HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. İslam'da Kalite ve Sanat

İslam'da Kalite ve Sanat

Harun Yahya
1658
09 Şubat, 2018
HD Belgeseller
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

İslam'da Kalite ve Sanat

 

İslam'da kalite ve sanat İslam'da kalite çok hayati bir konudur. Günümüzde birçok İslam ülkesinde sevgiden, anlayıştan, sanattan, güzellikten ve estetikten uzak bir yaşam tarzı hakimdir. Bu durum Allah'ın Kuran'da bizlere tarif ettiği güzel ve temiz yaşam şekliyle tümüyle çelişir. Kalitesiz bir yaşam tarzı ve estetikten uzak bir anlayış bir Müslümana asla yakışmaz. Kalite, kişinin düşünce şeklinden hayattan aldığı zevklere, güzellik, estetik ve espri anlayışına kadar tüm hayatı kapsar. Kişinin oturup kalkmasından konuşmalarına, yeme içmesine hatta mimiklerine yansır. Kaliteye önem verilmediğinde, estetik ve güzellik gibi kavramlar olmadığında ise dünya adeta bir nevi cehennem görünümüne bürünür.

 

Günümüzde Yanlış Müslüman Modeli Algısı

 

Şu an İslam aleminin en büyük problemlerinden biri, tüm Müslümanlarda olması gereken kalitenin mazi toplumlardaki eksikliğidir. Elbette İslam ahlakını en doğru şekilde algılayıp yaşayan, kaliteye, sanata, estetiğe gereken önemi veren çok semimi Müslümanlar da vardır. Ancak bazı Müslüman toplulukları kimi zaman bilgi ve eğitim eksikliğinden, kimi zamanda İslam'ı Kuran yerine bazı yanlış kaynaklardan öğrenmelerinden dolayı kalite yönünden eksik kalabilmektedirler. Müslümanlar aleyhinde propaganda yapmak isteyen bir takım odaklar da, kalite eksikliğinin yoğun yaşandığı toplumları dünyaya kendilerince gerçek Müslüman modeli olarak tanıtmaya çalışırlar. Bu sebeple televizyonlarda, gazetelerde, internete yüklenen resim ve videolarda Müslümanlardaki kalite eksikliğini ortaya koyan manzaralarla sıkça karşılaşırız. Dolayısıyla bu gibi İslam'ı yanlış algılayıp yanlış şekilde yaşayan Müslümanlar, tüm dünyanın İslam'ı yanlış tanımasına yol açarlar. Bu yanlış örnekler nedeniyle birçok insanın zihninde Müslüman denilince, katı, sevgisiz, neşesiz, sanattan anlamayan, bilimi dışlayan, espri anlayışı olmayan, güzel ve estetik giyinmeyi bilmeyen, modernlikten uzak bir insan modeli canlanır.

Müzikten zevk almayan, neşeli insanlara tepki gösteren, temizliğe dikkat etmeyen, nezaketsiz, şefkatsiz, kadınları ikinci hatta üçüncü sınıf varlıklar olarak görüp onlara değer vermeyen bir anlayış, dünyanın pek çok yerinde Müslümanların güya temel özellikleriymiş gibi algılanır ve bu algıda elbette ki dünya genelinde büyük bir rahatsızlık ve tepkiye neden olmakta, insanları İslam'a karşı tavır almaya yöneltmektedir.

Bu durumun gerçek sebebi İslam'ı yanlış bir anlayışla yaşayan ve bu yüzden de yanlış tanıtanlardır. Bir kısım Müslüman kardeşlerimiz ise bunun farkına varmıyorlar. İnsanları İslam'a tavır almakla ve Müslümanlara düşman olmakla suçluyorlar. Oysaki insanlar gerçek İslam'a değil, gördükleri yanlış modellere karşı tepkililer. Bu kalitesizlik onların İslamiyet'i doğru tanımamalarına sebep oluyor. Duyulan bu tepkinin ikinci bir sebebi de gerçek İslam ile alakası olmayan kalitesiz ve bakımsız bir yapıyı bazı bilgisiz kişilerin savunmadaki kararlılıklarıdır.

Oysa din, sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, temizlik, neşe, iyilik, güzellik, kalite, huzur, insanları kucaklama, çocukları, yaşlıları, fakirleri, yetimleri, muhtaçları, bitkileri, hayvanları, kısaca Allah'ın yarattığı her şeyi, tüm varlıkları sevmek demektir. Böyle üstün bir ahlak anlayışı ise elbette ki hayatın her alanına, insanların tüm düşünce ve tavırlarına müthiş bir kalite ve seçkinlik kazandırır. Dolayısıyla Kuran'da tarif edilen bu güzel ve yüksek ahlakı yaşayan Müslümanlar, yeryüzünün en kaliteli ve asil insanları olmuş olurlar.

 

Bağnaz Zihniyetin Sanat Ve Kaliteye Bakış Açısı

 

İslam toplumlarının Peygamberimiz (sav)’in döneminden kısa bir zaman sonra bozulmaya başlamasının en temel sebebi Kuran'dan uzaklaşmalarıdır. Dinin esası olarak Kuran'ı değil sadece kendi kirli zihinlerini ve çarpık mantık örgülerini kabul eden bir takım kişiler, Kuran'da yeri olmayan binlerce hurafe uydurmuşlardır. Bağnazlık, Kuran yerine bu hurafeleri koymaya çalışan başlı başına ayrı bir dindir. Bağnazlık nedeniyle İslam toplumları gerilemiştir. Bu gerilemede önemli etkenlerden biri de bağnazlık dinindeki sanat ve kalite nefretidir. Rabbimiz ayette, bağnaz zihniyetin temelini oluşturan Kuran dışı uygulama yani helallerin haram kalınmasıyla ilgili olarak şöyle buyurur:

Şeytandan Allah'a sığınırım:

“Dillerinizin yalan yeri nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” (Nahl Suresi, 116)

Ayette bildirilen ve Allah'ın helal kıldıklarının din adına haram kılanlar işte bu bağnazlık dinin mensuplarıdır. Bu insanlar Kuran'a göre yapılabilir şeyleri yapılamaz hale getiriyor ve meşru olanı yasaklıyorlar. Aslında kendilerince -Kuran'ı tenzih ederiz- Kuran'daki dini beğenmiyorlar ve farklı bir din oluşturuyorlar. İşte bu insanlar Kuran'da övülen, beğenilen, bir nimet olarak yaratılan neşe, kalite, sanat gibi kavramları da kendilerince haram kılıyorlar.

 

Müzik Ve Şiirin Haram Olduğu İddiası

 

Bazı mevzu hadislerin aksine Kuran'da müziğin, dansın ve eğlencenin yasaklandığına dair tek bir hüküm yoktur. Allah mutluluğu, zevki, neşeyi Müslümanlara helal kılmıştır. Dans ritimdir, ahenktir. Allah bütün kainatı bu ritimle yaratmıştır. Kuşlar, böcekler, kelebekler bile dans ederler. Kuşlar hayranlık uyandıran bir ses ve ritimde birbirinden güzel şarkılar söylerler. Zevktir onları dinlemek. Denizin sesi, doğanın hışırtısı, ağaçların dalgalanışı her zaman ritimlidir. Allah ritmi, dansı, müziği, güzel sesi sever. Cennet de bu ritimle yaratılmıştır. Cennette bütün ağaçlar, çiçekler, hayvanlar dans edeceklerdir.

Anadolu'nun her yerinde folklor vardır, dans vardır. Horon, halay, zeybek oyunu vardır. Dünyanın her yerinde insanlar dans ederler. Müziğin ve dansın yasak olduğu bir dünya, insanın fıtratına uygun değildir. Bu, büyük bir boşluk ve nimet eksikliği olur. Yüce Rabbimizin övdüğü ve güzel gördüğü bir nimeti haram kılmaya kalkmak, Allah'ı ve yüce sanatını anlamamak demektir.

Peygamberimiz (sav) de Allah'ın bir nimeti olan müzik ve danstan çok hoşlanırdı. Nitekim Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde dans eden sahabelerden bahsedilir. Hatta Peygamberimiz (sav)’in oynayan ve eğlenenleri teşvik eden sözleri vardır. Kuran ile mutabık olmaları sebebiyle bu sözlerin sahihliği kuvvetle muhtemeldir.

Aişe (ra) rivayet ediyor: “Resûlullah (sav) bir düğünlerinde ensar kadınlarına uğradı. Onlar şarkı söylüyorlardı. Muavviz bin Afra'nın kızı Er-Rubey gelin olduğu zaman düğün törenine Peygamberimiz (sav) de gitmiş ve onun yanına oturmuştu. Bu sırada bazı kızlar def çalıp Bedir günü şehit olanların menkıbelerini şarkı şeklinde söylemeye başlamışlardı.”

Resim Ve Heykel Sanatının Haram Olduğu İddiası

 

Bazı sahte hadisler yoluyla bana zihniyete sahip bir takım kişiler tarafından, Müslümanlara resim ve heykel sanatının da haram olduğu söylenmiştir. Hatta uydurulan bazı hadislere göre ressamlar, ahirette en büyük azap gören insanlar arasında sayılmaktadır. Bu çarpık anlayışa göre bu kişiler, Allah'ın yarattıklarını taklit ederek, haşa ilahlık iddiasında bulunmaktadırlar. Bir ressam veya heykeltıraş eğer böylesine sapkın bir iddia ile ortaya çıkıyorsa, bu onun icra ettiği sanat yüzünden değil ancak ve ancak aklen ve ruhen içine düştüğü zaaf nedeniyle olabilir. Doğadaki tüm güzellikler yüce Rabbimizin birer sanat esiridir. Bizler sanatın ne kadar muhteşem olabileceğini Rabbimizin doğadaki eserlerine bakarak anlarız. Ayrıca yeryüzünde neredeyse her teknolojik ürünün ilham kaynağını Allah bizlere nimet olarak doğada sunmuştur.

Örneğin uçak inşasında insanlar Allah'ın yarattığı kuşları ve bazı sinek türlerini taklit ederler. Hayatımızı kolaylaştıran ve konforumuzu artıran her türlü bilimsel gelişme doğadaki örneklerinden ilham alınmıştır. Allah, doğadaki örnekleri de teknolojik benzerlerini de bize birer nimet olarak yaratır. Bana zihniyete sahip kimseler tarafından heykel sanatının özellikle hedef alınması aslında sadece geçmişten gelen bir gelenek nedeniyledir. Geçmişte putperestliğin yaygın olduğu dönemlerde bazı yöneticiler, halklarından bir kısım kişilerin put inşasına yönelmelerini engellemek için heykel yapımına dair çeşitli tedbirler almışlardır. Geçmişte toplumların içinde bulundukları muhtemel tehlikeleri önlemek amacıyla alınan bu tedbirler, Kuran'da herhangi bir hüküm olmamasına rağmen adeta dinin bir yasağı olarak yaygınlaştırılmıştır. Banazların Müslümanlara haram kılmaya çalıştıkları resim ve heykel sanatı, Müslümanların yol gösterici kitabı Kuran'a göre kesinlikle haram değildir. Allah, sanatı sever ve kullarına da sevdirmiştir.

Rabbimiz bütün kâinatı sanatla yaratmıştır. Kuran'da resim ve heykel gibi güzel sanatları haram kılan tek bir âyet bulunmamaktadır. Tam aksine Kuran'da sanat eserlerinden övgüyle bahsedildiğini görürüz.

Hz. Süleyman (as)’ın sarayında bulunan ve saltanatının bir ihtişamı olarak övülen heykeller ve sanat eserleri Kuran'da şu şekilde geçer:

“Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şükrederek çalışın. Kullarımdan şükredenler azdır." (Sebe Suresi, 13)

Bu Kuran ayetine rağmen sanata yasaklar getiren bağnazlar, sarayında olağanüstü güzellikte heykeller bulunan Hz. Süleyman (as) hakkında ne düşündüklerini de açıklamak zorundadırlar.

Söz konusu hurafecilerin İslam toplumlarına zarar çok büyük oldu. İslam dünyasında heykel ve resim sanatı hurafelere yayılmasından sonra hiçbir zaman gelişmedi. Sanatı gelişmemiş toplumlar donuk, ruhsuz ve köhne kalırlar. Yeniliklere kapalıdırlar. Fikir üretme ve pratik düşünme yeteneklerini, detay görme anlayışlarını zamanla yitirirler. Zevksizlik ve donukluk ruhlarına, yaşadıkları mekanlara, birbirlerine davranışlarına kadar yansır. Bağnazların karanlık dünyasında sanattan uzaklaşmalarından dolayı ürkütücü bir tekdüzelik ve zevksizlik hâkimiyeti vardır.

 

Peygamber Efendimiz (Sav)’İn Yüksek Kalite Anlayışı

 

Peygamber Efendimiz (sav) yaşadığı dönemin imkanları son derece kısıtlı olmasına rağmen kaliteye, estetiğe ve güzelliğe çok önem vermiştir. Yaşadığı dönemin o zor şartlarında çöl ortamındaki evinin çevresinde gül yetiştirmiştir. En zor şartlarda bile en güzel, en estetik ortamları oluşturmaya çalışmıştır. Peygamberimiz (sav)’in kendisi, kıyafetleri, evi her zaman tertemiz, pırıl pırıl olmuştur. O devrin imkanları içinde en temiz ve en güzel kokuyu kullanmış, en kaliteli, en gösterişli, en yakışan elbiseleri giymiştir. Hitabı, üslubu, seçtiği cümleler, konuşma adabı son derece kaliteli ve çok güzeldir. Her halinde ve her anında kalite hakimiyeti vardır. İşte dolayısıyla Müslümanların da yaşam tarzlarını, temizlik, kalite ve sanat anlayışlarını belirlerken örnek almaları gereken, Yüce Allah'ın Kuran'a ayetleri ve kendisinde Müslümanlar için güzel örnekler bulunan Peygamber Efendimiz (sav)’in bu güzel ahlakı olmalıdır. Müslümanların güzel giyinmeleri, Peygamberimiz (sav)’in hayatına da tam hakim bir uygulamadır. Çünkü Kuran'da övülmüş bir nimeti Peygamberimiz (sav) de sever ve teşvik eder. Allah Kuran'da ziynetlerin güzelliğini övmüş ve “Ey Ademoğulları! Her mescit yanında ziynetlerinizi takının,” ayetinde olduğu gibi Müslümanları güzel ziynetler için teşvik etmiştir. Allah dünyada da ziynetlerin helal olduğu ayette şu şekilde bildirilmektedir:

“De ki, Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır? De ki, bunlar dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet günü ise yalnızca onlarındır. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.” (A’raf Suresi, 32)

Kuran'da Müslüman kadınların makyaj yapmaları ve bakımlı olmalarının haram olduğuna dair hüküm yoktur. Nitekim Peygamberimiz (sav) döneminde de hanımlar hep en güzel, en bakımlı halleriyle toplum içine çıkmışlardı. O dönemde Müslüman hanımlar allık, sürme, ruj kullanıyorlar, ellerini ve tırnaklarını kına ile boyuyorlardı. Kadınlar da erkekler de saçlarını özel boyalarla boyamaktaydılar. Öyle ki Peygamberimiz (sav) saçın boyanmasını teşvik eder, hatta kendisi de boyardı.

Buhari ve Müslim'de Hz. Enes'den gelen bir rivayette şöyle denir: “Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer (ra) saçlarını kına ve ketemle boyarlardı.”

Peygamberimiz (sav) ve onunla birlikte olan sahabeler devrin en kaliteli, en modern görünümlü ve en temiz insanlarıydı. Peygamberimiz (sav) şu an yaşasa, kuşkusuz ki bu dönemin en kaliteli insanı olurdu. İçinde bulunduğumuz dönemin en modern ve güzel kıyafetlerini giyer, en modern ve güzel evlerinde oturur, en modern ve güzel arabalarını kullanırdı. Bütün insanlar içinde seçkinliğiyle hemen fark edilirdi. Nitekim hadislerde de Peygamber Efendimiz (sav)’in kendi döneminin en seçkin ve gösterişli kıyafeti olan altın işlemeli kaftan giydiği şöyle bildirilmiştir:

“Üzerinde altın işlemeli bir kaftan olduğu halde çıktı ve dedi ki, Ey mahreme! İşte bunu sana sakladım.”

Peygamber Efendimiz (sav) temizliğe çok önem verdiği için, saç ve sakal bakımına yani dış görünümündeki tüm detaylara da önem vermiştir. Bazı kaynaklarda yanında daima atarak, ayna, misvak, kürdan, makas, sürmedan gibi eşyalar bulundurduğu bildirilmektedir.

İnsanlar pejmürde bir hayat tarzı yerine kalitenin hakim olduğu bir İslam anlayışı görüntüsünden etkilenirler. Bunu gördüklerinde artık korku değil, sevgi duymaya başlarlar. Kuran'a uygun olan da budur. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav)’in müthiş kaliteli görünümü, neşeli ve modern tavrı olağanüstü etkileyiciydi. Bilinen bir gerçektir ki Peygamberimiz (sav) yabancı elçilerle görüştüğünde üzerinde daima Bizans cübbeleri ve dönemin en kaliteli giysileri vardı. Yine Peygamber Efendimiz (sav), İslam'ın tanıtılması için çeşitli ziyaretlere Hz. Dıhye (ra)’ı gönderirdi. Hz. Dıhye (ra) muhteşem yakışıklıydı. İslam'ı temsilen gittiği yerlerde üzerinde daima çok kaliteli giysiler olurdu. Öyle ki hem görünümüyle hem de kalitesiyle Hz. Dıhye (ra) gittiği yerlerde halkı sokağa dökmüş, insanları kendisine hayran bırakmıştı. Buradaki amaç, İslam'ın güzelliğe ve kaliteye önem veren bir din olduğunun insanlara gösterilmesiydi. Peygamberimiz (sav)’in Müslümanların güzel giyinmeleri ve kaliteli olmaları ile ilgili bir hadisi şöyledir:

Ebu'l-Ahvas'tan, o da babası radiyallahu anh'tan, “üzerimde dökük elbiselerle Peygamber (sav)’in yanına gittim. Şöyle buyurdu: ‘Malın var mı?’ ‘Evet.’ ‘Hangi tür mal?’ ‘Allah'ın bana ihsan ettiği deve, sığır, koyun, at gibi her türlü malım var.’ ‘Allah sana mal vermişse onun eseri ve cömertliği üzerinde görülsün’ buyurdu.”

Peygamber Efendimiz (sav)’in torunu Hz. Hasan (ra), Resulullah (sav)’in giyim konusundaki görüşünü şöyle ifade etmiştir:

“Peygamber Efendimiz (sav) bize elde ettiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürmemizi emrederdi.”

Bakım, Temizlik, Güzel Giyim Ve Kalite İslam'ın Gereklerindendir

 

Bir toplumun gelişmişlik ve refah düzeyinin en önemli göstergelerinden biri kuşkusuz sanat, estetik ve kalitede ileri seviyede olmasıdır. İslam dininde de sanata verilen önem çok büyüktür. Bugüne kadar mimari, edebiyat gibi pek çok alanda izler bırakmış olan son derece şık İslam sanatlı örnekleri bunun en açık göstergelerindendir. Sanat dendiğinde ilk olarak resim, müzik gibi sanat dalları akla gelse de müminler bununla yetinmez ve hayatların her alanında sanat ve estetiği mümkün olan en yüksek seviyede uygularlar. Kuran ahlakının önemli özelliklerinden biri olan temizlik de sanat ve estetikle birleştiğinde müminlerin yaşamlarında yüksek kalite olarak kendini gösterir.

Müslümanlar bakımlı yaşayacak, temiz ve estetik olacaktır. Çünkü güzellik, bakım, estetik, sanat zevki Allah'ın beğendiği özelliklerdendir ve özellikle iman edenlere verilmiş bir nimettir.

Hurafelerden oluşan geleneklerini din haline getirmeye çalışanlar, çoğu zaman aşağılanma duygusu içinde hareket ettiklerinden, güzel, kaliteli, güzel evleri ve arabaları da kendilerine ve Müslümanlara yakıştırmazlar. Herhangi bir insanın lüks bir evde yaşamasına, lüks ve güzel bir araba kullanmasına ve güzel kıyafetler giymesine itiraz etmezler. Fakat bunu bir Müslüman yapınca adeta deliye dönerler. Bu durum, üzerlerindeki aşağılanma duygusunun, dolayısıyla da kızgınlıklarının artmasına neden olur. Bu gibi kişiler, sadece dış dünyaya değil, Müslümanlara da nefretle yaklaşmaya başlarlar.

Müslümanlar elbette ki bütün güçleriyle zor durumdaki kişileri koruyacak ve bu uğurda Allah rızası için en fazla çabayı göstereceklerdir. Fakat bu durum, onların bakımsız, kirli ve pejmürde yaşamalarını gerektirmez.

Müslüman sadece görünümüyle bile müthiş bir tebliğ gücüne sahiptir. Görünümü ne kadar temiz, kaliteli, görgülü, modern olursa, ne kadar dışa dönük, neşeli, açık fikirli davranırsa, gerçek İslam dininin anlatılmasını o kadar mükemmel yapmış olur. Elbette bu, Müslümanların sadece İslam dinini anlatmak için kullandıkları bir yöntem değil, aksine ölene kadar hayatlarının her anına hakim olan ve yansıyan imanlarının bir gereğidir. Müslümanlar Kuran'a göre bu şekilde yaşamakla yükümlüdürler. Bundan da büyük zevk alırlar.

 

Güzel Giyinmek, Dünya Hayatına Yönelmek Değildir

 

Bazı kişiler kıyafete ve dış görünüme özen göstermeyi dünya hayatına meyletmek veya insanların beğenisini istemek şeklinde yorumlayabilir. Ancak bu görüş hatalıdır. Müminler hal ve tavırlarıyla olduğu gibi dış görünümlerindeki kalite, temizlik ve özen ile de insanları İslam ahlakının güzelliğine ve asaletine davet ederler. Peygamber Efendimiz (sav) güzel giyinmenin kibir olmadığını hadislerinde şöyle ifade eder:

“Allah güzeldir, güzelliği sever. Güzel giyinmek kibir değildir. Kibir, mazhar olduğun nimeti kendinden bilip hakkı reddetmek, halkı hakir görmektir.”

Kıyafetlere özen gösterilmesi, Allah'ın Kuran'da belirttiği açık bir emirdir. Müddessir Suresi’nde şöyle buyrulur:

“Elbiseni temizle, pislikten kaçınıp uzaklaş.” (Müddessir Suresi, 4-5)

Kıyafetlerin yanı sıra hayatın her alanında da bakımlı ve temiz olmak dinin gerekliliklerindendir.

 

 Yaşam Alanlarında Sanat Ve Estetik

 

Müminler her an Allah rızasının en çoğunu hedeflerler. Ahlaklarını cennet ahlakını yükseltmek için var güçleriyle çabaladıkları gibi yaşam alanlarını da cennet tasvirlerine mümkün olduğunca benzetmeye çalışırlar. Evlerinin temiz, aydınlık, ferah olması, gereksiz eşyalarla aşırı dolu olmaması, eşyaların mümkün olduğunca uyumlu ve hoş seçilmesi, çiçek, tablo gibi süsler kullanılması, ev eşyaları yeniliğiyle değiştirilemiyorsa bile yerlerini zaman zaman değiştirerek yaşanılan mekanların dekorasyonunda farklılık oluşturulması gibi uygulamalarla müminler evlerini güzelleştirirler. Ev bakımıyla ilgilenmenin gereksiz olduğunu ya da vakit kaybı olduğunu düşünmek hatalı olur. Hz. Süleyman (as)'ın sarayının güzelliğinden, Kuran'da ayrıntılarıyla bahsedilmesi bu konunun öneminin bir göstergesidir. Nem Suresi’nde Hz. Süleyman (as)'ın sarayının güzelliği ve bunun Sebe Melikesine yaptığı tebliğde ne kadar etkili olduğu şöyle anlatılmaktadır:

“Ona köşke gir denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekerek ayaklarını açtı. Süleyman dedi ki, ‘gerçekte bu saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk zeminidir.’ Dedi ki, ‘Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim. Artık ben Süleyman'la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.’” (Neml suresi, 44)

İslam Ülkeleri Bakımlı Ve Estetik Hale Getirilmelidir

 

Günümüzde pek çok İslam ülkesinde ekonominin düzeltilmesiyle birlikte tüm sorunların çözüleceği yönünde yanlış bir anlayış var. Elbette ekonominin gelişmesi ve halkın refah düzeyinin artması gereklidir. Ancak sadece ekonominin gelişmesi modern bir dünyanın oluşması için yeterli değildir. Pek çok İslam ülkesinin yerleşim yerleri kavruk, siyah, gri, kahverengi ve temiz olmayan bir görünümdedir. Bu şehirlerde güzel binalara rastlansa bile bunlar ruhsuz, doğal güzelliklerinden, mutluluk ve sevecenlikten yoksun taş yapılardır. Bu nedenle Avrupa'nın ve Amerika'nın hiçbir şehrinde görülmeyecek derecede bakımsız, perişan ve karmaşık bir görüntü bazı İslam şehirlerine hâkim olmuştur.

Unutulmamalıdır ki insana, insan sevgisine ve insanların sanattan, estetikten zevk almalarına yönelinmez ise, kalite ve modern yaşam asla gerçekleşemez. İslam ülkelerinin modern, estetik ve bakımlı hale gelmesi için Kuran'da bahsedilen ve Yüce Rabbimizin cenneti tasvir ederken anlattığı üstün kalite ve estetik anlayışının bu ülkelerde hakim olması gereklidir. Binaların temiz, aydınlık, ferah olması, parkların düzenlenmesi, her yere çiçekler ekilmesi, heykellerle donatılmış güzel havuzlu bahçelerin yapılması, yol boyunca çeşit çeşit meyve ağaçları olması, büyük sanat merkezleri oluşturulması, galeriler, tiyatro ve konser salonları yapılması gibi güzellikler İslam ülkelerinin genelinde hakim olmalıdır.

 

Sanatsız Yaşayan Toplumlarda Görülen Kavrukluk

 

Sanat ve estetikten uzak, kalitesiz yaşam süren toplumlar büyük bir eksiklik içindedirler. Böyle bir toplumun fertlerinin geniş bir ufku yoktur ve birçok alanda geri kalmışlık içindedir. Sanattan uzak yaşamanın sebep olduğu kavrukluğa birkaç örnek verelim.

1. İnce düşünme yeteneğini kaybederler. 

Sanat ve estetikten uzak yaşamak, insan ruhunun bütün inceliğini öldürür. Böyle bir kişinin günlük yaşamında ve özellikle de kişisel bakımında gösterdiği özensizlik, bütün tavır ve konuşmalarında da görülür. Lafını-sözünü bilmeyen, kaba, detayları fark edemeyen ve halden anlamayan bir üslup, bu kişilerin hayatının her anına yansır. İslam dininin kazandırdığı kalite anlayışıyla uyuşmayan bu tavırlar, insanların kalbinin İslam'a ısınmasında yıkıcı bir etki oluşturabilir. Allah Kuran'da şeytanın müminlerin arasını açmaya çalıştığını bildirmiş ve müminlere en güzel üslupla konuşmalarını emretmiştir. İsra Suresi’nde şöyle buyrulur:

“Kullarıma sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır.” (İsra Suresi, 53)

Müminler gerek dış görünümlerine gerek yaşam alanlarına gösterdikleri özenin bir neticesi olarak ince düşünme ve detayları görebilme yeteneği kazanırlar. Bu gibi konularda ayrıntılara dikkat etmek, temiz olmak, özenli olmak, olayların birkaç aşama sonrasını hesap ederek hareket etmek, müminlere her konuda ayrıntıları görebilmeyi ve ince düşünebilmeyi kolaylaştırır. Böylece müminler, sözlerine gelişi güzel seçmez, üsluplarına çok dikkat eder, Allah'ın rızasına ve Kuran ahlakına en uygun şekilde konuşurlar. Bu da, biraz önceki ayette de dikkat çekildiği gibi müminlerin kardeşlik bağını güçlendiren çok önemli bir konudur.

2. Doğadaki sanat ve estetiği müşahede edemezler. 

Hayatlarına sanatın hakim olması için gayret göstermeyen kişilerin çevrelerindeki sanatsal yapılara karşı duyarlılıkları da büyük ölçüde körelir. Bunun negatif bir sonucu olarak, örneğin bir çocuk, güzel bir çiçek, sevimli bir kedi bu insanların ruhlarında neredeyse hiçbir güzellik ki oluşturmaz. Böylesine güzel varlıklarda Allah'ın sanatının tecellisini görmenin heyecanını ruhlarında hissedemezler. Bu, kuşkusuz çok büyük bir kayıptır. Halbuki kıyafetlerinin uyumlu olmasına özen gösteren ve ruhu bundan zevk alan biri, çiçeğin en güzel renklerde, en estetik ve en simetrik şekilde yaratılmış olmasını, saçının güzelliğine ve bakımına dikkat eden biri, kedinin daima parlak tüylerinin olmasını, evini güzel ve kaliteli dekore eden biri, gördüğü gün batımı manzarasındaki renk uyumunu kuşkusuz daha iyi müşahede eder. Çünkü güzelliklere yönelik algı hassasiyeti çok daha fazladır.

Müminler gördükleri her güzelliğin Allah'ın güzelliğinin bir tecellisi olduğunu bilirler ve bu güzellikler kalplerinde bir ferahlık meydana getirir. Güzellikleri daha iyi fark etmek ise Allah'ı daha çok anlamalarına ve şükretmelerine vesile olur.

3. Dine hizmette gerekli özeni gösteremezler. 

Dine yapılan hizmette sanat ve estetik büyük önem taşır. Çünkü dinin anlatıldığı bir internet sitesinin, kitabın ya da bir belgeselin güzel görünümü ve özenli bir çalışma olması, insanlarda o eseri inceleme isteğini arttırarak etkisinin Allah'ın dilemesiyle artmasına vesile olur. Eğer dini anlatan bir eserin kitap kapağına, sayfa düzenine, içeriğinde kullanılan resimlere yeterince özen gösterilmemişse, bu hemen fark edilir ve anlatılanların etkisini kırabilir.

Günlük yaşamlarında sanat ve estetikten uzak yaşayan kişilerin, din adına etkili bir faaliyet yürütmede zayıf kalacakları açıktır. Hayatlarının pek çok alanında incelikleri ve detayları fark etmede eksik kalan bu kişiler, kuşkusuz ki yaptıkları faaliyetlerde de pek çok önemli ayrıntıyı gözden kaçırırlar. Dolayısıyla anlatımda fark ve etki yaratacak birçok inceliği atlamış olurlar. Oysa Müslümanlar, her an Allah'ın dinine en fazla şekilde hizmet etmek gayretinde olan, Allah rızasının en çoğunu hedefleyen insanlardır. Müminlerin Allah yolunda hayırlarda yarıştıklarından Kuran'da şöyle bahsedilir:

“Bunlar Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.” (Ali İmran suresi, 114)

4. İslam'ı tanımayanların kalplerinde buğz oluşmasına sebep olurlar.

İslam, güzel olan, asil olan, kaliteli olan her şeyin toplandığı bir dindir. Müslüman, aklınıza gelebilecek en düzgün, en yüksek ahlaklı, en kaliteli insandır. Herkesin gıpta edeceği bir kişidir. Ancak İslam adına sanat ve estetikten uzak bir yaşam, İslam'a karşı yanlış bir imaj oluşmasına sebep oluyor. İslam dinini tam tanımayan kişiler de İslamiyet'e bu yüzden ön yargıyla yaklaşıyorlar. Bugün pek çok insanın dinden uzaklaşmasının en önemli nedenlerinden biri de budur. Kuşkusuz ki İslam'ın gerektirdiği kaliteye ulaşmak için gayret etmeyen, dini sığ ve çarpık yorumlayan ve bakımsız ve temizlikten uzak yaşayanlar üzerinde bu bir vebaldir. En doğrusunu Allah bilir.

Müslümanların Kuran'da Hz. Süleyman (as)'ın kıssasında da anlatıldığı gibi, sanat ve estetiği tebliğde başlıca yöntemlerden biri olarak benimsemeleri gerekir. Bu konuda Kuran'a tam uymak, tüm dünyada İslam'ın süratle yayılmasına vesile olacaktır. Hz. Süleyman (as), Sebe Melikesi'ne yaptığı tebliğde Sebe Melikesi'nin kendi tahtını getirmiş, onu sarayında ağırlamış ve sarayının dekorasyonundaki muhteşemlik, Sebe Melikesi'nde büyük etki uyandırarak imanına vesile olmuştur. Hz. Süleyman (as)'ın tebliğinin tüm aşamalarında ince düşünceli tavırları ve sanattan faydalanışı açıkça görülmektedir. Kuran'da anlatılan bu tebliğ yöntemi tüm Müslümanların izlemesi gereken yöntemdir.

Sanattan, estetikten ve kaliteden uzak bir yaşamın Müslümanlara ne büyük zarar verdiği çok açıktır. Bazı Müslüman toplumlarının yaşadıkları kalitesiz hayat tarzından kurtulmaları için ise öncelikle kalitenin Müslümanlığın önemli bir özelliği olduğunu anlamaları gerekir. Ardından da bu Müslüman özelliğini en güzel şekilde hayata geçirmeye çalışmalıdırlar. Yaşamların her alanına girecek şekilde uygulamalı, kaliteyi rahmani anlamda bir hırs edinmelidirler. Sanatta, bilimde, estetikte, siyasette, kısacası her alanda ve her yerde kalite olduğunda İslam'a karşı olan olumsuz bakış açısı da kendiliğinden ortadan kalkacaktır. İşte gerçek İslam'ın özü de böyledir.

Tüm bu özelliklerin en mükemmel anlayışı İslam ahlakında vardır. Unutulmamalıdır ki İslam'ı yanlış algılayarak kalitesiz yaşayan toplumlar Müslümanlığı yanlış tanıtıyorlar ve İslam'a karşı gereksiz bir tepki, temkin ve önyargı oluşmasına sebep oluyorlar. Bu durum engellendiğinde dünya barış ve huzura çok daha yaklaşacak, farklı inançlara, farklı fikirlere sahip toplumlar dahi barış ve anlayış içerisinde bir arada yaşama imkanı bulabilecektir.


 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
mp4
Sanat
kalite
İslam Ahlakı