Bakış Açısı - 3. Bölüm / Birleşmiş Milletler
KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar. Bakış açısına hoş geldiniz.
Dünyada barış denilince akla gelen ilk kavramlardan bir tanesi Birleşmiş Milletler. Peki, Birleşmiş Milletler üstlendiği barış misyonunu yerine getirebiliyor mu? Bu soru son dönemde çokça dile getirilmeye başlandı. Suriye, Orta Afrika, Arakan, Filistin katliamlarla boğuşurken Birleşmiş Milletler ne yapıyor?
İşte bu sorulara yanıt arayacağımız Bakış Açısı Birleşmiş Milletler dosyası başlıyor. Hemen bu akşamki program içeriğimizi başlıklar halinde özetleyelim.
Öncelikle künye ve tarihi arka plan bölümleriyle Birleşmiş Milletlerin yapısını ve geçmişini inceleyeceğiz.
Daha sonra güncel durum raporu ile Birleşmiş Milletlerin Suriye iç savaşındaki tavrına bakacağız. Ve dünyanın diğer bölgelerindeki faaliyetlerini göreceğiz.
Perde arkası bölümümüz var. Burada Birleşmiş Milletlerin yapısını ve misyonunu sorgulayacağız. Ve son olarak çözüm yolları başlığı altında dünya barışının nasıl sağlanabileceğini konuşacağız.
İlk olarak Künye başlığımıza bakalım. Bu kısımda Birleşmiş Milletler'in amacı, faaliyetleri ve organlarının işleyiş yapısından kısaca bahsedeceğiz.
Birleşmiş Milletler'in kuruluş amacı şöyle tanımlanıyor: Dünya çapında barışı sağlamak ve uluslararasında işbirliği oluşturmak. Bu amaçla da birçok alanda faaliyet gösteriyor Birleşmiş Milletler. Ve bunlardan birkaçını sayacak olursak, ülkelerin kalkınmasına yardımcı olmak, kadın ve çocuk haklarının korunmasını sağlamak, Afrika gibi ülkelerde yemek bulamayan insanlara yardım etmek, çevre kirliliğini engellemede destek olmak, dünya çapında mülteci sorununu gidermek, silahsızlanmayı sağlamak, dünyadaki sağlık sorunlarına müdahale etmek ve dünyadaki para akışını kontrol etmek.
Birleşmiş Milletler'in organları ve işleyiş yapısına kısaca bakacak olursak, Birleşmiş Milletler'in faaliyetlerini altı temel organın sayesinde yürüttüğünü görüyoruz. Bu organlar şöyle: Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Vesayet Konseyi, Uluslararası Adalet Divanı ve Genel Sekreterlik.
Şimdi kısaca bu organların işlevlerinden bahsedelim. Genel Kurul'da bütün üye ülkeler eşit olarak temsil ediliyor. Burada dünyadaki sorunlara çözümler aranıyor. Ancak nihai kararlar güvenlik konseyinde alınıyor. Konsey, 5 daimi üye ve 10 geçici üye ülkeden oluşuyor.
Daimi üyeler Amerika, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık. Bu ülkeler aynı zamanda veto yetkisine de sahip. Geçici üyeler ise her 2 yılda bir genel kurulda yapılan seçimlerle belirleniyor. Konseyin karar alabilmesi için 15 ülkeden 9'unun oyu gerekiyor. Fakat daimi üyelerden biri bile veto hakkını kullanırsa karar reddediliyor. Şu anki genel sekreterlik görevi ise Ban Ki-moon’da.
Gelin şimdi tarihi arka plan başlığımızda Birleşmiş Milletler'in geçmişini inceleyelim. Birleşmiş Milletler fikri nasıl ortaya çıktı, nasıl kuruldu ve şimdiye kadar ne gibi faaliyetlerde bulunduğu hep birlikte görelim.
Tarih arka plan bölümümüzü 3 başlık altında inceledik. Fikrin ortaya çıkışına bakacağız. Kuruluş aşaması geçmişten bugüne Birleşmiş Milletler faaliyetleri. Öncelikle Birleşmiş Milletler fikrinin nasıl ortaya çıktığını kısaca anlatalım.
Birleşmiş Milletlerin temeli milletler cemiyetine dayanıyor. Bu örgüt 1. Dünya Savaşı'nın ardından kurulmuştu. Amacı uluslararası barışı sağlamaktı. Ancak 2. Dünya Savaşı'ndan sonra bu örgüt dağıldı. Cemiyetten ayrılan üyeler aynı amaçlarla tekrar bir araya geldiler. 1942 yılında Birleşmiş Milletler Bildirgesi'ni imzaladılar. Savaş sona erdikten sonra barışı temin edecek bir kuruluş gerekiyordu. Bu amaçla Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi ve aralarında Türkiye'nin de bulunduğu birçok ülke Birleşmiş Milletler Anlaşması'nı kabul etti. Böylece Birleşmiş Milletler 24 Ekim 1945 tarihinde kuruldu.
Kurulduğu o günden bu yana Birleşmiş Milletler şu faaliyetleri gerçekleştirdi: 170'den fazla bölgesel ihtilafı barışçıl yollarla çözdü.
80 ülkeye bağımsızlık kazandırdı.
İnsan hakları, terörizm, mülteciler, silahsızlanma gibi konularda 500'den fazla uluslararası anlaşma yaptı.
68 barış gücü operasyonu yaptı. Bu faaliyetlere ayrılan bütçe üye devletlerin katkılarıyla oluşturuluyor. 2008 bütçesi rakamlarına göre en fazla katkı sağlayan ilk 10 ülke sırasıyla şöyle: Amerika, Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya, Kanada, İspanya, Çin ve Meksika.
Şimdi güncel durum raporu ile programımıza devam edelim. İlk olarak Suriye'de yaşanan savaş suçlarına karşı Birleşmiş Milletler'in tavrı ne oldu, ne gibi yaptırımlarda bulunduğu bunlara değinelim. Daha sonra çatışma yaşanan diğer bölgelerdeki Birleşmiş Milletler faaliyetlerinden bahsedelim.
Birleşmiş Milletler'in öncelikli kanısı, Suriye halkına karşı kimyasal silah kullanılmadığı yönündeydi. Olaylar kamuoyunda büyük yankı uyandırınca Suriye'ye denetçiler gönderildi. Hazırlanan ilk rapor kimyasal silah kullanıldığını doğruladı. Ancak bu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyelerini ikiye böldü.
Rusya, Birleşmiş Milletler denetçilerini raporu taraflı hazırlamakla eleştirdi. Daimi üyeler, kimyasal silahların imhası konusunda dahi anlaşmazlık yaşadı. Esed rejiminin müttefikleri olan Rusya ve Çin, Suriye'ye askeri müdahale edilmesine tamamen karşı çıkıyorlardı. Geçtiğimiz haftalarda ise Suriye'ye insani yardım ulaştırılmasını isteyen karar tasarısı kabul edildi.
ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Samantha Power, Suriye halkının temel insani haklarını kabul eden bir karar metninin kabul edilmesi için 3 yıl zaman harcanmasının dikkat çekici olduğunu söyledi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, insani yardım için daha önce de karar tasarıları çıkarmıştı. Ancak Rusya ve Çin bu tasarıları veto etmişti.
Peki şu anda devam eden Birleşmiş Milletler faaliyetleri neler?
Birleşmiş Milletler sadece Suriye'de değil, insan haklarının ihlal edildiği, çatışmaların yaşandığı birçok bölgede faaliyet gösteriyor. Bunlardan bazılarını sayacak olursak: Myanmar, Orta Afrika Cumhuriyeti, Mali, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Sudan ve Güney Sudan bunlardan sadece bazıları. Ancak tıpkı Suriye'de olduğu gibi bu bölgelerdeki katliamları ve çatışmaları Birleşmiş Milletler önleyebilmiş değil.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki görüş ayrılıkları nedeniyle karar tasarıları ya veto ediliyor ya da kabul edilmesi uzun yıllar alıyor. Çıkardığı tasarılara rağmen çoğu zaman yaptırım gücünü kullanamıyor. Tüm bunlar Birleşmiş Milletler'in yapısını sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.
Gelin şimdi perde arkası bölümümüzde bu sorgulamayı gerçekleştirelim. Öncelikle Birleşmiş Milletler'in tartışılan yapısını konuşacağız. Birleşmiş Milletler misyonunu yerine getirebiliyor mu sorusuna yanıt arayacağız. Ve sonrasında Türkiye'nin Birleşmiş Milletler nezdindeki girişimlerini ve etkinliğini inceleyeceğiz.
Birleşmiş Milletler geçtiğimiz 68 yılda 5 Daimi Güvenlik Konsey Üyesinin veto tehditleriyle iş göremez hale geldi. Bu yüzden Birleşmiş Milletler'in yapısı birçok ülke tarafından eleştiriliyor. 2. Dünya Savaşı'ndan galip çıkan devletler Birleşmiş Milletler'in yapısını bütün dünyayı kontrol edebilecekleri şekilde düzenlediler. 1945'ten beri de herhangi bir değişime uğramadan örgüt yoluna devam ediyor. Bugünkü oluşumun tek farkı ise Çin'in Güvenlik Konseyi daim üyeliğine girmesi ve üye ülke sayısının 193'e çıkması. Güvenlik Konseyi'nin yapısı Birleşmiş Milletler'in kendi hazırladığı İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin eşitlik ilkesine tamamen aykırı. Geçici üyelerin neredeyse hiçbir karar alma veya aldırma etkileri yok. Güvenlik konseyinin %67'sini oluşturan bu ülkelerin hepsi olumlu karar verse dahi son karar daimi üyelere bağlı. 5 daimi üyeden birinin veto etmesi konseyin %93'ünü oluşturan 4 daimi üye ve 10 geçici üyenin ortak kararını bozmaya yetiyor. Yani dünyanın yönetimi bu 5 ülkeye bırakılmış durumda.
Ancak dünyada birçok farklı etnik yapı, düşünce tarzı, inanç ve bakış açısı var. Bu yüzden Birleşmiş Milletler'in aldığı kararların tüm insanları ve küresel yapıyı kapsamasını bekleyemeyiz. Çünkü geriye kalan 188 ülkenin fikirleri dikkate alınmıyor. Çoğunluğun değil, süper güçlerin hakim olduğu bir örgütten bahsediyoruz. Kutuplu dünya düzeninin getirdiği kamplaşmalar konseyin aldığı kararları etkiliyor. Veto edilen kararlar tamamen soğuk savaş döneminin dinamiklerini yansıtıyor.
Peki o halde şu soruyu sormak gerekiyor; Birleşmiş Milletler misyonunu yerine getirebiliyor mu? Böyle tartışmalı bir yapıya sahip olan örgüt, uluslararası sorunları çözmede ne kadar başarılı? Kendinden beklenenlerin ne kadarını karşılayabiliyor? Şimdi hep birlikte bu sorulara yanıt arayalım.
Uluslararası sorunların en başında savaşlar geliyor. Bu gibi durumlarda barışı sağlamaktan Güvenlik Konseyi sorumlu. Böyle önemli bir göreve rağmen üyeler çoğu zaman anlaşamıyor. Şimdi ekranda göstereceğimiz tabloda bunu daha iyi anlayacağız.
1946-2008 yılları arasında daimi üyelerin kullandıkları veto hakları ile ilgili tablomuz bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor. Görüldüğü gibi veto uygulaması yüzünden konsey adeta etkisiz hale gelmiş durumda. Onaylanan kararlar ise daimi üyelerin tutumlarına bağlı. Özellikle Filistin-İsrail sorunu, Afganistan ve Irak'ta Birleşmiş Milletlerin haklının yanında değil de güçlünün yanında olması kendisinde duyulan güveni azalttı. Konseyin yaptırımlar için askeri güç devreye sokma yetkisi var. Ancak Irak'ta olduğu gibi bu tip konularda çekimser davranıyor. Hazırlanan birçok çözüm önerisi bu çekimserlik yüzünden hayata geçirilemiyor.
Daimi üyelerin dünyada silah satışları en yüksek ülkeler olması da Birleşmiş Milletler'in misyonuyla çelişiyor. Çünkü Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 26. maddesinde şöyle yazıyor: Dünyanın insan ve ekonomi kaynaklarının yalnızca en küçük bölümünü silahlanmaya ayırarak uluslararası barış ve güvenliğin sağlanıp korunmasını kolaylaştırmak için, Güvenlik Konseyi 47. maddede öngörülen Askeri Kurmay Komitesi'nin de yardımıyla silahlanmanın düzenlenmesi için bir sistem kurmak üzere Birleşmiş Milletler üyelerine sunulacak planlar hazırlamakla yükümlüdür.
Bir ülkede insanlık suçu işlendiğinde Birleşmiş Milletler genellikle en son çare olarak ambargo yaptırımına başvuruyor. Örneğin 1990 ve 2001 yılları arasında toplamda 57 büyük çaplı silahlı çatışma gerçekleşti. Birleşmiş Milletler ise bunlardan sadece 8'ine silah ambargosu uyguladı. Bunlarda da genellikle geç kalındı. Çatışmalar ve silah temini önlenemedi. Tıpkı Angola, Etiyopya, Irak, Libya ve eski Yugoslavya'da olduğu gibi. Hatta silah temini güçleştiği için silahlar daha pahalıya satıldı.
Görüldüğü gibi Birleşmiş Milletlerin ambargo yaptırımları hiçbir olumlu sonuç vermedi. Bunun en önemli sebebi ise daha önce de vurguladığımız gibi süper güçlerin çıkar tartışmaları. Bu yüzden de ambargolar sistematik olarak deliniyor. Almanya, Çin, Mısır, Romanya, Rusya, Sırbistan, Ukrayna gibi ambargo uygulamakla yükümlü ülkeler yasa dışı yollardan sağlanan silahların çıkış noktası.
Şimdi gelelim Türkiye'nin Birleşmiş Milletler nezdindeki girişimleri ve etkinliğine. Her ne kadar Birleşmiş Milletler hakkında tartışmaları olsa da, dünya barışına katkıları azımsanamaz. Peki, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler nezdindeki katkıları neler?
Kurucu üyelerinden biri olduğu Birleşmiş Milletler'in gündeminde bulunan bütün konularla yakından ilgileniyor Türkiye. Olaylar karşısında yapıcı ve uzlaştırıcı bir tavır sergiliyor. Genel kurul faaliyetlerine ve ilgili komitelerdeki çalışmalara aktif olarak katılıyor. Bugüne kadar kendisinden beklenenleri sonuna kadar yerine getirdi. Bunlardan bazılarını gelin sayalım.
Türkiye, Birleşmiş Milletler Somali Operasyonu ve Birleşmiş Milletler Koruma Gücü'ne birliklerini gönderdi.
Arnavutluk’a, insani yardım amacıyla oluşturulan çok uluslu koruma gücüne katıldı. Birleşmiş Milletler, Gürcistan Gözlemci Misyonu'na subay gönderdi.
Birleşmiş Milletler, Uluslararası Polis Gücü'ne personel gönderdi.
Kosova ve Afganistan'da imar projelerine maddi kaynak sağladı.
Birleşmiş Milletler Hazır Barış Gücü düzenlemeleri sistemi için personel göndermeyi taahhüt etti.
En az gelişmiş ülkelerin sözcülüğünü üstlendi.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Uluslararası Özel Sektör Merkezi İstanbul'a açıldı.
Türkiye, bu katkılarını artırmak amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne 2015-2016 döneminde yeniden üyelik için adaylığını açıkladı.
Evet, perde arkası bölümümüzü de burada tamamlıyoruz ve şimdi çözüm yolları başlığımıza geçiyoruz.
Programımızın başından itibaren Birleşmiş Milletler'in yapısını ve faaliyetlerini konuştuk. Bugüne kadar dünya barışına önemli katkılar sağladığını gördük. Ama Birleşmiş Milletler'in katkısı yeterli düzeyde diyebilir miyiz? Birleşmiş Milletler ve benzeri organizasyonlar dünyaya güven ortamını tam olarak sağlayabildiler mi? Çözüm yolları başlığımızda bunları konuşacağız.
Öncelikle Birleşmiş Milletlerin nasıl bir yapıda olması gerektiğinden bahsedelim. Soğuk savaş dönemi dünya düzenini yansıtan Birleşmiş Milletler artık 21. yüzyılın ihtiyaçlarına cevap veremiyor. Bosna'da yaşanan olaylar, Kıbrıs meselesi, Filistin ve Suriye'deki katliamlar bunu açıkça gösteriyor. Bunun için başta Güvenlik Konseyi olmak üzere yapısında köklü bir reform gerekiyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon bunu dile getirdi:
“Birleşmiş Milletler kendi içinde daha demokratik olmalı. Birleşmiş Milletler'de temsil oranı arttırılmalı. Bunun için reformlar yapılmalı.”
Genel Kurul toplantılarının en temel gündemini reformlar oluşturuyor. 68. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşma yapan 193 ülkenin 72'si bu talepte bulundu. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu ülkeler, Güvenlik Konseyi'nin üye sayısının arttırılmasını, veto sisteminin değişmesini ve Birleşmiş Milletler'in demokratikleşmesini istiyorlar. Hindistan, Ednezya, Brezilya, Almanya, Japonya ve Afrika kıtasına daimi üye statüsü verilebilir. Böylece her kıta konseyde temsil edilir, daha adil kararlar verilebilir.
Birleşmiş Milletler çözümü asker yollamakta değil eğitimde aramalı. Bugün Müslüman coğrafyasında hala birçok ülkede savaş, çatışma ve katliamlar hakim durumda. Birleşmiş Milletler şimdiye kadar bu sorunların hiçbirine kesin ve kalıcı bir çözüm getiremedi. Bu başarısızlığın en önemli sebebi ise Birleşmiş Milletlerin de tüm dünya ile aynı hataya düşmesiydi.
O hata şuydu: Savaşları daha fazla asker ve daha fazla silahla sonlandırmanın mümkün olabileceğine inanması.
Oysa dünyanın neresine bakarsak bakalım, şu kesin bir gerçek ki, asıl sorun insanların ellerindeki silahlarda değil, inançlarında. Dolayısıyla Birleşmiş Milletler de çatışma bölgelerinde huzur ve istikrarı sağlamak için öncelikle daha fazla asker yollamaya değil, asıl olarak savaşlara neden olan yanlış inanç ve ideolojileri ortadan kaldırmaya odaklanmalı. Çatışmayı doğuran nedenler ortadan kalktığında savaşların da son bulacağı açık bir gerçek.
Çatışmayı ve kan dökmeyi körükleyen ideolojilerin yanlışlığı insanlara bilimsel delillerle anlatılıp ispat edilirse, bu yönde güçlü ve kararlı bir eğitim verilirse, insanlar savaşın bir çözüm olduğuna inanmaktan mutlaka vazgeçeceklerdir. Çatışmayı ve kan dökmeyi körükleyen ideolojilerin yanlışlığı bilimsel delillerle mutlaka anlatılmalı.
Eğer Birleşmiş Milletler tüm dünyada gerçekten barış sağlamayı istiyorsa o zaman mutlaka yanlış inancı doğru olanla değiştirecek böyle bir çözüm yoluna gitmelidir. Aksinde bu sapkın ideolojiler ve radikal unsurlar giderek daha da beslenecek ve dünyada daha da çok kan dökülecektir. Bu çağrıya kulak vermek ise dünyayı bambaşka bir yer haline getirebilir.
Programlarımızda sıkça İslam Birliği'nden bahsediyoruz ve gerekliliğine vurgu yapıyoruz. Peki İslam Birliği oluştuğunda Birleşmiş Milletlerle ortak bir çalışma içerisine girebilir mi? Gelin hep beraber bunu inceleyelim.
Dünyanın asıl ihtiyacının hoşgörü, dayanışma ve sevgi olduğu görülüyor. Bu nedenle öncelikli olan tüm dünyada sevgiyi esas alan siyasi politikalar ve sevgiyi güçlendirecek çözüm yolları geliştirmek gerekiyor. Çünkü vicdanları körelmiş, insanlıklarını yitirmiş, dünyayı sadece bir çıkar arenası olarak gören nefret toplumları sevgi ve hoşgörüye yönlendirilmediği sürece nefret ancak nefreti körükleyecek ve savaşların ardı arkası kesilmeyecek.
Temelinde bunları barındıran Türk İslam Birliği’nin bu bölgedeki sorunların çözümünde rol oynayacağı çok açık. Aynı amaçları paylaşan Türk İslam Birliği ve Birleşmiş Milletler ortaklık kurabilirler. Uluslararası barış ve güvenliği sağlayabilirler. Ortak projelerle ülkeler arasında ekonomik, sosyal ve kültürel işbirliğini daha da güçlendirebilirler. Böyle bir iş birliğiyle yeryüzünde tüm dünya milletlerinin dostça ve kardeşçe yaşayabileceği barış, sevgi, huzur ve güven dolu bir ortam kolaylıkla oluşturulabilir.
Bugünkü programımız burada sona eriyor. Bir sonraki programımızda görüşmek dileğiyle. Hepinize iyi akşamlar.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500