"Hz. Hızır halk arasında" belgeselinden
HZ. HIZIR KISSASINDAN ALINACAK DERSLER
İnsanın gün içinde başına pek çok olay gelir. Zorluklarla, sıkıntı verici durumlarla, neşe ve huzur veren olaylarla karşılaşır. Ancak insanların bir kısmı Allah'ın varlığını ve her olayın Allah katında bir kader üzere belirlendiğini düşünmedikleri için başlarına gelen olayları şans ya da tesadüf gibi gerçek dışı kavramlarla açıklamaya çalışırlar. Bu da, olup bitenlere hayır gözüyle bakmalarını, yaşadıklarından hikmetli sonuçlar çıkarabilmelerini engeller. Bu nedenle de sürekli sıkıntıya, üzüntüye düşer, ruhsuz olurlar. Bu, iman edenlerle iman etmeyen kişiler arasındaki çok büyük bir farktır. Çünkü iman edenler, her olayın Allah'ın dilemesiyle ve çok büyük bir hayırla yaratıldığının bilincindedirler.
Unutmamak gerekir ki Allah sonsuz, insan ise sınırlı bir akla sahiptir. İnsan ancak olayların görünen kısmıyla muhatap olabilmekte ve ancak kendi anlayışıyla bu olayları değerlendirebilmektedir.
Bazı insanlar sınırlı bilgi ve anlayışıyla kimi zaman hayır ve güzellik olan bir olayı, olumsuz, kötü bir olayı ise olumlu ve hayırlı olarak nitelendirebilmektedirler. Bu durumda doğruları görebilmek için iman eden bir insanın yapması gereken şey, Allah'ın sonsuz akıl ve bilgisine teslim olarak her olaya hayır gözüyle bakmaktır. Çünkü olumsuz gibi görünen olaylar da iman eden bir insan için gerçekte hikmetler içeren bir derstir. Allah Kuran ayetlerinde bu konuyu şöyle bildirmiştir:
“Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de, sizin için bir şerdir. Allah bilir de, siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)
“Musa: ‘İnşaAllah beni sabreden biri olarak bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim’ dedi.” (Kehf Suresi, 69)
Ayette bildirildiği üzere Hz. Musa (as), Hz. Hızır (as)'ın söylediği sözler karşısında hemen Müslümanca bir tavır göstermekte ve “inşaAllah” yani “eğer Allah dilerse” şeklinde cevap vermektedir. Bu söz, müminlerin Allah'a olan teslimiyetlerinin, kaderin her an işlediğini bildiklerinin, Allah dilemedikçe hiçbir şeye güç getiremeyeceklerinin farkında olduklarının bir ifadesidir. Kehf suresinin 23 ve 24. Ayetlerinde bildirildiği gibi “hiçbir şey için bunu yarın mutlaka yapacağım” dememek, “Allah dilerse, inşaAllah” demek Allah'ın bir emridir.
Hz. Musa (as)'ın bu cevabıyla Allah, Müslümanların bir işe başlamadan, bir karar vermeden, ertesi gün için bir plan yapmadan önce mutlaka “inşaAllah” demelerinin önemini bildirmektedir. Çünkü insana o işi gerçekleştirme gücünü ve becerisini veren de sonuçta başarıya ulaştıracak olan da yalnızca Allah'tır. Müslümanların bu çok önemli gerçeği bir an bile akıllarından çıkarmamaları, kainattaki her olayın her şeyden haberdar olan Allah'ın kontrolünde ve bilgisinde olduğunu unutmamaları gerekmektedir.
“Dedi ki, eğer bana uyacak olursan hiçbir şey hakkında bana soru sorma. Ben sana öğütle anlatıp söz edinceye kadar.” (Kehf Suresi, 70)
Hz. Musa (as) ve Hz. Hızır (as) Kıssasıyla peygamberlere ve elçilere uymanın önemi bir kez daha hatırlatılıyor. Bu tabi’at esnasında müminlerin titiz bir saygı göstermeye önem vermeleri gerekmektedir. Ayetlerde elçilere itaatin önemi şu şekilde bildiriliyor:
“Kim Resûl'e itaat ederse gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.” (Nisa Suresi, 80)
“Allah'a ve elçisine itaat edin ki merhamet olmasınız.” (Al-i İmran Suresi, 132)
Müminler, elçiye itaat ederken aslında Rabbimize itaat ettiklerini bilmeli, elçilerin aldıkları her kararı, yaptıkları her işi hayır ve hikmet gözüyle değerlendirmeli ve onlara gönülden tabi olmalıdırlar.
Doğru. Nitekim Hz. Musa (as) ve Hz. Hızır (as) Kıssasındaki ayetlerde de tabi olunan kişinin gerekli gördüğü zaman yaptığı işlerin, aldığı kararların ve söylediği sözlerin hikmetini öğütle açıklayacağı bildiriliyor. Örneğin Kehf Suresi’nin bu ayetinde Hz. Hızır (as)'ın “ben sana öğütle anlatıp söz edinceye kadar” dediği belirtilerek Hz. Musa (as)'a karşılaştığı olayların hikmetinin açıklanacağı bildirilmiştir.
“Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince o bunu, (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: ‘İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Ant olsun sen şaşırtıcı bir iş yaptın.’” (Kehf Suresi, 71)
Kehf Suresi’nin bu ayetinden Hz. Musa (as)'ın Hz. Hızır (as) ile olan yolculuğu sırasında yanına genç arkadaşının almadığı anlaşılıyor. Bu seçimin pek çok hikmeti olabilir ancak bunlardan biri ikili eğitimin önemini işaret etmesi olabilir. En doğrusunu Allah bilir.
Gerçekten de ikili eğitim en iyi eğitim şekillerinden biridir. Kalabalık bir topluluk içindeyken insanların konsantrasyonlarının dağıldığı, dikkatlerini toplamakta zorlandıkları bilinen bir gerçektir. Üç kişi olduğunda dahi insanın dikkatinin dağıldığı, eğitimin aldığı konuya yoğunlaşmakta zorlandığı bilinmektedir. İşte bu nedenle Kuran'da teke tek eğitimin hikmetlerine işaret edilmektedir. Bu şekilde kişi çok daha kolay yoğunlaştırılmış olur, dikkatini verir ve eğitimi veren kişiyle doğrudan iletişim halinde olduğu için konuları çok daha hızlı kavrayabilir. Nitekim tüm dünyada geçerli olan özel ders alma sisteminin önemi de bu olumlu yönlerinden kaynaklanmaktadır.
Hz. Musa (as), Hz. Hızır (as)'ın çok değerli bir kişi olduğunu, hayırla görevlendirildiğini çok iyi biliyor. Ayette bildirilen olay, Hz. Hızır (as)'ın ilk karşılaştıklarında ona söylediği, sabır gösteremeyeceği olaylardan birinin Hz. Musa (as)'ın kaderinde gerçekleştiği andır. Hz. Hızır (as)'a geleceğe dair verilen bilginin bir kısmı böylece gerçekleşmiş.
“Dedi ki: ‘Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?’ ‘Musa, beni unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma’ dedi.” (Kehf Suresi, 72-73)
Kehf Suresi’ndeki bu ayetlerde Hz. Hızır (as)'ın konuşmalarındaki kesinlik dikkati çekmektedir. Hz. Hızır (as) gerçekleşecek olan olayları bildirirken çok emin bir üstlükle konuşmaktadır. Hz. Musa (as)’ın hiçbir şekilde sabredemeyeceğini “kesinlikle” diyerek ifade etmektedir.
73. Ayette ise her şeyin Allah'ın emriyle gerçekleştiğine tekrar işaret edilmektedir. İnsanın kendi iradesiyle ağzından tek bir kelime çıkması ya da ağzından çıkacak bir kelimeyi engellemesi kesinlikle mümkün değildir. Çünkü insana nutku veren ve onu konuşturan Allah'tır. Allah canlı cansız dilediği her varlığa dilediğini söyletmeye güç yetirendir. Nitekim, Kuran ayetlerinde Allah'ın kıyamet gününde insanların işitme, görme duyularına ve derilerine nutuk verdiği bildirilmektedir. Bu durum ayetlerde şu şekilde bildirilmektedir:
“Sonunda oraya geldikleri zaman işitme, görme duyuları ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir. Kendi derilerine dediler ki: ‘Niye aleyhimizle şahitlik ettiniz?’ Dediler ki: ‘Her şeye nutku verip konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O'na döndürülüyorsunuz. Siz, işitme, görme duyularınız ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.’” (Fussilet Suresi, 20-22)
Başka ayetlerde de Allah'ın izin vermesi dışında hiçbir varlığın konuşmaya güç yetiremeyeceğini Rabbimiz bildirmiş:
“Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, Rahman olan (Allah.) Ona hitap etmeye güç yetiremezler. Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün, Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. (Konuşacak olan da) doğruyu söyleyecektir.” (Nebe Suresi, 37-38)
Unutturan ve hatırlatan Allah'tır. Allah, geçmişten bugüne kadar yaşamış olan tüm insanların zihinsel faaliyetlerinin tamamına hakim olandır. Unutması da, soruyu sorması da Hz. Musa (as)'ın kaderinde an an yazılmıştır. Hiçbir insanın beynine hakim olup bu unutmanın önüne geçmesi ya da söyleyeceği söze engel olması mümkün değil. Allah, dilediği an, dilediği kişiye, dilediği konuyu unutturur. Dilerse tüm hafızasını bir anda elinden alır. Dilerse hiç bilmediği konuları onun hafızasında ilim olarak yaratır. Bunların hepsi Allah'ın dilemesiyle gerçekleşir.
Hz. Musa (as)'ın ayette bildirilen “bu işimde bana zorluk çıkarma” şeklindeki sözlerinden ise Hz. Hızır (as) ile olan eğitimin kesilmesini istemediği anlaşılmaktadır.
“Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar. O hemen tutup onu öldürüverdi. Musa dedi ki: ‘Bir cana karşılık olmaksızın tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun sen kötü bir iş yaptın.’” (Kehf Suresi, 74)
Her insana canını veren ve verdiği canı alacak olan sadece Allah'tır. Allah dilemedikçe bir insanın bir diğerini öldürmesi mümkün değildir. Allah, Enfal Suresi’nde bu durumu şöyle bildiriyor:
“Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın ama Allah attı. Müminleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için yaptı. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” (Enfal Suresi, 17)
Hazret-i Hızır (as) da Allah'ın emri ve dilemesiyle hareket eden salih bir kuldu. Yaptığı her hareket, söylediği her söz ancak Allah'ın emriyle gerçekleşmektedir. Üstelik bu ölümün bir cana karşılık olup olmadığını Allah bilemedikçe hiç kimsenin bilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde öldürülen çocuğun tertemiz bir can olup olmadığını da Allah bildirmedikçe hiç kimse bilemez.
“Dedi ki: ‘Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?’ Musa: ‘Bundan sonra sana bir şey soracak olursam artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özle ulaşmış olursun’ dedi.” (Kehf Suresi, 75-76)
Kullarına dilediği zaman sabır gösterme gücünü veren, dilediği zamanda bu gücü geri alan Allah'tır. Kuran'da müminlerin bu güzel özellikleri pek çok ayette var. Sabrı verenin sadece Allah olduğu belirtiliyor.
Örneğin Bakara Suresi’nde Talut’un ordusunun savaş sırasında sabrı Allah'tan diledikleri bildirilir:
“Onlar Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa) çıktıklarında dediler ki: ‘Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.’” (Bakara Suresi, 250)
Kehf Suresi’nin 76. Ayetinde ise Hz. Musa (as)'ın meydana gelen bu durumdan Hz. Hızır (as)'ın rahatsızlık duyduğunun farkında olduğu anlaşılmaktadır. Hz. Hızır (as)'ın yaptığı hatırlatmalara ve sabır gösteremeyeceği yönündeki konuşmalara rağmen Hz. Musa (as) sabır göstereceğini ifade ediyor. Ancak iki olaydan sonra bir çözüm yolu bulmaya karar vermiş, bunun için de Hz. Hızır (as)'ın bu eğitimden vazgeçmemesine yönelik yeni bir ikna açtığını kullanmış. Hz. Musa (as)'ın isteği Hz. Hızır (as)'a güvence ve garanti vererek bu dersten vazgeçmesini engellemeli. Hz. Musa (as), eğitimin olabildiğince devam etmesini ve Hz. Hızır (as) gibi özel ilim verilmiş kutlu bir şahıstan mümkün olduğu kadar istifade edebilmeyi istiyor. Bunun içinde ikna edici bir şart koşmayı çözüm yolu olarak bulmuş.