"Mehdiyet müjdelenmesi gereken bir konudur" belgeselinden

 

HZ. MEHDİ'DEN BAHSEDİLMESİ HZ. MEHDİ'NİN ÇIKIŞ ALAMETLERİNDENDİR

Geçtiğimiz Hicri Yüzyılı Müceddidi Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde Hz. Mehdi (as)’ın gelişi ve İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılması konusunda önemli açıklamalar da bulunmuştur.

Bediüzzaman'ın eserlerinde geniş yer verdiği bu açıklamalar tüm Müslümanlar için yol gösterici niteliktedir. Ancak bazı çevreler, Mehdiyet konusundan aleni şekilde bahsedilmesinin pek çok açıdan yanlış ve sakıncalı olacağını dile getirmektedirler. Oysaki Mehdiyet meselesi gizlenmesi, örtbas edilmesi değil, aksine müjdelenmesi gereken bir konu. Hz. Mehdi (as)’ın girişi bizzat Peygamberimiz (sav) tarafından müjdelenmiştir. Ve Peygamberimiz (sav)’in bu konuda mütevatir olarak kabul edilen çok sayıda hadisi vardır.

Peygamberimiz (sav) bu hadislerinden birinde Hz. Mehdi (as)’ın gelişinin Müslümanlar için bir müjde konusu olduğunu bildirilmiştir.

“Hz. Mehdi (as) ile müjdelenin, o Kureyş'ten ve Ehl-İ Beyt’imden bir kişidir.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Ahir Zaman, s. 13)

Bir başka hadisinde ise Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi (as)’ın ortaya çıkacağı dönemde herkesin bu mübarek şahıstan bahsedeceğini haber vermiştir.

“Mehdi zuhur eder, herkes sadece ondan konuşur, onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmezler.” (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Ahir Zaman, s. 33)

Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği bu durum günümüzde gerçekleşmeye başlamıştır. Mehdiyet konusundan gün geçtikçe daha fazla bahsedilmekte, herkes bu gerçekten haberdar olmakta, bu konuyu konuşmaktadır.

Bediüzzaman da eserlerinde yüzlerce sayfa ayırarak bu konuyu detaylı olarak açıklamıştır. Çok açıktır ki eğer Mehdiyet konusunun gizlenmesi gerektiğini ya da okunmasının gereksiz olduğunu düşünseydi bu husustaki açıklamalarına Risalelerinde geniş yer vermezdi.

Nitekim yayınlanmasında sakınca gördüğü bir konu olduğunda Bediüzzaman eserlerinde bunun mahrem olduğunu ve yayınlanmaması gerektiği için Risalelere konmadığını açıkça ifade etmiştir.

Bediüzzaman'ın bu açıklamalarından biri şöyledir:

“Risalelerse o gibi risalelere mahrem demişiz, neşrini men etmişiz.” (Bediüzzaman ve Talebelerinin Mahkeme Müdafaaları, s. 187)

Bediüzzaman'ın da söylediği gibi gizli, mahrem ve sakıncalı olan yayınlanmaz. Ancak Mehdiyet konusunda bunun tam tersi bir durum söz konusudur.

Bediüzzaman Hz. Mehdi (as)’ın gelişini yüzlerce sayfa boyunca açıklayarak bu konuya aleniyet yani açıklık getirmiş ve bunun gizlenecek bir mesele olmadığını açıkça ifade etmiştir. Nitekim yıllardır Risalelerin milyonlarca insan tarafından okunuyor olması da bu konunun gizli değil, aleniyete dökülmüş bir konu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Ancak Bediüzzaman'ın bu konuya bakış açısı son derece açık olduğu halde, bu yanlış düşünce, Bediüzzaman'ın sözlerine bir takım yanlış anlamlar yüklenerek desteklenmeye çalışılmaktadır. Bu amaçla öne sürülen ve yanlış yorumlanan Bediüzzaman'ın açıklamalarından biri şöyledir:

“Kardeşlerimin ikinci yanlışı; geçici ve çürütülebilir bir şahsiyeti bazı yönleriyle birinci vazifede öncülük eden Nur Talebelerinin Şahs-ı manevisini temsil eden o aciz kardeşine veriyorlar. Halbuki bu iki hata (karıştırma) da Risale-i Nur'un hakiki ihlasına ve hiçbir şeye hatta manevi ve uhrevi makamlara dahi alet olmamasına bir yönden zarar verdiği gibi siyasetçileri de kuruntu ve endişeye düşürüp Risale-i Nur'un yayınlanmasına ve dağıtılmasına zarar gelir. Bu zaman şahs-ı manevi zamanı olduğu için böyle büyük ve ebedi hakikatler geçici ve aciz ve kusur işleyebilen şahsiyetlere bina edilmez.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 11)

Üstad, sözlerinin devamında kendisinden sonra gelecek zatın ismini Nurlara vermenin neden yanlış olacağını şöyle açıklamaktadır:

“Elhasıl (sonuç olarak): O gelecek zatın ismini vermek üç vazifesi birden hatıra geliyor, yanlış olur. Hem hiçbir şeye alet olmayan Nur’daki ihlas zedelenir, ilmi irfanı az olan müminlerin nazarında hakikatlerin kuvveti bir derece noksanlaşır, itiraz kabul etmeyecek, yakin derecesindeki kesin deliller dahi, itimada binaen kabul görmüş bir iddiadaki kuvvetli kanaate dönüşür, daha inatçı delile ve dik başlı ve kibirli dinsizliğe karşı tam üstünlüğü, şaşkınlık içindeki ehli imanda görünmemeye başlar. Siyasetçiler, kuruntu ve endişeye ve bir kısım hocalar itiraza başlar.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 11)

Tüm bu sebeplerden ötürü Üstad, Nur’ları Mehdiyet’le özdeşleştirmenin uygun olmadığını, Nur’lara ancak Mehdiyet’in öncüsü denebileceğini belirtmektedir.

“Onun için Nur’lara o ismi vermek uygun görünmüyor. Belki müceddittir, onun öncüsüdür (pişdarıdır)denilebilir.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 10)

Tüm bunların yanı sıra Bediüzzaman'ın Hz. Mehdi (as)’ın çıkışıyla ilgili olarak verdiği tarih bilindiği gibi 2011 yıldır. Böylesine önemli bir olayın gerçekleşmesine bu kadar az bir süre kala hala bu konudan bahsedilmemesinin ve bu konunun gizli tutulmasının hiçbir mantığı yoktur. Bediüzzaman'ın sözleri son derece açıktır. Risaleler herkesçe anlaşılabilir eserlerdir.

Bediüzzaman, Risalelerin avamdan havassa, yani ilmi az olan sıradan bir insandan Kurani ve manevi sırlara vakıf bulunan ilim ve takva sahibi şahıslara ya da bir ortaokul talebesinden bir filozofa kadar okuyan herkesin kolaylıkla anlayabileceği eserler olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman'ın bu konudaki sözlerinden bazıları şöyledir:

“Risale-i Nur bu vazifeyi en dehşetli bir zamanda ve en gerekli ve nazik bir vakitte herkesin anlayacağı bir tarzda Kuran ve iman hakikatlerinin en derin ve en gizlilerini gayet kuvvetli delillerle ispat eder.” (Şualar, s. 748)

“..Risale-i Nur'u kadın, erkek, memur ve esnaf, alim ve feylesof gibi her türlü halk tabakası okuyup anlayabiliyor..” (Şualar, s. 549)

Buna rağmen Risaleleri yalnızca özel sırlara vakıf, özel yeteneklere sahip ve özel tefsir gücü olan bazı özel kişilerin anlayabileceğini öne sürerek, Bediüzzaman'ın sözlerine apaçık anlamından farklı yorumlar getirmek son derece yanlış olur. Bu durumda isteyen herkes Bediüzzaman'ın sözlerinden kendi bakış açısına göre yeni yanlış çıkarımlar da bulunabilecektir. Bu durumda Risaleler de Bediüzzaman'ın gerçek sözlerini değil, bu sözleri kendi bilgi ve anlayışı içerisinde tefsir eden kişilerin düşüncelerini yansıtan eserlere dönüşecektir. Böyle bir tefsir mantığının Bediüzzaman'ın veciz ve samimi bir dille kaleme aldığı külliyatı üzerinde nasıl bir bozucu etki oluşturacağı dikkatle değerlendirilmesi gereken bir konudur.