Bağnazlık Tehlikesi 1: Kuran Yeterlidir
Kovulmuş şeytanın Allah'a sığınırız:
“Her ümmet içinde kendi nefeslerinden üzerlerine bir şahit getirdiğimiz gün, seni de onların üzerinde bir şahit olarak getireceğiz. Biz kitabı sana her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde verici olarak indirdik. Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı yakınlara vermeyi emreder. Çirkin utanmazlıklardan, kötülüklerden ve zorbalıklardan sakındırır. Size öğüt vermektedir. Umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz."
(Nahl Suresi, 89-90)
Yüce Rabbimiz devamlı bize öğüt veriyor. Bizi iyiliğimizi, bizi sevdiği için Allah büyük bir rahmetiyle, şefkatiyle bize hep öğüt veriyor ki düz yola çıkalım diye.
Kuran Allah'ın sözüdür ve tüm insanlara doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün ne olduğunu açıklayan hak kitaptır. Allah Kuran'da insan yaşamında ihtiyaç duyulacak her türlü bilgiyi vermiştir. İbadet şekillerini, haramları, helalleri, insan karakterlerini, ekonomik, siyasi, sosyal ve hukuki yaşamın ne şekilde olması gerektiğini, güzel ahlakı, ölüm anını ve ahiretle olan tüm bilgileri hepsi Kuran'da Allah detaylı şekilde açıklamıştır.
İnsan Allah'a kul olmak için yaratılmıştır. Müslümanın tek amacı tüm hayatı boyunca Allah'ın hoşnut olacağı şekilde yaşamaktır. Allah'ın hoşnut olacağı yaşam ise Allah'ın kendi sözü olan Kuran-ı Kerim'e tam uymaklı olur. İman eden bir kişi kendine Kuran'ın rehberi edinir ve tüm düşüncelerini Kuran süzgecinden geçirir. Kuran'ın tüm hükümlerini titizlikle uygular. Kişi nasıl bir bilgi, tecrübe ve kültür seviyesinde olursa olsun başvuracağı tek kaynak Kuran'dır. Tek ölçü olarak yalnızca Kuran'ı ve Peygamberimiz (sav)’in yaşam şeklini benimser. İçinde yaşadığı toplumun din adına türettiği çarpık ve batıl inançların körü körüne peşinden gitmez. Kaynağı Kuran olmayan dini bilgilere yani atalarından kalma inanışlara uymaz. Müslümanların batıl inançlardan kopup yalnızca Allah'a yöneldikleri Kuran'da şu şekilde bildirilir:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Doğrusu ben Allah'a iman etmeyen, ahireti de tanımayanların ta kendileri olan bir topluluğun dinini terk ettim. Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiçbir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil.”
(Yunus Suresi, 37-38)
Batıl inançlardan kopmak demek, Kuran dışında olan her türlü batıl düşüncelerden, ahlak anlayışlarından ve değer yargılarından uzaklaşmak demektir. Katıksız olan din yalnızca Allah'ındır. Allah, insanlara İslam dinini seçip beğenmiş ve Kuran'ı rehber olarak göndermiştir. Bu sebeple Allah'ın Kuran'da bildirdiği yollar dışındaki tüm yollar eğer Kuran'la çelişiyorsa batıldır, yanlıştır ve yalnızca hurafe, bid'at ve zanlara dayalıdır.
Tek Hüküm Koyucu Allah'tır
İman edenler her zaman her yerde Allah'ın emirlerine göre hareket eder. Herhangi bir iş yaparken ya da bir karar alırken o konu hakkında hemen Kuran ayetlerine ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetine başvururlar. İçinde yaşadıkları toplumun batıl geleneklerine ya da ataların adetlerine göre değil, yalnızca Allah'ın buyruklarına göre hareket ederler. Allah'ı tek hüküm koyacak olarak kabul etmeyenler ise toplumda yaygın olarak kabul gören batıl uygulamaları Allah'ın hükümlerinden üstün tutarlar. Üstelik bu konuda çok katı ve inatçı bir tutum sergilerler. Doğru olanı vicdanları kabul etse bile kibirlerinden ve bağnaz sunumlarından dolayı asla kabul etmezler. Allah Kuran'da bu insanlar için şöyle bildirir:
“Ne zaman onlara, Allah'ın indirdiklerine uyun denilse, onlar, hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye, geleneğe uyarız derler. Peki, ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?”
(Bakara Suresi, 170)
“İşte böyle, senden önce de herhangi bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun refah içinde şımarıp azan önde gelenleri şöyle demişlerdir: Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet, din üzerinde bulduk. Ve doğrusu biz, onların izlerine, eserlerine uymuş kimseleriz. O peygamberlerden her biri de şöyle demiştir: Ben size, atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı? Onlar da demişlerdi ki: Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye kâfir olanlarız.”
(Zuhruf Suresi, 23-24)
Peygamberimiz (sav)’in döneminden sonra, ayetin tasveriyle Allah'a karşı yalan uydurmuş olan topluluklar türedi. Birtakım kimseler, dinde olmayan batıl hükümler, helal ve haramlar çıkardı. Allah'ın Kuran'da helal kıldıklarına haram, haram kıldıklarına helal dedi. Bunu yaparak dini özünden ve aslından saptırmış oldu. Rabbimiz Kuran'da şöyle bildirir:
“Ey iman edenler! Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.”
(Maide Suresi, 87)
Birtakım kimseler kendilerine özgü inançları ve uygulamaları olan batıl bir din meydana getirdiler. Allah'ın indirdiği hak dini bilmeyen, Kuran ayetlerinden habersiz olan kişiler ise bunun batıl bir din olduğunu fark etmeyebilir. Bu kişilerin telkinlerine aldanır, bilinçsizce onların peşinden giderler. Allah bu kişilerin durumunu Ali İmran Suresi’nde şu şekilde bildirir:
“Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Siz onu, bu okur göründüklerini kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. Bu Allah katındandır derler. Oysa o Allah katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı böyle yalan söylerler.”
(Al-i İmran Suresi, 78)
İnsanların çoğunda Allah adına hüküm koyma ve bilmedikleri şeyleri dine atfetme gibi bir eğilim vardır. Bu nedenle Rabbimiz Nahl Suresi’nde, kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırız:
“Dillerinizin yalan yerini nitelendirmesinden dolayı şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz” (Nahl Suresi, 116)
ayetiyle insanları uyarır.
Ayrıca Saffât Suresi’nde Allah bu kimselere şöyle buyurur:
“Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Hiç mi öğüt alıp düşünmüyorsunuz? Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var? Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı.”
(Saffat Suresi, 154-157)
İman eden bir insan için yeryüzündeki çoğunluğun nasıl bir inanca sahip olduğu önemli değildir. Allah'ın indirdiği kitap onun için yeterlidir. Önemli olan Allah'ın Kuran'da bildirdikleri ve Peygamber Efendimiz (sav)’in uygulamalarıdır. Nitekim Allah insanların birçoğunun doğru yolda olmayacağını Enam Suresi 116. ayetinde şöyle bildirir:
“Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler."
(En’am Suresi, 116)
Yani çoğunluğun aldığı kararlar, eğer Kuran'a uygun değilse hiçbir şekilde doğruları yansıtamaz. Binlerce, yüzbinlerce hatta milyonlarca insan aynı eylem içerisinde olsa da bu o eylemin doğruluğunu kanıtlamaz.
Kuran, Açıktır, Anlaşılırdır ve Tastamamdır
Allah Kuran'da doğrularla yanlışları çok açık bir şekilde belirtir. Vicdanlarının sesini dinleyip Allah'ın hükümlerini uygulamada kararlı olanlar için doğruyu bulmak çok kolaydır. Kuran her yaştan, her eğitim seviyesinden insanın rahatlıkla anlayabileceği, öğütlerini kavrayabileceği bir kitaptır. Kuran'ın içerdiği hükümler, ayetlerde tavsiye edilen güzel ahlak, açık, anlaşılır ve kolaydır. Allah Kuran'ın bu özelliğini Bakara Suresi 185. ayetinde şöyle bildirir, şeytandan Allah'a sığınırım:
“İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve hak ile batılı birbirinden ayıran apaçık belgeleri kapsayan Kuran..”
(Bakara Suresi, 185)
Kuran'ı anlamak için yüksek zekâya ya da yeteneğe sahip olmak değil, derin iman ve samimi niyete sahip olmak gerekir. Çünkü ayetlerde Allah'ın hükümleri son derece açık ve anlaşılırdır. Haram ve helaller birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıştır. İnsanları tereddütte bırakacak tek bir nokta dahi bırakılmamıştır. İnsanlar kendilerine söylenen herhangi bir hükmün doğruluğunu hemen Kuran'a bakarak anlayabilirler. Allah her konunun açıklamasını ve çözümünü Kuran'da bildirdiğini şu ayetlerde haber verir:
“Biz kitabı sana her şeyin açıklayıcısı, Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.”
(Nahl Suresi, 89)
“Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık..”
(En’am Suresi, 38)
Bu, Allah'ın insanlara verdiği büyük bir kolaylık ve rahmettir. Allah'ın sözleri tastamamdır. Ancak Kuran'ı rehber edilen bir insan en doğru bilgilere ulaşır. Kuran'da Allah'tan başka bir hakem aranmaması gerektiği belirtilir.
“Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O, size kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma. Rabbinin sözü, doğruluk bakımından da, adalet bakımından da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir, bilendir.”
(En’am Suresi, 114-115)
Ne var ki, Yusuf Suresi’nin 11. ayetinde açıkça bildirildiği gibi her şeyin çeşitli biçimlerde açıklaması olan Kuran hurafecilere asla yeterli gelmez. Çünkü onlar Kuran'ın bildirdiği yolu batıl din anlayışlarına uygun bulmazlar. Hatta bu nedenle tarih boyunca -Kuran'ı tenzih ederiz- bir kısım Kuran hükümlerinin yeterli olmadığı ve açıklanması gerektiği iddiasında bulundular. Kuran'ı ancak hadisler yoluyla anlayabiliriz şeklinde bir mantık geliştirdiler.
Kuran'ı ancak hadisler yoluyla anlayabiliriz mantığı İslam dünyasına çok büyük zararlar verdi. Çünkü bu mantıkla yola çıkan bazı Müslümanlar din adına uydurma hadislere uymaya başladılar. Bir süre sonra da Kuran'ı bir kenara bırakarak sadece söz konusu hadisleri kendilerine din kaynağı edindiler. Uydurma hadisler Kuran ayetleriyle çeliştiğinde ise, bu hadis Kuran hükmünü nesh etti yani yürürlükten kaldırdı demeye bile cüret ettiler. Böylelikle de yüzlerce uydurma hadisten kaynaklanan farklı dinler gelişti. İslam dini içinde birbiriyle pek çok konuda çelişen mezhepler ortaya çıktı. Mezhep alimlerinin her biri farklı bir şeyi savundular, hatta birbirlerinin dinden çıktığını düşündüler. İslam aleminin düştüğü bu durum Kuran'da şu şekilde ifade edilir:
“Ve elçi dedi ki: ''Rabbim, gerçekten benim kavmim bu Kuran'ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar.'' (Furkan Suresi, 30)
Gerçekten de İslam aleminin büyük bir kısmının sorunu bugün Kuran'ı terk edilmiş bir kitap olarak bırakmış olmasıdır.
Kuran terk edindikten sonra icmaya önem verildi. İcma; herhangi bir dönemde yaşamış din büyüklerinin kıyas delimlerine dayanarak şeriat konusunda hüküm koymaları anlamına gelir. Bu kişilerin yol göstericileri Kuran olmadığı için binlerce uydurma hadis içinde boğuldular, dini hükümleri Kuran'ın da hadislerin de açıklayamadığı şeklinde bir kanaate vardılar ve artık bu din büyükleri İslam adına kanunlar koyar hale geldi. Mezhepler birbiriyle çatışır ve çelişirken, bu defa da mezheplerin kendi içindeki icmalar birbiriyle çatışır hale geldi. Her din büyüğünün kendi yorumu hüküm kabul edildi, her cemaat farklı bir uygulamayı esas aldı. Koskoca İslam topluluğu mezheplere, sınıflara ve son olarak da küçük gruplara bölünmeye başladı. Kuran ise kılıfı içinde duvara asılan bir süs olarak bırakıldı.
Bütün bunların sonucunda da İslam camiasının büyük bir kısmı ayette tam olarak belirtildiği gibi Kuran'ı terk etti. Oysa bir Müslümana Kuran tek başına yeterlidir. Hadisler Kuran'la mutabık oldukları sürece doğru ve güvenilirdirler. Kuran'la çelişen bir hadisin İslam'da yeri yoktur.
Peygamber Efendimiz (sav) İnsanları Kuran'a Uymaya Çağırmıştır
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) insanları katıksızca Allah'a yönelmeye ve Kuran'ın hükümlerini uygulamaya davet etti. Efendimiz bir hadis-i şerifinde uyulması gereken tek rehber ve tek kaynağın Kuran olduğunu şöyle ifade eder.
“Size tutunduğunuz vakit asla dalalete düşmeyeceğiniz şeyi bıraktım. Allah'ın kitabı Kuran ve Ehl-İ Beytim.”
Ancak buna rağmen Allah'ın söylediklerini yeterli görmeyip kendilerine yeni ve sapkın bir din uyduranlar oldu. Allah bu kişileri Kuran'da şiddetle şöyle uyarır:
“Yoksa onların bir takım ortakları mı var ki Allah'ın izin vermediği şeyleri dinden kendilerine teşri ettiler, bir şeriat kıldılar. Eğer o fasıl kelimesi olmasaydı elbette aralarında hüküm verilirdi. Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.”
(Şura Suresi, 21)
“Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda, iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt, zikir vardır."
(Ankebut Suresi, 51)
Peygamber Efendimiz (sav) Kuran'ın en mükemmel uygulayıcısıydı. Tüm hayatı boyunca Kuran'a uygun olarak yaşadı. Müslümanlar için en mükemmel örnek oldu. Tüm uygulama ve sözleri kuşkusuz ki Kuran'la tam bir mutabakat içindeydi. Peygamberimiz (sav)’in bize kadar ulaşan sözlerinin yani hadislerin bir kısmı Kuran'ın uygulamalarını yansıtır. Bu sebeple bunların Peygamberimiz (sav)’e ait olduğu açıktır ve sahihtir.
Özellikle ahir zamanı işaret eden pek çok hadis günümüzde birer birer gerçekleştiği için değişmeden kalmış olduğunu söyleyebiliyoruz. Ancak şu bir gerçektir ki Peygamberimiz (sav)’in sözleri ve uygulamalarıyla hiç ilgisi olmayan bir kısım açıklamalar hadis kitaplarına sonradan eklenmiştir. Bu sözlerin sahih hadislerden ayırt edici özelliği Kuran'la tam anlamıyla çelişmeleridir. Kuran'la çelişen bir söz ve uygulamanın Peygamberimiz (sav)’e ait olması imkansızdır. Peygamber Efendimiz (sav) kavmine yalnızca Kuran'ın hükümlerini esas almalarını, başvurulması gereken tek kaynağın Kuran olduğunu söylemiş ve Müslümanlara şu öğütlerde bulunmuştu:
“Kuran'a sımsıkı bağlı olunuz ve onu kılavuz ve rehber edinin. Zira o alemlerin Rabbinin kelamıdır. Ondandır ve ona döner. (Sizi de O’na çeker)”
“Allah'tan başka ilah olmadığına ve benim onun elçisi olduğuma şehadet ediyorsunuz değil mi? Öyleyse müjdeler olsun. Bu Kuran öyle bir iplik ki bir ucu Allah'ın elinde, bir ucu da sizin elinizdedir. Ona yapışınız. Ondan sonra delalet ve tehlikeye asla düşmezsiniz.”
“Kuran'ı taşıyan, İslam'ın bayrağını taşıyan gibidir. Kim ona ikram ederse, Allah'a ikram etmiş olur. Kim de onlara ihanet ederse, Aziz ve Celil olan Allah'ın laneti o kimse üzerine olsun.”
Bu hadis-i şeriflerden de anlaşılacağı üzere Peygamberimiz (sav) müminleri bir iş yapmaktan men ederken ya da onlara herhangi bir şey yapmalarını isterken kendisine Kuran'ı ölçü aldı. Onun her sözü Kuran kaynaklıydı. Yunus Suresi’nin 15. ayetinde kendisine, kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırız:
“Bundan başka bir Kuran getir veya onu değiştir diyenlere 'Benim kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben yalnızca bana vaay olunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem gerçekten ben büyük günün azabından korkarım'' (Yunus Suresi, 15)
şeklinde cevap verdiği belirtilmiştir.
Dolayısıyla Resulullah (sav)’in sünneti Kuran'ın hayata geçirilmiş şekli uygulamasıdır. Allah bu nedenle Peygamber Efendimiz (sav)’e itaat etmenin imanın bir şartı olarak bildirir. Nisa Suresi’nin 80. ayetinde Rabbimiz, “Peygambere itaat edenin, gerçekte Allah'a itaat ettiğini” buyurur. Peygamberimiz (sav)’in söylediklerini yerine getiren, onun sünnetini uyan bir insan, Kuran'ın hükümlerini de uyguluyor demektir.
Peki Hadisler Bir Müslüman İçin Gerekli Midir?
Kuran'ın indirilişinin ardından geçen yüzyıllarda Peygamberimiz (sav)’in bazı uygulamaları ve sözleri hadis olarak bir araya toplandı. Hadislerin hicri 2. yüzyıldan itibaren yazılı hale getirilmeye başlandığı zannedilmektedir. Söz konusu hadislerin bir kısmı korunabilmiş, bir kısmı ise yanlış aktarılmış, çarpıtılmış veya tamamen uydurulmuştur.
Daha önce açıkladığımız gibi bir hadisin gerçekten Peygamberimiz (sav)’in sözü veya uygulaması olup olmadığını bilmek için Kuran'a bakmamız gerekir. Eğer bir hadis Kuran ile mutabık ise bu durumda doğrudur. Eğer geleceğe işaret eden bir hadis tahakkuk ettiyse yani gerçekleştiyse bu durumda yine doğrudur. Ama eğer söz konusu hadis Kuran ile çelişiyorsa bu konuda artık tereddüt yoktur. Hadis hiçbir şekilde doğru kabul edilemez.
Çünkü bir Müslümanın olmazsa olmaz yegane kaynağı Kuran'dır. Kuran bir Müslüman için yeterlidir. Yüce Rabbimizin hükmü gereği her Müslüman yalnızca Kuran'dan sorulacaktır. Fakat elbette ki Peygamber Efendimiz (sav)’in Kuran'a dayalı uygulamalarını veya mucizelerini bilmek de çok önemli bir nimettir. Hadislere uymak bir Müslüman için bir farz vazife değildir fakat Peygamber Efendimiz (sav)’in söz ve uygulamaları, geleceğe dair verdiği müjdeler önemli birer yol göstericidir. İşte bu sebeple doğru izahı yanlıştan ayırmak ve günümüze ulaşan gerçek hadisleri teşhis edip anlayabilmek çok önemlidir.
Ne var ki hepimizin bildiği gibi uydurulan, yanlış nakledilen, saptırılan, kişilerin kendi isteklerine göre yorumlanan binlerce hadis şu anda İslam dininin en önemli kaynağı olarak kabul edilmektedir.
Uydurma Hadis ve Hurafeler Yol Gösterici Olamaz
Müslümanların önemli bir kısmı yıllar boyunca mevzu hadislere ve bir kısım sözde âlimlerin dine katmaya çalıştıkları hurafelere dayanarak Kuran'dan sistematik olarak uzaklaştılar. Söz konusu mevzu hadis ve icmalara, yani bazı İslam bilginlerinin verdikleri şeriat hükümlerine göre, Kuran'da olmayan birçok uygulama yaygınlaştı. Bu uygulamalar öylesine zorlu ve engelleyici oldu ki, birçok insan Kuran'ı dokunulmaz olarak görmeye başladı.
Örneğin, Kuran'a abdestsiz dokunulamaz hurafesiyle Kuran okumak zorlaştırıldı. Abdest, Kuran'da sadece tek bir ayette oldukça açık şekilde açıklanmasına ve son derece kolay olmasına rağmen hurafelerle abdesti bozan sebepler ciltler dolusu kitaplarla anlatıldı. Dolayısıyla Kuran'a dokunmak adeta imkansızlaştırıldı.
Kuran genellikle okunmaz, sadece bir koruma içinde yüksekçe bir yere asılır ve asla indirilmez. Kuran'ın bir Müslüman'ın hayatının en önemli parçası olması gerekirken, hurafelere göre Kuran, Ramazan ayı, kandil günleri, cenazeler gibi bazı zamanlarda o da sadece Arapça olarak okunabilir. Kişinin Kuran'ı kendi dilinde okumasıysa yine hurafelere göre kesin olarak yasaklanmıştır.
Hurafeci inanışta pek çok kişi kendi dilinde Kuran okuduğunda günaha girdiğini zanneder. Bu nedenle Arapça bilmeyen toplulukların büyük bir kısmı Kuran'ın içeriğinden dahi habersizdir.
Oysa Kuran her an elimizde olması gereken yol göstericimizdir.
Kuran, hayatın her anında, her yerde okunması gereken rehberimiz olmasına rağmen, uydurulmuş binlerce kural sonucunda bir Müslümanın Kuran'ı elini alması dahi mümkün olmamaktadır. Oysa Ahzâb Suresi’ndeki, kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Evlerinizdeki okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın” (Ahzap Suresi, 34)
ayetiyle daima okunan ve hikmeti akılda kalan bir kitap tarif edilir.
Yine Bakara Suresi’ndeki bir başka Kuran ayetinde Yüce Rabbimiz Allah, kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Bu kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için bir yol gösterici olan bir kitaptır” (Bakara Suresi, 2)
diye belirtilir. Bir kitabın yol gösterici olabilmesi için içindeki yol gösteren hikmetlerin bilinmesi gerekir. Ayetlerde Yüce Kitabımız Kuran'ın şu özellikleri belirtilir:
Bir rehber, yolu aydınlatıcı bir ışık. Doğruyu yanlıştan ayıran bir ölçü. İhtilaf içinde olanlara karşı bir delil. Bir mucize. Kalplerinde manevi anlamda hastalık bulunanlara bir ilaç. Sıkıntı içinde olan inanç sahiplerine bir müjde. Bütün insanlar için bir öğüt ve hatırlatma, her konuyu detaylı açıklayan bir yasa, düşünmeyi derinleştiren bir yol gösterici, her şeyin çeşitli biçimlerde açıklaması, aklını kullananlar için bir uyarı, birbiriyle anlaşmazlık içindeki insanları bir araya getiren bir vasıta.
Bütün bunların gerçekleşmesi ancak Kuran'ı okumak, içindeki öğütleri bilmek ve anlamakla mümkündür. Fakat Kuran yerine hurafeleri yaygınlaştırma peşinde olanlar ilk yol olarak Kuran'a ulaşmayı engellediler. Kuran'a erişmek engellendiğinde bir Müslüman için doğrunun, yanlışın ayırt edilmesinin yolu tıkanmış olur. Dolayısıyla da hadislerin doğruluğunu Kuran'a göre anlamanın imkanı kalmaz. Bunun yerine hurafe ve sahte hadisler konulduğunda ise Kuran'dan ayrı yepyeni bir din oluşturulmuş olur.
Kuran'da Anlatılan İslam'ı Uygulamak Kolaydır
Kuran'ın yolu her dinden, her fikirden insana şefkat, sevgi, saygı ve koruyuculuk demektir. Kuran demokrasiyi şart koşar. Kuran'da fikir özgürlüğü korunur. Kuran'da tarif edilen Müslümanlar bilgili, eğitimli, açık fikirli, diğer inançlara saygılı, dışa dönük, modern, kaliteli, sanat ve estetiğe önem veren, birliğe, dostluğa ve sevgiye değer veren insanlardır. Kuran'da nefret, tahammülsüzlük, çatışma, kavga, zorbalık, dayatma, tehdit, mutsuzluk, öfke ve savaş yoktur.
Allah, dinini insanların yaşayabilmesi için çok kolay kılmıştır. Tüm emir ve hükümleri insanların tıtratına en uygun şekildedir ve hiçbirinde bir zorluk yok. Kuran'da haramlar oldukça azdır ve kesin, net hükümlerle bildirilir. Tartışmaya veya yoruma açık değildir. Örneğin adam öldürmek, zina etmek, faiz almak, domuz eti yemek, kan içmek gibi hükümler Kuran ayetleriyle kesin ifadelerle bildirilmiş haramlardır. Bu Kuran'ın önemli bir özelliğidir.
Ayetleri kendi isteklerine göre yorumlayarak haram üretmeye çalışan kişiler daima kendilerince çıkarımlarda bulunurlar. Oysa Allah haramları kesin ve net hükümlerle yasak etmiştir.
Hak din, insanların üzerindeki tüm külfeti, zorluk getiren tüm ağırlıkları kaldırır. Allah Kuran'da dinin kolay olduğunu, dinine tabi olanların da işlerini kolaylaştıracağını şöyle bildirir:
“Ve seni kolay olan için başarılı kılacağız.”
(A’la Suresi, 8)
“O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir. Atanız İbrahim'in dininde olduğu gibi." (Hac Suresi, 78)
Peygamberimiz (sav) de bu ayetler doğrultusunda “din kolaylıktır” diye buyurarak insanları dini yaşamaya davet etti. İnsanların dinde zorluk olarak gördükleri uygulama veya inançlar, dine sonradan müşrikler veya insanları dinden uzaklaştırmak isteyen inkârcılar tarafından eklendi. Hak dinin bir parçasıymış gibi insanlara aktarıldı. Bazı kimseler de kendilerini daha tatva göstermek için zor olanı yapmanın daha makbul olacağını düşünerek gösterişe yönelik bir din anlayışını benimsediler. Oysa Peygamber Efendimiz (sav) yanındaki Müslümanlara her zaman dini kolaylaştırmayı emretmişti. O halde salih Müslümanlar bu emre itaat etmeli ve insanlara kolay olanı zor göstermenin vebalini yüklenmemelidir.
Peygamberimiz (sav)’in bu konuyla ilgili bir hadisi de şöyledir:
“Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Birbirinizle iyi geçinin. İhtilafa düşmeyin.”
İnsanın tek yapması gereken, Kuran'da Allah'ın insanlara emrettiklerini yerine getirmek ve yasakladıklarından kaçınmaktır. Allah her şeyi insanlar için kolay kılarken dini zorlaştırmaya çalışanlar, ahirette bunun sorumluluğunu yüklenmiş olarak hesap verirler.
Sonuç
Eğer dünyada hurafelere değil de gerçekten İslamı, yalnızca Kuran'ı rehber edinerek uygulayan bir ülke olsaydı, o ülke bilimde ve sanatta gelişmiş, eğitim ve yaşam seviyesi çok yüksek, kaliteli, barışçıl, sevecen, tüm dünya halklarıyla birleşme yanlısı, barış öncüsü, Musevileri, Hristiyanları, ateistleri kucaklayan, her ideolojiden insana saygı duyan, dünyaya huzur ve güvenlik getirmeyi misyon edinmiş, kendisinden çok ihtiyaç içindekileri düşünen, sevgi dolu ve neşeli bir ülke olurdu. Bu ülke halkı çok kaliteli olmasının yanı sıra ultra modern ve ultra demokratik bir yaşam tarzına sahip olurdu. Her fikir rahatlıkla söylenebilir, her görüş özgürce açıklanabilir fakat bu olurken hakaret, saldırı, tahammülsüzlük ve şiddet asla olmazdı.
Mal bir kenara yığılmaz, Kuran'ın yoksulu korumaya ve kendi nefsinden önce kardeşinin nefsini düşünme düsturuna dayalı yaşam şekli hakim olurdu. Buna göre zaten yoksul da olmazdı. Böyle bir sistem, dünyadaki bütün insanların tam anlamıyla rahat yaşayacağı, dünyadaki bütün ülkelerin mutlu ve memnun olacakları mükemmel bir sistem olurdu.
İşte Müslümanların üzerindeki sorumluluk Kuran'ı rehber edinerek dünyayı böylesine cennet gibi bir ortama dönüştürmektir. Bu belgesel serimizin diğer bölümlerinde Kuran'daki İslam ile hurafelere dayandırılmış yanlış İslam anlayışlarını kıyaslayacağız. Gerçek Kuran'a uymanın insanın fıtratına ne kadar uygun olduğunu, sevgiye dayalı İslam anlayışının insanlara ne kadar kolaylık, huzur ve mutluluk getireceğini anlatacağız. Güzeller güzeli İslam dinimize sonradan eklenmeye çalışılan Kuran dışı uygulamaların yani hurafelerin ise insanın yaratılışına ne kadar aykırı olduğunu, insanlığa nasıl belalar getirdiğini ve çelişkilerle dolu olduğunu hep beraber göreceğiz.