"Evrimin fosillere yenilişi" belgeselinden
FOSİLLERİN GÖSTERDİĞİ GERÇEKLER
Bilindiği gibi evrim teorisi milyonlarca yıl önce yeryüzünde tamamen ilkel canlıların yaşamış olması gerektiğini iddia eder. Oysa fosiller bize bunun tam tersini söylemektedir.
Film boyunca da izlediğimiz gibi yüz milyonlarca yıl önce yaşamış canlılar bugün gözlerimizin önündedir ve hiç de evrimcilerin söyledikleri gibi ilkel değildir. Fosiller en eski devirlerde dahi son derece üstün özellikleriyle gelişmiş ve kompleks yapılara sahip canlıların yaşadığını belgelemektedir.
Fosil kayıtlarındaki canlılar ayrıntılı olarak incelendiğinde bunların vücut yapılarının, organlarının ve iskeletlerinin en küçük detaylarına kadar günümüzdeki örnekleriyle birebir aynı oldukları görülür. Elbette bu gerçek evrim teorisinin tüm masal ve senaryolarını altüst etmiştir. Çünkü bu durum şu anlama gelmektedir; Milyonlarca yıl boyunca ilkelden gelişmişe doğru süre giden sözde bir evrim süreci dünya üzerinde hiçbir zaman yaşanmamıştır. Evrim teorisinin iddiasına göre sözde bütün canlılar yüz milyonlarca yıl içinde kademe kademe değişiklikler geçirerek birbirlerinden türemişlerdir.
Oysa evrimin bu iddiası doğru olsaydı bugüne kadar böyle hayali bir süreci temsil eden eksik, yarım, az gelişmiş ara geçiş türlerinin de yaşamış olması gerekirdi. Örneğin geçmişte balık özelliklerini hala taşımalarına rağmen bir yandan da bazı sürüngen özellikleri kazanmış olan yarı balık yarı sürüngen canlılar yaşamış olmalıydı. Ya da sürüngen özelliklerini taşırken bir yandan da bazı kuş özellikleri kazanmış sürüngen kuşlar ortaya çıkmış olmalıydı.
Dahası bu ara geçiş türlerinin mevcut türlerden daha fazla, milyarlarca, trilyonlarca olması gerekirdi. Doğal olarak bu ara geçiş formlarının fosillerine de bütün yeryüzü katmanlarında rastlamamız gerekirdi. Sonuçta da bugün dünyadaki bütün evrim müzeleri yarı balık yarı sürüngen, yarı sürüngen yarı kuş, yarım yüzgeçli, yarım kuyruklu, yarım kanatlı, yarım bacaklı, gözsüz, kulaksız, tek gözlü, tek kulaklı, özetle hayale gelebilecek her türlü eksik ve yarım canlının fosiliyle dolu olurdu.
Bu gerçeğin farkında olan Darwin de “Türlerin Kökeni” isimli kitabında şunları söylemişti:
“Eğer teorim doğruysa türleri birbirine bağlayan sayısız ara geçiş türleri mutlaka yaşamış olmalıdır. Bunların yaşamış olduklarının kanıtları da sadece fosil kalıntılar arasında bulunabilir.”
Ancak fosil kayıtlarına baktığımızda hiçbir ara geçiş formuna rastlamayız. Aksine eksiksiz, kusursuz, bugünkülerden hiçbir farkı olmayan kompleks ve mükemmel canlılarla karşılaşırız. İddia ettiği ara formların fosillerinin bir türlü bulunamadığının Darwin de farkındaydı. Bunun, teorisi için büyük bir açmaz oluşturduğunu da görüyordu. Bu yüzden türlerin kökeni kitabının “Difficul ties on Theory, Teorinin Zorlukları” adlı bölümünde şöyle yazmıştı:
“Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemiş ise neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji, iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.”
Nitekim Darwin'in korkuları gerçek olmuştur. 150 Yıla yakın zamandır evrimciler yeryüzünün altını üstüne getirmişler ancak kendi hesaplarına göre trilyonlarca olması gereken ara formlardan bir tanesine bile rastlayamamışlardır. Evrimcilerin ürettikleri ilkel canlı, kademeli evrim, türler arası geçiş, ara geçiş formları, kayıp halka gibi uydurma ve aldatıcı kavramlar da yaşayan fosiller tarafından tarihe gömülmüştür.
Darwin'in ara geçiş formu açmazı karşısında öne sürdüğü tek açıklama o dönemdeki fosil kayıtlarının yetersiz olduğuydu. Darwin teorisini ortaya atarken nasılsa ileride bulunur umuduyla canlı türleri birbirlerinden evrimleşti. Fosilleri araştırdığınızda milyonlarca ara tür bulunduğunu göreceksiniz iddiasını öne sürmüştü. Oysa bugün eldeki fosil kayıtları Darwin'in bu iddiasını fazlasıyla çürütmeye yetecek derecede zengindir.
Darwin'den bu yana bilim adamlarının kayıtlara geçirdiği 250 bin türe ait yaklaşık 100 milyon fosil ele geçirilmiştir ve bunların arasında sözde ara geçiş canlılarına ait tek bir fosil dahi yoktur.
Günümüzde yeryüzü katmanlarında bulunan fosillerin %99'u ortaya çıkarılmıştır ve bu fosiller arasında bu tür canlılara rastlanmaması, geride kalan %1'lik kısımda da bu tür hayali canlıların bulunmasının mantıken mümkün olmadığını göstermektedir. Tüm bunlara rağmen hala gelecekte bir gün ara geçiş canlılarının bulunacağını ümit etmek evrimci bir hayalperestlikten öteye geçmeyecektir.
Glasgow Üniversitesi paleontoloji profesörü Neville George bu gerçeği yıllar önce şu şekilde kabul etmiştir:
“Fosil kayıtlarının evrimsel zayıflığını ortadan kaldıracak bir açıklama yapmak artık mümkün değildir. Çünkü elimizdeki fosil kayıtları son derece zengindir ve yeni keşiflerle yeni türlerin bulunması imkansız gözükmektedir. Her türlü keşfe rağmen fosil kayıtları hala türler arası boşluklardan oluşmaya devam etmektedir.”
Sürekli olarak yaşamın ortaya çıkışı ve gelişimi konusunu bir takım spekülasyonlarla cevaplamaya çalışan evrimciler, ön yargısız ve objektif bir gözle yüz milyonlarca yıllık fosillere baksalar bu sorunun cevabını rahatlıkla bulacaklardır.
Evren ve canlılık kör tesadüflerin eseri değildir. Canlı ve cansız tüm varlıkları Yüce Allah yaratmıştır. Kazılarda elde edilen fosillerin tümü, canlıların hiçbir evrimsel ataya sahip olmadan tarihin her döneminde mükemmel ve kusursuz bir biçimde yaratıldıklarını gözler önüne sermiştir. Yaklaşık 600 Milyon yıllık Kambriyen devri katmanlarında bulunan fosiller, pek çok kompleks canlı türünün yeryüzünde hiçbir ataya sahip olmadan bir anda belirdiklerini, diğer bir deyimle yaratıldıklarını bir kez daha ispatlamıştır. Fosil kayıtları canlılığın kökenini anlamak için yeterince zengindir ve bizlere şu gerçeği göstermektedir. Canlılar tarihin hiçbir döneminde ilkelden gelişmişe doğru bir süreç yaşamamışlardır. Tam aksine bugünkü aynı kompleks yapı ve özellikleriyle yeryüzünde bir anda ortaya çıkmışlardır.
150 Yıla aşkın bir süredir teorilerine kendilerince kanıt bulabilmek umuduyla yeryüzünün bütün katmanlarını altüst eden evrimciler teorilerinin geçersiz olduğunu, yaratılışınsa tartışılmaz bir gerçek olduğunu gözler önüne seren kanıtları kendi elleriyle çıkarmışlardır.