A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
İslam'da Kadının Değeri
Kadınlar hak ettiği değeri Kuran ahlakının yaşanmasıyla bulacak.
Bağnazlık ve taassup insan aklının en büyük düşmanıdır. Güzel düşünmeye, yeniliklere, anlayışa, ilerlemeye kapalı olan bu zihniyetin insanlığa olumlu katkısı olması mümkün değildir. Bağnaz insanlar sevgisiz olurlar. Kadınlara, çevreye, hayvanlara, sanata, bilime, güzelliklere, kısaca insani olan her şeye karşıttırlar. Kalpleri katılaşmıştır. Dünyaya son derece daha bir açıdan bakarlar ve bu katılık onlar için en doğru inanış biçimidir. Üstelik insanları da zorla bu katı, karanlık, sevgisiz, soğuk dünyada yaşatmak isterler. Bu karanlık dünyanın temelinde Kuran ahlakından uzak olmak yer alır.
Allah insanları eşit yaratmıştır. Kadının erkeğe, hadisle belirtildiği üzere Arabın aceme, büyüğün çocuğa bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük, ayetlerde ve Peygamber Efendimiz (sav)’in hadisin devamında buyurdukları gibi ancak iyi huy ve güzel davranışlardadır.
“Rabbinizin bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve peygamberiniz de birdir. Arabın aceme, acemin araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya da üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.” (İbni Neccar)
Bir Kuran ayetinde ise şu şekilde bildirilir:
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler şeklinde kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız, ırk ya da soyca değil, takvâca en ileride olanınızdır.” (Hucurat Suresi, 13)
Bağnaz düşüncenin en büyük takıntısı kadınlardır. Onların yanılgılarına göre kadın, sözde eksik, yarım akıllı, hatta lanetli ve mutlaka kontrol altında tutulması gereken bir varlıktır. Bu batıl zihniyet tarafından kadın kimi zaman öyle bir tehlike olarak görülür ki, var olmaları bile tehdit gibi algılanır, o yüzden eve kapatılmaları en güzel çözüm olarak düşünülür. Bazıları bunu da yeterli bulmaz, aklın mantığın sınırlarını zorlayacak öneriler getirirler. Öyle ki kadının evden dışarısını görebileceği pencereler, ufak delikler dahi kapatılmalı, dış dünyayla tüm bağ kesilmelidir.
Oysa Allah, kadınları dünyanın ve cennetin süsü olarak yaratmıştır. Yaratılıştan gelen bazı özelliklerinin farklı olması erkeği kadına veya kadını erkeğe üstün kılmaz. Kuran'a göre kadınlarla erkekler eşittir. Dünya hayatında da, ahirette de yaptıklarının karşılığını eşit olarak alacaklardır.
“Nitekim Rableri onlara dualarını kabul ederek cevap verdi. Şüphesiz ben, erkek olsun kadın olsun, sizden bir işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir. İşte hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp çıkarılanların ve yolumda işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin mutlaka kötülüklerini örteceğim ve onları altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Bu Allah katından bir karşılıktır. O Allah, karşılığın en güzeli O'nun katındadır.” (Ali İmran Suresi, 195)
Kadınlara yönelik katı tutumların çok büyük bir bölümü, kaynağını Peygamberimiz (sav)’e ait olmayan hadislerden ve bazı sözde âlimlerin Kuran'a uymayan fetvalarından almaktadır. Bu durum, İslam dünyasının bir kısmını yüzyıllar boyunca karanlığa mahkum etmiştir. Allah'ın Kuran'da emrettiği ahlakı ve merhameti esas alan yol, bazı yorumcuların yanlış açıklamalarıyla gerçeğinden saptırılmıştır.
Oysa Asr-ı Saadet döneminde kadınlar ve erkekler, sosyal hayatın her safhasında birlikte yer almışlardır. Kadın sahabe arasında tüccarlar, doktorlar, şairler vardı. Özellikle Medine'ye hicretin ardından erkek sahabe ile birlikte, kadın sahabede yeni İslam toplumunun kuruluşu aşamasında çok büyük hizmetler ve fedakârlıklar göstermişlerdir.
Kadınlara aşağılayıcı tavırlar gösteren bağnaz bazı kişiler, Peygamberimiz (sav)'in sünnetini ve Allah'ın ayetlerini yanlış yorumlayarak büyük bir vebal üstlenmektedirler. Hatta sırf kadınları aşağılamak, kontrol altında tutmak için onlarca rivayet uydurulduğu da bilinmektedir. Akla ve mantığa uymayan, baskıcı, acımasız, sevgisiz bir ruhu yansıtan bu rivayet ve hadisler, rahmet Peygamberi, âlemlerin ruhu Efendimiz (sav)’e atılan en büyük iftiralardan biridir.
Gelin bunlardan birkaçını birlikte inceleyelim.
Bağnaz düşünce sahipleri kendilerince kadına eksik akıllı olarak bakarlar. Bu yanlış mantığın bazı deyimlere yansımış halleri bile vardır. Eksik etek, saçı uzun, aklı kısa gibi… Kadını küçük gören bu ve benzeri deyimler, cahil, dar düşünen, akıldan ve gerçeklerden uzak kafalardan üretilmiştir. Bu mantığı kendilerince İslam'a dayandırmaya çalışanlar da gerçek olmayan hadisleri kullanmışlardır.
KURAN’A UYGUN OLMAYAN MEVZU HADİSLER
MEVZU HADİS“Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen, aklı ve dini eksik başka bir varlık görmedim."
Duyduğunuz bu cümleler ilk bakışta ürkütücü gelebilir. İşte bu ürkütücülük, bağnazların ruhunun bir yansımasıdır. Kuran ahlakını yaşayan ve Peygamberimiz (sav)’in hayatını bilen her insan ise, kadınları aşağılayan bu tür cümlelerin ömrünü merhamet ve şefkat timsali olarak geçirmiş bir peygambere ait olamayacağını kolayca bilebilir.
Kuran'ın hiçbir ayetinde kadınların zayıf ve erkeklerden aşağı oldukları yazılı değildir. Tam tersine pek çok ayette mümin kadınlar ve mümin erkekler ifadeleri bulunmakta, kadınlara ve erkeklere imani olarak eşit sorumluluklar yüklenmektedir.
İnsanı akıllı kılan fiziki özellikleri değildir. Vicdanını nasıl kullandığı ve Kuran ahlakını yaşayıp yaşamadığıdır. Allah, kadın veya erkek her insanın vicdanına doğruyu ilham eder. İnsanın vicdanına ilham edilen doğruya uyması da kadın veya erkek olmasına göre değil, takvasına göre farklılık gösterir. Eğer bir insan vicdanının üstünü hiç örtmüyor ve samimi davranıyorsa, kadın veya erkek olsun örnek alınacak bir akla sahiptir. Nasıl ki bir erkek sadece erkek olduğu için üstün değilse, kadın da sadece kadın olduğundan ötürü eksik değildir. Bir Kuran ayetinde şöyle buyrulur:
“Şüphesiz müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, gönülden Allah'a itaat eden erkekler ve gönülden Allah'a itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla Allah'tan korkan erkekler ve saygıyla Allah'tan korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve Allah'ı çokça zikreden kadınlar… İşte bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.” (Ahzap Suresi, 35)
Ayette de görüldüğü gibi Allah'tan korkmak, Allah'ı zikretmek, sadık olmak, sabırlı olmak, sadaka vermek gibi Müslümanların temel vasıflarının hiçbirinde kadın-erkek ayrımı yoktur. Kadınların mümin vasıflarından herhangi birine daha az sahip olduğuna dair en ufak bir ima dahi bulunmamaktadır. Bir insan ister kadın olsun ister erkek olsun gücünün en fazlasıyla Allah'tan korkmakla, en derin bir aşkla Allah'ı sevmekle ve Allah'ın rızasının en fazlasını kazanmakla sorumludur.
Bağnaz insanlar, kadınların fiziki özelliklerine de adeta takıntılıdırlar. Kadınların saçlarını, kıyafetlerini, görünümlerini sürekli eleştirir, kendi istedikleri gibi olması için baskı yaparlar. Çünkü kadınların kendi akıl ve vicdanlarıyla nasıl hareket edeceklerini, nasıl giyineceklerini, nasıl davranacaklarını bilemeyecek kadar sözde zayıf akıllı oldukları iddiasındadırlar. Doğru olmadığı aklı başında her mümin tarafından anlaşılacak olan bir hadiste, kadınların eğri varlıklar olduğu şöyle iddia edilmektedir:
MEVZU HADİS“Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kırılması da boşanmasıdır.”
Dikkat edilirse burada bağnazlığın, kadına yönelik yanlış bakış açısının iki önemli yönü vardır. Birincisi, kadının eğri yani yaratılışı itibariyle sorunlu olduğu yanılgısıdır. Diğeri ise düzeltilmesine imkân olmadığı iddiasıdır. Bunların her ikisi de Kuran'a uygun olmayan sapkın birer değerlendirmedir. Kuran'ın hiçbir ayetinde kadının kaburga kemiğinden yaratıldığına dair bir ifade yoktur. İnsanın yaratılışı en ince detayına kadar bildirilmiş, üstelik insan yaratılmışların en üstünü olarak taltif edilmiştir. Allah kadını ve erkeği yaratılışına göre eğri veya doğru kılmamış, hepsini en güzel surette yaratmıştır.
“Allah yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı. Sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel bir biçim ve incelikte kıldı ve size güzel, temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.” (Mümin Suresi, 64)
İslam bir şefkat ve sevgi dinidir. İnsanları cinsiyetlerine göre eksik veya üstün olarak sınıflamaz. Kadınlar daha hatalıdır, erkekler daha az hata yapar diye bir ayrım yoktur. Her insan, kadın veya erkek nefis sahibidir. Nefsine uyan hataya düşer, nefsini telkinlerinden sakınan korunmuş olur. Ve bir insan hata yaptığında, yapanın kadın veya erkek olduğuna bakmadan bu yanlışlıkları güzel bir dille uyarmak, düzelmesi için gayret etmek Kuran ahlakının gereğidir.
Bir Müslüman, hatasını gördüğü bir insana bunu düzeltmesi için uyarı yapacaksa cinsiyet ayrımı yapmaz. Karşısındakinin Allah'ın kulu olduğunu, yaptığı yanlıştan dolayı Allah katında sorumlu olabileceğini ve bu yanlıştan kurtulmasının onun faydasına olduğunu düşünerek hareket eder. Bir hatayı yapan kadın olduğunda zaten kadındır, düzelmez diye düşünmez. Kadın da olsa, erkek de olsa düzelmesi için, daha iyi olması için gayret eder. Allah'ın “iyiliği emredin, kötülükten sakındırın” emri sadece erkeklere yönelik değildir. Kadın ve erkek tüm insanları ırkına, diline, inancına göre ayrım yapmadan iyiliğe davet etmek, kötülükten sakındırmak için bir emirdir.
Tüm bunlara rağmen bağnazların bazıları, kadınların büyük çoğunluğunun cennete gidemeyeceğini iddia ederler. Bu iddia tamamen Kuran'a aykırıdır ve böyle bir iddiada bulunmak, Peygamberimiz (sav)’e de büyük iftira etmektir.
MEVZU HADİS“99 kadından biri cennette, diğerleri ise cehennemdedir. Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar ediniz. Çünkü ben cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.”
Kimlerin cennete gidip kimlerin cehenneme gireceği cinsiyetle alakalı değildir. Güzel ahlak ve salih amelle alakalıdır. Allah'ın razı olduğu ahlakı yaşayıp salih amellerde bulunan kişiler, kadın olsun erkek olsun Allah katında değerlidir. Onlar cennete gideceklerdir.
Benzer şekilde bir insanın cehenneme gitmesinin sebebi de kadın veya erkek olması değil, Allah'ın bildiği ahlaka uymaması, Allah'ın sınırlarını tanımamasıdır. Hiçbir ayette kadınların kadın olmaları sebebiyle cennete giremeyecekleri, yaratılıştan gelen ahlaki bozukluğa sahip olduklarına dair bir ifade yoktur.
Bu iftiralar, bağnazların kadınlara yönelik cahilce takıntılarından ötürü ortaya çıkmış çirkin düşüncelerdir. Dini yaşamak, Kuran ahlakıyla güzel bir ömür geçirmek, her insanın kendi vicdanını, iradesini ve aklını kullanmasıyla ilgili bir durumdur. Bir insanı dini yaşamaktan alıkoyan şey de karşısına çıkan olaylar veya kişiler değil, bunlar karşısında vicdanını nasıl kullandığıdır. Ama bağnaz fikirli bazı insanlar, kadınların dini yaşamaya engel olduklarını iddia ederler.
Elbette bu, Kuran'a uygun olmayan, mantıksız bir iftiradır. Kendi imani ve vicdani zayıflıklarından cahilce kadınları sorumlu tutan bağnazlar, çeşitli sahte hadisler öne sürerek buna kılıf aramışlardır.
MEVZU HADİS“Kadınlar olmasaydı Allah'a hakkıyla ibadet edilirdi. Kadınlar olmasaydı erkekler cennete girerdi.”
Kuran'a göre her insan kendi yaptıklarından sorumludur. Bir insanın yapmadığı veya eksik yaptıklarının sorumlusu kadınlar değil, kendisidir. İnsan yaşamı boyunca zorluklarla, sıkıntılarla, hastalıklar ve acizliklerle imtihan olduğu gibi nimetlerle ve güzelliklerle de imtihan olur. Kadın da bu dünyanın nimetlerinden, süslerinden biridir. Ama her nimet gibi nimetin nasıl değerlendirildiği nimete sahip olan kişinin ahlakına bağlıdır.
Allah Kuran'da dünya nimetlerinin imtihan olarak yaratıldığını şöyle bildirmiştir:
“Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara süslü ve çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır.” (Ali İmran Suresi, 14)
Kadınlar gibi evlat, altın, gümüş, ihtişamlı hayvanlar, ekinler yani zenginlik de dünyanın nimetlerindendir. İnsanlara süslü kılınmıştır. Ancak iman sahibi bir insan, tüm bu nimetlerin asıl sahibinin, Allah olduğunun dünyadaki her nimetin geçici olduğunun ve tüm nimetlerin en güzel halinin cennette olacağının bilincindedir. O yüzden de bu nimetlerin hiçbiri onu Allah'tan ve Allah yolunda gayret etmekten alıkoymaz. Eğer bir insan bu nimetlerden herhangi bir sebeple gaflete kapılıyor, Allah'ın rızasının en çoğunu aramaktan geri duruyorsa, bu o kişinin iman zayıflığından kaynaklanan bir durumdur. Bunun sorumlusu nimetler değil, kişinin kendisidir. Dolayısıyla bu tutumunu düzeltmediği takdirde karşılığını alacak olan da kişinin kendisidir.
Kadınları kendi cahil bakış açısına göre aşağılayan, yok saymak isteyen bağnazlar, etkileri günümüzde de görülen, kadın aklına uyulmaz türünden çirkin mantığında temsilcisidirler. Bağnazlar, kadınları toplumda etkili konumlarda asla görmek istemezler. Bu yüzden kadınların yönetici olmalarına karşıdırlar. Hatta kadınlarla istişare edilmesini bile kabul etmezler. Kadınların düşündükleri her şeyin yanlış olduğu, yaptıkları her şeyin hatalı olduğu gibi sapkın bir mantıkları vardır.
MEVZU HADİS“Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz. Kadınlarla istişare edin, onlara danışın ve onların söylediklerinin zıttını yapın.”
Kuran'a ve Peygamberimiz (sav)’in hayatına baktığımızda ise bunun tam tersini görürüz. Peygamberimiz (sav) döneminde kadınlar sosyal hayatın hemen her alanında yer almış ve hep ön planda olmuşlardır. Örneğin Efendimiz (sav)’in ilk eşi Hz. Hatice (ra), Mekke'nin en önemli iş kadınlarından birisiydi. Efendimizin (sav) de Hazret-i Hatice (ra)’ın ticaret kervanında çalıştığı birçok kaynak tarafından teyit edilmiştir. Efendimiz (sav) kadınların erkeklerle eşitliğini vurgulamış, hatta kadınların pek çok konuda daha önde olmasını teşvik etmiştir.
Asr-ı Saadet döneminde Peygamber Efendimiz (sav) kadınların eğitimine de büyük önem vermiştir. Kadınlar mescide gelip Efendimiz (sav)’in sohbetlerini dinliyor, bayram namazlarına katılıyorlardı. Efendimiz (sav) bayram hutbesini erkeklerin olduğu safta okuduktan sonra kadınların tarafına geçer ve bir kere de orada tekrar ederdi. Bu konuda Kuran da açıkça teşvik edicidir.
“Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah latiftir, haberdar olandır.” (Ahzap Suresi, 34)
Bağnazların her fırsatta dile getirdikleri ve İslam'la tamamen zıt olan yanlış uygulamaların hiçbir şekilde Resulullah (sav)’in hayatıyla ilgisi yoktur. Zira kendisi eşlerine gösterdiği sevgi, merhamet, kibarlık ve adaletle dönemin çok ilerisinde gerçek bir nezaket timsaliydi.
Eşleriyle koşu yarışları yapan, deveye binmeye çalışan işine eğilerek yardımcı olan, düzenlenen eğlenceleri izlerken başını omzuna yaslayan hanımını tebessümle seyreden bir Peygamberin ümmeti kadınlara asla kötü davranamaz.
Allah Resulü (sav) kadınlara Kuran ahlakının ışığında güzellikle, sevgiyle davranmış, onlara özgürlük ve hürriyet sağlamıştır. Bugün de İslam dünyasında olması gereken budur.
GÜNÜMÜZ İSLAM DÜNYASINDA KADINLARIN PROBLEMLERİ
İslam dünyasında kadının konumu günümüzde pek iyi durumda değil. Birçok ülkede kadınlar yeterince saygı göremiyorlar, sosyal hayata katılamıyor, hatta kim yerlerde en temel insani haklarından dahi mahrum bırakılıyorlar. Bu durum, önceki bölümlerde üzerinde durduğumuz gibi Kuran ayetlerine ve Peygamber Efendimiz (sav)’in yaşantısına uygun değildir. Çünkü İslam, kadınlara yönelik insanlık tarihinin ilk pozitif ayrımcılığını uygulamış, bizzat Peygamberimiz (sav)’in şahsında kadınları ön plana almış ve onları onore etmiştir. Buna rağmen günümüzde İslam dünyasında kadınların durumu hiç de iç acıcı değildir.
Şimdi gelin bazı İslam ülkelerinde kadınların yaşadıkları zorluklarla ilgili birkaç örneği birlikte inceleyelim.
Suudi Arabistan, kadın haklarında en sorunlu ülkeler sıralamasının başında yer alıyor.
Kadınların oy verme ve aday olma hakkı yok, araba kullanmaları yasak, kütüphanelere giriş kartları yok, erkekler onların adına kütüphaneden kitap alabilir. Durum o kadar vahim ki kadınların birçoğu kimlik kartına bile sahip değil. Bağnaz zihniyet değişmediği için yapılan göstermelik reformlar da ancak göz boyamakla kalıyor.
22 yaşın üstündeki kadınlara 2000 yılından itibaren kimlik verilmeye başlandı. Ancak hâlâ kadınların tümü kimlik taşımaya izinli değiller. Kimlik sahibi olmak isteyen kadınlar yasal olarak kendilerine veli tayin edilen kişilerden yani kocalarından, babalarından, erkek kardeşlerinden izin kağıdı almak zorundalar.
Yemen'de kadın hakları konusunda Suudi Arabistan'dan pek ileride değil. Ülkede beş kadın hapishanesi var. Yemen geleneklerine göre bir kadın hapse düşerse ailesi onu reddediyor ve maddi manevi tüm ilişkileri kesiliyor. Kadınların araba kullanmaları, oy vermeleri yasak.
Ülkede kadın haklarını savunan örgütler yıllardır büyük mücadeleler veriyor. Bazı konularda yönetici sınıfa isteklerini kabul ettirebildiler. Ancak halen birçok konuda standartların çok gerisinde olduklarını ifade ediyorlar.
Ülkede kadın haklarının en çok ihlal edildiği bölgeler kırsal ve taşra bölgeleri. Her ailenin en az 9-10 çocuğu var ve bu çocuklardan kız olanları henüz ergenliğine bile girmeden okuldan alınıyor yahut evlenmeye zorlanıyor.
Cezayir de kadın hakları konusunda sorunlu İslam ülkelerinden bir tanesi. Ülkede bu durum iki yönlü olarak işliyor. Örneğin tıp fakültesi okumak isteyen kadınların başörtüsü takmaları yasak. Ancak ülkenin bir diğer köşesinde kadınlar sadece tek gözlerinin görülebileceği bir tür çarşaf giyiyorlar.
Cezayir'de doktorluk yapan ve aynı zamanda tıp fakültesinde ders veren Fazilet Buamrane, başörtüsü yasağının nasıl işlediği konusunu yazar Ayşe Böhürler’e verdiği röportajda çarpıcı olarak anlatmıştır:
“Tıp okuyan kızların sayısındaki artışa, hatta kız öğrencilerin sayısının erkekleri aşmasına rağmen hastane idarelerinde ya da bakanlık idaresinde de bu artış geçerli mi sorusuna vereceğim cevap maalesef olumsuz olacaktır. Mesela hastane idaresinde kadınların sayısı hâlâ az. Cezayir'de tıp okumak isteyen kızlarımızın başörtüsü takmaları yasaklandı. Bu yaşadığımız savaşın bir sonucuydu aslında. Kadından başındaki örtüyü çıkarmaları ve ameliyathanelere uygun daha farklı bir elbise giymeleri istendi. Bu bir tür aşırılıktı. Yasaklar bir takım alanlarda hâlâ mevcut. Bu sadece tıp alanında değil, idari ve diplomasi alanında da var.”
Ülkenin bir başka bölgesinde, Gardaya'da ise kadınlar sadece tek gözlerinin görülebildiği bir çarşaf giyiyorlar. Örneğin öğretmenlik yapan kadınlar sadece kız öğrencilerin bulunduğu sınıflarda örtülerini çıkartıyorlar ve ders anlatıyorlar. Baskının getirdiği psikolojiden ötürü pek fazla konuşmak istemiyorlar.
İslam coğrafyasının bir diğer köşesine, Pakistan'a uzanalım şimdide.
2013'te ülkenin kuzeybatısındaki Hayber, Pahtun eyaletinde Mollalar, kadınların yanlarında bir erkek olmadan alışverişe çıkmalarını yasakladı. Yasağın nedeni ise bağnazlığın çarpıcı bir örneği.
Ramazan ayında erkeklerin dikkatini dağıtacakları endişesi.
Yasağın savunucularından olan sözde bir din adamı, kadınların Ramazan ayında sözde edepsizlik saçtıklarını, yalnız başına alışverişe çıkan kadınları yakalayarak polise teslim edeceklerini söylüyor.
İslam dünyasında kadınların en çok baskı gördüğü yerlerden biri de Afganistan.
Bölgede genel olarak hakim olan sert karakter, bağnaz köktenci aşiretlerin uygulamalarıyla birleşince ortaya çok vahşi manzaralar ve cinayetler çıkıyor. Afgan devrimci kadınlar örgütünün uluslararası basına verdikleri röportajlarda ülkedeki kadın hakları ihlallerinin ne kadar ürkütücü boyutlara ulaştığı acı şekilde görülüyor. Tabii ki röportajı veren örgüt temsilcilerinin isimleri olası cinayetleri ve tutuklamalara karşı gizli tutulmuş.
“Kızların eğitimine yönelik tehlikeler ve tehditler kazanımlardan çok daha fazla ağır basıyor. Okullar yakılıyor, kız öğrenciler, öğretmenler saldırılara maruz kalıyor, öldürülüyor. Tehditkar el ilanları kızların okula gitmesini önlemek için her yerde dağıtılıyor. Kızların bu şartlar altında öğrenim görmesi mümkün değil. Kaldı ki aşırı derecede düşük standartlardaki okullardan hiç bahsetmiyoruz bile.”
Afganistan'daki kadın hakları ihlalleriyle ilgili istatistikler ise ülkedeki baskının boyutlarını gözler önüne seriyor. Birleşmiş Milletler Kadınlar Kalkınma Fonu'na göre Afgan kadınlarının yaklaşık yüzde 90’ı okuma-yazma bilmiyor. Her üç Afgan kadından birisi fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalıyor. Afgan kadınlarının ortalama yaşam ömrü 44 yıl.
Kuzeydeki Paryan bölgesinde kadınların %80'i gündelik hayatlarında şiddet görüyor, sağlık, eğitim ve hukuk hizmetlerinden tümüyle yoksunlar. Tecavüz, yasalarda açık bir şekilde suç olarak tarif edilmiyor. Kadınların mülkiyet ve miras hakkı anayasal koruma altında değil. Kâbil dışında aşiretler tarafından kontrol edilen dini liderlerin ve yerel kültürün geleneklerinin geçerli olduğu bölgelerde recm yani taşlanarak idam edilme uygulanıyor.
Oysa Allah, kadınlar ve erkekler arasında asla bir ayrım olmadığını, insanların birbirine ise hep güzellikle davranması gerektiğini bildirmiştir.
“Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve adın cennetlerinde güzel meskenler vaad etmiştir.” (Tevbe Suresi, 72)
Müslüman, hatalı bir durumla karşılaştığında ise bu hatayı güzel sözle, nezaketle düzeltmekle yükümlüdür. Bağnazların iddia ettiği gibi, şiddetle ve baskıyla değil.
“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete elini de bilendir.” (Nahl Suresi, 125)
Tüm bu örnekler, Müslümanların bağnazlığın nasıl bir tahribat meydana getirdiğini görmeleri için yeterlidir. Müslümanlar için ölçü, Kuran ve Peygamberimiz (sav)’in hayatıdır. Resulullah (sav) kadınlara birer çiçek gibi özen göstermiş, değer vermiş, onları en güzel şekilde yaşatmıştır.
“Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar Allah'ın size emanetidir. Onlara yumuşak olun, iyilik edin.”
“Hanımıyla iyi geçinip şakalaşanı Allah sever, rızıklarını arttırır.”
“En üstün mümin, hanımına en iyi, en lütufkar davranan güzel ahlaklı kimsedir.”
(Müslim)
İslam dini insanları eşit olarak gören ve eşit muamele edilmesini emreden bir hayatı getirir. İslam'da kadınların hakları da erkeklerin hakları da korunmuştur. Kuran'a tam tabi olmak varken bağnazlık konusunda ısrarcı olmak Allah'ın razı olmayacağı bir yoldur. Kuran'ın emrettiği güzel ahlaka ters düşen bağnaz uygulamalar, Müslümanlara ezilme, geri kalmışlık, sıkıntı dışında bir şey getirmeyecektir. Bu durumun tek çözümü ise Kuran ahlakıdır. Allah'ın şefkatinin tecellisi olması niyetiyle Efendimiz (sav)’in güzel ve örnek ahlakıyla birbirine davranan müminler huzuru ve barışı kısa sürede bulacaklardır.
“Ey iman edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.” (Bakara suresi, 208)