarif bir insan Atatürk. Masa çok güzel oluyor, çok kibar oluyor. Ama öyle abartılı yemek yiyen bir insan değil.
Evet, göreyim. Bak şu yine kravatın, gömleğin güzelliğini görüyor musun? Bir de yaklaştır, yüzünü göreyim. Yaklaştır, yüzünü indir aşağıya. Bak, yüzdeki ifadenin mükemmelliğine, yakışıklılığına bak. Jilet gibi jilet. Saç, tıraşı falan her şey mükemmel.
Ama bakmayı bilmemişler rahmetli, inanılır gibi değil. Bu her dönemde oluyor bu kardeşim her dönemde. Tayyip Hoca'ya da bunu yapıyor. Otuz kere uyardım. Soğuğa çıkarıyorlar, rüzgara çıkarıyorlar, oradan oraya koşturuyorlar. Otuz kişi birden üstüne geliyor. Mesela altmış, ülke bir yere hafif bir rahatsızlık geçirmişti hafif böyle bir sıcaktan rahatsızlanmıştı. Altmış kişi birden üstüne çöküyor. Konu bu değil mi? Açılsana ya mübarek. Bu kadar basit bir şeyi nasıl haklı edemezsiniz? İnanılır gibi değil. Daha hala üstüne geliyor adamlar. Aç bir hava gelsin, temiz hava gelsin yani. Atatürk'e de öyle. Buz gibi yere alıp-götürdüler Dolmabahçe Sarayı'na. Denizin kenarında. Nem bir yandan, rüzgar bir yandan, soğuk bir yandan, niye oraya götürürsünüz? Başka yer bulamadınız mı götürecek? İnanılır gibi değil inanılır gibi değil. Yalnız bırakmışlar. Bak şimdi Tayyip Hoca'yı da yalnızlaştırmaya çalışıyorlar. Asla müsaade etmeyiz asla. Büyük bir dikkatle izliyorum.
Yine göster Atatürk’ün resimlerini. Şu kumaşın güzelliğine bak, şu kravatın uyumuna. Mendilin güzelliğine bak. Kumaşın güzelliğini görüyor musun? Ve kravatın uyumuna bak yani. Ceket bir kere kalıp gibi oturmuş. Bak yanındakileri de o görüntüyü vermiş. Yoksa onlar da bilmez. Onlar da öyle şık giyinmiş. Bak etrafındaki var ya o tip kişiler. Onları da öyle şekilde şık giydiren o.
Biz 1960'lar falan çok iyi hatırlıyorum ben, küçükken 1960'lar. O önden çalıştırılan arabalar falan. İnsanlara kadar şık giyinirlerdi. Böyle kravat falan, şapka. Rahmetli babam da şapka kafasından hiç eksik etmezdi fötr şapkayı böyle. Kravat, gömlek falan, şık giymeyi herkes seviyordu. Hanımlar mesela çok şık şapkalar giyerlerdi, güzel giyinirlerdi. Şimdi bir acayip oldu. Gençler kafayı kırktırıyorlar. Kırktırıyorlar derken ne denir ona? Tıraş ettiriyorlar değil mi? Bir kısmı için diyorum, hepsi için demiyorum. Bir tişört, altına da kısa bir şort, o kadar bir lastik ayakkabı, atom forvet dışarı fırlıyor. Bir de ondan da yatıyor bir kısmı da öyle. Böyle hayat olur mu?