HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Geçmiş Medeniyetlerin Hayranlık Uyundıran İzleri

Geçmiş Medeniyetlerin Hayranlık Uyundıran İzleri

Harun Yahya
1147
15 Haziran, 2018
Evrim Teorisinin Çöküşü
HD Belgeseller
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Tarih, Politika ve Strateji

Geçmiş Medeniyetlerin Hayranlık Uyundıran İzleri

 

Dünya tarihi sırları halen çözülemeyen birçok antik medeniyetin muhteşem yapıtlarını barındırır. Bunlardan günümüze kadar ulaşanlar, insanda hayranlık uyandıracak kadar harikalarla doludur. Tarihin akışını incelediğimizde karşımıza çıkan gerçek, insanın her zaman günümüz insanıyla aynı zekaya ve yeteneğe sahip olduğudur. Binlerce yıl önce yaşamış insanların ürettikleri eserler ve geride bıraktıkları izler, evrim teorisinin insanın ilkelden medeniyete doğru ilerleme iddialarını geçersiz kılmaktadır.

Geçmişte yaşamış insanlar da zekalarıyla, yetenekleriyle yaşadıkları her çağda yeni keşifler yapmış, ihtiyaçlarını karşılamış ve kendi uygarlıklarını inşa etmişlerdir.

Görkemli anıtlar inşa edebilen, beyin ameliyatı yapabilen Mısırlılar.

Son derece gelişmiş şehirler inşa eden, astronomide çığır açan, ileri bir teknolojiye sahip Mayalar.

Hukuk sistemleri, edebi eserler, sanat anlayışları ve astronomi bilgileriyle Mezopotamya'da köklü bir medeniyet inşa eden Sümerler ve daha birçok eski medeniyet.

Tarihin her döneminde insanın her zaman insan olduğu gerçeğinin delilleriyle karşılaşıyoruz. Geçmiş medeniyetlerin izlerinde ilkel insanlar değil, binlerce yıldır süregelen bir medeniyetin torunları oldukları anlaşılan uygar insanlar vardır.

20. yüzyıldan itibaren gelişen teknolojiyle beraber arkeolojik çalışmalarda hız kazandı ve bu hızla birlikte insanlık tarihine ait önemli deliller de toprak altından birer birer toplanmaya başlandı. Böylece binlerce yıl önce Mısır'da, Orta Amerika'da, Mezopotamya'da ve diğer bölgelerde yaşanan hayatın pek çok yönden günümüzle paralellik gösterdiği ortaya çıktı.

Şu an içinde bulunduğumuz yer Efes. Tarih boyunca dev medeniyetlere beşiktik yapmış Hititler'den Helenistik ve Roma çağlarının en görkemli dönemlerine kadar dünyanın en önemli merkezlerinin hep merkezi olmuş bir yer. Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı, Antik Tiyatrosu ve Celsüs Kütüphanesi ile Efes barındırdığı tüm medeniyetlerle uygarlık, bilim, kültür ve sanat alanlarında her zaman önemli bir merkez haline olmuş.

Efes'in tarihinin M.Ö. 6000 yıllarına kadar gittiği düşünülüyordu. Ancak yakın zamanda gerçekleştirilen kazılarda kentin güneydoğusunda yer alan Çukurişi Höyüğü'nde bulunan küçük taş figürler Efes'in tarihini günümüzden 9000 yıl öncesine çekti. Bu siyah taştan yapılmış küçük figürlerin ortalarında birer delik bulunuyor. Uzmanlar bunların takı olarak kullanılmış olduğunu düşünüyorlar.

Bir toplumun mücevher kullanması, süs eşyaları meydana getirmesi, o toplumun medeni bir yaşam sürdüğünün önemli delillerindendir. Açıktır ki günümüzden binlerce yıl önce yaşayan insanlar da takı ve mücevheri biliyor, estetikten zevk alıyor, insani bir yaşam sürüyorlardı.

 

Bu belgeselde bundan binlerce yıl önce yaşamış farklı medeniyetlerin hayranlık uyandıran izlerini izleyecek, bu medeniyetlerin eserlerinden, üstün teknolojilerine ait delillerden ve kültürlerinden örnekler göreceksiniz.

 

İnsanlık tarihinin şaşırtıcı eserleri: Megalitler

 

Megalit, büyük taş bloklarından oluşan yapıtlara verilen isimdir. Geçmişten günümüze pek çok megalit yapı ulaşmıştır. Bu yapıtların en şaşırtıcı yönlerinden biri, inşalarında bazıları bin tondan daha ağır olan taş blokların kullanılmış olmasıdır. Bu dev taşların bulundukları yere nasıl taşındıkları ve nasıl üst üste koyarak muhteşem yapıtlar inşa edildiği ise çözülememiş bir gizemdir. Bilinen bir gerçek varsa o da birer inşaat ve mühendislik harikası olan megalitleri meydana getiren insanların tahmin edilenin ötesinde bir bilgi birikimine ve ileri bir teknolojiye sahip olduklarıdır. Bu harika yapılardan biri Dublin yakınlarında yer alan Newrange adı verilen anıt mezarıdır.

 

Newgrange

 

Newgrange M.Ö. 3200 yıllarında inşa edildiği kabul edilen bir anıt mezardır. Henüz Mısır medeniyetinin ortada olmadığı, Babil veya Girit medeniyetinin doğmadığı dönemde Newgrange vardı. Yapılan araştırmalar, Newgrange'ı inşa eden kişilerin kapsamlı bir astronomi bilgisine, üzerinde önemli durulması gereken mühendislik tekniklerine ve üstün bir mimari yeteneğine sahip olduğunu göstermiştir.

Newgrange, pek çok arkeolog tarafından teknik bir mucize olarak görülür. Yapının üzerindeki kubbe başla başına bir mühendislik harikasıdır. Alt tarafları ağır, üst tarafları hafif olan yekpare taşlar öylesine üst üste konulmuştur ki, her üste konan taş alttakinden biraz daha dışarı çıkık vaziyettedir. Bu şekilde yapının üstünde, orta kısımda 6 metre yüksekliğinde altıgen bir baca ortaya çıkmıştır. Bacanın sonunda istenildiğinde açılıp kapanan bir kapak taşı vardır.

Bu dev yapının mühendislikten çok iyi anlayan, iyi hesap yapabilen, doğru planlama yeteneğine sahip, yük taşımacılığı yapan ve pratik inşaat bilgilerini iyi kullanan insanlar tarafından inşa edildiği açıkça görülmektedir.

Yapının astronomik özellikleri de hayret vericidir. Bu dev anıt öyle bir şekilde inşa edilmiştir ki, güneşin dönüm günlerinde yapının içinde çok etkileyici bir ışık oyunu meydana gelir. Kış güneşinin doğum gününde yani yılın en kısa gününün gün doğumundan kısa bir süre sonra güneş ışığı doğrudan Newgrange'in mezar odasına düşer. Bundan sonra çeşitli koridor kapılarına ve dev taşlara yansıyarak ilerler ve en son olarak arka duvara kadar ulaşır. Ve bu esnada mükemmel bir ışık oyunu meydana getirir.

Dikkat çekici olan, ışığın yapının içine koridordan değil, koridor kapısının çatısının üzerinde özel olarak yapılmış dar delikten girmesidir ve yerleştirilen tüm blok taşlarda ışığın değip yansıyabileceği açıdadır. Zaten ışık oyununu görkemli kılan unsurlardan biri de budur. Dolayısıyla bu dev yapıyı inşa edenlerin, mühendislik bilgilerinin yanı sıra gün dönümlerini ve güneşin hareketini hesaplayacak astronomi bilgisine de sahip oldukları ortaya çıkmaktadır.

Işığın bu özel teknikle içeri girmesini sağlayan insanların, evrimcilerin iddia ettiği gibi ilkel değil, aksine köklü bir bilgi birikimine sahip, düşünebilen, üretebilen, gelişmiş inşaat teknikleri ve araçları kullanabilen insanlar olduğu bir gerçektir. Astronomi bilgileri, uzayı gözlemleyebilecek teknolojiye ve gözlemlerini doğru şekilde yorumlayabilecek bilgi birikimine sahip olduklarını göstermektedir. Uzayı gözlemleyip elde ettikleri bulguları doğru şekilde yorumlayabilen bu insanların ileri bir medeniyet olduğu da apaçıktır.

 

Stonehenge

 

Stonehenge Megalit yapıların en bilinen örneklerinden biridir. İngiltere'de bulunan Stonehenge, evrim teorisinin insanlık tarihini açıklamak için öne sürdüğü iddiaları tamamen geçersiz kılar.

Çember halinde yerleştirilmiş, büyük taş bloklardan oluşan Stonehenge, ortalama 4,5 metre yüksekliğinde ve her biri ortalama 25 ton ağırlığında olan yaklaşık 30 adet taş bloğun bir araya gelmesiyle oluşan bir yapıttır.

Birçok kaynağa göre Stonehenge'in tarihi günümüzden yaklaşık 4800 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Tarihi kaynaklar, ilk inşaat sırasında arazide dev taşlardan küçük bir çember yapıldığını ve bu çemberin dışına da bir topuk taşı yerleştirildiğini gösterir. Daha sonra yine dev taşlarla ikinci bir çember oluşturulmuş, bundan sonra da çemberlerin iç kısmına mavi taş denilen taş bloklar yerleştirilmiştir.

İşte bu mavi taşlar çok dikkat çekicidir. Çünkü Stonehenge'in yakınında herhangi bir mavi taş kaynağı yoktur. Yapılan araştırmalar, bu taşların Stonehenge'den kara yoluyla yaklaşık 380 km uzaklıkta bulunan Preseli Dağları'ndan getirildiğini ortaya çıkardı. Elbette ki bu olağanüstü bir durumdu.

Günümüzden neredeyse 5000 yıl önce yaşamış bu insanlar, tonlarca ağırlığındaki bu taşları nasıl olduğu henüz bilinmeyen bir sistemle taşımış, coğrafi konumlarını hesaplayarak bir çember haline getirmişlerdir.

Eğer dönemin insanları evrimci hikayelerde anlatıldığı gibi ilkel koşullarda yaşayan ellerindeki tek malzeme ağaçtan kaldıraçlar, kütükten yapılmış sallar ve taş baltaları olan insanlar olsaydı tonlarca ağırlığındaki bu taşlar Stonehenge'in olduğu bölgeye nasıl getirilmiş olacaktı? İşte bu evrimcilerin hayal ürünü senaryolarıyla cevaplanması mümkün olmayan bulgulardır. Stonehenge ve diğer pek çok megalit belki de bizim tahmin dahi edemeyeceğimiz ileri bir teknoloji kullanarak inşa edilmiştir.

 

Tiahuanaco Şehrinden hayret verici kalıntılar.

 

Tiahuanaco. Bolivya Ant Dağları üzerinde deniz seviyesinden yaklaşık 4000 metre yükseklikte görenleri hayrete düşüren antik şehir. Tarihi Tiahuanaco şehri, görenleri hayrete düşüren pek çok kalıntıyla doludur. Tiahuanaco'da en ünlü kalıntılardan biri, ekinoksları, mevsimleri, ayın her saatteki durumunu ve hareketlerini gösteren takvimdir. Bu takvim, söz konusu bölgede yaşayan insanların çok ileri bir medeniyet seviyesine sahip olduklarını göstermektedir.

Tiahuanaco'daki diğer şaşırtıcı eserler ise bazıları 100 ton ağırlığını bulan taş bloklardan oluşan megalit yapıtlardır. Tiahuanaco şehri üzerine çalışmalar yürüten Fransız araştırmacı Simon Weisbart, Tiahuanaco şehrindeki devasa anıtlar ve taş kalıntılar hakkında şu yorumu yapmıştı:

 

“Günümüzün en iyi mühendisleri hala kendilerine bu kadar büyük kaya kütlelerini kesip taşıyarak bir şehir imar edip edemeyeceklerini sormaktadırlar. Devasa bloklar sanki bir metal kalıp kullanılarak kesilmiş gibi.”

 

Tiahuanaco'da duvarlar 100 ton ağırlığındaki kum taşı blokları üzerine 60 tonluk başka bloklar konularak inşa edilmişti. Duvarların yapımında ustalık gerektiren bir taş işçiliği kullanıldığı görülür. Büyük kare taşlar pürüzsüz oluklarla birleştirilmiş, 10 ton ağırlığındaki taş bloklarda 2,5 metre uzunluğunda delikler açılmıştır.

Kalıntıların çeşitli yerlerinde 1 metre 80 santimetre uzunluğunda ve yarım metre genişliğinde su kanalları yer alır. Bu kanallar günümüzde dahi eşine az rastlanır bir düzgünlüktedir. Bu, insanların evrimci yalanlarda öne sürüldüğü gibi, ilkel insanların teknolojik imkanları olmadan bu eserleri meydana getirmiş olmaları mümkün değildir.

Tiahuanaco'da en dikkat çekici yapıtlardan biri de güneş kapısıdır. Yaklaşık 10 ton ağırlığındaki yekpare taştan yapılan güneş kapısı, 3 metre yüksekliğinde ve 5 metre genişliğinde ihtişamlı bir yapıttır. Kapının üzeri çeşitli çizimlerle süslenmiştir. Bu bölgede yaşayanların güneş kapısını nasıl bir yöntem ve teknoloji kullanarak inşa ettikleri ise hala açıklanamamaktadır. Yaklaşık 4.000 metre yükseklikte kurulan bu şehirde 10 ton ağırlığında kayaların taş ocaklarından nasıl çıkarıldığı, nereden hangi tekniklerle taşındıkları hâlâ cevaplanmayı bekleyen sorulardır. Bütün bunların, evrimcilerin iddia ettiği basit araç gereçlerin kullanılarak yapılmadığı açıktır.

Newgrange, Stonehenge, Tiahuanaco ve geçmişten günümüze ulaşan yüzlerce megalit yapı, bizlere geçmişte çok ileri medeniyetlerin de yaşadığını, o dönemde yaşayan insanların günümüz insanlarından bir farkı olmadığını gösterir. Evrimcilerin insanlık tarihini ileriye doğru evrimleştiği iddiasını ise geçersiz kılmaktadır. Bu medeniyetlerden en bilinen ve belki de üzerinden en çok araştırma yapılanı, binlerce yapıt ve iz bırakan antik Mısır medeniyetidir.

 

Sanat ve bilim yönünden muhteşem bir medeniyet, Antik Mısır

 

Antik Mısır, insanoğlunun binlerce yıl önce kurduğu sanat ve bilim yönünden en etkileyici medeniyetlerden biridir. Günümüzde dünyanın pek çok bölgesinde Mısırlıların ulaşmış olduğu bu medeniyet seviyesine ulaşılamamıştır.

Eski Mısırlılar ilkel bir toplumun devamı olamayacak kadar engin bir tecrübeye ve bilgi birikimine sahiptiler. Tıp, anatomi başta olmak üzere şehir planlamacılığında, mimaride, güzel sanatlarda, tekstilde çok başarılı olan Mısır medeniyeti bugün büyük hayretle bilim adamları tarafından incelenmeye devam ediliyor.

 

Tıbbın kökeni Antik Mısır'da

 

 Eski Mısır'da tıbbın ulaştığı gelişmişlik düzeyi oldukça şaşırtıcıdır. Kazılarda ele geçen bulgular, arkeologların yanı sıra birçok tarihçiyi de hayrete düşürmüştür. Tamamı tıpla ilgili olan Simith Papirüsü incelendiğinde, Antik Mısır'da tıp biliminin ne kadar ileri olduğu görülmüştür. X ışınları kullanılarak mumyalar üzerinde yapılan incelemelerde, M.Ö. 3000'lerde Antik Mısır'da oldukça profesyonel beyin ameliyatlarının yapıldığı görüldü. Hatta bu insanların ameliyattan sonra hayatta kaldıklarını ispatlayan kaynamış kafatası kemiklerine rastlandı.

Mısırlıların tıp ve anatomi de ne kadar ileride olduklarını gösteren en önemli delillerden biri de kuşkusuz geride bıraktıkları mumyalardır. Cansız bedenin binlerce yıl bozulmadan saklanabilmesine olanak sağlayan mumyalama işlemi aslında oldukça karmaşık bir işlemdir.

Mısırlılar mumyalama işlemi için bilgi ve titizlik gerektiren birçok farklı teknik uygulamışlardır. Vücudun yapısını bozmadan tüm organları çıkarmaları, vücudu sterilize etmeleri ve bozulmaması için kullanılan kimyasal karışımlar, bu işi yapanların çok iyi bir anatomi bilgisine, ileri düzeyde tıp ve kimya bilgilerine sahip olduklarını gösterir.

Yapılan araştırmalar Mısırlıların konularında uzman doktorlarının olduğunu, çeşitli hastalıklara uygun reçeteler yazdıklarını, sterilizasyon bilgisine sahip olduklarını ve antibiyotik kullandıklarını göstermiştir. Mısırlılar tarafından 5 bin yıl önce kullanılmış olan birçok tıbbi teknik alet de yapılan araştırmalarda gün ışığına çıkarılmıştır.

 

Eski Mısır'da gelişmiş metalurji.

 

Metalurji gerekli ham maddeler kullanılarak metal ve alaşımlarının üretilmesi, saflaştırılması, şekillendirilmesi ve korunmasını içeren bilim ve teknoloji dalıdır. Eski Mısır medeniyeti incelendiğinde bundan yaklaşık 3.000-3.500 yıl önce Mısırlıların başta altın, bakır, demir olmak üzere çeşitli maden ve metallerin cevherlerinin bulunması, çıkarılması ve işlenmesi konusunda uzman oldukları da görülür.

Antik Mısırlıların en çok kullandıkları ve değer verdikleri maden altındı. Yapılan araştırmalarda eski Mısırlılara ait olduğu tahmin edilen yüzlerce altın maden yatağı bulunmuştur. M.Ö. 14. yüzyıla ait bir papirüste maden çevresinde sayısı 1300'den fazla evin yalnızca madende çalışanların konaklaması için inşa edildiği anlatılmıştır.

Arkeolojik kazılarda bulunan, yüzlerce altından yapılmış, kullanım ve süs eşyası da eski Mısırlıların altın madenciliği ve işlemeciliği konusundaki uzmanlıklarının bir göstergesidir. Yapılan arkeolojik çalışmalar eski Mısır'da bakır ve demirin yanı sıra, bronzun üretimi için camların renklendirilmesinde kobalt kullandıklarını da göstermiştir.

 

Şehir Planlamacılığı ve Altyapının Eski Mısır'daki Önemi

 

Antik Mısır şehirleri son derece gelişmiş bir altyapıya sahiptiler. M.Ö. 3000'lerde Mısırlıların mühendislik bilgisi, kullandıkları mimari teknikler ve altyapı sorununa yaklaşımları son derece profesyoneldi. Kurak bir ülke olan Mısır için suyun önemi çok büyüktü. Mısır kalıntılarında yer altı suyolları, lüks yıkanma yerleri, havalandırma tertibatı, kanalizasyon şebekesi ve süprüntü kuyuları bulunmuştu. Bunların günümüz şehir planlamacılığından hiçbir farkı yoktu.

Mısırlıların geliştirdikleri en önemli projelerden birisi suyu korumak için inşa ettikleri depolardı. Feyyum Vahası'nda keşfedilen büyük su deposu bunlardan biridir. Antik Mısır'da hayatın belli bir bölgede sürekliliğini sağlayabilmek için suni göletler de inşa edilmişti. Bu sayede Nil’in suyu bu göletlerde biriktirilerek Mısır çöllerinde ileri bir medeniyet inşa etmişlerdir. Bugünkü Kahire'nin 80 kilometre güneyindeki Morris Gölü, Mısırlılar tarafından Nil’in suyunu bir kanal aracılığıyla depolamak amacıyla yapılan bu göletlerden biridir.

Mısırlıların tıbbi bilgileri, şehir planlamaları ve metalurji, mühendislik bilgileri ve uygulamaları son derece ileri bir medeniyete sahip olduklarını gösteren önemli delillerden sadece birkaçıdır. Yaklaşık 5000 yıl önce yaşayan bu topluluk günümüzdeki çeşitli toplumlardan daha ileri bir uygarlık seviyesine sahipti. Nasıl ki günümüzde bir yanda uzay teknolojisi yaşanırken, diğer yanda dünyanın çeşitli bölgelerinde insanlar ilkel koşullarda yaşamlarını devam ettiriyorlarsa, Geçmişte de bir yanda görkemli Mısır medeniyeti varken, diğer yanda oldukça geri medeniyete sahip toplumlar da var olmuştur.

 

Sırlarla Dolu İnşa Teknolojisi

 

Antik Mısır'da inşa edilen ve günümüzde hala büyük bir hayranlıkla izlenen en çarpıcı eserler elbette ki gizemli piramitleridir. Bunların en önemlileri Giza Piramitleridir ve Mikerinos, Kefren ve Keops ismindeki üç piramitten oluşur.

Bu Piramitlerin en ihtişamlısı Keops yani büyük piramittir. Keops, antik dünyada inşa edilmiş en büyük taş yapı olarak kabul edilir.

Büyük piramidin yüksekliği 146,5 metre olarak inşa edilmişti. 3800 yıl boyunca da dünyanın insan yapımı en yüksek yapısıydı. Bu piramidin nasıl inşa edildiği konusunda Herodot zamanından itibaren birçok tarihçi ve arkeolog çeşitli teoriler ortaya atmıştır. Ancak ortaya atılan teorilerin hiçbiri, piramitlerin yapımlarıyla ilgili sırların günümüz bilim ve teknolojisiyle dahi çözülemeyeceğini gösteriyordu.

İnşası yaklaşık 20 yıl süren Keops piramidi, her birinin ağırlığı 2 ile 30 ton arasında olan 2.300.000 adet kireç taşı kullanılarak inşa edilmiştir. Bazı taşlar 50 tonun üzerindedir. Toplam ağırlığı 5.500.000 ton olan bu taşların piramidin yapım süresi zarfında dizilebilmesi için her 2.5 dakikada bir taşın yerine oturtulmuş olmasını gerektirmektedir. Tam olarak 51 derece, 51 dakika, 14 saniye eğimle dizilen bu taşlarda hassasiyetin binde bir oranında bile şaşması durumunda piramit en tepede düzgün birleşemezdi. Günümüzde bu tarz ufak hatalar en seçkin yapılarda bile makul bir tolerans olarak görülmektedir. Ama bundan 4500 yıl önce inşa edilen piramitlerde tepe noktası kusursuzca birleştirilmiştir. Bu milyonlarca dev taşın nasıl taş ocağından çıkartıldığı, getirtildiği, nasıl kenarlarının düzleştirildiği ve neredeyse 150 metre yukarılara kadar taşındığı hala gizemini korumaktadır. Bu taş bloklar yan yana o kadar düzenli yerleştirilmişlerdir ki blokların arasına bir parça kağıt bile sokmak mümkün değildir.

Antik Mısır'da bu dev piramitler nasıl inşa edilmiştir? Kayalık taraçalar hangi güçle, hangi makinelerle, hangi teknikle düzleştirilmiştir? Kaya mezarları hangi imkanlarla kızılmıştır? İnşaat sırasında aydınlatma nasıl sağlanmıştır? Bu sorular daha da arttırılabilir. Peki bu sorular evrimcilerin insanlık tarihi yanılgısıyla akılcı ve mantıklı bir şekilde cevaplanabilir mi? Elbette hayır. Bu ve benzeri bulgular, evrimcilerin geçmiş toplumların tamamen ilkel oldukları yönündeki iddialarını yalanlamaktadır.

Piramitlerin inşasındaki kullanılması gereken güç ve teknolojinin yanı sıra yapılan bazı matematiksel hesaplamalar, piramitleri planlayanların sadece ileri bir matematik ve geometri bilgisine sahip olmadıklarını, aynı zamanda dünyanın çevresi, ekseni ve bu eksenin eğimi gibi coğrafik bilgilere de sahip olduklarını göstermiştir. Büyük matematik bilginleri Pisagor, Arşimet ve Öklid'den dahi 2000 yıl önce bu piramitlerin inşa edildiği göz önünde bulundurulduğunda, durum çok daha çarpıcı bir hal almaktadır.

Giza’daki üç piramit, bir Pisagor üçgeni oluşturacak biçimde düzenlenmişlerdir. Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine oranları 3-4-5'tir. Bu bir Pisagor üçgenidir. Büyük piramidin taban çevresinin yüksekliğine bölünmesi pi sayısını, yani 3,14'ü verir.

Piramit dev bir güneş saatidir. Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler, mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterir. Piramidi çevreleyen taş levhaların uzunluğu, bir günün gölge uzunluğuna eşittir.

Piramidin dikdörtgen biçimindeki tabanının normal kenar uzunluğu dönemin ölçü birimiyle 365,342 Mısır endazesine denk gelir. Günümüzde güneş yılının gün sayısı 365,224 olarak hesaplanmıştır. Bu hesaplamadaki yakınlık hayret vericidir.

Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyarla çarpımı, Dünya ile Güneş arasındaki mesafeyi yani 149.504.000 km'yi vermektedir. Büyük piramidin ağırlığının 5.955.000 ton olduğu hesaplanmıştır. Bunu 100 milyonla çarptığımızda Dünya'nın kütlesini verir.

Burada çok azından bahsettiğimiz bu ölçümler, Mısır medeniyetinin binlerce yıl sonra keşfedilecek matematik, astronomi ve coğrafi keşiflerden çok daha ileri bir bilim ve teknoloji seviyesinde olduğunu göstermektedir. Bu da, evrimcilerin insanlara telkin etmek istedikleri sadece homurtu şeklinde sesler çıkaran maymun-insan tasvirlerinin gerçek olmadığını çok açık bir şekilde ispatlar.

 

Antik Mısır'da Hava Ulaşımı

 

Pek çok medeniyetin geride bıraktığı izlerde, hava ulaşımının bilinenden çok daha eski dönemlerde kullanıldığı anlaşılıyor. Buna işaret eden delillerden biri, Mısır'da bulunan planör modelidir.

1898 yılında arkeologlar tarafından Sakkara'daki bir mezarın içinde bir planör modeli bulundu. Bu planör modeli yaklaşık M.Ö. 2000 yılında yapılmıştı. Planör modelin teknik özellikleri incelendiğinde ortaya çok daha ilginç bir manzara çıkar. Bu ahşap modelin kanatlarının şekli ve oranları, günümüzün teknolojisiyle yapılan uçaklarda olduğu gibi hızdan minimum kayıpla maksimum kaldırma kuvveti sağlayacak şekilde tasarlanmıştı. Bu planör modeli, evrimcilerin sözde ilkel olduğunu iddia ettikleri insanlık tarihi anlayışını temelden sarsan arkeolojik bir buluştur.

 

Antik Mısır'da elektrik var mıydı?

 

Antik Mısır hakkındaki araştırmalar yıllardır aralıksız olarak devam ediyor. Gün ışığına çıkarılan eserler bilim insanlarını hayrete düşürmeye devam ediyor. Dendera'daki Hathor Tapınağı'nda bulunan bazı duvar resimleri de Antik Mısırlılar elektrik kullanıyordu iddiasını gündeme getirdi. Çünkü resimler tıpkı günümüzdeki gibi yüksek voltaj yalıtımının o günlerde de kullanıldığını gösteriyordu.

Gördüğünüz ampul görünümündeki şekil dikdörtgen bir sütün tarafından desteklenmektedir. CED sütünü denilen bu sütünün izolatör olarak kullanıldığı tahmin ediliyor. Resimdeki şeklin günümüz elektrik lambalarıyla olan bu şaşırtıcı benzerliği çok dikkat çekicidir.

Tungsten ampulün kâşifi olan Dr. Colin Fink, 1933 yılında eski Mısır'a ait metal eşyaları analiz ederken Mısırlıların bundan yaklaşık 4300 yıl önce bakırı antimon çözeltisiyle kaplamayı bildiklerini bulmuştur. Bu kaplama günümüzde elektrolizle kaplamanın aynısının elde edildiği bir yöntemdir. Bilim adamları resimde tarif edilen bu sistemin ışık yayıp yaymadığını görmek için resimdeki düzeneğin aynısını tasarladı. Avustralya'da elektrik mühendisi Walter Garn, kabartmada yer alan resimdeki ampulü, yılanlı teli, duyu, jet sütünü olarak kullanılan izolatörün aynısını yaptı. Ve ortaya çıkan sistem etrafı aydınlattı, yani ışık yaydı.

Mısır'da elektriğin kullanılmış olabileceğini gösteren bir diğer delil de piramitlerin iç duvarlarında hiç is izinin bulunmamasıdır. Eğer aydınlatma için meşale ve benzeri malzemeler kullanılmış olsaydı duvarlarda mutlaka is olması gerekirdi. Ancak piramitlerin en içteki dehlizlerinde dahi böyle bir is izi yoktur. Gerekli aydınlatma sağlanmadan inşaatın devam etmesi, daha da önemlisi duvarlardaki gösterişli resimlerin yapılabilmesi mümkün değildir. Bu da Mısır'da elektriğin kullanılmış olma ihtimalini güçlendirmektedir.

Mısır'da bugün izlerine rastlanan beş bin yıl önceki antik medeniyet, elbette ki binlerce yılın tecrübe ve bilgi birikimiyle oluşmuştur. Yani bu medeniyetin kökleri daha da öncesine dayanmaktadır. Mısır medeniyeti gibi tarih boyunca kurulan diğer yüzlerce medeniyette akıl ve irade sahibi insanlar tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla evrimcilerin ve tarihin evrimine inanan kişilerin iddia ettikleri gibi ilk çağlarda ilkel, düşünme ve konuşma yeteneğinden yoksun, sadece hayvan avlayarak geçimini sağlayabilen yarı hayvan yarı insanlar yoktur. İnsan, ilk yaratıldığı günden bu yana, günümüz insanının sahip olduğu zeka, estetik anlayışı, kavrayış, bilinç ve ahlak gibi tüm insani özelliklere sahipti.

 

İleri Bir Medeniyet: Sümerler

 

M.Ö. 3500'ler. Medeniyetlerin beşiği Mezopotamya'nın verimli topraklarının güneyinde bulunan ve bugün Kuveyt ve Kuzey Suudi Arabistan olarak bilinen bölgeden çıkan bir grup insan yazıyı kullanıyor, diğer topluluklardan farklı bir dil konuşuyordu. Bu insanlar itina ile dizayn edilmiş şehirlerde oturuyor, hukuki düzene dayalı bir monarşi ile yönetiliyorlardı. Bu toplum Sümerlerdi.

İnsanlık tarihi eski dönemlerde yaşayan toplumların, evrimcilerin iddialarının aksine tahmin edilenden çok daha üstün bir teknoloji ve medeniyete sahip olduklarını gösteren yüzlerce delille doldur. Sümerlilerin geriye bıraktıkları eserler, insanoğlunun binlerce yıl önce sahip olduğu bilgi birikiminin delillerinden sadece bir kısmıdır. Sümerler döneminde teknolojiden sanata, hukuktan edebiyata, tekstil, el sanatları ve metalorjiye kadar tüm alanlarda önemli kalıntılara rastlanmıştır. Sümerlilerin gelişmiş ticaretleri ve güçlü bir ekonomileri vardı. Tunç meteorolojisi, tekerlekli araçlar, tekneler, heykeller ve anıtsal yapılar bu dönemdeki hızlı gelişimin günümüze ulaşan kanıtlarından birkaçıdır. Sümerlerin inşa etmiş olduğu büyük medeniyet hem kendi devrinde son derece ileridir hem de günümüzde dahi pek çok toplumla kıyaslandığında oldukça gelişmiş bir medeniyettir.

 

Sümerler Ve Bilim

 

Sümerler matematikte 60 sayısına dayalı bir matematik sistemi kullanıyorlardı. 60 sayısı halen bazı hesaplamalarda önemli bir yer tutar. Bir saatin 60 dakikadan, bir dakikanın 60 saniyeden oluşması ya da dairede 360 derece olması gibi.

Geometri ve cebirin de ilk formüllerini ortaya koyan Sümerlerin matematik bilgileri, günümüz matematiğinin temeli olarak kabul edilir.

Sümerler, astronomide de oldukça ileri bir düzeye ulaşmışlardı. Ay, yağı, gün hesaplarını günümüzle neredeyse aynı şekilde yapmışlardır. 12 aydan oluşan bir takvime sahip olan Sümerlerin takvimini, Antik Mısırlılar, Yunanlılar ve bazı semitik toplumlar da kullanmıştır. Bu takvime göre, bir yıl, kış ve yaz olmak üzere iki mevsimden oluşuyordu. Yaz mevsimi ilkbahardaki gün dönümünde, kış mevsimi ise sonbahardaki gün dönümünde başlıyordu.

Sümerler, Ziggurat adını verdikleri kulelerde uzayı da incelemişlerdir. Güneş ve ay tutulmalarını önceden saptayabildikleri çeşitli kayıtlarda açıkça görülmektedir.

Sümerlerin bir diğer astronomik bulgusu da pek çok takım yıldızın haritasını çıkarmış olmalarıdır. Güneş ve Ay'ın yanı sıra Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn'ün de hareketlerini takip edip kaydetmişlerdir. Günümüzden 5000 yıl önce Sümerlerin uzayla ilgili yaptıkları bilimsel hesaplamalar bugün uzay araçlarından gönderilen görüntülerle de doğrulanmıştır.

Evrimci literatürde sıkça rastlanılan hikayelerden biri, sözde maymunsu varlıkların insana dönüşmesi ve ilk başlarda sözde ilkel olan insanın da belirli bir süreç içerisinde sosyalleşerek gelişmesidir. Hiçbir bilimsel kanıtı olmamasına rağmen yarı dik yürüdüğü, sadece garip sesler çıkarabildiği iddia edilen mağara adamları, tamamen hayal gücüne dayalı bir şekilde defalarca resmedilmiştir. Ailesiyle birlikte gezerken, ellerindeki kaba aletlerle avlanırken ya da bir ateş başında otururlarken resmedilen sözde ilkel insan canlandırmaları, bu hikayenin en bilinen parçalarıdır.

Oysa insanın maymunsu atalardan türediği iddiasını destekleyen bir tek bilimsel bulgu dahi yoktur. Aynı şekilde toplumların ilkelden gelişmişe doğru evrimleştiğini gösteren hiçbir arkeolojik ve tarihsel delil de yoktur. İnsan, var olduğu ilk günden beri insandır ve her dönemde farklı medeniyetler, kültürler inşa etmiştir. Bu medeniyetlerden bir diğeri, geride bıraktığı izlerle büyük hayranlık uyandıran Maya medeniyetidir.

 

MAYALAR: MATEMATİK UZMANI MAYALAR

 

Milattan önce bin yıllarında Orta Amerika'da diğer toplumlardan oldukça uzakta yaşayan Mayalar, gelişmiş bir medeniyet oluşturmuşlardı. Mayaların en önemli özelliği ise astronomi ve matematik alanındaki çalışmaları ve oldukça karmaşık yazı dilleriyle bilime öncülük etmiş olmalarıdır.

Bugüne kadar maya yazısının ancak yüzde otuzluk bir kısmı çözülebildi. Bu bile mayaların ne kadar ileri bir bilim seviyesine sahip olduklarını göstermek için yeterlidir.

Mayaların zaman, astronomi ve matematik alanındaki bilgileri kendi dönemlerinin bilgi seviyesinden bin yıl ilerideydi. Mayaların matematikte kendi çağdaşlarından çok daha gelişmiş rakam sistemleri ve matematik işaretleri vardı. Sıfır kavramı Avrupalı matematikçilerin keşfetmesinden bin yıl önce Mayalar tarafından kullanılıyordu. Dünyanın bir yıllık dönüşü hakkındaki hesapları ise bilgisayar icat edilmeden önce yapılan hesaplardan daha kesin ve hatasızdı.

 

MAYA TAKVİMİ

 

Mayaların kullandıkları haab takvimi 365 günden oluşuyordu. Fakat Mayalar, bir yılın 365 günden biraz daha uzun olduğunu da hesaplamışlardı.

Mayaların hesaplamaları günümüzde kullanılan Gregorian takvimindeki gün hesabıyla neredeyse aynıydı. Görüldüğü gibi iki rakam arasında çok küçük bir fark bulunmaktadır. Bu da Mayaların matematik ve astronomi konusundaki uzmanlıklarını gözler önüne seren bir başka delildir.

 

Mayaların Astronomi Bilgileri

 

Mayalardan günümüze gelen ve kodeks olarak isimlendirilen üç kitapta, mayaların yaşantılarına ve astronomi ilimlerine dair önemli bilgiler bulunur. Bu üç kitaptan biri olan Dresden Kodeksi’nde, Venüs gezegenine dair bilgiler vardır.

 Mayalar bir Venüs yılını tam doğru olarak yani 583.92 gün olarak hesaplamışlardır. Daha sonra bu rakama yuvarlayarak 584 gün olarak kabul etmişlerdir. Aynı kodekste iki sayfa Mars'a, dört sayfa Jüpiter ve uydularına ait bilgilere, sekiz sayfada Ay'a, Merkür’e ve Satürn'e ayrılmıştır. Bu sayfalarda, bu gezegenlerin güneş etrafındaki dönüşleri, güneşle birlikte hareketleri, gezegenlerin birbirleriyle ilişkileri, dünya ile ilişkileri gibi oldukça karmaşık hesaplamalarla belirlenen bilgileri açıklamışlardır.

Mayalıların astronomi bilgisi, Venüs yörüngesinin her 6000 yılda bir gün geri alınmasının gerekli olduğunu tespit edecek kadar mükemmeldi. Böyle bir bilgi birikimini nasıl edindikleri ise halen açıklanamamaktadır.

Günümüzde böyle karmaşık hesaplar ve hassas uzay ölçümleri ancak bilgisayar ve uydu teknolojisinin yardımıyla üstün teknolojiyle donatılmış gözlem merkezlerinde saptanabilmektedir. Mayalar ise bundan yüzlerce yıl önce bu bilgilere ve hesaplamalara sahiptiler. Bu durum bir kez daha toplumların sürekli olarak sözde ilkellikten medeniyete doğru ilerledikleri tezini geçersiz kılmaktadır.

 

Eski Maya şehri Tikal

 

Tikal, M.Ö. 8. yüzyılda vahşi bir orman arazisi içine kurulmuş en eski Maya şehirlerinden biriydi. Tikal'de yapılan arkeolojik kazılar ortaya evler, saraylar, piramitler, tapınaklar, toplantı alanları çıkardı. Dahası, tüm bu alanların birbirleriyle yollar aracılığıyla bağlantılı olduğunu gösterdi. Yaklaşık 300 km uzunluğundaki bu yollar detaylı bir mühendislik çalışması yapıldığını ortaya koyar nitelikteydi. Tüm yollar kırılmış kayalardan yapılmış ve üzerleri açık renk, dayanıklı bir tabaka ile kaplanmıştı. Cetvelle çizilmiş gibi düzgün bir hatta sahip olan bu yolların nasıl inşa edildikleri, yollar inşa edilirken mayaların yönlerini nasıl belirledikleri, hangi araç ve gereçlerden yararlandıkları cevap bekleyen önemli sorulardan bazıları.

Havadan çekilen bazı radar fotoğraflarında şehirde komple bir kanalizasyon sisteminin ve şehrin her alanını kapsayan bir de sulama sistemi kurulduğu da görüldü. Ne deniz ne de nehir kenarında bulunan Tikal'de sulamanın gerçekleşebilmesi için yaklaşık 10 tane dev su deposu inşa edilmişti. Açık olan gerçek, şehrin çok ince hesaplamalar ve ölçümlerle, tüm gerekli sistemler düşünülerek, uygun araç ve gereçlerin kullanımıyla inşa edildiğidir. Yeryüzündeki pek çok arkeolojik bulgu ve geçmiş toplumların yaşama alanları incelendiğinde, gerçekten de bu toplumların çoğunluğunun günümüzdeki bazı toplumlardan dahi ileri bir seviyede yaşadıkları, inşaat teknolojisinde, astronomide, matematikte, tıpta çok büyük aşamalar kaydettikleri görülür. Bu da Darwinistlerin, tarihin ve toplumların evrimi masalını bir kez daha geçersiz kılmaktadır.

 

SONUÇ

 

Sadece küçük bir bölümünü incelediğimiz eski medeniyetlerin her biri, bizlere tarihte yaşamış olan toplulukların ilkel değil, ileri medeniyetler olduklarını gösteriyor. Toplumların ilerlemesinde kültürlerin birbirlerinden olan etkileşimleri ve nesillerin birbirlerine aktardıkları bilgi birikimi kuşkusuz önemli bir rol oynar. Ama bu bir evrimleşme değildir. Tarihin her döneminde farklı medeniyet seviyelerinde farklı kültürlere sahip toplumlar yaşamıştır. Ancak hiçbiri diğerinden evrimleşmemiştir.

Binlerce yıl önce bazı geri medeniyetlerin yaşamış olması tarihin evrimleştiğini, toplumların ilkelden gelişmişe doğru ilerlediğini gösteren bir durum değildir. Çünkü bu geri toplumlarla beraber bilim ve teknolojide ilerlemiş, köklü medeniyetler inşa etmiş, son derece ileri toplumlar da yaşamıştır. Kuran-ı Kerim'de geçmişte yaşamış toplumlardan örnekler verilirken bunların bazılarının ileri bir medeniyet inşa etmiş oldukları şöyle haber verilir.

Şeytandan Allah'a sığınırım: " Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını bir görsünler? Onlar kendilerinden sayıca daha çoktu ve yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından daha üstündüler. Fakat kazandıkları şeyler azaba karşı onlara hiçbir şey sağlayamadı.” (Mümin Suresi, 82)
 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
m3u8
m3u8
m3u8
m3u8
m3u8
mp3
Efes
Geçmiş Medeniyetler
Kavimlerin Helakı
Piramitler
Sümer
mp4