Doğada Allah'ın Yaratma Sanatı 2. Bölüm
Merhaba, programımızın az önceki bölümünde bir gözün görebilmesi için bu organı oluşturan yaklaşık 40 temel parçanın hepsinin de aynı anda birden ve birbiriyle uyumlu olması gerekir demiştik. Mercek bunlardan sadece biriydi. Bir gözde kornea, konjoktiva, iris, göz bebeği, retina, koroid, göz kasları, gözyaşı bezleri gibi diğer tüm parçalar olsa ve çalışsa ama bir tek göz kapağı olmasa göz kısa sürede büyük bir tahribata uğrar ve görme işlevini yitirir. Yine aynı şekilde tüm organeller olsa Ama gözyaşı üretimi dursa, göz birkaç saat içinde kurur, yapışır ve kör olur. Doğal seleksiyon ve mutasyon mekanizmalarının gözün onlarca farklı organelini, bu organeller son aşamaya kadar hiçbir avantaj sağlamazken oluşturmaları elbette imkansızdır. Gözün son derece karmaşık olan yapısından haberdar olan Charles Darwin bunu şöyle dile getirmiştir:
“Farklı mesafelere odaklanabilme, farklı miktarda ışık alma, farklı şekil ve renk tonlarına düzeltme kabiliyeti olan o eşsiz düzeneğini dikkate aldığınızda gözün doğal seleksiyonla oluşmuş olabileceğini düşünmek, itiraf etmeliyim ki tamamen imkansız gibi görünmektedir.”
Gelin, evrimcilerin tezlerine göre gözün ortaya çıkışı için neler olması gerektiğine bir bakalım.
Oldukça kısaltıp sadeleştirerek size aktaracağım bu senaryo bile ne kadar gerçek dışı bir iddia ile karşı karşıya olduğumuzu göstermeye yetecektir.
Göz küresi çeşitli katmanlarla yani lifli kapak, göz akı, ışığa duyarlı retina tabakasıyla birlikte bir düzen içinde oluşturulmalı. Koni içinde özel nöronlar, iki kutuplu nöronlar, ve uzun nöronlardan oluşan retina tabakası göz sinirine uygun bir şekilde bağlanmalı. Bu göz siniri de yine uygun bir şekilde beyindeki görme merkezine bağlanmalı. Bu görme merkezi de yine uygun şekilde beynin merkezindeki beyin sapına ve omurgaya bağlanmalı ki duyu hissi ve hayat kurtaran refleks kabiliyeti oluşabilsin. Tabii bu arada beynin ve buradaki görme merkezini gözden gelen sinyalleri doğru yorumlayacak bir kapasitede ve özellikte olması gerektiğini de hatırlatmam gerekir. DNA'da gerçekleşen rastgele yeni düzenlemeler aynı zamanda göz merceğini, cam gibi sulu bir yapıyı, saydamlığı, renkleri, kirpiksi yapıyı, asıcı kas bağlarını, bezleri, buruna açılan kanalları, gözün hareketi için gerekli düz ve eğri kasları da oluşturmalı. Ha bu arada gözü yıkayacak, yağlayacak, hatta dezenfekte edecek çok sayıda kimyasalın karışımından oluşan gözyaşını da unutmayalım.
Gözü korumak için gerekli kapaklar, kaşlar ve kirpikler de uygun biçimde oluşmuş olmalı. Sonrasında göz ve onu besleyecek damarlar ile görüntüleri iletmek için gerekli sinir ağı da ortaya çıkmış olmalı. Ayrıca kafatasında tam da gözün içine oturacağı uygun büyüklükte oyuklar oluşmuş olmalı. Tabii damar ve sinirlerin geçişi için oyukta özel bir yer olması gerektiğini de unutmamamız gerekir. Bütün bu yapılar mükemmel bir şekilde, tüm diğer sistemlerle bütünleştirilip, dengelenmeli ve sonra da görme işlemi gerçekleştirilmeli.
Charles Darwin, tüm bunların evrim teorisiyle gerçekleşmesinin imkansızlığını bildiğinden olsa gerek, 1860'ta Ahbabı Asagir'e, ''Göz bugüne kadar bana hep soğuk bir ürperti vermiştir.'' diye yazmıştır.
Gözde basite indirgenmesi mümkün olmayan karmaşık sistem, evrimin iddia ettiği kademe kademe gelişim modeliyle asla açıklanamaz. Bu ise gözün eksiksiz ve kusursuz bir biçimde bir defada ortaya çıktığını göstermektedir. Göz yaratılmıştır.
Gördüğünüz bu canlının ismi bombardıman böceği. Dünyanın en ilginç silahlarından birine sahip. Böcek düşman saldırısına uğradığı anda vücudunun en alt tarafında birbirinden ayrı iki bölmede bulunan iki kimyasal maddeyi hidrojen peroksit ve hidrokinon yakma odası olarak adlandırılan özel bir bölümde birleştirir. Aynı anda bu yakma odasının duvarlarından saldırılan peroksidaz isimli özel bir katalizör hızlandırıcı etkisiyle karışımı 100 derecelik korkunç bir kimyasal silaha dönüştürür.
Bombardıman böceği gezinirken karıncalarla karşılaşıyor. Karıncalar hemen saldırıya girişince böcekteki muhteşem kimyasal tesis hemen çalışmaya başlıyor. Artık silah hazır. Ve ateş..
Filmimizde de gördüğünüz gibi basınçla fışkırtılan kimyasal madde ile haşlanan karıncalar ya paniğe kapılarak kaçıyor ya da oracıkta ölüyor.
Bu noktada sormamız gereken sorular şunlardır; Böcek bu iki maddeyi birleştirdiğinde kimyasal bir silah haline geleceğini nereden bildi? Bu maddelerin kimyasal formülünü nasıl oluşturdu? Bunları kendi vücudunun salgılamasını nasıl sağladı? Bunların ayrı ayrı odacıklarda bulunması gerektiğini nasıl anladı? Hiç kuşku yoktur ki bu sistemin varlığı ve işleyişi böceğe mal edilemeyecek kadar güçtür. Böylesi bir sistem ancak uzmanlar tarafından laboratuvarlarda gerçekleştirilebilirken bombardıman böceğinin 2 santimlik bedeninde bu sistem nasıl var olmuştur?
Bu sistemin evrim geçirerek ortaya çıkamayacağı büyük bir gerçek. Çünkü sistemin işlemesi için bütün parçaların bir anda ve eksiksiz bir biçimde olması gerekir. Bu ise evrim teorisinin iddia ettiği kademeli kademeli evrim mantığını kesin bir biçimde çökertir. Bu kompleks kimyasal sistemin birbirini izleyen tesadüfü değişimler sonucunda oluşması ve gelecek nesillere aktarılması mümkün değildir. Eğer sistemin tek bir parçasında bir eksiklik, hatta bir arıza olsa bu böcek savunmasız kalacak ve ölecek anlamına gelir. O halde tek açıklama böceğin vücudundaki söz konusu kimyasal silahın tüm parçalarıyla bir anda ve eksiksiz biçimde var olduğudur. Gerçek ortadadır. Allah bu küçük hayvanda kusursuz yaratışın delillerinden birini göstermektedir. Kuran'da Allah'ın yaratışı şöyle bildirilir:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“O Allah ki yaratandır. En güzel bir biçimde kusursuzca var edendir. Şekil ve suret verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O aziz, hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)
Son olarak da bitkiler dünyasından bir yaratılış örneğine bakalım.
Arum zambağı büyüleyici bir güzelliğe sahiptir. Ancak bu güzellik böcekler için hazırlanmış mükemmel bir tuzağı da içermektedir. Tuzağın amacı sanılanın aksine beslenmek değil, neslini devam ettirebilmektir. Zambak çiçeği Spadiks adı verilen çubuk bir başağa sahiptir. Başağın etrafı Spata olarak adlandırılan beyaz bir yaprak tarafından çevrilidir. Bitkinin çiçeklenen bölümü beyaz yapraksı yapın içinde başağın dip tarafında yer alır. Burası dışarıdan görülmez. Çiçeklenmenin gerçekleştiği yer dikkatle incelenecek olursak dört bölümle karşılaşılır. Bu bölümleri yukarıdan aşağıya olmak üzere şöyle sıralayabiliriz; En tepede dikenler, onun altında erkek çiçekler, onun altında dikenli kısır çiçekler, en dipte ise dişi çiçekler. Tozlanarak üremeye hazır hale gelince bitkinin metabolizması hızlanmaya başlar. Ve bitkinin bünyesinde daha önceden üretilmiş olan özel bir asit, glutamik asit parçalanır. Bu parçalanma sonucu başağın dışta kalan bölüme ısınır ve keskin kokulu bir amonyak gazı yayılmaya başlar. Bitkilerin büyük çoğunluğunda kimyasal tepkimelerden ortaya çıkan ısı dışarıya verilmez. Vücut içerisinde farklı kimyasal tepkimeler için kullanılır. Arum zambağı bu konuda tam bir istisnadır.
Arum zambağındaki bu ısı salma yıl içinde tek bir günde üstelik o belirli günün sadece gündüzün aydınlık olduğu saatlerde gerçekleşir. Başağın ucundan yayılan ısı ve gaz birçok böcek için cezbedici özelliktedir. Bu nedenle tepkime sonunda birbiri ardına farklı türlü böcekler ve çiçeğe çekilir. Başağın yüzeyi yağlıdır. Bu nedenle başağa gelen böcekler kayarak aşağı, başağın dibine düşerler. Burada dişi çiçeklerinin üzerinde salgılanan şekerli sıvı ile karşılaşırlar ve onunla beslenirler. Gece olunca erkek çiçekler açılır, böcekler adeta bir polen yağmuruna tutulurlar. Sabah olunca da başağın üzerindeki dikenler bükülerek böceklerin dışarı çıkmasını sağlayan bir merdiven işlevi görürler. Merdivenden tırmanan böcekler özgürlüklerine kavuşur kavuşmaz, dölleyici polen yükleriyle birlikte başka bir zambağa giderler.
Arum Zambağı bir fizik ya da kimya mühendisi değildir. Endüstri ürünleri tasarımcısı da değildir. Ama yine de bu üç meslek grubunun birikimiyle oluşturulabilecek bir mekanizmaya sahiptir. Bu mekanizmanın her noktası inceden inceye planlanmıştır. Mekanizmayı oluşturan parçalardaki bir eksiklik ya da sıralamadaki en küçük bir hata Arum'un bir daha üreyememesi ve neslinin sonuna ermesiyle sonuçlanacaktır. Arum’un tuzağı aşama aşama incelenecek olursa, bu tuzağın ne kadar mükemmel bir tasarım ürünü olduğu daha iyi anlaşılacaktır. İsterseniz gelin şimdi madde madde bu incelemeyi yapalım.
İlk olarak glutamik asidin üretilmesi gereklidir. Sonrasında bu asidi parçalayacak olan dinitrofenol adlı kimyasalın üretilmesi şart. Bu iki basamağı gerçekleştirebilmesi için amaca uygun sayıda atomun uygun sırada dizilmesi gerektiğini muhakkak hatırlatmamız gerekir. Glutamik asit yoluyla bütün bitkiler ısı çekerken, Arum’un ısı salmasının sağlanması da bir başka şart. Isı salmanın zamanını belirleyen bir sistemin var olması ve bu sistem ile doğru zamanların yapılmış olması da bir diğer şart. Bu aşamada zamanlama çok önemli. Çünkü dikenlerin merdiven şeklini almasından sonra ısı salınmasının hiçbir anlamı olmayacaktır. Böceklerin döllenmenin gerçekleşeceği yere gelmesi için başağın üzerinde kaygan nitelikte bir sıvının üretilmesi gereklidir. Bu salgıdaki bir hata, sıvıdaki kayganlık özelliğini yitirilmesine, hatta belki yapışkan olmasına yol açabilir. Ki bu da zambağın sonu demektir. Böcekleri aşağı başağın dibine çekerek orada tutunmaya yarayan şekerli sıvının örtülmesi de bir başka şarttır. Böcekler buraya geldikten sonra, daha önce değil, polen yağmurunun başlaması da gereklidir. Tam zamanı geldiğinde dikenlerin bükülerek merdiven formunu alması ve böceklerin çıkışına da izin vermesi gerekir. Dikenler bu formu oluşturamazlarsa, böcekler dipte hapis kalacaklar ve polenleri diğer zambaklara ulaştıramayacaklardır.
Arum'un tuzağını mühendislerin ya da bilim adamlarının bir araya gelerek tasarladığını iddia etmek şüphesiz akıl kârı değil. Peki ya bunların birbiri ardınca gerçekleşen tesadüflerle oluştuğunu söylemek? Şüphesiz böyle bir iddianın ilk günden daha tutarsız olacağı açık. Aklı selim her insan kabul eder ki, bir yerde işleyen mükemmel bir düzen varsa, bu düzen mutlaka biri tarafından önceden hazırlanmış olmalıdır. Planlayan, tasarlayan ve uygulayan olmadan düzen olmaz. Şüphesiz Arum'daki bu mükemmel tasarımın sahibi de yerle gök arasındaki tüm canlıları yaratan ve tüm işleri düzenleyen Allah'tır.
Buraya kadar evrim teorisinin neden canlılardaki kusursuz tasarımı açıklayamadığını, delilleriyle birlikte bir beraber gördük. Bu saydıklarımız yüce Rabbimizin yaratma sanatının sadece birkaç örneğiydi elbette. Bu örneklerden bahsederken vurgulamak istediğimiz canlılığın kendi kendine rastgele gelişen olaylarla ortaya çıkamayacak kadar kompleks ve kusursuz olduğuydu. Cansız maddelerin tesadüfler sonucu evrimleşerek canlı haline geldiğini iddia ettiğini öne süren evrim teorisi baştan sona sahte bir iddiadır.
Bu gerçek göstermektedir ki, canlıları, evreni, yerde ve gökte olan her şeyi, tüm benzersiz özellikleriyle Allah yaratmaktadır. Allah, Kuran'da bize bu üstün vasfını şöyle bildirmiştir:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır. Bunu görmektesiniz. Arzda da sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik. Böylelikle orada her güzel olan çiften bir bitki bitirdik.” (Lokman Suresi, 10)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500