Bakış Açısı - 12. Bölüm - Irkçılık Dosyası
KARTAL GÖKTAN: Merhaba, bakış açısıyla yeniden karşınızdayız.
Geçtiğimiz haftalarda yapılan Avrupa parlamentosu seçimleriyle ırkçılık ve aşırı milliyetçilik konusu yeniden gündeme geldi. Irkçı ve aşırı milliyetçi yaklaşımlarıyla bilinen partilerin seçimlerdeki başarısı tüm dünyada geniş yankı uyandırdı. Avrupa'da ortaya çıkan ırkçı terör örgütlerinden sonra siyasi alanda da ırkçılığın geniş kitlelerce desteklenmesi oldukça ürkütücü bir tablo çiziyor. Peki Avrupa'da yükselen ırkçılık ve aşırı milliyetçilik akımının sebepleri neler? Ne gibi ırkçı faaliyetler yapılıyor ve bu faaliyetlerin sonuçları neler? Bu sorulara yanıt arayacağımız Bakış Açısı Avrupa'da Irkçılık dosyası başlıyor.
Bugünkü program özetimiz şu şekilde: Künye bölümünde, ırkçı ve aşırı milliyetçi partilerin, grupların ve terör örgütlerinin bazılarını tanıtacağız.
Zaman tünelinde, Avrupa'da ırkçılığın doğuşundan, ırkçılık ve aşırı milliyetçilik hareketinin Avrupa'da yükselişinden kaynaklanan olaylara göz atıp, aşırı grupların Müslümanlara karşı gerçekleştirdiği eylem ve saldırılara değineceğiz.
Güncel durum raporunda ise, Avrupa Parlamentosu'nun son seçim sonuçlarını değerlendireceğiz.
Ayrıca nasyonal sosyalist yeraltı örgütü davasından bahsedeceğiz.
Son olarak perde arkası başlığımızda, ırkçı ve aşırı milliyetçi grupların beslendiği fikri ideolojiden ve destek bulmalarına yol açan faktörlerden söz edeceğiz.
Önce künye başlığımızla Avrupa'daki ırkçı ve aşırı milliyetçi partileri kısaca tanıyalım. Almanya'daki, Almanya İçin Alternatif Partisi için başlayalım. Bu partinin başlayacağı hedefi Almanya'nın Avrupa Birliği'nden çıkmasını sağlamak. Ortak para birimi euronun Alman halkının çıkarlarına aykırı olduğunu savunuyor. Aşırı milliyetçi söylemler kullanıyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üyeliğine de karşı çıkıyor. Almanya'daki bir diğer parti olan Ulusal Demokratik Partisi aşırı, sağ görüşlü olduğu gibi radikal milliyetçi ve popülist bir politik duruşa da sahip. Partinin programı, zamanında Adolf Hitler'in de başkanlığını yaptığı Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'nin programına çok benziyor. Zaten Ulusal Demokratik Partisi bir Neonazi oluşumu olarak kabul ediliyor. Göçmen karşıtı bir parti ve çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu göçmen vatandaşların Almanya'dan gitmelerini istiyor.
Ulusal Demokratik Partisi güçlü bir ekonomisi olan Almanya'nın Avrupa Birliği'nden ayrılması ve Alman markına geri dönmesini savunuyor.
İngiltere'de ise Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi aşırı sağcılığıyla biliniyor. Euro ve Avrupa Birliği'ne karşı, göçmenliğin çok daha sıkı kontrol edilmesini ve Avrupa'nın daha fazla siyasi bütünleşmeye gitmemesi gerektiğini savunuyor.
Fransa'ya baktığımızda ise karşımıza bu kez Ulusal Cephe çıkıyor. Ulusal Cephe, aşırı milliyetçi bir siyasi parti. Göçmenlik ve Avrupa Birliği'ne olan düşmanlığıyla tanınıyor. Parti, Fransa'daki en büyük sorunlarını işsizlik ve güvenlik olarak sıralıyor. Her iki sorunun da kaynağının göçmenler olduğunu iddia ediyor. Euroyu, Avrupa'da yaşanan birçok ekonomik problemin kaynağı olarak gösteriyor.
Şimdi Danimarka'ya geçelim. Danimarka Halk Partisi de göçmen karşıtı. Danimarka, Danimarkalılarındır sloganıyla Müslüman karşıtı yapıyor. Danimarka Halk Partisi neredeyse ülkeye yabancı girişini kapatmış durumda. Burada yabancılardan kasıt Müslümanlar. Parti, ülkede yaşayan Müslümanların da asimile edilmesini istiyor. İslamcı rejimlerin sert bir biçimde eleştirilmesi gerektiğini düşünüyor. Dış politikasını incelediğimizde euro karşıtı olduğunu ve Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine de karşı olduğunu görüyoruz.
İtalya'ya geçtiğimizde karşımıza ayrılıkçı tezi ile bilinen ırkçı Kuzey Birliği çıkıyor. Göçmen, euro ve İslam karşılığı ile ve de ekonomik olarak zengin kuzey bölgelerinin güneyden ayrılması tezini benzemesi ile biliniyor.
Avusturya'da faaliyet gösteren Avusturya Özgürlük Partisi de bir diğer ırkçı parti. Parti, son Viyana seçiminde, Viyana İstanbul Olmamalı gibi ırkçı sloganlar kullandı. 2010 seçimlerinde Güle Güle Camii isimli bir oyunu seçim kampanyasında kullanmıştı. Amacı, Avusturya'da yaşayan insanlara camilere ve müezzinlere karşı bir tutum benimsetmekti.
Macaristan'da bir göz atalım. Daha İyi Bir Macaristan Hareketi, yani Jobbik, Mitinglerinde Nazi partisi benzeri görüntüler veriyor. Faşist ve ırkçı değil, sadece vatansever olduğunu savunsa da seçim sloganı olarak kendine Macaristan Macarlarındır ırkçı söyleminin seçmesi ırkçı görüşte olduklarını doğruluyor.
Son olarak komşumuz Yunanistan'a göz atalım. Nazi yanlısı partinin adı Altın Şafak. Altın Şafak milletvekilleri ve destekçileri şiddet, göçmenlere karşı nefret, politik düşmanlıklar ve etnik azınlıklara karşı ayrımcılık düşüncelerine sahipler. Parti sempatizanlarının Türklere, özellikle de Kıbrıslı Türklere karşı birçok darp ve şiddet olayı var.
Biraz da Avrupa'daki ırkçı grup ve örgütlerden bahsetmek istiyorum. Mesela Neonaziler ve Neonazizm felsefesini savunan Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü. Nasyonal Sosyalizm yani ulusal sosyalizm etnik miliyetçilikle sosyalizmi birleştiren ırkçı bir ideoloji. İtalya'da Benito Mussolini önderliğinde kurulan faşizm akımından etkilenerek ilk kez Almanya'da ortaya çıktı. Temel ülkeleri Adolf Hitler tarafından ortaya kondu. Hitler, Mussolini gibi faşist liderlerin tarihin derinliklerine gömülmeleri, onların savundukları fikirlerinin de yok olduğu anlamına gelmiyor. Bugün onların düşüncelerini kendilerine örnek alan pek çok örgütlenme Avrupa ülkelerinde faaliyette. Özellikle de son yıllarda Avrupa'nın birçok ülkesinde ırkçı ve faşist hareketler yeni bir uyanış içindeler. Bu hareketlerin en başında ise Almanya'daki Neonaziler geliyor. Neonazizm, nasyonal sosyalizmi savunan tüm siyasi hareket ve düşüncelere verilen ortak isim. Neonazizmin siyasal felsefesi Hitler'in öğretileri gibi yani sosyalizme dayanan radikal milliyetçilik, antisemitizm, ırkçılık, popülizm ve şovinizm. Alman Neonaziler, radikal Alman milliyetçisi ve ırkçı düşünceye bağlılar. Almanya'da Türklerin çoğunluğunu oluşturduğu göçmen vatandaşları karşılar ve Almanya'dan gitmelerini istiyorlar. Aynı zamanda Yahudi düşmanı olarak da biliniyorlar. Sık sık fiziksel şiddete de başvuruyorlar. Hatırlarsanız 29 Mayıs 1993'te Neonaziler tarafından bir katliam gerçekleştirilmişti. Göçmen bir Türk ailenin evinin kundaklanması sonucu 5 Türk hayatını kaybetmişti.
Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü de Almanya'da faaliyet gösteren aşırı sağcı ve ürkücü görüşe sahip silahlı Neonazi bir örgüt. Örgüt mensupları Almanya'daki göçmenlere saldırılarda bulunmalarıyla tanındı. Bunun yanı sıra bombalı saldırılar ve banka soygunları da yapmışlardı.
Dünyanın hemen hemen her bölgesinde Neonazi hareketleri var. Avrupalı ve Amerikalı Neonaziler beyaz ırk üstünlükçüsü. Orta Doğu, Asya, Afrika ve dünyanın diğer bölgelerindeki Neonaziler ise kendi uluslarının milliyetçiliğini yapıyorlar. Rusya'da da kanlı terör eylemleri ve işledikleri cinayetleriyle zaman zaman gündeme geliyorlar. İran'da Sunka, Suriye'de ise Sosyal Milliyetçi Parti, Ortadoğu'daki diğer Neonazi partilerinden birkaçı.
Evet, şimdi de zaman tüneli başlığımızda, Avrupa'daki aşırı milliyetçilik ve ırkçılığın nasıl doğduğuna ve geliştiğine göz atalım.
Geçmişten günümüze Avrupa'da yükselen ırkçılık ve aşırı milliyetçilik hareketinden kaynaklanan olaylardan, aşırı grupların Müslümanlara karşı gösterdikleri tavırlardan söz edelim.
Avrupa'da 18. ve 19. yüzyıllarda sömürgelerinden elde ettikleri kaynaklarla önemli oranla zenginleşen Avrupalılar yaşam standartlarını yükselttiler. Fakat aynı zamanda kendinden olmayanları küçük görerek aşağılamaya başladılar. O dönemde bazı Avrupalı filozoflar ve Darwin gibi sözde bilim adamları bazı ırkların bazılarından üstün olduğunu savunmaya başladılar. Ülkeler arası askeri ve ekonomik rekabet beraberinde Avrupa'da yükselen milliyetçiliği yarattı. Bu aşırı milliyetçilik ve rekabetin yol açtığı 1. Dünya Savaşı sonucunda milyonlarca insan yaşamını yitirdi ve büyük acılar yaşandı.
Ancak aşırı milliyetçiliğin yaşattığı bu felaketlerden ders çıkarılmadı. Aksine Avrupa'da aşırı milliyetçilik gittikçe dağda yükseldi. Saf ırkçı düşünceler ortaya çıktı. İtalya'da Mussolini, Almanya'da Hitler. Irkçı rejimler bu kez 2. Dünya Savaşı'nın çıkmasına neden oldu. Yaklaşık 70 milyon insan yaşamını yitirdi. Üstelik dünya ırkçı Nazi rejiminin Yahudi ve Çingenelere yaptığı soykırımlara tanık oldu.
Avrupa daha sonra bu büyük yıkımdan ders çıkararak aynı felaketlerin bir daha tekrarlanmaması için bir birlik oluşturma arayışına girdi. 1 Kasım 1993'de yürürlüğe giren Avrupa Birliği Antlaşması ile Avrupa Birliği kuruldu. Kendi içinde özgürlük, demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarını hakim kılmaya çalıştı. Ancak sadece diğer ırklardan üstün olduklarını düşündükleri Avrupa halkı için bunları istediler. Ve giderek Avrupa'da hızla aşırı milliyetçi ve ırkçı insanlar ve grupların sayısı arttı. Avrupa Birliği ülkeleri, özellikle Müslüman ülkelerden gelen göçmenleri açık hedef haline getiren partiler ve akımlar ulusal parlamentolarda temsil edilmeye başlandı. Avrupa'da gözle görülür bir şekilde artan İslam karşılığı da bu kesimler için yeni keşfedilen bir enerji kaynağı gibi oldu. İslam'a karşı Avrupa değerlerine savunma iddiasıyla ortaya çıktılar. Bu değerler arasında yer alan din ve inanç özgürlüğünün çiğnenmesini ise görmezden geliyorlar. Çünkü ırkçı bakış açısında kendilerinden olmayanın bir hakkı ve özgürlüğü olmadığını düşünüyorlar.
1990 sonrasına baktığımızda özellikle Türklere karşı daha önce görülmemiş bir şiddet uygulandı. Son 15 yılda çoğunluğu Türk olmak üzere Almanya'da 150 göçmen ırkçı saldırılarda hayatını kaybetti. Almanya ırkçı ve yabancı düşmanlı saldırıların 2000 yılında 15951'e çıktığını açıklamış ve ülke genelinde eyleme hazır 8000 civarında Neonazi militanı bulunduğunu ifade etmişti.
Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Avrupa'da Türk Kökenlilere Yönelik Irkçı Ve Yabancı Düşmanlığı İçerikli Eylemler başlığı raporu Ocak ayında açıklandı. Rapora göre ırkçı ve yabancı düşmanlığı eylemlerinin ilk hedefi camiler oldu. Geçtiğimiz yıl 30 camiye yönelik saldırı yapıldı. Kişilere yönelik 20, evlere 10 eylem gerçekleştirildi.
Camilerin, evlerin camlarını kırma, yangın çıkarma, Müslüman mezarlıklarını tahrip etme, evlerin, camilerin posta kutusuna dini ve milli değerlere hakaret içeren mektuplar bırakma, ölümle tehdit etme ve darp etme olayları yaşandı. Avrupa'da yükselişe geçen bu ırkçılık son Avrupa Parlamentosu seçimlerine de yansıdı.
Sıradaki başlığımız olan güncel durum raporunda seçim sonuçlarını konuşacağız. Ardından 3. Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü'nün hala görülmekte olan davasından bahsedeceğiz.
Evet, bildiğiniz gibi Avrupa Birliği üyesi 28 ülke 22-25 Mayıs tarihlerinde Avrupa Parlamentosu'nun 751 sandalyesini doğrudan belirlemek için 8. kez sandık başına gitti. Seçimlere aşırı sağ ve birlik karşıtı partilerin yükselişi damgasını vurdu. Seçimlerde bu partilerin parlamentodaki sandalye sayıları da iki katına yükseldi. Bu artış aslında Avrupa'daki aşırı milliyetçi ve ırkçı görüş sahibi insanların da sayısındaki artışa bir delil. Sonuçlar ekonomik kriz, kemer sıkma politikaları ve işsizliğe karşı bir protesto olarak görülüyor.
Evet, programın başında aşırı milliyetçi partileri tanıtmıştık. Şimdi bu seçimlerde aldıkları sonuçları bir özetleyelim.
İngiltere'de Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi seçimlerden birinci parti olarak çıktı, %26.77 oranında oy aldı ve böylece İngiltere'nin Avrupa Parlamentosu'ndaki 73 sandalyesinden 24'ü aşırı sadece İngiliz politikacıların yönetimine geçti.
Fransa'da ulusal cephede %24.95 bir oran aralığıyla seçimlerde ülkesinden birinci parti olarak çıktı ve Avrupa Parlamentosu'na 24 milletvekili gönderdi.
Almanya'da Almanya için alternatif partisi %7 oy oranıyla Avrupa parlamentosunda 7 parlamenterle temsil edilecek. Yine Almanya'dan Ulusal Demokratik Partisi ise ilk kez 1 koltuk kazandı.
Danimarka'da Danimarka Halk Partisi 1. parti oldu. Oy oranı %26.6 ve Avrupa parlamentosundaki koltuk sayısı 4. İ
talya'da Kuzey Birliği %6,15 oy alanıyla Avrupa Parlamentosu'nda 5 koltuk kazandı. Avusturya'ya baktığımızda Avusturya Özgürlük Partisi %19,7 oy aldı ve parlamentoda 4 temsilci kazandı. Macaristan'da Jobbik 2. parti oldu %14,67 oy alanı var ve bu sonuçta Avrupa Parlamentosu'nda 3 parlamenter oldu.
Yunanistan'da Altın Şafak ise ülkesinin 3. parti oldu %9.38 oy aldı ve o da Avrupa parlamentosunda 3 temsilciliğe temsil edilecek.
Bu partilerin hepsinin ortak özelliği aşırı milliyetçi ve ırkçı olmaları. Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa'da yabancı düşmanlığı adı altında özellikle Türk ve İslam düşmanlığı yapan aşırı sağcılar olarak adlandırılan bu ırkçı partilerin bu yükselişi tüm dünya medyasında Avrupa'da ırkçılığın engellenemeyen yükseliş olarak el aldı.
Perde arkasına geçmeden önce Künye bölümünde bilgi verdiğimiz Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü'nün davasından da söz etmek istiyorum.
Nasyonal Sosyalist Yeraltı Örgütü, 13 yıl içinde 10 kişiyi öldürüp 2 bombalı saldırı ve 14 banka soygunu gerçekleştirdi. Kurbanlarının çoğu Türk’tü. Alman Meclis Araştırma Komisyonu, Almanya'da 8'i Türk 10 kişinin öldürüldüğü Neonazi cinayetleriyle ilgili incelemelerine hala devam ediyor. Cinayetlerin aşırı sağ terörüyle bağlantısının nasıl olup da bunca yıl ortaya çıkaramadığı ise en çok tartışılan konulardan bir tanesi.
Nasyonel Sosyalist Yeraltı Örgütü üyesi ve Solingen olaylarının da zanlısı olan 3 gencin nasıl teröriste dönüştüğü, nasıl kimsenin haberi olmadan cinayetler işlediklerini açıklayacak ipuçlarını arıyorlar. Dahası emniyet ve istihbarat teşkilatlarının bilerek ya da bilmeyerek nasıl onları görmezden geldiğini ortaya çıkaracak izler bakılıyor. Komisyon üyelerinden birinin zanlılar hakkındaki bir açıklaması ise bu oluşa dikkat çekici.
“Böhnhardt, Mundlos ve Zschape aşırı sağcı ya da terörist olarak doğmadı. Belirli bir çevrede bu radikal görüşleri benimsediler. Bu özellikle 1990'lı yıllarda, Almanya'nın doğusunda konu aşırı sağcılık olduğunda insanların bunu görmezden geldiği, sorunların hasıraltı edildiği bir çevreydi.”
Mundols ve Böhnhardt intihar etti, Zschape ise halen tutuklu. Davada henüz yanıtlanmamış birçok soru var. Aslında ırkçı eylemlerin perde arkasına bakıldığında cevabı bulmak zor olmayacak. Irkçı ve aşırı milliyetçi aşırı grupların fikri zemini nereye dayanıyor? Avrupa Parlamentosu seçimlerindeki bu yükselişi nasıl yakaladılar? Aldıkları büyük desteğin sebepleri neler? Tüm bunların yanıtlarını perde arkası başlığımızda hep birlikte görelim.
Evet, faktörlerimiz şu şekilde perde arkasında. Darwinizm, İslamofobi, ekonomik kriz, göçmen karşıtlığı ve Avrupa Birliği karşıtlığı.
Avrupa Parlamentosu seçimlerine damga vuran ırkçı ve aşırı milliyetçi partilerin bu başarısının ardında yatan faktörlere geçmeden önce ırkçılığın en temeline inmeliyiz. Irkçılığın beslendiği ideolojiyi görmeliyiz.
Irkçılık, Darwin'in evrim teorisi üzerine gelişmiş bir şiddet felsefesi. Darwin, İnsanın Türeyişi adlı kitabında insanın maymunlarla ortak bir atadan geldiklerini öne sürüyordu. Darwin'e göre kaybolmuş bir ırk vardı. O ırkta Avrupalılardı. Asyalılar, Kızılderililer, Afrikalılar ve diğer her türlü yerli halk ise evrim sürecinde geri kalmış ırkları oluşturuyorlardı. Darwin gördüğünüz gibi tam bir ırkçıydı. Avrupalıların diğer ırkları zaman içinde köleleştirip yok edeceklerini düşünüyordu. Darwin'in ileri sürdüğü evrim kuramının toplumlara uygulanmasıyla gelişen bu teori sosyal Darwinizm olarak adlandırıldı. Bu, ırkçılığın da en büyük dayanağı haline geldi.
Darwin, Graham'e yazdığı 3 Temmuz 1881 tarihli mektubunda Türklere yönelik ırkçı yaklaşımını da açıkça ifade etmişti:
“Doğal seleksiyona dayalı kavganın medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu gösterebilirim. Düşünün ki birkaç yüzyıl önce Avrupa Türkler tarafından istila edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük bir tehlikeyle karşı karşıya gelmişlerdi. Şimdi ise bu çok saçma bir düşüncedir. Avrupalı ırklar olarak bilinen medeni ırklar yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından yok edileceğini görüyorum.”
İşte Darwin'in Türkler'e yönelik bu ifadesi özellikle Avrupa'da güç kazanan ırkçı hareketlere bir dayanak sağladı ve halen de sağlamaya devam ediyor. Darwin’in düşünceleri günümüzde ırkçı Neonazilerle çok büyük bir paralellik arz ediyor. Neonazilerin internet sayfalarında Türk düşmanlığının konu edildiği bölümlerde Darwin'in Türk milleti hakkındaki tutarsız ve akıl dışı iddialarına bolca yer veriliyor. Böylece aynı Hitler'in ve o dönemin ırkçılarının yaptıkları gibi Türk düşmanlıklarına sözde bilimsel bir açıklama getirdiklerini zannediyorlar.
Bu insanlık dışı fikir ve hareketlerin önüne geçilmesinin tek yolu bu ideolojilere zemin oluşturan fikirlerin geçersizliğini ortaya koymak. Çünkü kişilerin ya da küçük gruplaşmaların önüne geçmekle bu gibi olayları durdurmak mümkün değil. Zaten Avrupa şu anda bu konuda çaresiz ve başarısız durumda. Bu bataklık kurutulmadığı sürece aynı fikirler mutlaka tekrar tekrar hayat bulabilir. O nedenle ırkçılığın, faşizmin, fikri dayanağı olan Darwinist anlayışın modern bilimin bulguları ışığında çökertilmesi ırkçı hareketlerinde sona olacak.
Öte yandan birçok Avrupa ülkesinde özellikle Müslümanlara karşı korkudan kaynaklanan bir ırkçı yaklaşımın ve nefretimin yaşandığını da biliyoruz. Peki, Avrupa Birliği neden özellikle Müslümanları ülkelerinde istemiyor? Neden bu kadar İslam karşıtı ve neden İslam'dan korkuyorlar?
Evet, sıradaki faktörümüz İslamofobi.
İslam dini gerçekten Avrupalı toplumların da çok rahat edeceği, özgürlüklerin ve demokrasinin en iyileri anlayışına sahip. Ancak İslam'ın özünden uzaklaşıp dini bağnaz anlayışla yaşayan bir kısım insanlar yüzünden İslam insanlara baskıcı, zorlayıcı, tutucu, hayatı kısıtlayıcı, kadınları ikinci sınıf gören, dışlayan, kısıtlayan, ezen, tüm güzelliklere, estetiğe, sanata, bilime, eğlenceye ve neredeyse yaşamın kendisine karşı bir inanç gibi gösteriliyor. İslam denildiğinde birçok insanın aklına El-Kaide ve Boko Haram gibi elemlerini İslam adına yaptıklarını iddia eden terör örgütleri ve terör faaliyetleri geliyor. Bu sebeple İslam'ın özgürlükleri, modernliği, sanatı ve demokratik bir yaşam tarzını kısıtladığı fikri hakim. İslam'dan korkuyorlar çünkü Müslümanların kendilerini de değiştirmeye çalıştığını, kendileri gibi yapmaya zorlayacağını, bu olmazsa da kendilerine zarar vereceklerini düşünüyorlar.
İslam dünyası bağnazlık ve radikalizm tehlikesiyle aslında uzun zamandır boğuşuyor. İslam'da kendilerince bağnazlığı dahil etmeye çalışanların sayısı çok fazla değil. Ne var ki bu azınlığa inanan kişi sayısı çok. Üstelik medyada da Müslüman olarak bu kişiler tanıtılıyor. Söz konusu kişiler genellikle nefret, silah, tehdit, korku ve öfke ile ön planda oluyor. Şiddet uyguluyor ve bu yüzden de hep gündemde kalıyor. Müslüman denilince akıllara hep bu kişilerin sevgisiz yüzleri geliyor. Bu da hep savaş, nefret, terör ve öfkeyi çağrıştırıyor.
Peki Avrupa'daki bu korku nasıl engellenebilir? İ
slam'da asla yeri olmayan bağnazlığın, terörün, nefretin, sevgisizliğin, İslam olmadığını, İslam'ın barış, özgürlük, kalite, modernlik ve güzellikler dini olduğu bu insanlara göstermesi lazım. Bağnazlığa ve hurafelere bir son verip İslam'ın özü Kuran'da bildirilen İslam yaşandığında Avrupa'da çizilen yanlış imaja kırabiliriz.
Program boyunca aşırı milliyetçiliğin ve ırkçılığın Avrupa'da uzun süredir devam eden ekonomik krizini tetiklediği ekonomik kaygılarla arttığını gördük.
Şimdi ele alacağımız faktör ekonomik kriz.
2007'den bu yana yaşanan uluslararası ekonomik kriz nedeniyle Avrupa ülkelerinde genel bir huzursuzluk hakim. Krizin olumsuz etkileri Avrupa Birliği'nde de büyük ölçüde hissedildi. Ve euro alanı 2009 yılında %4,1 oranında küçülerek tarihindeki en büyük daralmayı yaşadı. Yaşanan küresel kriz Avrupa Birliği ülkelerinde kamu açıkları ve borç stoklarının ciddi boyutlarda artmasına ve birçok ülkede kamu maliyesinin sürdürülebilirliğinin tehlikeye girmesine neden oldu.
Nitekim 2006 yılında 7,1 trilyon euro olan Avrupa Birliği hükümetlerinin borç yükü 2009 yılı sonunda kurtarma paketlerinin devreye girmesiyle 8,6 trilyon euroya yükseldi.
Euro alanı ülkelerinin ekonomik performanslarında son yıllarda gözlemlenen gerileme ekonomik krizle birlikte daha da belirgin bir hal aldı. Ve bu durum euronun dolayısıyla ekonomik ve parasal birliğinin ve nihayetinde Avrupa Birliği'nin geleceğine dair endişeleri arttırdı.
Euro alanına dahil olan Yunanistan iflas noktasına geldi. İrlanda ve Portekiz Yunanistan'ı izledi. İrlanda ve Portekiz'in Avrupa Birliği'nden yardım talebinde bulunması ve IMF'nin de desteğiyle söz konusu ülkelere yönelik kapsamlı mali yardım programlarının gündeme gelmesi söz konusu oldu. Bu durumdan dolayı Avrupa Birliği'nde her ülke kendi durumunu muhafaza etmeye çalışıyor şu anda. Pek çok ülke ekonomiye daha fazla yük getireceğini düşündükleri göçmenleri ülkelerinde istemiyor. Var olan ekonomiyle içe dönük bir politika izlemek istiyor.
İşte yaşanan bu ekonomik kriz ortamı Avrupa'da aşırı milliyetçiliğin artış göstermesine yol açan sebeplerden birini oluşturdu. Çünkü Avrupa Birliğinin temelini oluşturan büyük ve güçlü ülkeler kendilerine yük olarak gördükleri zayıf birlik ülkelerine daha fazla yardım etmek istemiyor. Hatta bu ülkeler birlikten ayrılmayı da ciddi anlamda düşünüyorlar.
Örneğin İngiltere konuyu referanduma götürmeyi planlıyor. Tüm bu planlar aşırı milliyetçilik üzerine kurulu Darwinist bakış açısından etkilenmiş bencil politikalar elbette ki.
Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aşırı milliyetçi partilerin büyük destek görmesini sağlayan bir diğer faktör de Avrupa'daki göçmen karşıtlığı. Avrupa'da zaten uzun süredir var olan göçmenler ve özellikle Arap Baharı sonrası artan göç baskısı sosyal korkuları tetiklemeye devam ediyor. Bu da beraberinde sözde korumacı eğilimleri getiriyor. İnsan haklarını, özgürlüğü, barışı ve demokrasiyi savunan Avrupa kendi ülkelerinde yaşam hakkı bulamayan göçmenlere özgür ve güvenli bir yaşam imkanını sağlamaktan çekiniyor. Yaşanan insanlık dramlarına karşı duyarsız kalıyor. Yaşam mücadelesini vererek sığınma talebiyle gelen insanlara karşı sırt çeviriyor. Bu yüzden de ciddi insan hakları ihlallerine neden oluyor.
Aşırı milletçi partiler de Avrupa halkının bu korkularından yararlanmayı çok iyi biliyorlar. Göçmenlere yönelik düşmanca bir politika besliyorlar. Çoğunluğu Müslümanların oluşturduğu göçmenlerin ülkelerinden çıkartılmalarını savunuyorlar.
Sıradaki faktörümüz Avrupa Birliği karşıtlığı.
Avrupa Birliği'nde özellikle ekonomik krizin başlangıç dönemlerinden itibaren bir farklılaşma yaşanıyor. Ekonomik krizde ciddi darbe alan Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve İspanya gibi ülkeler Avrupa Birliği'nin zenginleşen ekonomisi için bir güçlük halini aldı. Almanya, İngiltere ve Fransa gibi zengin ülkeler bir anda bu ülkelerin maddi sorumluluğuyla boğuşur hale geldiler. Ekonomik anlamda bakılması gereken ülkeleri kendileri için bir nevi zayıf halka olarak görüyorlar.
Gördüğünüz gibi maddi kaygılar sadece maddi temeller üzerine kurulmuş olan bu birliğe zarar getiriyor. Birlikler ancak sevgi ve dostluk esasına dayalı olduğunda güçlü ve istikrarlı olur. O zaman maddi anlamda zayıflayan ülkeler birer zayıf halka olarak deyip kurtarılması gereken birer dost gibi görünürler. O zaman birlikler hem maddi hem de refah seviyesi bakımından sürekli olarak güçlenirler.
Evet, perde arkası bölümümüzü de böylelikle tamamlamış olduk.
Dünyaya barış, huzur, birlik ve ekonomik açıdan refah getirecek olan Türk-İslam Birliği. Bunu her programımızda söylüyoruz. Her şeyden önce Türk-İslam Alemi birlik olduğunda Müslümanların ezilmesi, hor görülmesi, baskı altına alınması, zulme uğratılması, katledilmesi gibi bir ihtimal olmayacak. Kimse bunu aklından bile geçiremeyecek. Türk-İslam Birliği'nin kurulmasıyla Müslüman ülkeler, Avrupa, Çin, Rusya, İsrail kısaca tüm dünya rahatlayacak. Terör sorunu son bulacak. Ham madde kaynaklarına ulaşım garanti altına alınacak. Ekonomik ve sosyal düzen ve sosyal adalet korunacak. Kültürel çatışma tamamen ortadan kalkacak.
Evet, sevgili izleyenlerimiz bugünkü programımızın da sonuna geldik. Haftaya yeni bir gündemle Bakış Açısı’nda karşınızda olacağız inşaAllah. Yeniden görüşünceye dek hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500