"Hz. Hızır halk arasında" belgeselinden


HZ. MUSA (A.S.) VE HZ. HIZIR (A.S.)'IN YOLCULUKLARI

Kuran-ı Kerim'de Hz. Musa (as) ve Hz. Hızır (as)'ın yolculukları sırasında yaşadıkları olaylar hakkında da bilgi verilmektedir. Şimdi ayetler ışığında bu bilgileri inceleyelim.

“Yine böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler. Fakat kasaba halkı onları konuklamaktan kaçındı. Onda kasabada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular. Hemen onu inşa etti. Musa dedi ki: ‘Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin.’” (Kehf Suresi, 77)

Hz. Musa (as) ve Hz. Hızır (as) yolları üzerinde ulaştıkları kasabada güzellikle karşılanmamışlar. Bu karşılamadan yaptıkları yolculuğun çok zorlu bir yolculuk olduğu anlaşılıyor. Çünkü kasaba halkı onları konuklamaktan hatta onlara yemek vermekten dahi kaçınmış. En doğrusunu Allah bilir.

Hz. Musa (as) da Hz. Hızır (as) ile birlikte olabilmek, onun ilminden istifade edebilmek ve öğütlerinden faydalanabilmek için her türlü zorluğa razıdır. Bu tüm insanlar için de bir öğüt niteliğinde aslında. Müslümanlar da benzer bir durumla karşılaştıklarında aynı kararlılığı ve güzel ahlakı göstermelidirler. Ayetin devamında Hz. Musa (as), ''Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin'' diyerek üçüncü ve son kez Hz. Hızır (as)'dan bir açıklama talep etmektedir. Oysa Hz. Hızır (as), ücret alıp almaması gerektiğini zaten Allah'ın kendisine verdiği ilimle gayet iyi bilmektedir.

Bir kişinin yaptığı iş karşılığında ücret alması zarureti yoktur. Bazı durumlarda ücret alınabilir, bazılarında alınmayabilir. Bu duruma ve koşullara göre değişebilir. Mümin tüm yaptıklarını sırf Allah rızası için yapar. Yaptığı herhangi bir iş ücretli olabildiği gibi ücretsiz olabilir. Ücretli olduğunda da alınan para yine sadece Allah rızası için kullanılır.

“Dedi ki: ‘İşte bu benimle senin aranda ayrılma zamanımız. Sana üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.’” (Kehf Suresi, 78)

 Hz. Musa (as)'ın sorduğu bu son soru aralarında ayrılma vaktinin geldiğinin de bir işareti oluyor. Zaten ayrılma gerekçesini Allah Hz. Musa (as)'a söyletmiş. Tek bir kez daha soru sorarsa ayrılacaklarına dair kendisi söz vermişti. Gerekçeyi ise Hz. Hızır (as) açıklamıştı.

Bu ayette Hz. Hızır (as)'ın Hz. Musa (as)'a yorumu yapılmadığı için sabredemedin diyerek öğütle açıklamada bulunacağı bildirilmektedir. Bu sözleriyle tüm bunların hikmetleri açıklanırsa sabredilebilecek şeyler olduğunu ifade etmiştir.

Hz. Hızır (as) ve Hz. Musa (as)'ın yol boyunca yaşadıkları ikisinin de kaderinde belirlenmiş ve Allah katında yazılmıştır. Bunların hiçbir şekilde farklı yaşanması ihtimali yok. İkisinin ayrılma anı da tıpkı birleşme anı ve birleşme yeri gibi Allah katında bellidir. Allah ikisinin de kaderinde bu anları sonsuz evvelde belirlemiştir.

“‘Gemi, denizde çalışan yoksullarındı. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü ilerilerinde her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.’” (Kehf Suresi, 79)

 Bu ayette bildirildiği gibi Hz. Hızır (as) ayrılma kararını belirledikten sonra olayların hayır ve hikmetlerini birer birer açıklamaya başlamıştır. Birinci olayda Hz. Hızır (as) bir gemiyi delmiştir. Ancak bu gemiyi delmesinin çok önemli birkaç nedeni vardır. Hz. Hızır (as)'ın bu davranışın hikmetlerini açıklamadan önce onun merhametli karakteri üzerinde durmak gerekir. Hz. Hızır (as), hemen yoksulların yardımına koşup onların sıkıntı içine düşmelerini zorba kimselerle zulüm görmelerini engellemek istiyor. Bu hareketi onun yoksul ve ihtiyaç içinde olanlara karşı duyduğu muhabbeti, şefkatli ve merhametli karakterini ortaya koyuyor.

Allah'ın üstün ilme sahip kullarından olan Hz. Hızır (as) da tüm elçiler gibi şefkatli ve merhametli, Allah'ın katından rahmet verdiği bir insandır. O nedenle de yoksulluk ve ihtiyaç içinde olan bu insanlara yardım etmek için hemen gemilerinde bir delik açmış, böylece gemiyi eksik ve kusurlu göstererek zalimlerin el koymasından kurtarmıştır.

Hz. Hızır (as)'ın gemiyi delişinde de çok büyük bir akıl, feraset, basiret ve ileri görüşlülük hemen dikkati çekiyor. Çünkü gemiyi makul ölçülerde tekrar tamir edilebildiğinde kolayca kullanılabilecek şekilde tarif etmiştir. Böylece gemiyi gören kişi kusurlu zannedecek ve el koymaktan vazgeçecek diye düşünüyor. Ancak gemi sahiplerini zorba kişilerin mallarını gasp etme tehlikesi ortadan kalktıktan sonra gemiyi kolaylıkla yeniden tamir edip kullanabilecek hale getirebilirler. Allah en iyisini bilir.

Ayette işaret edilen bir diğer önemli konu ise yoksul halkın bulunduğu bölgede zorba bir rejim olmasıdır. Yapılan uygulamalardan anlaşıldığı kadarıyla bu bir dikta rejimi olabilir. Bu bölgedeki despot yönetim iman edenlerin mallarını bir gerekçe göstermeden gasp ediyor olabilir. Bu nedenle de müminler zorluk içinde yaşıyor ve bu durumdan bir çıkış yolu bulmakta zorlanıyor olabilirler. En doğrusunu Allah bilir.

İnsanların mallarının bu şekilde gerekçe gösterilmeden gasp edilmesi eski dönemlerdeki despot derebeylik veya monarşilerde ya da çağımızdaki faşist ve komünist rejimlerde sıkça görülen bir uygulamadır. Totaliter yönetimler, savunmasız halkların mallarına el koyarak onları açlık ve yokluk içinde bırakırlar. Bu örnek, zorba yönetim anlayışının tarihin en eski dönemlerinden beri gelen bir düşünce olduğunu da bir delilidir.

“Çocuğa gelince, onun anne ve babası mümin kimselerdi. Bundan dolayı onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip korktuk.” (Kehf Suresi, 80)

Bu ayette çocuğun ailesinin mümin kimseler olduğu bildiriliyor. Bu bilgiyle o devirde de hak dinin olduğuna işaret ediliyor. Hz. Hızır (as)'ın çocuğun canını almasıyla ilgili ayetleri açıklarken üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise çocuğun ölümünün Allah'ın bir takdiri olduğudur. Allah o çocuğun ölümünü kaderinde yer ve zaman olarak yazmıştır. Allah Enam Suresi’nin 2. Ayetinde: “Sizi çamurdan yaratan sonra bir ecel belirleyen odur. Adı konulmuş ecel onun katındadır” sözleriyle insanlara bu gerçeği hatırlatmaktadır.

Kuran'da bildirildiği gibi her insanın canını melekler alır. Allah Enfal Suresi’nde bu gerçeği şöyle haber verir:

“Melekleri onların yüzlerine ve arkalarına vurarak ‘yakıcı azabı tadın’ diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin.” (Enfal Suresi, 50)

Ancak meleklerin canı alması da bir sebeptir. Gerçekte ise canı alan ancak Allah'tır. Allah bu çocuğun canının alınmasını Hz. Hızır (as)'ın eliyle takdir etmiştir. Ancak Hz. Hızır (as) olmayıp başka biri de bu ölüme vesile olabilirdi. Bir kaza sonucu kalbinin durması nedeniyle ya da düşüp başını yaralayarak bir anda hayatını yitirebilirdi. Allah'ın Nahl Suresi’nin 61. Ayetinde bildirdiği “onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler” hükmü gereği bir kişinin eceli geldiği zaman bu anı kimsenin engellemesi ya da öne alması mümkün değildir.

Ayrıca bu olayda Allah ölüm meleklerini görünmeyen bir sebep kılmış. Görünen yüzünde ise Hz. Hızır (as)'ı çocuğun canını alıyor gibi gösteriyor. Gerçekte ise Hz. Hızır (as) vahiyle hareket eden bir kuldur ve Allah'ın emrinin dışına kesinlikle çıkamaz. Allah dilemedikçe kendi iradesiyle bir şey yapması mümkün değildir. Allah bu çocuğun canını almak için onu vesile kılmış. Hz. Hızır (as) ileride iman etmeyeceğine dair kesin bilgiye sahip olduğu bir çocuğu Allah'ın emriyle öldürmektedir. O çocuğun hem ailesine ve çevresine zulmetmesini engellemek hem de günahlara boğulmasına mani olmak istemektedir. Onun için Allah'ın izniyle önceden tedbir almaktadır.

“Böylece onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik. İnsanların büyük çoğunluğu ölüm, yakınlarını kaybetme gibi olayların hayır ve hikmet yönünü görmekte zorlanırlar.” (Kehf Suresi, 81)

İnsanların büyük çoğunluğu ölüm, yakınlarını kaybetme gibi olayların hayır ve hikmet yönünü görmekte zorlanırlar. Oysa dünya üzerinde gerçekleşen her olayda olduğu gibi ölümde de çok büyük hikmetler ve hayırlar gizlidir. Bu hikmetlerden biri de ayette Allah'ın daha güzelini ve daha temizini vermek istediği şeklinde bildirilir.

“Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına eritsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar. (Bu,) Rabbinden bir rahmettir. ‘Bunları ben, kendi işim olarak yapmadım. İşte senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.’” (Kehf Suresi, 82)

Hz. Hızır (as)'ın açıkladığı son hikmet ise öksüz çocuklara ait olan duvarı inşa etmesiyle ilgilidir. Bu ayette salih müminlere ait öksüz ve yetim çocukların korunmalarına dikkat çekilmektedir. Allah yetimler hakkında Bakara Suresi’nde şu şekilde buyurmaktadır:

“Ve sana yetimleri sorarlar. De ki: “Onları ıslah etmek hayırlıdır. Eğer onları aranıza katarsanız artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozgun çıkaranı ıslah ediciden bilir. Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz Allah güçlü ve üstün olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir.’” (Bakara Suresi, 220)

Ayette olduğu gibi, iman edenler yetimlerin hakkını korumada, onların ahlakını güzelleştirmede azami titizlik gösterirler. Bu onların güzel ahlaklarının Allah'ın emir ve tavsiyelerini uygulamadaki titizliklerinin bir sonucudur. Müslümanlar Bakara Suresi’nin 215. Ayetinde bildirildiği gibi yetimlere infakta bulunurlar. Ayette: “Hayır olarak infak edeceğiniz şey anne babaya, yakınlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışadır. Hayır olarak her ne yaparsanız Allah onu şüphesiz bilir” şeklinde bildirilmektedir.

İnsan Suresi’nin 8. Ayetinde ise, “kendileri ona duydukları sevgiye rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler” şeklinde buyrularak, kendileri ihtiyaç içinde bulunsalar bile öncelikle onları koruyup kolladıkları bildirilmiştir.

Hz. Hızır (as) da İslam ahlakının bir gereği olarak yetim çocukların geleceğini düşünüyor ve onlar için çok önemli bir yatırım yapıyor. Eğer Hz. Hızır (as) duvarı tamir etmese duvar yıkılıp yetim çocukların babalarına ait hazine ortaya çıkacak. Bu durumda çocukların malları da zalim kiliseler tarafından yağmalanabilecek. İşte bu nedenle Hz. Hızır (as) hazine için çocuklar ergenliğe erişinceye kadar korunup gizlenebilecek sağlam bir yer yapmış. Onların gelecekleri için önemli bir tedbir almıştır.

Hz. Hızır (as)'ın yoksullara ve yetimlere gösterdiği bu şefkat ve merhamet daha önce de söylediğimiz gibi Allah'ın rahim sıfatının bir tecellisidir. Hz. Hızır (as)'ın bu duvarı sağlam inşa etmesiyle çocukların mallarını korumak için güçlü bir tedbir almanın önemine işaret ediliyor. Hz. Hızır (as), Allah'a tevekkül etmiş ve bu nedenle de çocuklar için çok sağlam, Allah katında belirlenmiş, zamana kadar zarar görmeyecek muhkem bir duvar inşa etmiştir. Ayrıca bir duvarın yıkılması başta oradan geçen insanlar olmak üzere çevresindeki bitkilere, yakınlarında olan hayvanlara çok büyük zarar verip ölüm ya da yaralanmalara neden olabilir. Bu ayette de yakıp duvarların tekrar inşa edilirken sağlam yapılması gereğine inşa ediliyor olabilir. En doğrusunu Allah bilir.

Ayette ayrıca Hz. Hızır (as)'ın “bunları ben kendi işim olarak yapmadım” dediği de bildirilmektedir. Bu daha önce de vurguladığımız gibi Hz. Hızır (as)'ın her şeyi yapanın Allah olduğunu, her şeyin kaderde olup bittiğini bildiğini gösteren bir konuşmadır. Hz. Hızır (as) bu sözleriyle hiçbir kararı kendi dilemesiyle vermediğini en güzel şekilde ifade etmektedir.

Ayetlerden Hz. Hızır (as)'ın son derece yetenekli, maharetli ve süratli bir kimse olduğu anlaşılıyor. Bu hem daha önceliğimi içindekilere hiç sezdirmeden tahrip edebilmesinden hem de duvar inşa ederken yaptığı işin hızından ve dayanıklılığından anlaşılmakta. Ayette geçen hemen onu inşa etti sözleriyle bu hıza ve tecrübeye işaret ediliyor. Ayrıca Hz. Hızır (as) gemiyi delerken de çok büyük bir hüner göstermiş. Gemiyi tahrip etmemiş sadece birkaç küçük hasarla karşı tarafın beğenmeyeceği bir hale getirmiş. Buradan Hz. Hızır (as)'ın duvarın ve geminin yapıldığı malzemeye tam hakimiyeti olduğu anlaşılıyor.