"Mehdiyet müjdelenmesi gereken bir konudur" belgeselinden

 

BEDİÜZZAMAN MEHDİ OLMADIĞINI DELİLLERİYLE BİRLİKTE AÇIKLAMIŞTIR

Yaşadığı dönem içinde talebelerinden ve yakın çevresinden Bediüzzaman'a Mehdi olup olmadığı yönünde bir takım sorular yöneltilmiştir. Nitekim tarih boyunca benzeri sorular Bediüzzaman'dan önce yaşamış olan mücedditlere de yöneltilmiş, onların talebelerinden de kendilerine Mehdi’lik iddiasıyla yaklaşanlar olmuştur. Onlar da talebelerine Mehdi olmadıklarını Hz. Mehdi (as)’ın özelliklerinin kendileriyle uyuşmadığını delilleriyle birlikte açıklamışlardır.

Hz. Mehdi (as)’ın ne zaman ve nerede çıkacağını, ne gibi özelliklere sahip olacağını, mücadelesini, İslam ahlakını ne şekilde hakim kılacağını detaylarıyla tarif etmişlerdir.

“Ben Mehdi değilim. Çünkü Hz. Mehdi (as) şu yaşında olacak, şuradan çıkacak, şu özelliklere sahip olacak, seyyid olacak” gibi Peygamberimiz (sav)’in hadisleri doğrultusunda çeşitli izahlarda bulunmuşlardır.

Bediüzzaman'ın da bu konudaki düşüncelerini soranlara iki türlü cevabı olmuştur. Birincisi; açıkça kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını belirtmiş ve kendisine Mehdi’lik iddiasıyla yaklaşan kimselere Mehdi olmadığını ve neden olamayacağını, eserlerinde yaptığı sayfalar dolusu izahlarla açıklamıştır. İkincisi; kendisine Mehdi’lik iddiasıyla yaklaşanlara “hüsnüzan eskiden beri cereyan ediyor, buna itiraz edilmez. Bu nedenle ben de hüsnüzan besleyenlere ilişmezdim” diyerek cevap vermiş ancak bu kimselere de kendisine yöneltilen Mehdi’lik iddiasını kabul etmediğini açıklamıştır.

Şimdi Bediüzzaman'ın bu iki tür cevabını eserlerindeki açıklamalarından daha detaylı olarak inceleyelim.

Bediüzzaman, “Mehdi’lik isnadını hiç kabul etmediğimi bütün kardeşlerim şehadet ederler” demiş ve bunu Risalelerde yüzlerce sayfa boyunca delillendirmiştir. Bir konuda soru sorulduğunda Bediüzzaman'ın bu konuya ne cevap verdiği önemlidir ve kendisi Hz. Mehdi (as) olmadığını açıkça söylemiştir. Bediüzzaman eserlerinde, kendisinin Hz. Mehdi (as) olmadığını Hz. Mehdi (as)’ın kendisinden bir yüz yıl sonra geleceğini, kendisinin Hz. Mehdi (as)’ın bir eri, neferi ve öncüsü olduğunu, eserleri ve yaptığı çalışmalarla Hz. Mehdi (as)’a zemin hazırladığını, kendisinin ve Risale-i Nur’ların Mehdi sanılmasının ise bir hata ve karıştırma olduğunu ifade etmiştir.

Bediüzzaman'ın eserlerinde Hz. Mehdi (as) ile ilgili daha pek çok açıklaması vardır. Bediüzzaman bu açıklamalarda, Hz. Mehdi (as)’ın seyyid olacağını, siyaset, saltanat ve diyanet aleminde üç büyük vazifeyi bir arada yerine getireceğini, Peygamberimiz (sav)’in halifesi ve tüm Müslümanların manevi lideri unvanını taşıyarak İslam ahlakının esaslarını yeniden canlandıracağını, tüm dünyaya barış ve adalet getireceğin, müceddid-i ekber yani en büyük müceddit vasfını taşıyacağını, İslam Birliği’ni sağlayacağını, tüm İslam âlimlerinin Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini alacağını, Hristiyan dünyasıyla ittifak yapacağını, Hz. İsa (as) ile birlikte namaz kılacaklarını, Kuran ahlakını tüm dünyaya yerleşik kılacağını ve tüm insanları doğru yola sevk edeceğini ayrıntılı olarak anlatmıştır.

Bediüzzaman yaşadığı dönemde, tüm Müslümanları tek bir çatı altında toplayarak İslam Birliği’ni oluşturmamış, tüm inananların halifesi vasfını taşımamıştır. Tüm dünyaya adalet ve hakkaniyet getirmemiş, İslam ahlakını tüm yeryüzüne hakim kılmamıştır. Müceddid-i ekber ve hakim vasıflarına sahip olmamış, tüm İslam alimlerinin, Peygamberimiz (sav)'in soyundan gelen seyyidlerin ve tüm Müslümanların desteğini almamıştır. Hayatını Kuran ahlakının tebliğine adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı göze almış ve çok büyük bir iman hizmeti vermiştir. Yaşadığı yüzyılın müceddidi olarak üstlendiği görevi en şerefli şekilde yerine getirmiştir. Ancak onun tebliği kuvvet ve hakimiyet içinde değil, maddi ve manevi açıdan gayet zor şartlarda ve benzersiz sıkıntılar içinde geçmiştir. Hakim konumunda olmamış, aksine baskı altına alınmış, ömrünü esaret, maddi sıkıntılar ve zorluklar altında geçirmiştir. Sayıldığı gibi geniş bir kesimin desteğini almamış, aksine çeşitli haksızlıklara uğramış, eziyetlere tabi tutulmuş, yaşamının büyük bölümünü hapis ve sürgün gibi şartlar altında sürdürmüştür.

Az önce sayılan imkanların ve yerine getirilecek olan sorumlulukların ise kendinden sonraki yüzyılın müceddidi olarak Hz. Mehdi ‘a nasip olacağını bildirmiştir. Bediüzzaman, Mehdi olmadığını delilleriyle birlikte açıklamış ancak kendisine hüsnüzan besleyenlere de ilişmediğini belirtmiştir. Yaşadığı dönem içerisinde yakın çevresinden Bediüzzaman'a Mehdil’ik konusunda hüsnüzan besleyenler olmuştur. Hatta Bediüzzaman, talebelerinin bu yaklaşımlarını ifade eden sözlerini Risalelerin çeşitli bölümlerine eklemiştir.

Ancak bilindiği gibi bir konuda bir kişiye hüsnüzan beslenmesi bu düşüncenin gerçeği yansıttığını gösteren ve delil değildir. Nitekim Bediüzzaman da Risalelerinde bunu dile getirmiştir. Kendisine hüsnüzan besleyen kimseler olabileceğini, bunun eskiden beri olduğunu, buna itiraz edilemeyeceğin, ancak gerçekte bunun bir karıştırma ve yanlışlık olduğunu ifade etmiştir. Bediüzzaman'ın bu konuyu açıkladığı sözlerinden biri şöyledir:

“..Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini haklı olarak bir nevi Mehdi telakki ediyorlar (olarak kabul ediyorlar.) O şahs-ı manevinin de bir mümessili (temsilcisi) Nur şakirtlerinin tesanüdünden (talebelerinin dayanışmasından) gelen bir şahs-ı manevisi ve o şahs-ı manevi de bir nevi mümessili (temsilcisi) olan biçare tercümanını zannettiklerinden, bazen o ismi (Hz. Mehdi ismini) ona da veriyorlar. Gerçi bu bir iltibas (karıştırma) ve bir yanılmadır. Fakat onlar onda mes’ul (sorumlu) değiller. Çünkü ziyade (fazlasıyla) hüsnüzan eskiden beri cereyan ediyor (süre gidiyor) ve itiraz edilmez. Ben de o kardeşlerimin pek ziyade (fazla) hüsnüzanlarını bir nevi dua ve bir temenni ve nur talebelerinin kemali itikatlarının bir teraşşuhu (yansıması) gördüğümden onlara çok ilişmezdim.” (Emirdağ Lahikası, s. 248)

 Bediüzzaman, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisinin ve bu eserlerin yazarı olarak kendisinin kimi zaman Hz. Mehdi (as) olabileceğinin düşünüldüğünü, ancak bunun bir karıştırma ve hata olduğunu belirtmiştir. Bu düşünceye sahip olan kimselerin kendisinin yalnızca iman hakikatlerini anlatma vazifesini göz önüne alarak böyle bir değerlendirme yaptıklarını belirtmiştir. Ancak Hz. Mehdi (as)’ın diğer iki vazifesi olan İslam Birliği’nin sağlanması, tüm İslam dünyasının lideri olması ve İslam ahlakının dünyaya hakim kılınmasının kendisinde görünmediği hususunu dikkate almadıklarını söylemiştir. Bundan dolayı da Risale-i Nur'a ve kendisine yapılan Mehdi’lik yakıştırmasının yalnızca bir zandan ibaret olduğunu belirtmiştir.