Böceklerdeki Uçuş Mucizesi 2. Bölüm
Böceklerin uçuş sistemi ile ilgili programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Pek çok kimse uçmak için kanatları yukarı kaldırıp aşağı indirmenin yeterli olduğunu düşünür. Peki sizce düzgün bir uçuş için bu yeterli mi? Bu soruya cevap vermek için bir bombus arısının uçuşunu ağır çekimi ile izleyip anlamaya çalışalım.
Yine tam bir karara varamadınız değil mi? Bir de özel bir teknikle kanadın etrafındaki hava hareketlerinin gözlendiği bu filmi izleyelim.
Filinde de görüldüğü gibi uçuş, kanatları sadece yukarı kaldırıp indirmekle kısıtlı değildir. Kanatların kaldırma gücü de yaratması gerekli. Bu nedenle kanadının açısının sürekli değiştiriliyor olması gerek. Böcek türlerine bağlı olarak kanatların belli bir dönme esnekliği mevcuttur. Bu esnekliği aynı zamanda uçuş için gerekli olan enerji ile üreten dolaysız uçuş kasları sağlar. Arı ne tarafa gitmek isterse ona göre farklı bir biçimde kanat çırpar. Üstelik bu konuda o kadar mahirdir ki yanlış bir yere doğru en ufak bir hava akımı dahi hareket etmiyor. Yükselmek için kanat ekleminin arkasındaki kasları daha fazla büzerek kanat açısını arttırıyor. Yüksek hızlı çekim tekniklerinde kanatların eliptik bir yörünge çizdiğini rahatlıkla görebiliriz. Yani sinek kanatları sadece yukarı ve aşağı hareket ettirilmez. Aksine suda kürek çeker gibi yuvarlak bir hareket yapar. İşte bu hareket böceğin vücudundaki dolaysız kaslar sayesinde mümkün olabilmektedir.
Çok küçük gövdeli böceklerin uçuşunda teknik bir sorun vardır. Hava direnci etkisi bu tip böceklerin üzerine çok büyük olarak etkir. Bu küçük böceklerde hava kanatlara adeta yapışır ve kanat veriminin düşmesine neden olur.
Gelin bu konuda forcıpomyıa adlı bir sineğin örnek alalım. Bu sineğin kanat genişliği 1 mm'ye geçmiyor. Hava direncini yenmek için ise saniyede tam 1000 defa kanat çırpıyor. Araştırmacılara göre bu böceğin uçması için teorik olarak bu kadar sık kanat çırpması bile yeterli değil. Peki o zaman nasıl oluyor da bu böcekler uçabiliyorlar? Bilim adamlarının ortak kanaati bu böceklerin uçarken bir takım başka sistemlerden faydalanabilmesi.
Örneğin Encarsıa isimli bir parazit sineği çırpma ve silkme ve yöntemi adı verilen özel bir tekniği kullanarak uçabilmektedir. Bu yöntemde kanatlar en üst noktaya eriştiğinde birbirine çarpmakta ve sonra da açılmaktadır. Açılırken önce kanatların sert damar taşıyan ön kenarları birbirinden ayrılmakta ve arada oluşan alçak basınçlı bölgeye hava akmaktadır. Kanatların çevresinde gizli bakımları yeni bir kaldırma kuvvetinin oluşmasını sağlamaktadır. Böylece böcek havadayken bu oluşan yeni akım sayesinde az bir enerji sarf ederek kanadı defalarca çırpabilmektedir.
Sinekler pek hızlı uçamazlar ama yine de havada bir akrobatınkinden çok daha şaşırtıcı hareketler yapabilirler. Bu kadar ustaca uçmak için sinek havadaki konumu dahil en ufak bir esintiyi bile hissedebilmelidir. İşte bunun için Allah sinekleri özel bir sistemle yaratmıştır. Sineklerin bu kadar kusursuz uçucu olabilmeleri onların havadaki konumlarını her an kontrol edebilen özel bir mekanizmaya sahip olmalarına dayanmaktadır. Sineklerin kanatlarının arkasında harter adı verilen bir topuz bulunur. Bunlar kanatlar gibi kaldırma kuvveti oluşturmazlar. Ama kanatlar hareket ettiği sürece de titreşirler. Uçuş yönü değiştiğinde bu uzantılar hareket etmekte ve uçuş yönünden böceğin sapmasını önlemektedir. Uçaklarda konum belirlemeye yarayan gyroscope aletine benzetilebilir bu sistem. Ama şunu burada belirtmekte bir fayda var; Normal bir uçaktan 100 milyar kez daha küçük bir sineğin üstünde günümüz bilim adamlarının bir araya gelip geliştirerek ortaya çıkardıkları gyroscope ve yapay ufuk gibi son derece teknolojik ürünler böceğin içinde bulunabilmektedir. Üstelik de büyüklüğün bir toplu iğne başını bile geçmemektedir.
Hazır uçaklar ve sineklerden bahsetmişken bu konuda bir iki şey daha söylemek istiyorum. Ekranımızda burada zamanının en iyi uçaklarından üçünün dönüş kapasitesini gösteren bir şema görüyorsunuz. Sinekler ve arılar istedikleri yöne aniden uçabiliyorlar. Yani bir yöne doğru uçarken aniden havada durup ya da durmadan istedikleri yöne doğru yeniden yönelebilmektedirler. Bu kıyas, jet uçaklarının teknolojilerinin arı ve sineğin yanında ne kadar zayıf kaldığını göstermektedir. Bunu daha iyi kafanızı canlandırabilmek için havada uçan bir sineğin havada uçarken bir parende alıp tavanda baş üstü aşağıya durduğunu da söyleyebiliriz.
Birçok böcek kanatlarını üzerlerine katlayabilir. Bu kanadın ucundaki kitin parçası sayesinde mümkün olabilmektedir. Amerikan ve Rus hava kuvvetleri uçak gemilerinde yerden tasarruf edebilmek için Sineklerin bu özelliklerine bakarak uçakların kanatlarının da katlanabilir olacağını düşünmüşler ve E6 ve Sukhoi-33 gibi uçakların kanatlarının ikiye katlanabilir hale getirmişlerdir. Ancak daha sonradan sinek kanatlarının tümüyle kanatların böceğin üstüne katlandığını düşünerek bunu taklit etmeye çalışmışlar. Ve nitekim uçak kanatlarına yerleştirdikleri özel eklemler sayesinde uçak kanatlarını uçağın gövdesinin üzerine tıpkı bir sinek gibi katlamayı başarmışlardır.
Peki böcekler nasıl oluyor da kanatlarını kendi üzerlerine böyle katlayabiliyorlar? Bizim eklemlerimiz de katlanıyor. Ama hiçbir zaman böcekler gibi uçmaya müsait değiller. İsterseniz bir deneyelim. İstediğiniz kadar kanat eklemlerinizi hareket ettirin. Yerinizden bir milim daha yükselmeniz mümkün değildir. Çünkü böceklerin eklemleri bize göre çok daha esnek ve çok daha sağlam bir malzemeden yapılmıştır. Ve verimlilikleri çok daha yüksektir.
Böceklerin kanatlarındaki eklemler mükemmel esneme özelliği olan Restylane adlı özel bir proteinden yapılmıştır. Suni kauçuktan çok daha büyük üstün özelliklere sahiptir. Bu konuda o kadar mükemmeldir ki mühendisler bile laboratuvarlarda onları taklit etmeye çalışmaktadır. Restylane esneme-bükülme yoluyla üzerine yüklenen tüm enerjiyi depolayan ve üzerine etki eden kuvvet kaldırıldığında bu enerjiyi tümüyle geri verebilen bir maddedir. Bu açıdan bakıldığı zaman Restylane verimin %96 gibi çok yüksek bir değere ulaşmaktadır. Bu sayede kanadın kaldırılması için kullanılan enerjinin %85'i depolanmakta ve bu depolanan yeni enerjiyle kanat aşağı doğru inerken yeniden yukarı kaldırılabilme imkanına kavuşabilmektedir. Sineğin göğüs duvarları ve kasları da enerji birikimine uygun yaratılmıştır. Yani bir tek Restylane’nin var olması böceği mükemmel uçması için yeterli değildir. Bu sistem kusursuz bir iskelet sistemi ve eklem ve kaslarla birlikte desteklenmiş olmalıdır. Hem fiziksel şekilleri hem de kimyasal bilişimleri kusursuz olmalıdır. Fiziksel yapıları bugünkü gibi olsa ama bu yapıların, kitinin, kasın ya da eklemlerin, Restylane kimyasal yapısında en ufak bir farklılık olsa böcek bugünkü gibi kusursuz bir uçuş sistemine asla sahip olamayacaktır.
Sineklerin uçuşundaki harikalar sadece bunlarla da bitmez. Sinekler boylarına göre çok yüksek hızlarda uçarlar. Yusufçuklar saatte tam 40 km hız yapabilirler. Bu hız at sineklerinde 50 kilometreye kadar çıkabilir. Boylarıyla kıyaslandığında bir insanın bu hıza ulaşabilmesi için ancak jetle saatte birkaç bin kilometre ulaşması gerekir. Bir sinekle bir jet uçağının boyu kıyaslanarak katettikleri mesafe göz önüne alınırsa bazı böceklerin uçaklardan hızlı gittiğini bile söylemek yanlış olmaz.
Peki böcekler nasıl bu kadar hızlı uçabiliyorlar? Bu kadar hızlı uçmalarını sağlayan nedir?
Jetler çok yüksek hızlara motorlarındaki özel yakıtlar sayesinde ulaşırlar. Sinekler de bu yüksek hızlara özel yakıtları sayesinde ulaşırlar. Ama özel bir yakıtın olması tek başına yeterli değildir. Bu yakıtı yakacak çok yoğun bir oksijen akımı da vücudun içinde gereklidir. Peki bir böcek bu kadar bol oksijeni nasıl bulmaktadır? İşte bu yüksek oksijen ihtiyacı böceklerin vücudunda yaratılmış çok özel bir sistem sayesinde karşılanır. Bu sistem bizim solunum sistemimizden çok daha farklıdır. Biz nefes aldığımızda akciğerlerimize hava dolar.
Buradan kan yoluyla elde edilen oksijen bütün hücrelere dağıtılır. Ancak uçmak bizim yaptıklarımıza göre çok daha seri hareketler zinciridir. Tıpkı bizimki gibi bir sistem olduğunda burada elde edilen oksijenin verimliliği uçmak için yeterli değildir. Sineklerin bizler gibi bekleyecek zamanı yoktur. Çok daha hızlı işleyen bir sisteme ihtiyaçları vardır. İşte Rabbimiz de, böceklere bu ihtiyaçlarını karşılayacak, adeta bir kılcal damar ağa gibi vücutlarını saran özel kanallar var etmiştir. Trakeoi sistemi adı verilen bu kanallar sayesinde uçuş kaslarını oluşturan hücreler oksijeni doğrudan doğruya alırlar. Sistem aynı zamanda saniyede bin devir yapan uçuş makinesinin soğutulmasını da sağlar.
Bu sistem apaçık bir yaratılış gerçeğini ortaya koymaktadır. Hassas tasarımlar tesadüfü değişimlerden açıklanamaz. Evrimcilere iddia ettiği gibi bir gelişimin burada olması mümkün değildir. Evrimciler, böceklerdeki bu sistemin kademe kademe tesadüfi değişikliklerle olduklarını açıklarlar. Oysaki hava kanalları tam olarak kurulup çalışmadığı sürece ara aşamalar canlıya avantaj sağlayamayacak, aksine solunum sistemi verimsiz hale gelip ona zarar verecektir.
Değerli izleyicilerimiz, programımızın başından beri incelediğimiz tüm bu sistemler sinekler gibi belki fazla önemsemediğimiz canlılarda dahil olağanüstü bir yaratılış olduğunu bizlere göstermektedir. Tek bir sinek dahi Allah'ın yaratışındaki kusursuzluğu gösteren büyük bir mucizedir. Öte yandan Darwinizmin ortaya attığı hayali evrim süreci ise bu sineğin tek bir sistemini dahi oluşturmaktan uzaktır. Allah, Kuran'da insanları bu gerçek üzerinde düşünmeye şöyle davet eder:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Ey insanlar! Size bir örnek verildi. Şimdi onu dinleyin. Sizin Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız, hepsi bunun için bir araya gelseler dahi, gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de.” (Hac Suresi, 73)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500