HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Kuran Mucizeleri 3

Kuran Mucizeleri 3

Harun Yahya
10779
26 Ekim, 2017
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Kuran Mucizeleri 3

 

Kuran'ın Tarihsel Mucizeleri

 

Birinci ve ikinci filmlerimizde incelediğimiz gibi Allah'ın sözü olan Kuran pek çok bilimsel gelişmeyi asırlar öncesinde haber vermiştir. Ancak Kuran mucizeleri yalnızca bilimsel gelişmeler ile ilgili değildir. Kuran ayetleri tarihsel konularla da ilgili pek çok mucize içermektedir. Tarihte yaşamış olup yok olan pek çok kavim, şehir, kral ve savaş kutsal kitabımızda haber verilmiştir. Üstelik araştırmalar ve arkeolojik bulgularda 1400 yıl öncesinde verilmiş olan bu bilgilerin bir kanıtıdır. Hiç şüphe yoktur ki Kuran Allah'ın vahyi ve onun bir mucizesidir.

 

Bizans'ın Galibiyeti

 

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“Elif Lam Mim. Rum orduları yenilgiye uğradı. Dünyanın en alçak yerinde ama onlar yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün müminler sevineceklerdir.”  (Rum Suresi, 1-4)

Bu ayetler M.S. 620 tarihinde indirilmiştir. Yani Hristiyan olan Bizanslıların, putperest bir toplum olan Persler karşısında çok ağır bir yenilgiye uğramasından yaklaşık 7 sene sonra. Bu ayetlerde Bizans'ın çok yakında galip geleceği haber veriliyordu. Oysa o sırada Bizans öylesine büyük kayıplara uğramıştı ki ayakta kalması bile imkansız görülüyordu. Önceden Bizans toprağı olan Mezopotamya, Kilikya, Suriye, Filistin, Mısır ve Ermenistan, putperest Perslerin işgali altına girmişti. İmparatorluk parçalanma noktasına gelmişti. Pek çok vali, Kral Heraklius'a isyan ediyordu. İşte tam bu dönemde Rum Suresi’nin ilk ayetleri vahyedildi. Bizans'ın 9 yıl geçmeden yeniden galip geleceği haber verildi. Bu galibiyet öylesine imkansız görünüyordu ki Arap müşrikleri Kuran'da haber verilen bu zaferin asla gerçekleşmeyeceğini düşünüyordu. Fakat Kuran'daki tüm haberler gibi bu da hiç kuşkusuz gerçekti.

M.S. 620 yılının Aralık ayında Bizans ve Pers imparatorlukları arasında Ninova harabeleri yakınında büyük bir savaş daha oldu. Ve bu kez Bizans ordusu Persleri yenilgiye uğrattı. Birkaç ay sonra da Persler işgal ettikleri yerleri Bizans'a geri veren bir anlaşma imzalamak zorunda kaldı. Allah'ın Kuran'da bildirdiği Rum'un zaferi mucizevi bir şekilde gerçekleşmişti.

Bu ayetlerde yer alan bir başka mucizede, Rum Suresi’nin 3. ayetinde, Rumların, dünyanın en alçak yerinde yenildiklerinin belirtilmesidir. Arapçası “Edna-el-Ard” olan bu ifadede, “Edna” kelimesi, Arapçada “alçak” demek olan “dna-dny” kelimesinden türemiştir ve en alçak anlamına gelir. “Ard” ise “yeryüzü” demektir. Dolayısıyla “Edna-el-Ard” ifadesi de, yeryüzünün en alçak yeri manasına gelmektedir. Bu ifade, Kuran'ın indirildiği dönemde bilinmesi mümkün olmayan çok önemli bir jeolojik gerçeği işaret etmektedir. Çünkü dünyanın en alçak yerini araştırdığımızda, bu noktanın tam Bizanslıların yenilgiye uğradığı yer olan Lut Gölü Havzası olduğunu buluruz.

Bizans İmparatorluğu ile Persler arasındaki savaşın gerçekleştiği söz konusu yer, Suriye, Filistin ve şimdiki Ürdün topraklarının kesiştiği bölgede yer alan Lut Gölü Havzasıdır. Ve belirttiğimiz gibi deniz seviyesinden 395 metre aşağıda olan Lut Gölü çevresi, yeryüzünün en alçak bölgesidir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Lut Gölü'nün rakımının yalnızca modern çağdaki ölçümlerle tespit edilmiş olmasıdır. Daha önce hiç kimsenin Lut Gölü'nün dünyanın en alçak bölgesi olduğunu bilmesi mümkün değildir. Ama bu bölge Kuran'da yeryüzünün en alçak yeri olarak tanımlanmıştır. Bu bilgi Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunun bir başka delilidir.

 

Firavun'un Cesedinin Korunması

 

Firavun olarak bilinen Mısır Kralı ve yakın çevresi, kendi çok tanrılı sapkın sistemlerine ve putperest inanışlarına son derece bağlıydılar. Hatta Firavun da, onların sapkın inanışlarına göre bir ilahtı. Allah, bu dönemde Hz. Musa (as)’ı elçisi olarak Mısır kavmine gönderdi. Ancak Firavun, Hz. Musa (as)'ın Allah'a iman etmesi için yaptığı davetlere karşı iftira ve tehditle karşılık verdi. Firavun'un bu isyankâr ve kibirli tavrı sürdü. Ta ki Allah'ın azabıyla karşılaşıncaya dek. Ölüm tehlikesiyle burun buruna gelen Firavun, suların altında kalacağını anladı. Tam bu anda hemen imana yönelen Firavun'un durumu ayetlerde şu şekilde haber verilir:

“Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince Firavun, ‘İsrailoğullarının kendisine inandığı ilahtan başka ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım’ dedi.” (Ynus Suresi, 90)

 Ancak Allah, Firavunun böyle bir anda iman etmesini kabul etmemiştir.

“Şimdi öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise senden sonrakilere bir ayet olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız. Herkese cesedini göstereceğiz. Gerçekten insanlardan çoğu bizim ayetlerimizden habersizdirler.” (Yunus Suresi, 91-92)

Bu ayetlerde Firavun'a ait cesedin gelecek nesillere ibret olacağı bildirilmiştir. Bu da cesedin bozulmadan saklanacağının bir işaretidir. Nitekim bugün Firavun'un cesedi, tarihsel bir belge olarak Kahire'deki Mısır Müzesi'nin Kraliyet Mumyaları Odası'nda sergilenmektedir. Aynen 1400 yıl önce ayetlerde haber verildiği gibi.

 

Mekke'nin Fethi

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Medine'deyken bir rüya görür. Müminler güven içinde Mescid-i Haram'a girmişlerdir ve Kabe'yi tavaf ediyorlardır. Bunun üzerine Allah, Peygamberimiz (sav)’e katından bir yardım ve destek olarak Fetih Suresi’nin 27. ayetini vahyetmiştir. Rüyasının doğru olduğunu, eğer Allah dilerse müminlerin Mekke'ye girebileceklerini bildirmiştir.

“Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, kiminizde kısaltmış olarak ve korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi. Böylece bundan önce size yakın bir fetih nasip kıldı.” (Fetih Suresi, 27)

 Oysa Peygamber Efendimiz (sav) müminlere bu müjdeleri verdiğinde mevcut durum buna elverişli değildi. Mekke'den Medine'ye hicret eden müminler o zamandan beri Mekke'ye gidemiyorlardı. Üstelik müşrikler, müminleri Mekke'ye sokmamakta son derecede kararlı görünüyordu. Ancak bir süre sonra bu durum tamamen değişti. Önce Hudeybiye barışı gerçekleşti. Ardından da Mekke fethedildi. Müslümanlar tıpkı ayette belirtildiği gibi güven içinde Mescid-i Haram'a girdiler. Böylece Allah, Peygamber Efendimiz (sav)’e ilham ettiği müjdenin gerçek olduğunu göstermiştir. Mekke'nin fethinin müjdelendiği diğer ayetlerde de şöyle bildirilir:

“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek her günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yönetsin. Ve Allah sana üstün ve onurlu bir zaferle yardım etsin.” (Fetih Suresi, 1-3)

 Uzayın Keşfi

 

İnsanların uzayı araştırmaları ve keşfetmeleri 4 Ekim 1957'de Sovyet uydusu Sputnik'in uzaya fırlatılmasıyla hız kazandı. Sovyet kozmonot Yuri Gagarin, dünya yörüngesinden çıkan ilk insan olarak tarihe geçti. 20 Temmuz 1969'da Amerikalıların gerçekleştirdiği Apollo 11 seferiyle de aya ayak basıldı. Kuran'da insanların bu alanda gösterecekleri gelişmelere, hatta uzaya çıkabileceğine işaret edilmektedir. İleri teknolojiyle donatılmış uzay araçlarının olmadığı bir devirde, bundan tam 1400 sene öncesinde…

“Ey cin ve ins toplulukları! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp geçmeye güç getirebilirseniz hemen aşın. Ancak üstün bir güç olmaksızın aşamazsınız.” (Rahman Suresi, 33)

Dikkat edilecek olursa bu ayette insanların göklerin ve yerin derinliklerini ancak üstün bir güç ile geçebilecekleri vurgulanmaktadır. Ve bu üstün güçle 20. yüzyılda kullanılan üstün teknolojiye işaret ediliyor olması muhtemeldir. Nitekim 20. yüzyıldaki üstün teknoloji sayesinde Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu haber gerçekleşmiştir.

 

Görüntün Nakli

“Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki: ‘Ben gözünü açıp kapamadan onu sana getirebilirim.’ Derken Süleyman, onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: ‘Bu Rabbimin fazlındandır. Ona şükredecek miyim yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için bu olağanüstü olay gerçekleşti.’” (Neml Suresi, 40)

Bu ayetlerde kendi yanında kitaptan ilmi olan biri olarak söz edilen kişi, Sebe Melikesinin tahtını, gözünü açıp kapayana kadar yani çok kısa bir sürede Hz. Süleyman (as)'a getirebileceğini söylemektedir. Burada son derece şaşırtıcı bir bilgiye işaret edilmektedir. Görüntü naklini sağlayan yüksek teknoloji. Konuyla ilgili bir başka ayet ise şöyledir:

“Cinlerden ifrit, ‘sen daha makamından kalkmadan ben onu sana getirebilirim. Ben gerçekten buna karşı kesin olarak güvenilir bir güce sahibim’ dedi.” (Neml Suresi, 39)

Günümüzde yazı, resim, film gibi her türlü bilgi, internet teknolojisiyle birkaç dakika, hatta birkaç saniye içinde çok uzun mesafelere ulaşmaktadır. Bugün bilim adamlarına göre atom ve moleküllerin, hatta daha büyük cisimlerin nakli yakın gelecekte mümkün olabilecektir. Nitekim 2006'da Niels Bohr Enstitüsü'ndeki araştırmacılar ışık ve gaz atomları arasında ışınlanma olayını gerçekleştirmişti. Şimdi ise bu araştırma grubu iki gaz atomu arasında bilgiyi ışınlama yoluyla taşımayı başardı. Bunu bir veya birkaç kere değil kalıcı ve sürekli olarak gerçekleştirebiliyorlardı. Sonuçları ise ünlü bilim dergilerinde sürekli yayınlanmaktadır. Bu bilimsel gelişmeler de Kuran'da işaret edilen ve Kuran'ın mucizevi yönlerine ortaya koyan teknolojilerden bir kısmı olabilir. En doğrusunu Allah bilir.

 

Haman ve Eski Mısır Yazıtları

 

Kuran'da Firavun'la birlikte adı geçen kişilerden biri Haman'dır. Haman, Kuran'ın 6 ayetinde Firavun'un yakın adamlarından biri olarak bildirilir. Buna karşılık Muharref Tevrat'ta Hz. Musa (as)'ın hayatını anlatan bölümde Haman'ın adı hiç geçmez. Kuran'da yer alan bu bilgi asırlar sonra arkeolojik bulgularla desteklenmiştir.

18. yüzyıla dek eski Mısır dilinde yazılmış kitabelerin ve yazıların okunması mümkün değildi. Çünkü eski Mısır dili hiyeroglifti ve yüzlerce yıl önce bu dil unutulmuştu. Eski Mısır hiyeroglifi 1799 yılında Rosetta Stone adlı M.Ö. 196 tarihine ait bir kitabenin bulunmasıyla çözüldü. Hiyeroglifin çözümüyle çok önemli bir bilgiye daha erişilmiş oldu. Haman. Haman ismi gerçekten de Mısır yazıtlarında geçiyordu. Üstelik aynı yazıtta Haman'ın Firavun'a olan yakınlığı da vurgulanmaktaydı. Tüm yazıtlara dayanılarak hazırlanan yeni krallıktaki kişiler sözlüğünde ise Haman'dan taş ocaklarında çalışanların başı olarak bahsediliyordu.

Ortaya çıkan sonuç önemli bir gerçeği ifade ediyordu. Haman, aynen Kuran'da geçtiği gibi Hz. Musa (as) zamanında Mısır'da yaşayan bir kişiydi. Kuran'da bahsedildiği gibi Firavun'a çok yakındı ve inşaat işleriyle ilgileniyordu. Kuran'da Firavun'un kule yapma işini Haman'dan istemesini haber veren ayet, bu arkeolojik bulguyla tam bir uyum içindedir.

“Firavun dedi ki: ''Ey önde gelenler! Sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Çamurun üstünde bir ateş yak da bana yüksekçe bir kule inşa et. Belki Musa'nın ilahına çıkarım. Çünkü gerçekten ben onu yalancılardan biri sanıyorum.'' (Kasas Suresi, 38)

Eski Mısır yazıtlarında Haman'ın adının bulunması, Kuran'ın Allah katından indirilmiş olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Kuran, Peygamber Efendimiz (sav)’in yaşadığı devirde ulaşılması ve çözülmesi mümkün olmayan tarihi bir bilgiyi mucizevi bir şekilde bizlere aktarmıştır.

 

Firavun ve Yakın Çevresine Gelen Belalar

 

Firavun ve yakın çevresi sapkın, çok tanrılı sistemlerine ve putperest inanışlarına öylesine bağlılardı ki, Hz. Musa (sa)'ın mucizelerle gelmesi bile onları bu batıl inançlarından döndürmemişti. Üstelik bunu açıkça ifade ediyorlardı. Bu tutumlarının karşılığında Allah, onlara dünyada da bir azap tattırmak için felaketler gönderdi. Bu felaketler Kuran'da şöyle bildirilir:

“Bunun üzerine ayrı ayrı mucizeler olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu günahkâr bir kavim oldular.” (A’raf Suresi, 133)

 19. yüzyılın başında Orta Krallık devrinden kalan İpuwer Papirüslerinin bulunmasıyla Kuran'da anlatılan bu gerçekler bir kez daha doğrulandı. Mısır halkının başına gelen felaketlerle ilgili olarak Papirus'ta yaralan bilgiler tıpkı Kuran'da anlatıldığı gibiydi.

 

“Felaketler tüm memleketi sarmıştı. Her yerde kan vardı. Nehir kan oldu. Böyle dün gördüğüm her şey helak oldu. Biçilmiş gibi her toprak çırılçıplak. Mısır'ın aşağısı mahvoldu. Tüm saray ıssız kaldı. Sahip olunan her şey buğday ve arpa, kazlar ve balıklar. Gerçekten ekin her yerde mahvoldu. Şehirler yıkıldı, yukarı Mısır korudu. Yerleşim alanları da bir dakika içinde altüst oldu.”

 

 İREM ŞEHRİ

 

1990'lı yılların başlarında son derece önemli bir arkeolojik bulgu elde edildi. Bu arkeolojik bulgular eski bir Arap şehrine aitti. Bu bulguyu daha da önemli hale getiren bir özellik daha vardı. Bu şehir ve kavim Kuran'da anlatılan Ad Kavminin yaşadığı yerdi. Kuran'da söz edilen bu şehri bulan kişi amatör bir arkeolog olan Nicholas Klepp'ti. Bir Arap tarihi uzmanı, belgesel yapımcısı ve aynı zamanda amatör bir arkeolog olan Nicholas Klepp, Arap tarihi üzerine yaptığı araştırmalar sırasında bir kitaba rastladı.

Kitapta çok eski bir şehir olan Ubar'dan ve bu şehre ait olan bir patikadan söz ediliyordu. İngiliz araştırmacı önce bu patikanın izlerini bulmaya koyuldu. NASA'ya başvurarak bu bölgenin resimlerinin uydu aracılığıyla çekilmesini istedi. Daha sonra da Kaliforniya'da Huntington kütüphanesinde bulunan eski yazıtları ve haritaları incelemeye başladı. Kısa bir araştırmadan sonra Mısır Yunan coğrafyacısı Batlamyus tarafından M.S. 200 yılında çizilmiş bir harita bulundu. Haritada bölgede bulunan eski bir şehrin yeri ve bu şehre doğru giden yolların çizimi gösterilmişti. Üstelik bu yollar NASA'nın çektiği resimlerde görülebilen yol izleriyle kesişiyordu da. Bu yolların bitiş noktası ise eskiden bir şehir olduğu anlaşılan geniş bir alandı. Böylece efsanevi şehrin yeri bulunmuş oldu.

Başlatılan kazılar sonucunda da şehrin haberleri ortaya çıktı. Bu eski şehrin Kuran'da bahsedilen Ad Kavminin kente olduğunu kanıtlayan asıl delil ise bu yıkıntılardı. Çünkü kazılarda ortaya çıkartılan yapılar arasında uzun sütunlar yer alıyordu. Tıpkı Kuran'daki ayetlerde anlatıldığı gibi:

“Rabbinin Ad Kavmine ne yaptığını görmedin mi? Yüksek sütunlar sahibi İrem'e. Ki şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış değildi.” (Fecr Suresi, 6-8)

Görüldüğü gibi Kuran'da geçmişle ilgili Peygamberimiz (sav) döneminde bilinmeyen bilgilerin, tarihsel bulgularla böylesine bir mutabakat içinde olması, Kuran'ın Allah kelamı olduğunun ayrı birer delilidir.

 

Sodom ve Gomorra

 

Lût Peygamber (as) ve İbrahim Peygamber (as) aynı dönemde yaşadılar. Hz. Lût (as), Hz. İbrahim (as)’a komşu kavimlerden birine elçi olarak gönderildi. Bu kavim, Kuran'da belirtildiğine göre o güne kadar dünya üzerinde görülmemiş bir sapıklığı, eşcinselliği uyguluyordu. Hz. Lût (as), onlara bu sapıklıktan vazgeçmelerini söylediğinde ise ona uymadılar. Hz. Lut (as)’ın peygamberliğini inkâr ettiler ve sapıklıklarına devam ettiler. Bunun sonucunda ise bu kavim korkunç bir felaketle helak edildi.

“Hani Lut da kavmine şöyle demişti: ‘Sizden önce âlemlerden hiç kimsenin yatmadığı hayâsız çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan azgın bir kavimsiniz. Ve onların üzerine bir azap sağanağı yağdırdık. Suçlu günahkârların uğradıkları sona bir bak işte.” (A’raf Suresi, 80-84)

 Kuran'da geçen ve helake uğrayan Lut kavminin yaşadığı şehir, yakın geçmişte arkeolojik kazılarla ortaya çıkmıştır. Burası, Muharref Tevrat'ta geçen ismiyle Sodom'dur.

Arkeolojik çalışmalara göre şehir, bugünkü İsrail-Ürdün sınırı boyunca uzanan Tuz Gölü'nün yakınlarında bulunmaktadır. Ve bu alan, bol miktarda kükürtle kaplıdır. İşte bu çok önemli bir delildir. Çünkü kükürt, volkanik patlamalarla ortaya çıkan bir elementtir ve Kuran'da bildirilen helak şekli de deprem ve volkanik patlamalara işaret etmektedir. Alman arkeolog Werner Keller, bu bölgede yaşanan olayı şöyle ifade eder:

“Bu bölgede bir gün kendini göstermiş olan çok büyük bir çökmede patlamalar, yıldırımlar, yangınlar ve doğal gazlarla birlikte korkunç bir deprem olmuş ve Siddim Vadisi ile birlikte Lut kavminin şehirleri yerin derinliklerine gömülmüşlerdir. Şeria'nın yukarı vadisinde bugün de sönmüş kraterlere rastlanmakta olup, buralarda kireç katmanları üzerinde geniş lav kütleleri ve bazalt katmanları yer almıştır. İşte bu lav ve bazalt katmanları, zamanında burada volkanik bir patlamanın ve depremin olduğunu gösteren en büyük kanıtlardır. Zaten Lut Gölü ya da öteki adıyla Ölü Deniz, aktif bir sismik bölgenin yani bir deprem kuşağının tam üstünde yer alır.”

 

Peygamberimiz (sav) döneminde bilinmeyen Lut kavminin uğradığı felaketin teknik yönü, günümüzde jeologların araştırmalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu da Kuran'ın hak olduğunu gösteren bir başka delildir.

 

Sebe Halkı ve Arim Seli

 

Sebe halkı, Güney Arabistan'da yaşamış olan dört büyük uygarlıktan biriydi. Sebeliler o döneme göre oldukça ileri bir teknoloji kullanarak Mağrip Barajı'nı kurmuşlardı ve böylece büyük bir sulama kapasitesine sahip oldular. Bu da onlara bol ürün ve zenginlik kazandırdı. Ancak Sebe halkı tüm bunlar nedeniyle Allah'a şükredecekleri yerde ona yüz çevirdiler. Üstelik kendilerine yapılan uyarı ve hatırlatmaları da dinlemediler. Bu kötü ahlakları nedeniyle Allah katından bir azabı hak ettiler. Milattan sonra 542 yılında barajları yıkıldı ve Arim seli bütün topraklarını yerle bir etti. Sebe halkının yüzlerce seneden beri işletmekte olduğu bağları, bahçeleri ve tarım alanları tamamen yok oldu. Kuran'da Sebe devletine gönderilen sel felaketi şöyle tarif edilir:

“Andolsun Sebe halkının oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. Evleri sağdan ve soldan iki bahçeliydi. Onlara demiştik ki: Rabbinizin rızkından yiyin ve ona şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlayan bir Rabbiniz var. Ancak onlar yüz çevirdiler. Böylece biz de onlara Arim Selin'i gönderdik. Ve onların iki bahçesini buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürdük. Böylelikle nankörlük etmeleri dolayısıyla onları cezalandırdık. Biz, nimete nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız?” (Sebe Suresi, 15-17)

Kuran'da bildirilen bu gerçek arkeolojik bulgulara da tamamen uymaktadır. Kuran'da Sebe kavmine gönderilen azapta Seylel Arim yani Arim Seli olarak bahsedilmektedir. Kuran'da geçen bu ifade aynı zamanda bu selin meydana geliş şeklini göstermektedir. Zira Arim kelimesinin anlamı baraj ya da settir. Seylel Arim kelimesi de setin yıkılması sonucunda meydana gelen bir seli anlatmaktadır. Kutsal Kitap Doğruyu Söyledi kitabının yazarı Hristiyan arkeolog Werner Keller'da Arim Seli'nin Kuran'da bildirildiği gibi gerçekleştiğini kabul ederek şöyle yazar:

“Böyle bir barajın olması ve yıkılarak şehri tamamen harap etmesi, Kuran'daki bahçe sahipleriyle ilgili verilen örneğin gerçekten de meydana geldiğini kanıtlıyor. Kuran-ı Kerim'in indirildiği dönemde bilinmeyen bu gerçekler, bugünün arkeolojik çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu da Kuran'ın bir başka mucizesidir."

 

Kuran Allah'ın Sözüdür

 

Kuran-ı Kerim, her şeyi yoktan var eden ve ilmiyle tüm varlıkları kuşatan yüce Allah'ın sözüdür. Bunun sonsuz kanıtlarından biri, bilimsel konularda, geçmişten ve gelecekten verilen haberlerde... ...hiçbir insan tarafından bilinemeyecek gerçeklerin ayetlerde haber verilmesidir. Üstelik tam 14 asır önce. Kuran'ın içinde yer alan her bilgi, bu ilahi kitabın bilinmeyen yeni mucizelerini ortaya çıkarmaktadır. Allah, Nisa Suresi’nin 82. ayetinde Kuran'la ilgili olarak şeytandan Allah'a sığınırım:

“Eğer o Allah'tan başkasının katından olsaydı kuşkusuz içinde birçok çelişkiler bulacaklardı”

 buyurmaktadır. İnsana düşen ise Allah'ın indirdiği bu ilahi kitaba sımsıkı sarılmak ve onu kendine yol gösterici olarak kabul etmektir. Allah Kuran'da bizlere şöyle bildirir:

“Bu Kuran, Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur. Âlemlerin Rabbindendir. Yoksa bunu kendisi yalan olarak uydurdu mu diyorlar. De ki: Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın.” (Yunus Suresi, 37-38)

“Bu indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Şu halde ona uyun ve korkup sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.” (En’am Suresi, 155)
 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
mp4
zip
zip
Kavimlerin Helakı
Kuran Mucizeleri
Kuran-ı Kerim
Mucize