Bakış Açısı - 2. Bölüm / Orta Afrika
KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar, bakış açısına hoş geldiniz. Dünya gündemindeki konuları ele aldığımız programımızın ikinci bölümüyle karşınızdayız. Bu programımızda size Orta Afrika'yı anlatacağız. Uluslararası gündemin son dönemdeki en önemli maddelerinden biri Orta Afrika Cumhuriyeti'nde devam eden çatışmalar.
Ülkede son dönemde yaşananlar vahşet boyutuna ulaşmış durumda. Bölgeden gelen ve insanın kanını donduran şiddet görüntüleri her geçen gün dozunu arttırıyor. Peki, nasıl oldu da Orta Afrika Cumhuriyeti'nde böyle bir çatışma ortamı oluştu? Bunu anlayabilmek için öncelikle ülkenin tarihi geçmişine ve olayların perde arkasına bakmak gerekiyor. Şimdi arkanıza yaslanın ve sizin için hazırladığımız programımızı izleyin. Bakış açısı Orta Afrika Cumhuriyeti dosyasıyla başlıyor.
Bu akşamki program başlıklarımız şu şekilde: Öncelikle ülke künyesi ve tarihi arka planıyla Orta Afrika Cumhuriyeti'nin özellikleri ve tarihi hakkında bilgi vereceğiz. Güncel durum raporu başlığımızda ülkede bugün yaşanmakta olan şiddet olaylarının gözlerine sereceğiz.
Perde arkası bölümümüz var. Çalışmaların kaynağını ve yapılan uluslararası müdahalenin amacını sorgulayacağız.
Dinler arası çatışma olarak yansıtılan olayların gerçek sebebini anlatacağız.
Ve son olarak çözüm yolları başlığı altında da Orta Afrika'da bu yaşanan büyük fitnenin tüm kıtaya yayılmadan nasıl engellenebileceğini konuşacağız.
Evet, ülke künyesiyle programımıza başlıyoruz. İlk olarak Orta Afrika Cumhuriyeti'nin coğrafi konumuna bakalım.
Orta Afrika Cumhuriyeti Afrika'nın en yoksul ülkelerinden bir tanesi ve coğrafi konumuna baktığımızda ülkenin Sudan, Çat, Kamerun, Kongo ve Güney Sudan ile sınırlarının bulunduğunu görüyoruz. Denize kıyısı yok ülkenin. Nüfus yaklaşık 4,5 milyon civarında ve bağımsızlığını 1960 yılında Fransa'dan kazandı. Ülkede konuşulan resmi dil, Sango yerel diliyle birlikte Fransızca.
Evet, ikinci olarak etnik dağılıma bakalım grafiğimiz üzerinden. Ülkede %50'ye yakın Hristiyan çoğunluk var. Katolik ve Protestanlar olmak üzere. %30 animist ruhlara tapan insanlar bulunuyor ve %20 kadar da Müslümanlar var. Ülkenin farklı bölgelerinde tabii farklı eyaletlerde bu dağılım değişebiliyor. Fakat Müslümanlar genel olarak %20 gibi bir rakama sahipler.
Ülkenin ekonomisi tarıma dayalı altın, elmas ve uranyum açısından çok fazla yeraltı zenginliklerine sahip. Bunun dışında ülke aslında ismi daha önceden Ubangui Shari Fransa sömürgesi altındayken böyle isimlendiriliyordu. Bağımsızlık sonrası Orta Afrika ismini aldı. Başkent Ubangui nüfusun en yoğun olduğu yer konumunda ve Müslüman topluluklar ülkenin daha çok Çad ve Sudan yönündeki kuzey kesimlerinde yaşıyorlar. Ama başkent Ubangui'de azımsanmayacak oranda Müslüman nüfus bulunuyor.
Ülkeyle ilgili diğer önemli özellikler de şunlar: Orta Afrika Cumhuriyeti'nde eğitim ve sağlık alanında büyük sorunlar bulunuyor. Nüfusun önemli bir kısmı AIDS, cüzzam, sıtma gibi hastalıklarla yaşıyor. Ülkede ortalama ömür yaklaşık olarak 43 yıl civarında ve ülke genelinde okuma-yazma seviyesi oldukça düşük. Nüfusun yaklaşık %60'ı okuma ve yazma bilmiyor. Ülkede barınma sorunu da çok had safhada. Yaklaşık 2.2 milyon insan bakıma muhtaç şekilde yaşıyor. Yaklaşık 800.000 kişi ise iç savaş sebebiyle evlerinden uzakta ve çadırlarda yoksulluk içinde yaşamak zorunda.
Evet, Orta Afrika hakkında kısaca bilgi verdikten sonra şimdi ülkenin geçmişine kısa bir yolculuk yapalım.
Ülke geçmişini tarihi arka plan bölümümüzde inceleyeceğiz. Bu bölüm altında 3 başlığımız var.
İşgaller ve iç karışıklıklar,
Darwinizm fitnesi,
Darbeler ve çatışmalar başlıklarımız var.
İlk olarak işgallerle başlayalım. Orta Afrika Cumhuriyeti'nin geçmişine bakıldığında buradaki ilk sömürgecilik hareketlerinin, ilk işgallerinin Fransızların başlattığı görülüyor. 1890 yılında başlayan işgal hareketi, 1900 yılında ülkenin tamamının Fransızlar tarafından işgal edilmesiyle sonlandı. Bu tarihten sonra Fransız sömürgesi haline gelen ülkenin ismi de değiştirildi ve Fransız Ekvatoral Afrika'sı oldu ülkenin ismi. Sömürge sistemi yaklaşık 60 yıl sürdükten sonra 1958 yılında ülke özerklik kazandı. 1960 yılında ise Fransa'dan bağımsızlığını kazandı. Fakat bu bağımsızlık ülkeye refah ve bereket getirmek yerine iç savaşı körükledi.
Tarih içerisinde Orta Afrika Cumhuriyeti'nde yaşanan tüm bu darbe ve iç karışıklıklar sırasında ülkede milyonlarca insan vefat etti. Müslümanlara büyük eziyetler çektirildi. Bu eziyetlerin sözde ideolojik kaynağı ise dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Darwinizm'di.
Tarih arka plan bölümümüze Darwinizm fitnesi başlığımızda devam ediyoruz. Orta Afrika Cumhuriyeti'nde ilk karışıklıklar 1890 yılında Fransızların başlattığı sömürgecilik hareketleriyle ortaya çıktı. Sosyal Darwinizm’in bir uygulaması olan sömürgecilik hareketi, sözde aşağı görülen bir toplumun sömürülmesini meşhur gösteriyor. Buna inanmış olan Batı toplumları da sözde aşağı gördükleri zenci ırkından daha üstün olduklarına inandılar ve onları sömürmeyi meşru gördüler.
1890 yılından sonra yaklaşık 60 yıl ülkedeki insanlar Darwinizm’in meşru gösterdiği köleciliğe ve çeşitli eziyetlere maruz kaldılar. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan bağımsızlık hareketleri sonucu ülke bağımsızlığını kazandı. Ancak Fransızlar ülkedeki güçlerini kaybetmediler ve seçilen devlet başkanlarını kontroller altında tutarak bir nevi dolaylı sömürgeciliğe devam ettiler.
Bu durum Orta Afrika Cumhuriyeti'nde günümüze kadar bitmeyen iç savaş olaylarını körükledi. Ülkede Fransız yanlıları ve karşılıkları 10 yıllardır çatışıyor. İç savaş bütün hızıyla devam ediyor. Ülke ise açlık, baskı ve insanlık dışı uygulamalarla yönetilmeye devam ediyor.
Şimdi ülkenin bitmek bilmeyen darbeler geçmişine kısaca bir göz atalım. Şimdiki başlığımız darbeler ve çatışmalar, kısaca darbeler tarihine bakacağız.
1890 yılında bölgeye gelen Fransızlar ülkeyi sömürge haline getirmek için büyük saldırılar düzenlediler. 10 yıl süren işgal sonrası ülkede çok büyük bir insan kaybı yaşandı. Silahlı Fransız güçleri sadece okları bulunan yerel halkı kontrol altına alarak insanları köle olarak kullandı. Bundan sonraki süreçte ülkedeki madenleri ve insan gücünü 60 yıl kullanan Fransa, milyonlarca insanın ölmesiyle sonuçlanan bir olayın sorumlusu konumunda bulunuyor.
1958'de özerklik kazanan ülkede ilk seçimler yapıldı. Bu yıl ve ilerleyen 10 yılda ülkede büyük karışıklıklar ve çalışmalar yaşandı. İktidarı ele geçirme mücadelesinde on binlerce insan hayatını kaybetti. Bir o kadarı da evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu yıl içerisinde yapılan darbe ile ülke darbe lideri Bokassa tarafından yönetilmeye başlandı. Ülkede çok fazla kan aktı ve çatışmalar ülke genelinde daha çok yayıldı. Yapılan darbe ile ülkedeki demokrasi kaldırılıp krallığa geçildi.
Ülkedeki krallık rejimi 1979 tarihinde yaşanan iç savaş ile sona erdi. Tekrar demokrasiye geçildiyse de ülkede kanlı günler bütün hızıyla yaşanmaya devam etti. Fransa'nın desteğiyle 1981 yılında Andre Kolingba tarafından başka bir darbe yaşandı. Bu darbe sonucunda ülkede çok partili hayat sona erdi ve tek partili yönetim bütün yaşanan kanlı iç çatışma olaylarıyla devam etti.
1996-1997 yıllarında çeşitli darbe girişimleri ve çok sayıda ölüm olayları gerçekleşti. Ülkedeki darbe girişimleri 2000'li yıllarda da devam etti. 2003 yılında General Bozize, seçilmiş başkan Bokassa'yı görevinden aldı ve darbeyle kendisi devlet başkanı oldu. Yaşanan iç çatışmalarda binlerce insan öldü.
2010 yılında ülkede genel seçimler yapılması gerekiyordu. Fakat yaşanan iç çatışmalar sebebiyle seçimler yapılamadı. Taraflar arasında çok büyük iç çatışmalar ve kanlı olaylar meydana geldi.
2013 yılında ise ülke yönetimini Müslüman Seleka Koalisyonu ele geçirdi. Yine ülkede kanlı iç çatışmalar ve şiddet olayları yaşandı. Halen ülkede yatışmak bilmeyen şiddet olayları devam ediyor. Özellikle yerel halkın Balaka dediği terör grupları Seleka Koalisyonu tarafından devrilen Bozize'nin intikamını almak için Seleka Koalisyonuna ve Müslümanlara saldırılar düzenliyorlar.
Sıradaki bölümümüz ile size bu saldırıları, taraflarını ve mevcut ortamı anlatacağız. Evet, güncel durum raporu ile programımıza devam ediyoruz. Şimdi tek tek maddelerimizi ele alalım.
Evet, ilk başlığımızda Seleka Koalisyonu'nu anlatacağız. Ülkedeki olaylar zinciri 2012 yılı sonunda başladı. Ülkenin kuzeydoğusunda örgütlenen ve çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu Seleka Koalisyonu, Hristiyan kökenli devlet başkanı François Bozize'ye karşı silahlı mücadele başlattı. 2003-2013 yılları arasında devlet başkanlığını yürüten François Bouzizé, iktidarı yoğun yolsuzluk ve baskı politikalarıyla tepki topladı. İktidara karşı ortaya çıkan Seleka Koalisyonu, ülkenin Kuzey kesimlerindeki 5 farklı silahlı hareketin bir araya gelmesinden oluşuyor. Kırsal bölgelerde oluşan bu silahlı hareket, 2011'de bazı şehirlerin kontrolünü ele geçirdi. Mart 2013'te ise başkent Ubangui'ye kadar gelerek yönetimi devirdi. Seleka koalisyonu bir geçiş hükümeti kurdu ve devlet başkanlığı görevine Seleka komutanlarından Michel Dijototia'ya getirildi. Ülkenin 18 ay içinde seçime götürülmesi istendi. Michel Dijototia ülkedeki ilk Müslüman devlet başkanı oldu. Varılan anlaşma gereği Dijototia ve Seleka üyelerinin ülkedeki yönetimi belirleyecek seçimlerde aday olmaması kararlaştırıldı. Böylelikle ülkede Hristiyan ve Müslümanlardan oluşan yeni hükümet iş başına geldi. Başbakanlık görevi ise ülkenin tanınmış avukatlarına olan Hristiyan Nicolas Tiangaye'ya verildi. Son dönemde Dijotodia'yı iktidarı taşıyan Seleka Koalisyonu'ndan bazı savaşçıların isimlerinin adi suçlara karışması üzerine, Ağustos 2013'te yemin ederek göreve başlayan devlet başkanı Dijotodia, Eylül 2013'te Seleka Koalisyonu'nun tasfiye edildiğini duyurdu.
Geçtiğimiz Ocak ayı başında ise devlet başkanı Dijotodia ve başbakan Nicholas Tiengaye istifa etmek zorunda kaldı. Bu istifalar Orta Afrika ülkeleri ekonomik topluluğuna, üye ülkelerin baskısı üzerine gerçekleşti. Alexander Ferdinand Gwende 20 Ocak'a kadar geçici devlet başkanı oldu. 23 Ocak 2014'te ise Catherine Samba Panza devlet başkanı seçilerek ülkenin ilk kadın lideri oldu.
Evet, Seleka Koalisyonu'na dair bilgileri paylaştıktan sonra şimdi Anti-Balaka çetesini anlatalım.
Seleka Koalisyonu'nun Bozize iktidarına karşı mücadelesi sürecinde Hristiyan bir muhalif grup ortaya çıktı. Önceleri kendini savunan bu grup, daha sonra Müslüman sivilleri hedef almaya başladı. Anti-Balaka, yani yerel dil Sango'da Pala karşıtı olarak isimlendirilen bu grup bugün büyük bir tehlike oluşturuyor. Anti-Balaka denilen çeteler aşırı Hristiyan gruplardan oluşuyor. Seleka'nın koltuğundan ettiği François Bozize ise ülkeyi terk ederek önce Cameroun'a, sonrasında ise Berlin'e sığındı. Kısa sürede taraftarlarını bir araya toplayan Bozize, beraberine götürdüğü yüklü miktardaki parayla hükümete karşı atağa geçti. Ülkede son dönemde yaşanan şiddet olayları da bu şekilde başlamış oldu.
Bozize’ye sadık Balaka çeteleri özellikle Müslüman köylerini, camileri ve Seleka üyelerinin evlerini basarak infazlar gerçekleştirdi. Her türlü insanlık dışı uygulamaya imza atarak kısa sürede yüzlerce insanı katletti. Çocukların boğazlarını kesme, hamile kadınların karınlarını deşme, timsahlara diri diri yem etme gibi insanlık dışı şiddet eylemleri görüldü. Şu anda bu çeteler hükümet güçleriyle çatışarak iktidarı devirmeye çalışıyor.
Anti-Balaka militanları, Müslümanları Hristiyanlara yönelik şiddet eylemlerinde bulunan Seleka Koalisyonu'na destek vermekle suçluyor. Giderek daha da örgütlü bir hale gelen Anti-Balaka militanları tüm Müslümanların ülkeden ayrılmasını istiyor. Ülkenin şu an içinde bulunduğu krizi tetikleyen son olaylar dizisi ise 2013 yılının Aralık ayı başında yaşandı. 2 Aralık'tan itibaren Anti-Balaka milisleri Müslümanlara yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.
5 Aralık gecesi ise eski Seleka komutanlarını ellerinde basarak infazlar gerçekleştirdiler. Katliamdan kurtulmayı başaran eski Seleka üyeleri cami, okul, kamp gibi daha güvenli gördükleri yerlere sığındılar. Kızılhaç örgütü o gece meydana gelen şiddet olaylarında sokaklardan 281 ceset topladığı açıklamasını yaptı. Ve tüm bu olayların ardından Fransa'nın Sangaris Operasyonu geldi. Peki, Sangaris Operasyonu nasıl başladı?
5 Aralık 2013 tarihinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi dış müdahalenin gerekli olduğu sonucuna vardı. Konsey, Fransız güçlerinin ve Afrika Birliği güçlerinin ülkeye konuşlandırılmasına imkan veren kararı kabul etti. Fransa, politik gücünü kullanarak aldırttığı bu kararla eski sömürgesi Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Sangaris Operasyonu'nu başlattı. Fransa, 1600 civarında askerini ülkeye yerleştirerek sivilleri koruma görevine üstlendiğini açıkladı. Fransa birliklerine 4000 kadar Afrika Birliği askeri de eşlik ediyor. Kuzeyde yaşayan Müslüman azınlık korunmaya ihtiyaç duyarken Fransız askerleri ülkenin batısında ve güneybatısında operasyona devam ediyor.
Fransa, Orta Afrika Cumhuriyeti'ndeki şiddeti sona erdirmek için silahsızlandırma siyaseti uyguluyor. Ancak bu siyaset tek taraflı şekilde işliyor. Seleka üyelerinin silahsızlandırma adı altında Müslüman mahallelerine girerek silah ve kesici aletleri topluyorlar, üst baş aramaları yapıyorlar. Bu tek taraflı silahsızlandırma girişimi Müslümanları güçsüzleştirirken karşı saflarda yer alan Anti-Balaka çetesini daha da cesaretlendiriyor.
Yaşanan şiddet olayları üzerine Fransa'nın tarafsızlığını yitirdiğini düşünen Müslüman topluluklar Fransa'yı eleştirmeye başladılar. Sokak protestolarıyla tepkilerini ortaya koyuyorlar. Fransız askerlerinin silahlandırdığı Anti-Balaka milisleri ise toplu linç girişimlerine devam ediyor. Linçten kaçan 4 bin Müslümanın sığındığı camiler de ateşe verilmeye başlandı. Başkent Ubangui Havalimanı'na sığınan ve sayısı 100 bini geçen mülteciler ise komşu ülkelere geçmeye çalışıyor.
Peki Orta Afrika'da nasıl bir yaşam var? İsterseniz şimdi bunu inceleyelim.
Birleşmiş Milletler raporuna göre Orta Afrika Cumhuriyeti'nde 2.2 milyon insan bakıma muhtaç. 785 bin kişi evini terk etmek zorunda kalmış. Bu insanlar şu anda evlerinden uzak yerlerde ve çok zor koşullarda yaşamaya çalışıyorlar.
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde yaşayan insanlar normal yaşam koşullarının çok altında bir düzeyde yaşıyorlar. Pek çok yerde elektrik ve temiz su sıkıntısı yaşanıyor. Eğitim, öğretim yok denilecek seviyede. Ülkenin büyük kesiminde okullar kapalı. Yaşanan iç savaş, ülkeye ilaç, yiyecek ve içecek gibi temel maddelerin girmesini zorlaştırıyor. Salgın hastalıklar, yaygın ve büyük bir ilaç sıkıntısı yaşanıyor. İnsanların çoğu açlık çekiyor.
Dünya Gıda Programı, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Hristiyan ve Müslüman militanlar arasında devam eden çatışmalar nedeniyle nüfusun %15'inin açlık riski taşıdığını açıkladı. Buna karşı dünya medyası olayları izliyor fakat haber bültenlerinde yapılan zulümler yer almıyor. Müslüman ülkelerin birçoğu ülkede Müslümanlara yapılan eziyetlerden habersiz. Haberdar olanlar da müdahale edemiyor.
Ülkedeki Müslümanların durumu iyi değil. Camilere yapılan baskınlar, belirli bölgelerde Müslümanların sokak ortasında infaz edilmesi günlük olaylar arasında. Ülkenin bazı bölgeleri Müslümanlara yasak. Çünkü bu bölgelerde Balaka denen çeteler Müslümanları gördüğü yerde öldürmeye çalışıyor.
Evet, güncel durum raporunu burada tamamlıyoruz. Sıradaki bölümümüz perde arkası ve perde arkası bölümünde inceleyeceğimiz başlıklar şunlar:
Zulmün kaynağı,
Altın ve elmas,
Fransa faktörü,
Uluslararası müdahale tartışması,
Dinler arası çatışma söylemi.
Orta Afrika Cumhuriyeti'nde yaşanan iç savaş ve özellikle Müslümanlara yönelik şiddet olaylarının perde arkasında dikkat çekilmesi gereken bazı faktörler var. Şimdi gelin hep beraber bu faktörleri inceleyelim.
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, Hristiyanlıkta şiddet, zulüm gibi eylemlerin yeri yoktur. Hristiyanlık, İncil'de belirtildiği gibi sevgi dinidir. Her ne kadar sonradan bozulmuş olsa da içinde Allah katından hükümler barındıran İncil, şiddeti değil, sevgi, merhamet ve barışı amaçlar.
“İnsanların ve meleklerin diliyle konuşsam ama sevgim olmasa, ses çıkaran bakırdan ya da çınlayan zilden farkım kalmaz.” (Korintliler, 13:1)
“Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin dendiğini duydunuz ama ben size diyorum ki düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin.” (Matta, 5:43-44)
Görüldüğü gibi Hristiyanlıktaki temel yönlerden biri sevgidir ve şiddete asla yer yoktur. Dolayısıyla kendisini Hristiyan olarak tanımlayan Balaka çeteleri aslında Hristiyanlığın öğretilerini değil, sosyal Darwinizm’in öğretilerini uyguluyorlar. Darwinizm’de vahşet ve şiddetin bir gereklilik olduğu, kendinden zayıf olanların ezilmesi gerektiği pek çok evrimci tarafından savunuluyor.
P.J. Darlington, bir evrimci olarak Evolution for Naturalists, Naturalistler için Evrim isimli kitabında vahşetin evrim teorisinin doğal bir sonucu olduğuna ve hatta bunun meşru görmesi gerektiğine dair batıl inancını şöyle tarif eder:
“Birinci nokta, bencillik ve vahşet içimizdeki doğal bir şeydir. En uzak atamızdan bize miras kalmıştır. O zaman vahşilik insanlar için normaldir. Evrimin bir ürünüdür.”
Orta Afrika Cumhuriyeti'ni önemli kılan asıl unsur, zengin altın, elmas ve uranyum yatakları. Ülkede milyarlarca dolar değerinde altın, elmas, uranyum, wolfram gibi madenler bulunuyor. Orta Afrika Cumhuriyeti, madenler açısından da çok zengin. Bu madenlerin çoğu, batı toplumlarında olmazsa olmaz konumunda. Bakın bazı rakamlar var, onları aktaralım. 2010 yılında 323.575 karat elmas ve 72.834 gram altın ihraç etmiş Orta Afrika Cumhuriyeti. Aynı zamanda güneyde, Bakuma bölgesinde zengin uranyum yatağına da sahip bu ülke.
Sahip olduğu kaynaklar bakımından bu ülke Fransa için de jeopolitik öneme sahip. Ve hala perde arkasında Fransa güdümünde bulunan ülke maalesef ki bu doğal zenginliklerinden hiç pay alamıyor. Sömürgecilik belki kılıf değiştirdi ama hala devam ediyor.
1960 yılında bağımsızlığına kavuşan ülkede Fransız yanlıları ve karşıtları, aşırı Hristiyanlar ve bir kısım Müslümanlar ve kabileler arasında çatışmalar sürüyor. Ülkede iktidarı kaybeden unsurlar devlet başkanlarını görevinden uzaklaştırarak cunta hükümetini başa getiriyorlar.
Fransa her dönemde kendi menfaatleri doğrultusunda hareket edecek bir yönetimi iş başında tutmaya çalışıyor. Ancak son dönemde Müslümanların iktidara sahip olmaları hem ülkedeki Hristiyanları hem de Fransa'yı pek memnun etmedi.
Orta Afrika Cumhuriyeti küçük olsa da bu bölgede istikrar için önemli konumda. Orta Afrika Cumhuriyeti'ne yönelik doğrudan bir terör tehdidi yok. Ancak Kuzey ve Doğu'da bulunan El-Kaide’nin mağrip kanadı gibi terör örgütlerinin varlığı karşısında Fransa riske girmek istemiyor. Fransa, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde olduğu kadar çevredeki Kamerun, Çad ve Kongo'daki ekonomik çıkarlarını da önemsiyor. Jeopolitik konuma bakıldığında Fransız askerlerinin Orta Afrika Cumhuriyeti'ni korumak amacıyla başlattığı Sangaris operasyonunun amacı tartışılıyor. Zira Fransa'nın korumak için bulunduğu ülkeden çok çevre ülkelerdeki varlığı daha fazla. Bu da Fransa'nın bölgedeki varlık nedenini tartışmalara açıyor.
Kısa süre önce de Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama operasyona lojistik destek sözü verdi. Birleşmiş Milletlerin Orta Afrika'ya müdahale kararı Müslümanlara yönelik katliamın dindirilmesi için büyük bir umut olarak görüldü. Ancak müdahale bugüne kadar istenen sonucu vermedi ve ülkede huzuru sağlayamadı.
Öte yandan 150.000'e yakın insanın öldüğü Suriye iç savaşına müdahale etmeyen Birleşmiş Milletlerin, Fransa'nın etkisiyle aldığı müdahale kararı müdahalenin amacına yönelik tartışmaları da beraberinde getirdi. Bölgeden gelen haberler de Birleşmiş Milletlerin samimiyetini sorgulattıracak türden.
Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Barış Gücü'nün Orta Afrika Cumhuriyeti'nin batısındaki Müslümanlara yönelik etnik temizliğinin önlenmesinde başarısız olduğuna dikkat çekti. Merkezi Londra'da bulunan örgütün internet sitesinde geçtiğimiz günlerde bir rapor yayınlandı. Uluslararası toplumun vahşete ilgisiz tavrının eleştirildiği raporda, “uluslararası barış gücü askerleri, Anti-Balaka militanlarına karşı koymakta, gönülsüz ve tehdit edilen Müslümanları korumakta yavaş davranıyor” ifadeleri yer alıyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü acil durumlar direktörü Peter Bouckaert, “şiddet olayları bu hızla devam ederse Orta Afrika Cumhuriyeti'nde Müslüman kalmayacak. Yıllarca ülkede barış içinde yaşayan insanlar ya evlerini terk etmek zorunda bırakılıyor ya da kendilerine hedef olan şiddet olayları yüzünden ülkeden kaçıyorlar” diyor.
Raporda, İnsan Hakları İzleme Örgütü uzmanlarının Müslümanların çoğunlukta olduğu Yaloke kentini 6 Şubat'ta ziyaret ettiği anlatılıyor. Eskiden 30 bin nüfusa sahip kentte sadece 500 kişinin kaldığı belirtiliyor. Yaloke kentindeki 8 camiden 7'si de yıkılmış durumda.
Tüm bunlar Birleşmiş Milletler'in yapısının, aldığı kararların ve müdahalelerinin de dünya genelinde yeniden tartışılmasının önünü açtı. Tüm dünyada barışı sağlama misyonuyla kurulan Birleşmiş Milletler'in dahi dünya genelindeki çatışmaları engelleyemediği bir zamanda çözüm ne olmalı?
Tüm dünyanın aradığı huzur ve barışı hangi yolla sağlayabiliriz?
Programımızın son bölümünde aranan çözümün ne kadar yakın ve kolay olduğunu göstermek istiyoruz. Ancak çözüm yolları başlığımıza geçmeden önce son bir tehlikeye daha dikkat çekmek istiyoruz ki bu tehlike belki de önümüzdeki dönemde en çok konuşulacak barış tehditlerinden birini oluşturuyor. Bu da dinler arası çatışma söylemi. Orta Afrika'daki çatışmalar gönülde Hristiyanlar ile Müslümanlar arasında gerçekleşiyor. Buradan hareketle bölgede daha da genişleyecek olan bir dinler arası çatışmanın söz konusu olabileceği çeşitli çevrelerce dile getiriliyor. Ancak bu son derece yanlış ve tehlikeli bir söylem. Aynı zamanda çatışma ortamını canlı tutan suni bir argüman. Afrika genelinde farklı din ve inanıştan insanların bir arada yaşadığı da göz önünde bulunulacak olursa, bu tehlike daha da açık bir şekilde anlaşılabiliyor. Bu tehlikeye karşı samimi inananların ittifak etmeleri ve hiçbir dinde çatışmaya yer olmadığını her ortamda dile getirmeleri gerekiyor.
Bakın, şimdi izleyeceğimiz videoda Orta Afrika'da yaşayan ve bu tehlikenin farkında olan Hristiyan ve Müslüman din adamları bu konuda şunları söylüyor: Rahip: “Sizinle bizim aramızda bir savaş yok. Bakın, gerektiğinde o ve ben birbirimizi anlıyoruz. Bir şey olursa birbirimizle konuşuruz. Eğer savaşta olsaydık, bunları neden yaptığımızı anlayabilirdik. Ama durum bu değil. Orada sorun yok. Sen benim komşumsun. Öyleyse sorun nedir?”
Evet, Orta Afrika Cumhuriyeti'nde yaşananlarla ilgili önemli gördüğümüz tüm bilgileri sizinle paylaştık. Şimdi çözüme dair vurgulamak istediklerimizi aktaralım.
İlk programımızda Arakan'la ilgili olarak da söylemiştik. Sorunlara çözüm ararken yaşananlara doğru bir bakış açısıyla bakabilmek büyük önem arz ediyor. Doğru bakış açısı ise rehberimiz olan Kuran'da bize haber veriliyor. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Şeytandan Allah'a sığınırım: “Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.” (Bakara Suresi, 208)
Dünya şu anda tüm alametleriyle ahir zamanı yaşıyor. Ahir zamanın en büyük fitnesi olan deccaliyet ise tüm dünyada kan dökmek istiyor. Bunun için her yola başvuruyor, her türlü kışkırtmayı yapıyor. En büyük silahlarından biri de Darwinizm. Deccaliyeti yenebilecek tek güç ise Mehdiyet. Çözümün çok kolay ve çok yakın olduğunu söyledik. Peki ne yapmak gerekiyor? Bizler çözüme nasıl katkı sağlayabiliriz? İşte yapılması gerekenler.
Tüm semavi dinlerin mensupları sevgi ve barışın hakim olması için ittifak etmeli. Az önce izlediğimiz videoda olduğu gibi. Darwinizm’in etkisiyle sömürgecilik faaliyetinde bulunan batı toplumlarına Darwinizm’in yanlışlığı bilimsel yollarla anlatılmalı. Radikalizmin ve bağnazlığın etkisi altında hareket eden terör çeteleri yanlış bakış açılarından ve cehaletlerinden arındırılmalı. Her dinin ve her inanışın kendi içinde bağnazlarının olabileceği unutulmamalı. Tüm dinlerin öldürmeyi yasakladığı ısrarla vurgulanmalı.
Bu alandaki her türlü eğitim faaliyeti desteklenmeli. Dünyada sevgilin ve barışın hakim olmasının tek yolunun Mehdiyet'in anlatılması olduğu anlaşılmalı. Müslümanlar dünyanın dört bir tarafında katledilirken güçlü ve caydırıcı bir tepki ortaya koyamayan İslam alemi şuurlanmalı ve birlik olmalı. Bu birliğin gerçekleşmesinin yalnızca Hz. Mehdi (as) vesilesiyle olabileceği anlaşılmalı. Mehdiyet, tüm alametleriyle her yerde anlatılmalı. Müslümanlar kendi aralarında ihtilafa düşmekten şiddetle kaçınmalı. Aksi takdirde askeri müdahaleler, kınamalar, geçici yardımlar tek başına kalıcı bir çözüm oluşturmayacaktır. Zihinlerde Darwinist bakış açısı hakim olduğu ve Darwinizm şiddeti sözde meşrulaştırdığı sürece bu olaylar da bitmeyecektir.
Elbette ki tüm bunlar Allah'ın dilemesiyle bir kader çerçevesinde gerçekleşiyor. Allah, Müslümanların birlik olmalarını ve Mehdiyet’in dışında bir çözüm olmadığını anlamalarını istiyor. Duamız ve gayretimiz bu birliğin oluşmasına vesile olmak ve ahir zamanın kutlu şahsı Hz. Mehdi (as)’a talebe olmak. Programımız burada sona eriyor. Bir sonraki programda görüşmek dileğiyle, hepinize iyi akşamlar.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500