Nuh tufanının arkeolojik yeri
"Hazreti Nuh" belgeselinden
NUH TUFANININ ARKEOLOJİK YERİ –Tufan’ın Arkeolojik Delilleri
Mezopotamya'yı etkisine alan Nuh tufanına dair bir iz bulabilmek için pek çok araştırma yapan arkeologlar bu büyük felaketin izlerini ortaya çıkardılar. Hem de dört şehirde birden. Bu şehirler Mezopotamya Ovası'nın önemli şehirleri olan Ur, Uruk, Kiş ve Şurup Pak'dı.
British Museum'dan R. H. Holtz ise, Ur şehrindeki ilk kazıyı yapan kişi olarak tarihte yerini aldı. Holtz'dan sonra kazıyı yürütme görevini devralan kişi British Museum ve Pensilvanya Üniversitesi tarafından ortaklaşa yürütülen bir kazı çalışmasına da başkanlık eden Leonard Woolley oldu. Woolley'in yürüttüğü ve dünya çapında büyük bir sansasyon yaratan kazı çalışmaları1922'de başladı ve 1934 yılına kadar devam etti.
Kazılar, Bağdat ile Basra körfezi arasındaki çölün ortalarında gerçekleşti. Ur şehrinin ilk kurucuları, Kuzey Mezopotamya'dan gelmiş olan ve kendilerine Uba-İdyen ismini veren bir halktı. Bu halka dair daha fazla bilgi edinmek isteyen arkeologlar çalışmalarının sonunda son derece çarpıcı kalıntılara ulaştılar. Bunlar, Ur şehrinin Krallar Mezarlığı'ydı. Mezarlıkta pek çok eşya vardı. Miğferler, kılıçlar, müzik aletleri, altından ve kıymetli taşlardan yapılmış sanat yapıtları. Ve en önemlisi de kil tabletlere şaşırtıcı bir ustalık ve beceriyle yüksek bir teknikle preslenmiş tarihsel kayıtlar.
Woolley, bu kayıtlara dayanarak kazıyı derinleştirmeye karar verdi ve büyük tufana ilişkin bir delille karşılaştı. Bu, suyun meydana getirdiği temiz çamurdu. Kazılar iki buçuk metre daha derinleştiğinde ise temiz kil tabakasının altından çanak çömlekler ortaya çıkmıştı. Sonuç belliydi. Bu veriler, tufanın etkilediği yerlerden birinin Ur şehri olduğunun apaçık bir göstergesiydi. Alman arkeolog Werner Keller, söz konusu kazının önemini şöyle ifade ediyordu:
“Mezopotamya'da yapılan arkeolojik kazılarda balçıklı bir tabakanın altından şehir kalıntılarının çıkması burada bir sel olduğunu ispatlamış oldu.”
Araştırmalar bir başka Mezopotamya şehri olan ve günümüzde Tall al-Uhaymir olarak isimlendirilen Sümerlilerin Kiş şehrinde devam etti. Bu şehir, eski Sümer kayıtlarında büyük tufandan sonra başa geçen ilk hanedanlığın başkenti olarak tanımlanıyordu. Bu şehirde de tufanın izleri vardı.
Tufanın kanıtlarının yer aldığı bir diğer şehir ise günümüzde Tel el-Far’ah olarak adlandırılan Güney Mezopotamya'daki Şurup Pak kentidir. Bu kentteki arkeolojik çalışmalar 1920-1930 yılları arasında Pensilvanya Üniversitesi'nden Eric Schmidt tarafından yürütüldü. Ve bu kazılarda, M.Ö. 3000-2000 Yılları arasında bölgede yaşayan bir uygarlığın izlerine rastlandı.
Çivi yazılı kayıtlardan anlaşılan oydu ki bölgede yaşayan halk kültürel olarak oldukça gelişmişti. En önemlisi de, bu şehirde de M.Ö. 3000-2900 Yılları civarında çok büyük bir sel felaketi yaşanmıştı.
Yine bir arkeolog olan Sir Max Mellow'un, Schmidt'in çalışmalarını şöyle anlatır:
“Schmidt, 4-5 metre derinlikte kil ve kum karışımı sarı topraktan bir tabakaya erişti. Bu tabaka, selle beraber oluşmuştu. Bu tabaka, höyük kesitine göre ova seviyesine yakın bir düzeyde yer alıyordu ve höyüğün her yerinde izlenebiliyordu.”
Tufanın yaşandığı kanıtlanan bir diğer şehir ise Şurup Pak'ın güneyinde yer alan Uruk kentidir. Günümüzdeki ismiyle Tel El Varka. Bu kentte de tıpkı diğer şehirlerde olduğu gibi bir sel tabakasına rastlanmıştır. Ve bu sel tabakası da yine M.Ö. 3000-2900'lü yıllarla ilişkilidir. Yapılan çalışmalara göre Tufan yaklaşık olarak doğudan batıya 160 km, Kuzeyden Güneye de 600 km'lik bir alanda meydana gelmiştir. Yani tüm Mezopotamya Ovası'nı kaplamıştır. Tufan anında Mezopotamya'yı boydan boya kesen Dicle ve Fırat nehirleri taşmış ve nehir suları yağmur sularıyla birleşerek büyük bir su baskınına neden olmuştur. Tıpkı Kuran-ı Kerim'de anlatıldığı gibi.
“Biz de, bardaktan boşanırcasına akan, bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de, coşkun kaynaklar hâlinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı, hükmümüzü gerçekleştirmek üzere birleşti.” (Kamer Suresi, 11-12)
“Gerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide biz sizi taşıdık.” (Hakka Suresi, 11)
