Fosil Avcısı 3 Muğla Müzesi
ONUR YILDIZ: Fosil avcısına hoş geldiniz.
Fosiller, Allah'ın yaratmasına en büyük delilleri teşhir ediyorlar. Yeryüzünde çok fazla fosil var. Biz de bu programda size Türkiye'deki en ünlü ve büyük fosilleri göstereceğiz. Fosil avcısı başlıyor.
İlk olarak Türkiye'deki en büyük memeli fosili lokalitesi olan ve Muğla Müzesi'nde sergilenen fosillerimizi ziyaretle başlıyoruz.
Pek nadir olan fosil kazılarının belki de en büyük veya ilki Türkiye'de orada yapıldı. Şimdi Muğla'ya doğru yola çıkıyoruz.
Fosil Avcısında bu bölümde Muğla Müzesi'ndeyiz.
Muğla'da yani ülkemizde çıkartılmış fosilleri gelin hep beraber tanıyalım.
Evet, müzenin çok güzel bir avlusu var. Bu avlunun içerisinde Dr. Lale Aytaman doğa bölümünün içerisinde fosiller sergileniyor. İçeride pek çok fosile tanık olacaksınız. Şimdi içeriye fosilleri yakından görmeye gidelim.
Muğla Müzesi'nde çeşitli fosillerle birlikteyiz. Bu müzedeki fosillerin hikayesi şöyle; 1993 yılında bir kurtarma kazısı yapılıyor. Yani bölge köylüleri, Muğla'nın Özlüce Köyü'ndeki köylüler tarım için kazdıkları arazilerde bazı taşlara rastlıyorlar, anlam veremiyorlar ve yetkililere haber veriliyor. Ve daha sonra 93 yılında kurtarma kazısı adı verilen yetkililerin bilimsel çalışmalarıyla Muğla Müzesi Genel Müdürlüğü'nün girişimleriyle bir kazı başlatılıyor. İşte buradaki fosiller, o 93 yılından itibaren başlatılan kazılardan çıkartılmış fosiller.
Çok çeşitli hayvanlara ait fosiller var. İşte filler, zürafalar, gergedanlar gibi büyük memeliler, çeşitli yırtıcı hayvanlara ait çakallar, domuz ve oradaki bazı bitki fosilleri bile bölgede bulunmuş. Şimdi o fosilleri birer birer bakalım ve inceleyelim.
Şimdi tanıtıma gergedanlardan başlayalım. Bu müzedeki bütün fosillerin yaşı 5 ile 7 milyon yıl arası. Muğla'dan çıkartılan fosil yaşı periyod olarak 5'te 7 milyon yıl arasına tekabül ediyor. Onun için bütün fosillerin yaşı o, 5'te 7 milyon yıl arasında. Şimdi gergedanlar otla beslenen ve yeryüzünde fillerden sonraki en iri cüsseli, en ağır hayvanlar. Kaç ton ağırlığında? Şimdi günümüzde 5 türü yaşıyor. 3 türü Asya'da, 2 türü Afrika'da yaşıyor gergedanların. Ve ağır olanlarının türünün adı beyaz gergedan, beyaz gergedan türü ve 5 tona kadar çıkabiliyor. Sadece otla beslenmesine rağmen yetişmiş bir gergedanın maksimum ağırlığı 5 tonu bulabilmekte.
Özellikle 19. ve 20. yüzyılda yapılan yanlış avlanmalardan dolayı gergedan soyunun büyük çoğunluğu tükenmiştir. Öyle ki 1960 yılından 80 yılına kadar, 20 yıl süre içerisinde başlangıçta 70 bin adet olarak sayılan yeryüzündeki gergedan sayısının %96'sını avcılar tüketmiş. 1980 yılında buna bir dur denilmiş ve 1980 yılından bu tarafa da hızları korunma altına alındığı için avlanma, yani kaçak avcılar dışında avlanma yasaklandığı için gergedan sayısı daha sonra hızlıca artmış. Günümüzde sadece 5 tür var.
Boynuzları gergedanın belki de en dikkat çeken uzvu. Boynuzları kemiksiz bir yapıda değil. Diğer pek çok hayvandaki gibi kemikten oluşmuş bir yapı değil. Saçın maddesi olan keratinden yapılmış bir yapıda. Oldukça sağlam boynuzları var.
Ve bakın buradaki fosilleri de inceleyebiliriz. 5'te 7 milyon yer arasındaki bu fosilleri. Yeryüzündeki diğer bulunmuş fosilleri de inceleyebiliriz. Mesela buradakilerin yaşı biraz büyük, 5'te 7 milyon. Tibet'te bulunan fosiller var, 3.6 milyon yıl yaşında mesela. Hepsinde de günümüz gergedanıyla aynı fiziksel özellikler görülüyor. Zamanla bir türün değişerek başka türlere dönüştüğünü gösteren bir fosil kaydı bulunmuyor.
Evet, sıradaki hayvanat yine Özlüce Köyündeki kazılarda bulunmuş memeli bir hayvan. Omurgalı sınıfına dahil. Atlar evcil hayvanlardır ve insana itaat etmekte ünlüdürler. Yani Allah'ın insana nimet olarak yarattığı çok belli olan bir canlı.
Şimdi at yine Anadolu'da yaşayan ve fosili bulmuş bir canlı. Bundan en az 5 ile 7 milyon yıl arasında. Bunu bulunan fosillerini anlıyoruz. Fakat bununla ilgili yani atın geçmişiyle ilgili pek çok yanlış haberler duyarsınız. Mesela meşhur at serileri, İngiltere Doğa Tarihi Müzesi'nde sergilenen atın sözde 50 milyon yıl önce yaşamış dört ayaklı bir hayvandan zamanla büyüyerek günümüzdeki modern at olduğu gibi bir iddia da vardır. Aslında bu yanlıştır. Çünkü 52 milyon yıl yaşında bulunmuş fosiller günümüz atıyla arasında hiçbir fark olmadığını bize göstermektedir ve at fosilleri ne kadar eski olursa olsun günümüzdeki modern atlardan bir farkı yoktur.
Bir diğer enteresan çalışma da 700 bin yıl öncesine ait bir at kalıntısından DNA'sı izole edilmiştir. Kanada Yukon, Kanada'da Yukon bölgesinde bulunan bir at kalıntısında 700 bin yıl yaşında ondan atın DNA'sı alınıyor. Günümüzdeki modern at ile karşılaştırılıyor. Ve arasında yine bir fark görülmüyor. Yabani atların gen dizilimiyle aynı olduğu tespit ediliyor.
Peki evrimciler neden at türleri üzerinde bu kadar spekülasyon yapma gereği duymuşlardır? Çünkü at, insan için var edilmiş, Allah'ın insana bir nimet olarak yarattığı ona özel bir canlıdır. Atın omurgası hafif içeri doğru eğiktir. Arkadaki güçlü ayaklarından gelen yüksek basıncı kaldırabilmesi için özel bir eğimi vardır. Bu eğim aynı zamanda sırtta oturulması için güzel, konforlu bir alan oluşturur. Yani insan üzerine oturması için insana has bir düzgünlük mevzubahistir atın sırtında.
İkincisi ise atın ön ayakları omurgaya kemikle değil, kas kitlesiyle bağlıdır. Güçlü bir kas kitlesi vardır ve bu kitle at hareket ettiğinde süspansiyon etkisi yapar ve üstündeki yolcunun konforu daha üst seviyelere çıkmış olur. İşte bu özellikleri atın başlangıcı, atın orijiniyle ilgili evrim teorisini seven insanların, evrim teorisini destekleyen insanların spekülasyon yapmalarına yol açmıştır. Halbuki at tamamıyla, bugün günümüzde gördüğümüz özelliklerinin tamamıyla %100 olarak bir anda ortaya çıkmış bir türdür.
Karşınızda yeryüzünün en büyük memelisi fil. Fil, 4 metreye kadar boyu uzayabilen, 7 tona kadar da ağırlığı çıkabilen bir canlı. Hortumu var, bu yüzden de file hortumlu memeliler deniliyor. Hortumlu memeliler familyasına dahil. Filden daha büyük olan mamutlar ve mastodonlar gibi canlılar, soyu tükenmiş canlılar, filden daha büyük hortumlu canlılar da zamanında yaşamış. Ama günümüzde yaşamıyorlar. Tek yaşayan tür filler. Afrika'da var Afrika fili deniliyor. Asya'da var Asya fili deniliyor. Büyük olan Afrika filleri. Öyle ki hortumuyla 7 metre yükseklikten bir şey alabiliyor. Çünkü kendi boyu da 4 metreye kadar yükselebiliyor.
Sürüler halinde yaşıyorlar. Ses dalgaları ile iletişim kurabiliyorlar. Bu ses dalgaları ile iletişim çok özel. Öyle ki hızlı ötesi bir frekansla ses gönderiyor ve bu ses kilometrelerce öteye yayılabiliyor. Ve ailenin kendi grubunun diğer bireyleri ile haberleşebiliyor. Büyük dev kulakları var. Bu kulaklarıyla vücut ısısını kontrol edebiliyor. Havalandırma yapabiliyor ve kontrol edebiliyor. Dev cüsseleriyle hala günümüzde yaşamaya devam ediyorlar.
Bir filin hortumunda 150 bin farklı kas bulunmaktadır. Fil bu hortumuyla 7 metre yukarıya uzanabiliyor diye söylemiştim. Bu hortumuyla kendi aralarında şakalaşabiliyor. 350 kilogram ağırlığı kaldırabiliyor. Çamurun içinde, toprağın içinde bir şey arayabiliyor. Ondan sonra su içebiliyor. 8 litre suyu emebiliyor hortumuyla. Ve püskürtebiliyor aynı zamanda arkadaşlarına. Toprağı da alıp kendi üstüne atabiliyor. Ve bir yemişin bile kabuklarını çok hassas bir şekilde kırarak yiyebiliyor. Yani hem güçlü hem de hassas bir yapıya sahip. İşte bu hareketleri yapabilmesi için 150 bin tane kasta donatılmış bir hayvan filler. İşte filin hikayesi böyle.
Fosiller, Allah'ın bize canlıları bir anda yarattığını belgeleyen en önemli bilimsel delillerden bir tanesidir. Muğla'da bulunan Fosil Müzesi'nde de büyük memeli canlılarına ait, kara canlılarına ait fosiller çok güzel bir şekilde korunmuş ve bunlar sergileniyor. En önemli yaratılış delillerinden olan fosillerin ülkemizde fosil müzelerinde daha da çok sergilenmesini, fosil müzelerinin sayısının daha da çok artmasını istiyoruz.
Yeni programlarda inşaAllah görüşmek üzere, hoşça kalın.