Bakış Açısı - 1. Bölüm / Arakan
KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar. Yepyeni programımız Bakış Açısı'na hoş geldiniz. Bakış Açısı, gündemdeki önemli bir konuyu detaylarıyla sizin için ele alacağımız bir program olacak. İstatistikler, görsel anlatımlar ve grafikler ile sizlere kapsamlı bir sunum gerçekleştireceğiz.
Programımızın amacı, içinde bulunduğumuz ahir zamanda dünyada yaşanmakta olan siyasi ve toplumsal olaylara, bilimsel gelişmelere dikkat çekmek bilgilendirmek ve bu olayları ahir zaman hadisleri ışığında doğru bir bakış açısıyla yorumlamak.
İlk bölümümüzün konusu Arakan. Eski adıyla Burma, yeni adıyla Myanmar'ın bir eyaleti olan Arakan'da yaşayan Müslümanların maruz kaldıkları zulmü ele alacağız. Arakan dosyasıyla bakış açısı başlıyor.
Bu akşamki program içeriğimizi maddeler halinde özetleyecek olursak ilk olarak ülke künyesi ve tarihi arka planda Myanmar'ın geçmişi ve tarihi hakkında, tarihi özellikleri hakkında size kısaca bilgi vereceğiz.
Daha sonra mevcut durum raporu bölümümüz var. Bu bölümde Arakan'da şu an yaşanmakta olan zulüm ortamını gözler önüne sezeceğiz.
Sonrasında perde arkası bölümümüz gelecek. Perde arkası bölümünde yaşanmakta olan zulümlerde ne gibi ilişkilerin ve hesapların rol aldığını inceleyeceğiz.
Ve son olarak çözüm yolları başlığımız var. Bu başlık altında da atılması gereken adımları sorunun çözümü için ve kalıcı bir çözüme nasıl ulaşabileceğini konuşacağız.
Evet, ilk resmimiz bir harita. Harita üzerinden Myanmar'ın coğrafi konumuna bakalım. Myanmar aslında askeri cuntanın ülkeye vermiş olduğu bir isim. Bu bölge daha önceden Burma adıyla biliniyordu. Ve Arakan, Myanmar'ın bir eyaleti konumunda. Burma-Bangladeş sınırında, Kuzey-Güney doğrultusunda 50 bin km2'lik bir alanı kapsıyor Arakan. Ve Myanmar'ın çevre ülkelerine baktığımız zaman komşularına, Kuzeybatı'da Bangladeş ve Hindistan'ı görüyoruz. Kuzeydoğu'da Çin Halk Cumhuriyeti'ni ve Güneydoğu'da da Laos ve Tayland'ı görüyoruz.
Şimdi ikinci resmimizde de Çin-Hindi bölgesini tarif edelim. Çin-Hindi bölgesinin en büyük ülkesi demiştik Myanmar. Şimdi resimde de görüyoruz Çin-Hindi bölgesi. Myanmar, Tayland Yarımada Malezya'sı, Laos, Kamboçya ve Vietnam'ı kapsayan bölgeye verilen isim. Bu kavram aslında tarihte daha çok Fransız sömürgesi konumunda olan Laos, Kamboçya ve Vietnam'ı tanımlamak için kullanılıyor.
Şimdiki resmimizde nüfus dağılımına bakacağız, etnik dağılımına bakacağız. Bakın 2005 yılı itibariyle Myanmar'ın nüfusu 50 milyon 519 bin kişi ve ülkede ağırlıklı olarak Burmalılar yaşıyor %68 oranında. Geri kalan bölüme baktığımızda çok fazla etnik grupla karşılaşıyoruz. Bunların içerisinde Şanlar, Karenler, Hintliler, Çinliler, Rakhineler ve Ruhingyalılar yani Arakanlı Müslümanlar dediğimiz kesim bulunuyor. Arakanlı Müslümanlar da ülkenin %5'lik bir nüfusunu oluşturuyorlar.
Dini inanç açısından incelediğimizde, grafiğimizde de görülüyor. Ağırlıklı olarak ülkede Budistlerin yaşadığını görüyoruz, %89 oranında. Ve geri kalan %4 Hristiyan, %4 Müslüman ve %3 diğer inanışlar olmak üzere dağılıyor.
Ayrıca ülkeyle ilgili olarak vermek istediğimiz bir diğer bilgi de bu bölgenin, Myanmar'ın zaman zaman doğal afetlere de maruz kaldığı. Özellikle depremler, toprak kaymaları, su baskınları gibi afetler zaman zaman olabiliyor. Yakın tarihte de 4 Mayıs 2008'de gerçekleşen Nargis Kasırgası'nda 51 bin kişinin öldüğünü biliyoruz. Evet, ülke künyesi bölümünü burada tamamlıyoruz. Şimdi tarihi arka plana devam ediyoruz.
Tarihi arka plan bölümümüzü 3 başlık altında inceledik. İşgaller, fitnenin ortaya çıkışı ve katliamlar başlıklarımız var.
Öncelikle işgaller başlığımızla devam edelim programımıza. Arakan’ın bilinen geçmişi M.Ö. 3. yüzyıla kadar uzanıyor. Bu bölgede M.Ö. 1. yüzyılda Dıhan Yavadi Krallığı, 3. yüzyılda ise Vesali Krallığı kurulmuştu. Bölgenin İslamiyetle tanışması ise 8. yüzyılda Arap Müslüman tüccarlar vesilesiyle oldu. Bu dönemde deniz ticaretinde oldukça aktif olan Müslüman tüccarlar, Arakan bölgesinde küçük ticari şehirleri kurmuşlardı. Bu dönemde Müslüman tüccarlar Güney Asya, Güneydoğu Asya ve Uzakdoğu ile çok yakın ticari ilişkiler kurmuşlardı ve Arakan bölgesi de bu bölgelerden biriydi. Bu bölgede 1430 yılında Kral Naram’ın İslamiyet'i seçmesinin ardından İslamiyet hızla yayıldı ve Arakan İslam Krallığı kuruldu.
15. yüzyılın başındaki bu gelişmeden sonra 350 yıl kadar bu krallık devam etti ve 1784 yılında Budistler Arakan'ı işgal ettiler. 1784 yılında başlayan Burma işgali sırasında Rohingyalı Müslümanlar ve Budist Rakhineler büyük zulümler yaşamaya başladılar ve ilk olarak Fitnenin tohumları bu dönemde işte ortaya atıldı ve şimdi fitnenin ilk ortaya nasıl çıktığını inceleyeceğiz.
1826 yılında Burma işgali sona erdi ve bu bölgede 120 yılı aşkın sürecek İngiliz işgali başladı. Ve işte Müslümanlarla Budistler arasındaki ilk düşmanlık tohumları da bu işgal zamanında atıldı. Burmalılar ve burada yaşayan Müslümanlar Budistlerle 19. yüzyıla kadar barış içinde yaşıyorlardı. Fakat İngiliz işgalinin ardından bu işgali sona erdirmek isteyen Takin Partisi, Budist Rakhineleri, Ruhinyalı Müslümanlara karşı kışkırtmaya başladı. 1937 yılına kadar İngiliz sömürgesi konumunda olan ve Hindistan'ın bir eyaleti olarak varlığını devam ettiren Arakan, bu tarihten sonra Hindistan'dan ayrıldı fakat İngiliz sömürgesi konumunu devam ettiriyordu. İşte bu tarihlerde de Takin Partisi, Burma'daki yönetimde söz sahibi oldu ve bütün gücü eline geçirdi. Takim Partisi kışkırtmalarına başlamıştı ve Müslümanların güçlendikleri takdirde Budizm'e karşı bir tehlike oluşturacağını iddia ediyorlardı. Ve bu şekilde Budistleri Müslümanlara karşı kışkırttılar.
Ve ilk olarak başlayan bu düşmanlık tohumlarının ardından katliamlar geldi. Şimdi katliamlar bölümünde Müslümanların geçmiş tarihte başlarına gelen katliamları inceleyeceğiz.
Müslümanlara yönelik ilk İngiliz saldırılar İngilizlerin çekilmelerinin ardından başladı. 28 Mart 1942'de Minbya kasabasına bağlı köydeki Müslümanlara karşı toplu bir katliam gerçekleştirildi. Lakin liderlerinin provokasyonlarıyla Müslümanlara saldıran Budist Rakhineler katliamlar arasından bölgeyi yağmaladılar. Tüm Arakan'a yayılan saldırılar yaklaşık 40 gün sürdü ve yaklaşık 100 bin Müslüman şehit oldu. Saldırıların öncesinde çoğunluğu Müslüman olan bu yerleşim yerinden Müslümanların azınlıkta kaldığı yerlere dönüştü. Katliamdan sonra çok sayıda Arakanlı Müslüman başta Bangladeş olmak üzere komşu ülkelere göç etti. Bu katliam tarihi geçmiş olan iki kardeş toplumun artık Arakan'da bir arada yaşamasını oldukça zorlaştırdı.
1942 yılındaki katliamın etkileri halen sürerken 1947 yılında Müslümanlar yeni bir saldırının hedefi oldu. Bu dönemde kimi Müslüman gruplar silahlı bir mücadele başlatmışlardı. Müslümanların biraz güçlendiği 1954 yılında ise Burma ordusu Muson Operasyonu adını verdiği kanlı bir saldırıyla Müslüman güçleri dağıttı. Ve hemen ardından 1962 darbesi geldi.
Burma 1948 yılında İngiliz yönetiminin sona ermesiyle bağımsızlığını kazanmıştı. Ancak yeni yönetimle birlikte ülke Müslümanları açısından daha da yaşanmaz bir hale geldi. 1962 yılında askeri darbe ile yönetimi ele geçiren komünist General Neville, devletin tüm imkanlarını Müslümanları yok etmek için seferber etti. Hazırlanan Burma Sosyalist Partisi programında her türlü yol kullanılarak Müslümanların dinlerinden uzaklaştırılmaları hedefleniyordu. Bu amaçla Müslümanlar tüm siyasi haklarından mahrum edildi. Ayrıca tüm İslami eğitim kurumları, camiler, benzeri dini merkezler kapatıldı. Mescitler eğlence merkezlerine ya da Budist tapınaklara çevrildi. Hacca gitmek, kurban kesmek, toplu namaz kılmak ve diğer ibadetler yasaklandı. Bu baskılar nedeniyle Müslümanların bir bölümü ülkeyi terk etmek zorunda kaldılar.
Ancak göçlere rağmen Arakan bölgesinde Müslümanlar çoğunluğu oluşturmaktaydı. Bunun üzerine General Neville, rejim baskılarını daha da arttırarak keyfi tutuklamalara ve işkence uygulamalarına ağırlık verdi. Bu acımasız uygulamaların sonucunda 1 milyondan fazla Müslüman Burma'yı terk etmek zorunda kaldı. Burma hükümeti ülkedeki vahşetin gizli kalması için yıllar boyunca ülkeye yabancı gazeteci ve hatta turist bile kabul etmedi.
İnsan hakları kuruluşlarının vermiş oldukları raporlara göre bu baskıcı rejim altında 1982 ile 1984 yılları arasında 20 bin Arakan Müslümanı öldürüldü, yüzlerce kadına tecavüz edildi ve Müslümanların tüm mal varlığına el konuldu. Devletin iletişim araçları İslam dini hakkında yalan ve iftira yaymak için kullanıldı.
Daha sonrasında 1978 yılında yeni bir operasyon gerçekleşti. 1978'in Mart ayında ordunun başlattığı Kral Dragon Operasyonu ile Müslümanlara gözdağı verilip Arakan'dan ayrılmaları hedeflendi. Ahyap'taki en büyük Müslüman köyünde başlayan operasyonun şok dalgaları kısa süre içinde bütün Arakan'a yayıldı ve bu operasyon 200 bin Müslümanın son derece güç şartları altında Bangladeş'e göç etmek zorunda kalmasıyla neticelendi. General Neville'nin 1988 yılında istifa etmesinin ardından değişik askeri ve sivil hükümetler birbirini izledi. Bu dönem boyunca çıkan ayaklanmalarda 3000'den fazla insan öldü. Vahşet hiçbir zaman Myanmar'da azalmadı. Aksine şiddetlenerek arttı. Ocak 1992'de Burma'da yaşayan Müslüman azınlığa mensup 700 kişinin Bangladeş sınırı yakınlarında boğularak öldürüldüğü ortaya çıktı. 94 yılında ise binden fazla Müslüman yargısız infaz yöntemiyle öldürüldü. Bu başlığımızı burada tamamlıyoruz ve yeni bir başlığımıza geçiyoruz. Güncel Durum raporuyla programımız devam ediyor.
Şimdiki başlığımız güncel durum raporu. Bu başlık altında şu konuları inceleyeceğiz. Öncelikle mevcut hükümetin tavrına bakacağız. Daha sonra Arakan'da nasıl bir yaşam var ona dair detayları aktaracağız. Arakan'daki hak ihlallerini sıralayacağız. Mültecilik sorununa değineceğiz. Ve yakın dönemde Haziran 2012'de gerçekleşen saldırıları tekrar hatırlatacağız.
Güncel durum raporunda ilk başlığımızla devam ediyoruz.
Myanmar'da 2011 yılında seçimler yapıldı ve seçimler sonucunda eskiye oranla daha sivil bir hükümet iktidara geldi. Ülkenin şu anda başında bulunan ve eski bir general olan Thien Shien her ne kadar yarım yüzyıllık askeri cunta rejiminden uzaklaşmak için reformlar yapsa da Myanmar'daki çatışmaları durdurmak konusunda yetersiz kaldı. Nitekim 2012 yılının Haziran ayında yaşanan çatışmalar Myanmar'da yeniden dünya gündemine oturdu. Askeri üniformalar yerine sivil kıyafetleri bürünmüş hükümet aslında aynı otoriter ve diktatör yapısını koruyor. Generaller hükümeti arka plandan kontrol ediyor ve hatta reformların gereğinden fazla ileri gittiğini düşünüyorlar.
Myanmar bu sözde sivil hükümetin Müslümanlara karşı tavrının değişmediği bir yer halinde şu anda.
Devlet Başkanı Thien Shien’in yakın zamandaki sözleri buna bir kanıt niteliğinde. Shien şöyle demişti, ''Birleşmiş Milletlerin Müslümanlarla ilgili üstlenmesi gereken tek görev, onların mülteci kamplarında toplanarak başka ülkelere gönderilmesi.'' demişti. Ki bu sözüyle de tavrının değişmediğini göstermişti.
İkinci başalığımız, Arakan'da nasıl bir yaşam var? İsterseniz bunu konuşalım. Arakan'da yaşayan savunmasız Müslüman halkın en büyük sorunlarından bir tanesi dış dünyayla iletişim kuramamak. Dolayısıyla yaşadıkları vahşeti de hiçbir şekilde anlatamıyorlar. Çünkü ülkeye karayoluyla girmek tamamen yasaklanmış durumda. Havayoluyla giriş ise, gerçekleşse bile ülkenin pek çok yeri yabancılara kapalı durumda. Arakan'da ayrıca hiçbir bağımsız medya kuruluşu yok. Böyle bir durumda tabii ki haberler paylaşılamıyor. Orada tek yayın yapan kuruluş hükümete bağlı ve hükümet kaynaklı haberler yapıyor. Dolayısıyla Arakanlı Müslümanların yaşadıkları zulmü yerinde ve tüm gerçekliğiyle tespit edebilmek oldukça zor.
Ancak özellikle son dönemde sosyal medyanın gelişmesiyle birlikte Arakan'da yaşananlar bir parça da olsa internete yansıdı ve zulme dair fotoğraflar ve videolar geniş bir kesimde paylaşmaya başladı.
Myanmar'da özellikle geceleri devam ediyor katliamlar ve bu katliamlarda 969 Neo-Nazi hareketinin büyük bir rolü var. Bu hareket, geceleri Budist rahip görünümünde kişileri kullanarak evleri işaretliyor ve şu ana kadar yapılan saldırılar neticesinde camiler, evler yakıldı ve sonrasında bunların yerine Budist tapınaklar inşa edilmeye başladı.
Can ve mal güvenliği kalmayan Müslüman Arakanlılar da tüm zorlukları göze alarak teknelerle ölmeyi dahi göze alarak komşu ülkelere ulaşmaya çalışıyorlar. Ancak Myanmar'dan kaçmak isteyen Müslümanlara komşu ülkelerden ne Bangladeş, ne Tayland, ne de Endonezya mülteci olarak kapılarını açmıyor. Dahası Myanmar'daki zulümden kaçmaya çalışan Müslümanları bu ülkelerde bekleyen başka tehlikeler de var. Endonezya, Tayland veya Bangladeş'e ulaşan gemilerde gasp veya zor kullanılarak insan tacirlerine satılma veya vasıfsız ve ücretsiz işçi olarak çalıştırma riskleri de sağ kalanları bekleyen tehlikelilerden sadece bazısı.
Şimdi Arakan'da, orada yaşayan halkın hangi hak ihlallerine maruz kaldığını inceleyelim ve buna dair detayları aktaralım.
Hukuksuz tutuklamalar, işkence ve kötü muamele var Arakan'da. Dini ve etnik ayrımcılık, vatandaşlıktan çıkarılma, Müslümanların yerinden edilmesi, seyahat yasağı, evlilik yasağı ve kültürel mirasın yok edilmesi başlıkları altında topladık hak ihlallerini.
Aslında Myanmar'da yaşananlar her sene yayınlanan insan hakları raporlarında geniş ve kapsamlı şekilde yer alıyor. Ancak her nedense batılı ülkeler bu raporları görmezden geliyorlar. Eyaletler arasındaki etnik ve dini ayrımın kökeni aslında Burmalılardan çok Britanyalılara dayanıyor.
Ülkenin Britanya sömürgesi olduğu dönemde özellikle de tarım alanında çalıştırılmak üzere kıyı bölgelerinde Müslümanlar yerleştirilmiş. Ve o dönemden bu yana bu bölgede yaşayan Müslümanlar Myanmar tarafından halen göçmen statüsünde sayılıyor.
Müslüman Rohingya halkı genellikle Myanmar'ın batı bölgesinde Bangladeş sınırında yaşıyor. Ve buraya Rakhine eyaleti olarak adlandırılıyor burası. Ancak Myanmar vatandaşı sayılmıyorlar hiçbir şekilde. Ve 1982 anayasasıyla devlet tarafından resmi olarak tanınan 135 etnik azınlıktan herhangi birine dahil edilmediler. Bu nedenle de halen sistematik ve etnik ayrımcılığa maruz kalıyorlar.
1962 yılında askeri darbe oldu demiştik ve bu darbenin ardından özel işletmeler ve bankalar devletleştirilmişti. Müslümanların ekonomik gücü ellerinden alınmıştı. Daha sonrasında Cunta, Müslümanları devlet kademelerindeki görevlerinden de alarak yerlerine Budist Burmalıları yerleştirdi. Bu dönemde Müslüman toplulukların önde gelenleri gece yaralıları evlerinden alındı sorgusuz, sualsiz tutuklandı ve işkencelere maruz bırakıldılar.
Müslüman Rohingya halkı vatandaş sayılmadığı için kimlikleri de yok. Burma halkı onları kaçak Bangladeşli mülteciler olarak görüyor. Bangladeşler ise onları kendi vatandaşı olarak kabul etmiyorlar. Dolayısıyla buradaki Müslümanlar Güney Asya coğrafyasında Myanmar'la Bangladeş arasında sıkışıp kalmış ülkesiz bir halk konumunda.
Bunun dışında eğitim ve sağlık gibi temel haklardan da mahrumlar, faydalanamıyorlar. Örneğin hastanelere kabul edilmiyorlar. Mal, mülk, toprak sahibi olamıyorlar. Bu nedenle içinde yaşadıkları evlerinden dahi her an çıkarılma ihtimalleri var. Ayrıca betondan ev yapmaları yasak. Buna dair bir izinleri yok. Ancak bambu ve ahşap evlerde yaşayabiliyorlar. Dolayısıyla evlerin de her an yanma riski söz konusu. Devlet idaresinde, devlet dairelerinde çalışamıyorlar. Siyasi parti veya dernek kuramıyorlar. Budist bir kişiyle ortak olmadan iş sahibi de olamıyorlar.
Rohingya halkı için sokağa çıkma yasağı da var. Ayrıca şehirlerarasında seyahat etme izinleri de yok. Motorlu taşıt sahibi olmaları yasak. Baskı öyle yoğun ki Müslümanların satın alabileceği ürünler bile kısıtlanmış durumda. Buna cep telefonu kontrolü de dahil.
Buradaki Müslümanlar evlilik konusunda da çeşitli kısıtlamalara tabi tutuluyorlar. Örneğin bir çiftin en fazla iki çocuk sahibi olma hakkı var. Burma'daki bu doğum sınırlaması ise sadece Müslümanlar için geçerli.
Sağlık ve eğitim gibi kamu hizmetlerinden yoksunlar. Dolayısıyla okuma-yazma bilmeyenlerin oranı çok fazla, %80'le ifade ediliyor.
Batı Myanmar'da 40.000'in üzerinde Ruhingyalı çocuk, Anne-babası Myanmar hükümetine belirlediği şartlara uygun olmadan evlendiği için ya da iki çocuk sınırını aştığı için seyahat etme, okula gitme ve hatta ileride evlenme gibi haklardan yoksunlar. Kara listede bulunan bu çocuklar doğum belgesi dahi alamıyorlar. Bu nedenle de doğum listelerinde, aile listelerinde kütüklerde ismi geçmiyor. Ve nüfus sayımlarında da gizlenmek zorunda kalıyorlar.
Bir Müslümana bir suç isnat edildiğinde kendisine savunma hakkı verilmiyor. Ve derhal hapsediliyor. Polis ya da asker sebepsiz yere Müslümanların evine baskın yapıyor. Kendisine herhangi bir suçlamada bulunabiliyor.
Müslümanlar pasaport alamıyorlar. Komşu Bangladeş'e geçmek için geçerli bir belge kendilerine veriliyor. Ancak bu belge bazen geri dönüşte kabul edilmiyor ve bu kişiler ülkelerine tekrar geri dönemiyorlar.
Bir başka sorun mültecilik sorunu. Myanmar yönetimi baskıları nedeniyle bugün yüz binlerce Arakanlı Müslüman Myanmar sınırları dışında mülteci olarak yaşamak zorunda. Şu anda 200 bin Arakanlı Pakistan'da, 500 bin Arakanlı Suudi Arabistan'da ve Malezya'da 10 bin kadar Arakanlı mülteci var.
Mültecilerin statüsüne dair Cenevre Sözleşmesi'ni imzalamamış olan Malezya, ülkesinde bulunan diğer mülteciler gibi Arakanlı mültecilerini de yasa dışı göçmenler olarak görüyor ve bu kişilere mülteci statüsü vermiyor.
Bangladeş ise resmi rakamlara göre 22.000 mülteci barındırıyor. Ancak kayıt dışı olarak bu rakam 200.000 ile 300.000 arası olarak ifade ediliyor. Bugün yaşananlar nedeniyle Arakanlılar Bangladeş'e hala kaçmaya devam ediyorlar. Ancak orada kamplara kabul edilmiyorlar. Hatta geri dönmeye zorlanıyorlar.
100.000'in üzerinde mültecinin Bangladeş'te ormanlık alanlarda ve köylerde yaşamaya çalıştıkları biliniyor.
Şimdi isterseniz Haziran 2012'de tekrardan alevlenen saldırıları ve bunların başlangıcını hatırlayalım.
3 Haziran 2012'de kasabadaki otobüsle seyahat eden 10 Müslümanın Budist görünümündeki kişilerce linç edilmesi üzerine başlayan olaylar tüm Arakan'a yayıldı. Bu olayı protesto etmek isteyen Müslümanlar, Mahmud Şehir'indeki Merkez Camii'nde toplandılar ve bunun üzerine Budist fanatikler ve Burma polisi Müslümanlara saldırdı. Burma polisi bu gösteriyi bir ayaklanma olarak nitelendirdi ve olaya karışan Müslümanların cezalandırılması emrini verdi. Ardından Müslüman köy ve kasabalara yönelik baskınlar başladı. Suçluları barındırdıkları gerekçesiyle 300'e yakın Müslüman köyü ateşe verildi. Müslümanlar köylerinden sürülerek ormanda yaşamak zorunda bırakıldı. Şiddet olaylarından kaçan Müslümanlar Bangladeş'e sığınmak amacıyla teknelerle Naf Nehri ve Hint Okyanusu'na açıldı. Ancak yoksullukla mücadele eden Bangladeş hükümetinin mültecileri kabul edememesi nedeniyle yüzlercesi boğularak öldü.
Müslümanlara yönelik şiddet olaylarının perde arkasında birden fazla faktörün birlikte rol aldığını söyleyebiliriz. Bu faktörler arasında en çok üzerinde konuşulan ve dikkat çekilen bu listelerin bu şiddetten sorumlu olduğu. Ancak bu tespitin doğruluğu ve geçerliliği konusunda bazı gözden kaçan noktalar bulunuyor.
Gelin şimdi hep beraber bu gözden kaçan noktaları inceleyelim. Buna dair sorular soralım ve perde arkası bölümümüzde bunun cevaplarını arayalım.
Perde arkası bölümümüzde dört farklı sorunun cevabını arayacağız. Şiddetten gerçekte kim sorumlu? Budüzm’de şiddetin yeri var mı? Budistleştirme çabası yeterli bir açıklama mı? Arakan’ın stratejik konumu neden önemli?
Şimdi ilk soruyla programımıza devam edelim.
Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, Arakan'da yaşanan zulmün sebebi Budistler gibi gösterilse de bu resmin yalnızca göstermek istenen kısmı. Tarihi arka plan bölümünde de vurguladığımız üzere perde arkasında bu sözde düşmanlığı provoke eden ırkçı ve faşist bir kitlenin varlığı mevcut. Geçmişte Müslümanlar ile Budistlerin bu coğrafyada birlikte barış içinde yaşadıklarını söylemiştik. 19. yüzyıldan bu yana ise Müslümanların Budistler için büyük tehlike olduğu ve engellenmezlerse Budistleri yok edebilecekleri propagandasıyla Budistlerin Müslümanlara karşı kışkırtıldıklarını görüyoruz. Peki bu kışkırtmayı kim yapıyor? Barışı kim bozmak istiyor?
Bu sorunun cevabı olarak karşımıza Darwinizmin ırkçı ideolojisiyle hareket eden mafya çeteleri çıkıyor. Bunun zulmün uygulayıcısı olan mafya çeteleri desteği Myanmar'ın otoriter ırkçı generallerinden ve komünist Çin devletinden alıyor. Myanmar'a girmiş olan sosyal Darwinizmin çatışmayı körükleyen ve güçlü olanın hayatta kalacağı inancını teşvik eden sapkın ideolojisinden etkilenerek ırkçı bir felsefe geliştirmiş durumda.
Ülkenin en yaygın hareketi olan 969 Neonezi Hareketi, Müslümanların evlerini, camilerini yakan, ülkeyi Müslümanlardan arındırmak amacıyla Hitler taktikleri kullanan bir Neonazi grubu. Açık renk ten renginin daha prestijli olduğu Uzakdoğu ve Güneydoğu Asya ülkelerinde, kuyu renkli tenlere karşı olan önyargıdan beslenen bu hareket, ekonomik etmenleri de kullanarak fakirliğin sebebinin Müslümanlar olduğu söylemiyle kendisini taraftar topluyor.
İkinci sorumuz Budizm'de şiddetin yeri olup olmadığı. Her ne kadar sonradan bozulmuş olsa da kaynağını hak bir dinden alan Budist öğretisinde şiddetin yeri yok. Saldırganlık Budizm ile taban tabana zıt. Budizm'de insanlar meditasyonla kendi düşünceleriyle baş başa kalıp kendilerinden farklı olanlara şefkat duymayı öğreniyorlar. Budist rahiplere öğretilen ahlaki ilkelerin başlıcalarından bir tanesi öldürme ilkesi.
Bu nedenle kavgacı olmayan bu insanların Müslümanlara zulmettiği iddiası inandırıcı gözükmüyor. Budistlerle Müslümanların çatışması askeri dikta ile yoğrulmuş bu ülkede yalnızca bir provokasyondan ibaret. Nitekim Myanmar'da da Budist rahipler zulüm görüyorlar. Cunta yönetimine muhalefet eden bazı Budist rahipler oldukça sert biçimde karşılanıyorlar. Myanmar, Budist bir ülke olmasına ve Budizmi yaymaya çalışmasına rağmen Budist rahiplere karşı baskı uygulayabiliyor. Ayrıca Budist kıyafetler giyip zulüm yapılması gerçekte bu kişilerin Budist olduğunu göstermez. Dolayısıyla burada ancak faşist ve ırkçı ideolojiden etkilenerek hareket eden insanlardan bahsedebiliriz. Yapılan saldırıların Budist toplulukları üzerine atılması, kargaşanın dini ve etnik kökenli olduğunun söylenmesi, gerçeğin çarpıtılmasından ibaret.
Peki, Budistleştirme çabası yeterli bir açıklama olabilir mi?
Müslümanlara yönelik şiddetin temelinde bölgeyi Budistleştirme çabası olduğu yönündeki görüşler, doğruluk payı taşımakla birlikte sorunun açıklamada tek başına yetersiz kalıyor. Çünkü az önce de belirttiğimiz gibi Budist rahipler de bu baskılardan olumsuz etkileniyorlar. Önemli bir nokta da şu ki, bu zulmün mağdur olanları yalnızca Müslümanlar değil aslında. Ülkede, özellikle kırsal kesimler başta olmak üzere Hristiyanlar da ibadet etme ve inandıkları gibi yaşama konusunda büyük sıkıntı içindeler. Bunun temel nedeni ise dini ayrımcılığın siyasi temellere dayanması. Burma'daki Hristiyanlar, cunta rejimine karşı gelen kabilelere bağlılar. Ve bu yüzden zulüm görüyorlar.
Peki, Arakan'ın stratejik konumu neden bu kadar önemli? Zulümlerde nasıl bir payı var? Ve gelelim asıl soruya. Bu bölüm altında belki de en dikkatle takip edilmesi gereken soru bu. Arakan'ın stratejik konumu neden önemli ve bu olaylardaki payı ne?
Myanmar, coğrafi konumu itibariyle oldukça kritik bir bölgede. Hint Okyanusu, Bengal Körfezi ve stratejik deniz yolları üzerinde bulunuyor ve kontrol yeteneğine sahip. Bu deniz yolları Çin, Japonya ve Güney Kore için oldukça hayati öneme sahip. Ayrıca bölge petrol, doğalgaz ve mineraller, madenler açısından oldukça zengin. Çin ve Hindistan arasında stratejik bir konumda bulunuyor. Dolayısıyla Myanmar tüm bu ülkeler için sahip olduğu değerli mineraller, madenler, petrol ve gaz nedeniyle çok önemli bir belge konumunda.
Myanmar'ın kuzeyinde Arakanlı Müslümanların yaşadığı topraklarda 2004 yılında 1 trilyon 2 milyar metreküplük gaz ve 2 milyar 1 milyon varillik petrol rezervi keşfedilmişti. Geçtiğimiz aylarda Çin milli petrolleri Çin ile Myanmar arasındaki doğalgaz boru hattının faaliyete geçtiğini duyurmuştu. 2500 kilometre uzunluğundaki doğalgaz hattının 793 kilometresi ise Myanmar'dan, özellikle Müslümanların yaşadığı yerlerden geçiyor ve Çin'e ulaşıyor. Bu proje, Çin'in enerji güvenliği açısından büyük bir önem taşıyor. Ve enerji oburu ülke, ülke ithalatında, enerji ithalatında Malaga Boğazı yerine daha güvenli gördüğü bu yeni hattı kullanmayı planlıyor.
Hattın inşasının başladığı yıldan beri Müslümanların katliamları devam ediyor. Hattın etrafındaki Müslüman yerleşim bölgelerinde etnik temizlik hız kesmeden devam ediyor. İşte Arakanlı Müslümanlar bu sebeple bölgedeki istikrar açısından Çin'in enerji güvenliğine yönelik bir tehdit olarak görülüyor ve bölgeden sürülmek isteniyor. Dolayısıyla Myanmar Müslümanlarının sorunu sadece etnik ve dinsel ayrımcılık gibi görünse de aslında yaşanan acıların ardında bölgesel bir güç rekabeti var.
Doğalgaz hattı sayesinde müthiş bir kar elde edecek olan Çin ve bölgeyi Çin'e kaptırmamak isteyen Amerika'nın rekabetinde olan Müslümanlar oluyor. Programımızın başından itibaren Arakan'da yaşanan sorunları inceledik, perde arkasına baktık ve şimdi çözüm yolları başlığı altında atılması gereken adımları ve kalıcı bir çözüme nasıl ulaşılabileceğini konuşacağız.
Arakan'da geçmişi çok uzun yıllara dayanan dini ve etnik gerekçeli şiddet olaylarının artarak devam ettiği ve bir politik olarak resmen desteklendiği görülüyor. Bugün yalnızca Arakan ile değil İslam dünyasının büyük bir bölümünde Müslüman halklar üzerinde eziyetleri konuşuyoruz. Baskıcı ve despot rejimler altında ezilen halklardan bahsediyoruz ve yurtlarından çıkarılan Müslümanların olduğunu görüyoruz. Müslümanların özgürce yaşamaları, ibadetlerini yerine getirmeleri engelleniyor. Çözüm ararken de yaşanmakta olanlara doğru bir bakış açısıyla bakabilmek çok büyük önem taşıyor.
Arakan için çeşitli çevrelerce ve uluslararası kuruluşlarca dile getirilen çözüm önerileri elbette ki fayda sağlayabilecek yöntemler. Ancak kalıcı bir çözüm asla değil. Resmin bütününe bakmak ve Müslümanların yaşadıkları zulmün arkasındaki deccali sistemi fark etmek çok önemli. Bu fark edildiğinde kalıcı çözümün de ancak deccaliyet karşıtı olan Mehdiyet ruhuyla sağlanabileceği anlaşılacaktır.
Bugün çözümü bekleyen yalnızca Arakan değil. Filistin, Irak, Mısır, Suriye, Doğu Türkistan, Afganistan. İçinde bulduğumuz ahir zamanda Müslüman toplumların yaşadıkları bu şiddetli zulümleri Peygamberimiz (sav) 1400 yıl önceden bizlere haber vermiş. Zulümden kaçan Müslümanların içinde bulunduğu durumu anlatan bir hadis şu şekilde:
“Yemin ederim ki bu ümmete öyle şiddetli belalar gelecek de kişi zulümden, gaddarlıktan kurtulmak için sığınacak bir yer bulamayacaktır. Öyle sıkıntılı bir sırada Allah-u Teala akrabamdan, benim hanedanımdan bir kimseyi gönderecektir.” (Ölüm-Kıyamet -Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, s. 437)
Peygamberimiz (sav) Müslümanların bu durum karşısında ne yapmaları gerektiğini de bize bildirmiş. Allah'ın Kuran'da bize bildirdiği birlik olma farzını Peygamberimiz (sav) insanlara hatırlatıyor. İnsanları Hz. Mehdi (as) ile müjdeliyor. Çünkü bu fitnelerin son bulması yalnızca Hz. Mehdi (as) vesilesiyle olabilir. Müslüman alemi, Kuran'da bildirilen birlik olma emrine uymadıkları müddetçe bu ve benzeri acıların devam edeceği çok açık.
Dünyanın farklı yerlerinde Müslümanlara büyük acılar yaşatan olayların son bulması, akan kanın durması ancak İslam Birliği'nin kurulmasıyla mümkün olacak. Filistin'i, Irak'ı, Afganistan'ı, Doğu Türkistan'ı, Kırım'ı, Kerkük'ü, Moro'yu kurtaracak tek çözüm İslam Birliği. Türk İslam Birliği yalnızca Müslümanların değil, Musevilerin, Hristiyanların, Budistlerin, Ateistlerin ve her düşünceden tüm insanların güvencesi olacak. İslam Birliği kurulduğunda Museviler de, Hristiyanlar da, Budistler de, Ateistler de çok rahat edecekler.
Arakan için yalnızca kınama mesajları, ekonomik ambargo gibi bilindik tepkiler belki zulmün bir nebze azalmasını sağlayabilir. Ancak kalıcı bir çözüm yalnızca ve yalnızca İslam ülkelerinin güçlü ve caydırıcı bir birlik oluşturmasıyla mümkün olabilecek. Darwinizm ve bu felsefeyi dayanak noktası edinen komünizm, faşizm gibi insanları ırklarına göre değerlendiren, güçlü olanın hayatta kalması, zayıf olanın ezilmesi gerektiğini öğreten, sevgisizliği, merhametsizliği öngören, vahşi ve kanlı ideolojilere karşı yine ideolojik ve fikri bir mücadele yapmak gerekiyor. Aksi takdirde zihniyetler değişmediği sürece yalnızca bir hükümete ya da bir lidere karşı tavır almak, yerine bir başkasını getirmek çözüm olmayacak. Ülkelerde iktidarlar gelir gider fakat ideolojiler yerleşiktir. İlmi mücadele yapıldığında bu ideolojileri gerçek yüzlerini tanıyan, onlara kapılıp gitmiş olan insanlar doğru olanları göreceklerdir. Dünyanın neresinde olursa olsun Myanmar'daki gibi zulümlere sessiz kalmak bu zulmün bir parçası olmak demektir. Arakan'da yaşanan zulümleri hatırlattığımız bu programımızla vicdanların harekete geçmesini hedefliyoruz. Tüm Müslümanların bu zulümleri görüp, buna karşı bir fikri mücadele gerçekleştirmesini ve birlik olma farzını yerine getirmelerini Allah’tan diliyoruz. Bir sonraki programımızda yeni bir konuyu ele alacağız. Hepinize iyi akşamlar.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500