Yaşam ve Sağlık – 49. Bölüm, Dr. Mustafa Özateş, Radyoloji Uzmanı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Bu hafta programımızı Erel Aksoy’la birlikte hazırladık. Stüdyomuzda ise çok değerli bir konuğumuz bizlerle birlikte. Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özateş Hocamız konuğumuz. Hocam hoş geldiniz programımıza.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Hoş bulduk.
PINAR AKKAŞ: Bu hafta radyolojinin tanımı, radyoloji nedir, radyolojiyi hangi alanlarda kullanırız? Özellikle sizin ilgi alanınız olan ‘ikinci görüş’ diye bir yaklaşım var radyolojide ondan bahsedeceğiz.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Ben öncelikle böyle güzide bir kanalın böyle güzel bir programına davet ettiğiniz için sizlere çok teşekkür etmek istiyorum. Çok mutlu oldum.
Radyoloji konusu çok geniş bir konu. Tıpta hastalıkların önlenmesinde, erken tanısında, erken teşhisinde görüntüleme çok ciddi önem arzeden bir alan. Radyoloji derken tabii görüntülemeden aslında bahsediyoruz. Radyolojinin geçmişi 1895’te ilk defa röntgen ışınlarının keşfiyle başlıyor Bir Alman bilim adamı Wilhelm Conrad Röntgen röntgen ışınlarını keşfediyor. Tıbbi görüntülemede gerek röntgen, gerek diğer radyasyonla ilgili alanlar, işte tomografi, MR’la çalışan bilim adamları geçmişinde temelinde Nobel bilim ödülleri var. Çünkü dünya bilimine çok ciddi katkılar sağlayan yöntemler bunlar. Bu işi ilk bulan, ilk geliştiren insanlar hep Nobel bilim ödülü almış.
EREL AKSOY: Radyolojinin gelişiminde ama herhalde bilgisayarla birlikte çok büyük atılım yapmaya başladı her şeyde olduğu gibi. İşte tomografi, MR hepsi bilgisayar temelli sistemler. Ultrason evet. Onların olmasıyla birlikte hem detaya inme konusunda daha önemli katkılar elde edilmiş oldu. Radyolojiye baktığımız zaman aslında geçmişi çok fazla olan bir branş değil, dediğiniz gibi direkt röntgen dışında. Son yıllarda yaklaşık 30-35 yıllık bir hızlanma dönemi var son yıllarda. Ve tanı koymanın bekli patolojiyle birlikte en kritik noktasında bulunuyorsunuz Hocam.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Radyoloji hem teşhis koyuyor, hem tedavi edilmiş hastalıkların iyileşme sürecini takip ediyor kontrol filmleriyle, kontrol MR’larıyla, kontrol tomografilerle. Hem de bu tabii bizim çok az bildiğimiz bir alan belki de, ciddi bir ihtiyaç, ciddi bir boşluğu dolduran ameliyatlardan bile kurtaran bir alan var; gelişimsel radyoloji dediğimiz bir alanımız var. Burada biz görüntüleme yöntemleriyle MR ile, tomografiyle teşhis ettiğimiz kitlenin veya herhangi bir lezyon alanının patolojik olarak gerçekten ne olduğunu anlamak için biyopsi yapmamız gerekiyor. İşte bu görüntüleme yöntemleri eşliğinde gelişimsel radyoloji uzmanı arkadaşlarımız girerler, o lezyon hangi bölgedeyse -girilebilecek bölge olması lazım tabii- hangi bölgedeyse ultrason klavuzluğunda, tomografi klavuzluğunda, MR klavuzluğunda girip oradan, o kitleden parça alır ve patolojik olarak incelenmesini sağlarlar. Çünkü o küçücük bir parçayla doğu teşhis konulsun ki geniş ameliyatı ona göre doğru bir şekilde planlansın. Hangi bölgeye uzanmışsa, zaten kitlenin malign ya da benign, Türkçe olarak söylersek iyi huylu ya da kötü huylu olduğunu belirledikten sonra, biyopsi işleminden sonra cerrahi esnasında ne kadar bir alanın temizleneceğini planlıyor radyoloji.
EREL AKSOY: Hastalığın ondan sonraki sürecin nasıl devam edeceği konusunda hayati bir işlem yapılmış oluyor.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Peki nerede yapıyoruz bunu? Tiroid kitlelerinde yapıyoruz, karaciğer kitlelerinde yapıyoruz, meme kitlelerinde yapıyoruz bunu, girişimsel radyolojik işlemler. Onun dışında damarlarla ilgili hastalıklar var, girişimsel radyoloji sadece teşhis değil tedavi kısmında da kullanıyoruz. Ne yapıyoruz damarda; örneğin beyince AVM dediğimiz Arteriovenöz Malformasyon dediğimiz damar yumağı olan hastalarımız var. Veya anevrizma dediğimiz baloncuk hastalıkları var, bunların ameliyatsız, kafayı kesmesiz, damar içerisinden girerek, kateter vasıtasıyla girerek oranın tedavisini sağlama yöntemleri var radyolojik olarak. Veya bir damar tıkandı, boyunda bir damar tıkandı, kasıkta bir damar tıkandı, bacakta, kolda bir damar tıkandı onu işte bu girişimsel radyolojik yöntemlerle girip stent takarak açma imkanına sahibiz. Kardiyolojide de aynı yöntem kullanılıyor. Kanama durdurma yöntemleri de var.
EREL AKSOY: Onun dışında benim kendi branşım olarak miyomların küçültülmesi. Çok önü açık bir branş aslında. Klinik alana radyolojinin gidişi var herhalde.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Tabii, bizim öyle klinisyen olma gibi iddiamız yok. Bu bir ekip çalışması. Hasta klinisyenin, hasta bizim değil. Biz müdahale etsek bile klinisyenle ortak bir şekilde müdahale edeceğiz. Biz işlemimizi yaparız, yine takibi klinisyenle beraber yaparız. Klinisyenin elinden pastayı almamız diye bir şey yok çünkü ekip işi bu. Dolayısıyla mesela bu meme kanserlerinde çok meşhurdur, meme timi deriz mesela, orada genel cerrah, radyoloji uzmanı, patoloji uzmanı, onkoloji uzmanından oluşan böyle en az 4 kişilik tim olur. Ekip çalışmasıyla daha doğru teşhis, daha doğru tedavi yapılmaya çalışılır. Hasta için en uygun karar verilir.
PINAR AKKAŞ: Aslında tıptaki her uzmanlık dalının radyolojiyle birebir bağlantısı var. Hepsinde değil ama uzmanlık dallarında doktorlar radyoloji uzmanlarıyla ortak hareket etmek durumundalar.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Hastalara daha erken, daha doğru teşhis koyabilmek için, daha doğru tedavi yapabilmek için, tedaviyi daha iyi takip edebilmek için radyoloji uzmanıyla ne kadar yakın çalışırsa klinisyen arkadaşımız o kadar hastaya faydalı olmuş oluruz.
EREL AKSOY: Dilerseniz radyolojinin çeşitli ilgi alanı olan görüntüleme cihazları, görüntüleme yöntemlerinden bahsedelim. Hangileri var bunlardan kısaca bahsedelim, detayına daha sonra girelim isterseniz.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Radyolojide kullandığımız cihazlar önce drekt grafi. Direkt grafi dediğimiz işte röntgen filmi dediğimiz konular. Direkt grafi artık filme basılmıyor. Radyolojide artık hiçbir şey filme basılmıyor. Hepsi fotoğraflar gibi dijitalize oldu. CD’lere basılıyor, bilgisayar ortamına taşınıyor, çok ileri bir şekilde bilgisayarı kullanıyoruz. Teknolojinin ilerlemesi bize o yönden çok katkıda bulundu. Direkt grafiler herkesin bildiği akciğer grafisi, boyun grafisi, bel grafisi gibi, el, ayak, kafa değişik grafiler. Sinüzit için kullanılan grafilerimiz var. Bunlarda direkt grafiyi kullanıyoruz, halen kullanmaya devam ediyoruz, halen önemli bunlar.
EREL AKSOY: Peki direkt grafi önemini yitmeye başladı mı sizce, MR, tomografini daha fazla ön plana çıkmasıyla? Çoğu yerde görüyoruz klinik laboratuarda da böyle bir yöntemle bu şekilde teşhis konulabilecekken MR ve tomografi istemek yönünde yaklaşımlar da olabiliyor. Sizin görüşünüz nedir? Önce bir alt kademelerden geçirilmesi mi gerekir teşhis basamaklarında? Yoksa ileri aşamalara geçmekte bir sakınca var mı?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Hastalığa göre değişiyor. Şöyle; bazı hastalıklarda direkt grafiden başlamak lazım. Hastanın şikayetine ve klinik bulgularımıza göre bazı hastalıklarda direk MR’dan başlayabiliriz. Radyolojik algorithm diyoruz biz buna. Hangi hastalıkta hangi sıralamayala hangi tetkikler yapacağımızı ve bilimsel bir şey bu radyolojik algorithm diyoruz biz buna. Şimdi, direkt grafi hala önemini yitirmedi. En önemli sebebi şu; radyasyon az. Bakın MR’da radyasyon yok ama tomografide hala biraz radyasyondan bahsediliyor. Halen de radyasyon dozlarını düşürmeye yönelik makine üreten firmaların çalışmaları var. Direkt grafide hasta için çok fazla tomografi kadar zararlı değil, daha düşük dozlar kullanıyoruz. Çok önemli bir konu. Dolayısıyla direkt grafinin bir çok yerde hala kullanılması gerektiğini düşünüyorum ben. Ama ikinci basamakta, “kardeşim direkt grafi yeter, ileri tetkiği fazla şey yapmamayım” dememek lazım. Tabii ki tomografi çekilecek, tabii ki, MR da çekilecek. Ama öyle bir hastalık var ki diz ağrısı, omuz ağrısı veya beyinle ilgili özel bulgular MS hastalığı, bunlarda direk MR’a gönderilebiliyor. Ve akciğerle ilgili hastalık olabilir, onu akciğer grafisinden sonra akciğer BT öneriyorum. Mesela akciğerde MR kullanılmıyor zaten. Birincisi hareketli doku olması, birisi de o bölgenin anatomisinden ve kendi yapısından dolayı tomografinin daha iyi görüntü vermesi. Hareket onlardan bir tanesi.
PINAR AKKAŞ: Şöyle bir mantık var, yanlış olabilir; MR yumuşak dokuyu görüntüler, tomografi de kemik dokusunu görüntüler diye bir yaklaşım var, bu doğru mudur? Eğer öyleyse mesela akciğer yumuşak bir doku olmasına rağmen bazı durumlarda tomografi kullanılıyor ya da beyinde herhangi bir durum olduğunda tomografi tercih ediliyor, MR tercih edilmiyor. Bilmiyorum doğru söylüyor muyum? Yüzde 70-80’i doğru şöyle; beyin de tabii ki yumuşak doku, MR daha iyi ama kanama gibi, beyin kanaması gibi durumlarda tomografi tercih ediliyor. Kanamanın ilk teşhisinde ve takibinde. Ama bir damar tıkanıklığı düşünüyorsak, bir emboli düşünüyorsak beyinde, orada MR’ı da ön planda kullanmamız gerekiyor. Hastalığa göre teşhis yöntemlerini kullanmamız daha uygun. Akciğer için, akciğer havalı bir organ. MR hareketten dolayı iyi değil bir de havalı olan yerde MR iyi görüntü vermez. Havadan sinyal alamadığımız için iyi görüntü vermez. Onun için tomografi akciğerde tercih ediliyor. Kemik yapıdaysa bazı durumlarda, kemiğin korteksi dediğimiz asıl o sert tabakasıyla ilgili lezyonlarda tomografi iyi. Ama medüllas dediğimiz o içerisindeki kemik iliğiyle ilgili hastalıklarda ise MR daha iyi. İşte neyi aradığımızı bilirsek ona göre tanı yöntemlerini daha doğru kullanabiliriz.
EREL AKSOY: Teşhis isteyen klinisyen olduğuna göre de bu konuda bilgisinin iyi olması gerekir, değil mi ayrımı yapabilmek için?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Ben bütün klinisyen arkadaşların bunun ayrımını yapsınlar gibi bir iddiam yok bir de bize sorsunlar. “Benim şöyle bir hastam var, şöyle şöyle bulgular var, ben bunda hangi yöntem kullanırsam daha iyi teşhis koyarım, daha doğru teşhis koyarım” diye. Biz bundan hiç gocunmayız, her zaman her türlü bilgimizi paylaşırız. Radyologlar, ekip çalışması diyalogla güzel bir ekip oluşturulursa hastaya daha doğru teşhis konur diye düşünüyorum, bu sebeplerden dolayı.
EREL AKSOY: Bir arada karar vermek hasta açısından doğru sonuç olacaktır hem de güvenli sonuçlar olacaktır.
PINAR AKKAŞ: Şimdi acil durumlarda hız tabii ki çok önemli, o gibi durumlarda MR ya da tomografinin önceliği değişiyor mu? Çünkü MR daha bir uzun vakitte oluyor ama tomografi daha kısa sürede galiba değil mi? Çok acil vakıalarda böyle bir ayrımı nasıl yapıyorsunuz?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Acil vakıalarda da çoğu zaman tomografiyi kullanmıyoruz. MR önceden daha yavaştı, şimdi programları hızlandı ancak yine dönüp dolaşıp aynı noktaya geleceğim, hastalıktan hastalığa farklı olarak değişen bir biçimde görüntüleme yöntemlerini seçmemiz gerekiyor. Beyin kanaması acil değil mi? Beyinde damar tıkanıklığı da acil. Ama kanamada tomografiyi tercih etmemiz gerekiyor, damar tıkanıklığı düşünüyorsan MR’ı tercih etmemiz gerekiyor. Aynı anda yapabiliyorsak ikisini beraber yapmamız lazım. Önce tomografiye alırız, kanama varsa tamam yok kanama görmedik hemen MR’a aldık damar tıkanıklığı mı var diye. Çünkü ikisinin de klinik bulguları çok benziyor, çok yatkın. İşte onu klinisyenle radyolog mümkünse beraber oturup karar verecekler en doğru şeyi bulacaklar. Ama bir travma hastası acil, trafik kazası işte düşme, çarpma, vurma onlar direk tomografiyle daha doğru bir şekilde teşhisleri yapılabiliyor.
EREL AKSOY: İşte burada kritik soru herhalde radyasyon miktarı değil mi Hocam? Çok mu abartılıyor bu konu yoksa hassasiyet göstermekte insanlar haklı mı? Bir tahlil isterken, bir tomografi isterken radyasyon dozunun önemini çok daha fazla düşünmek mi gerekir, yoksa kar-zarar meselesi midir burada kritik konu?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Çok güzel bir konuya değindiniz Erel Bey. Ben öğrencilerime ve asistanlara da uyarıda bulunuyorum her zaman şöyle bir şey var; radyasyon vitamin değildir, radyasyon çok ciddi bir konu. Biz zaten doğal olarak çevremizde çok radyasyona maruz kalıyoruz. Bilgisayar ekranından tutun televizyonlara kadar, elektrik hatlarından tutun başka değişik elektrik ve elektronik elektriksel aletlerin oluşturduğu radyasyon var. Güneşin yaydığı radyasyon var değişik derecelerde. Bizim kullandığımız radyasyon x ışını bir elektromanyetik radyasyon. Değişik radyasyonlar var, radyasyonların hepsi tek bir çeşit değil. Partiküler parçacık radyasyonlar var, elektromanyetik radyasyonlar var. Bizim kullandığımız elektromanyetik radyasyon, radyolojide kullandığımız x ışını. Partiküler radyasyondan biraz daha az radyasyonu yani nükleer tıpta ku7llanılan radyasyondan biraz daha az radyasyon. Mesela radyoterapide kullanılan radyasyondan çok daha az. Ama yine de radyasyon bu zarar veriyor onun için o dengeyi korumak çok önemli. Yani öyle bir denge kuracaksınız ki, tamam ben hastaya radyasyon vereceğim ama bunun karşılığında bana bu hastalığın teşhisi için şu şeklide bilgi verecek diyebiliyorsak tamam onu kullanacağız. Yani bu zaten bilimsel yöntemler bunlar. Biz teknikten, teknolojiden kaçarak hastamıza zaten yararlı olamayız gerekirse kullanacağız ama gerekmeyene kullanmayalım. Benim hep üzerinde durdum konu o.
PINAR AKKAŞ: Evet, check up amaçlı kullanılacak bir yöntem değil.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Değil. Check up amaçlı, kontrol amaçlı mamografide kullanıyoruz bakın ama tomografiyi check up amaçlı şu ana kadar önermedi bilim insanlarımız. Ancak teknik teknoloji çok hızlı bir şekilde gelişiyor. Yeni çıkan tomografi cihazları bir akciğer tomografisine basit bir akciğer filmi dozunda çekebiliyor artık. Türkiye’ye yeni yeni gelmeye başladı bunlar ama çok kısa bir süre sonra yayılacak. Ondan sonra belki biraz daha gönül rahatlığıyla yapılabilir ama şu anda biraz daha dikkatli temkinli olmak gerekir diye düşünüyorum.
PINAR AKKAŞ: MR’da radyasyon yok ama değil mi?
MUSTAFA ÖZATEŞ: MR’da radyasyon yok.
EREL AKSOY: Mamografiden bahsettiniz Hocam. Onu dozu bildiğim kadarıyla akciğer grafisinden de daha az doz, o yüzden tarama yöntemi olarak herhalde kullanılabiliyor.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Evet tabii. Ama meme de çok hassas bir doku onun karşılığında. Çünkü hormona hassas bir yapısı var oradaki glandüler yapılar hormon etkisine çok açık ve devamlı değişen o hormon etkisiyle hücresel düzeyde değişimler yaşayan bir organ. Dolayısıyla radyasyon da bu tür dokularda, radyasyonun da dikkatli bir şekilde kullanılması gerekiyor. Bu yüzden mamografi cihazlarındaki kullandığımız radyasyon daha düşük dozlu radyasyon ve onu üreten, o makinenin içerisinde tüpü vardır röntgen tüpü, o üretilen tüpün içerisinde kullandığımız x ışınını oluşturan anot dediğim bir alanda oluşuyor, neticede tüp elektriksel bir işlemden sonra x ışını oluşuyor. Orada molipten dediğimiz özel bir anot kullanıyoruz ki memeye, meme dokusuna daha az zarar veren x ışını elde ederek, karakteristik x ışını dediğimiz x ışınlarını elde ederek o mamografi görüntülerini oluşturmaya çalışıyoruz ki en az zarar verelim. Çünkü mamografi çok küçük şekilde, milimetrik boyutta yeni başlamış tümörlerin yakalanmasında bizim için çok yardımcı bir yöntem. Dolayısıyla onu radyasyon var diye kullanmaktan geri durmamamız lazım.
EREL AKSOY: Hocam, o zaman mamografinin kullanım alanlarına değinelim isterseniz. Sizin öneriniz kimlere önerilmesi, ne sıklıkla çekilmesini öneriyorsunuz?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Mamografi, eğer şikayeti yoksa 40 yaş civarında başlatmak gerekiyor yıllık kontrollerle. Ailede bir meme hastalığı öyküsü yoksa anne, teyze, hala gibi kişilerde bir meme hastalığı öyküsü yoksa rutin çekimler yıllık, bazen eğer hiç şikayeti olmayacaksa 2 yılda bir bile yapmak daha yerinde olabiliyor. Bununla beraber daha genç yaştaki insanlarda, onlarda da meme şikayetleri olabiliyor, onlarda ultrason kullanmak gerekiyor. Çünkü memedeki parankim yapısı 35-40 yaşından sonra azalmaya başlıyor, yerini yağ dokusu alıyor. Gençken daha parankim ağırlıklı bir yapı var. O parankim ağırlıklı yapıların arasındaki lezyonu mamografi ancak o yağa dönüşüm başladıktan sonra daha güzel yakalıyor. Gençlerde ultrasonla beraber kullanmak gerekiyor ya da işte ergenlik çağındaki kızlarımızda da olabilir. Şimdi meme kanserleri 20’li yaşlara indi. Dolayısıyla onu kullanırken de hanım hastamızın ileriki dönemdeki meme sağlığını düşünüp ona göre gereksiz radyasyon vermememiz lazım. O dönemler çünkü meme daha hassas. Ergenlik dönemindeki kızlarımıza kesinlikle mamografi çektirmemek lazım, o çok önemli bir konu. 10-20 yaşların kadar mamografiden ultrason daha ön planda olmalı. Kesinlikle ultrason olması lazım, mamografi yok.
PINAR AKKAŞ: Hastanın durumuna ve yaşına göre değişmekle beraber hiçbir sorun yoksa mamografi için 40 yaş sınır olup, sonra 2 yılda bir duruma göre senede bir tetkikler mi önerirsiniz?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Evet. Ha şikayetleri olur o arada, erken yenilenebilir, 6 ay sonrada çekilebilir. Şikayeti yoksa 2 yılda bir, yılda bir takibi yapmak daha doğru bir yöntem.
EREL AKSOY: Yine radyasyonun etkilerinden bahsedecek olursak. Özellikle değinilmek istenen şu gruplar daha hassastır diyebileceğimiz bir grup var mı? En başta gelen herhalde hamileler bunu sayabiliriz ama bunun dışında diyebileceğiniz gruplar daha fazla etkilenir?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Çocuklar, bebekler. Radyasyona en hassas olan insan vücudunda hızlı değişim gösteren organlar diye bahsettik, işte nedir bunlar? Kemik iliği. Nedir bunlar? Testisler, yumurtalıklar ve anne karnındaki bebek ve yeni doğmuş bebekler. Bunlarda bölünme ve hücresel değişim çok hızlı oluyor. Hızlı değişen hücreler radyasyona daha hassas oluyor. Radyasyon orada daha fazla hasar oluşturabiliyor. Radyasyon ne yapıyor; hücre çekirdeğini bozuyor, genetik materyali bozuyor, kromozomları bozuyor. Onun zararlı etkisinin en önemli olduğu nokta oralar. Oralar bozulunca ne oluyor; bu sefer hastalıklar ortaya çıkıyor. Kromozomlar biliyorsunuz emir veriyor bütün vücuda. Enzimlerden tutun her türlü fonksiyona kadar oradaki şifrelerle gerçekleştiriliyor. Allah öyle mükemmel bir mekanizma kurmuş, bizim öyle bir şeye müdahale etme hakkımız yok. Gereksiz bir müdahale etmeye hakkımız yok yani. Dolayısıyla radyasyona dikkatli, o tür şeylerde çok dikkat etmek lazım. Bir de çocuk hasta, hamile hasta, genç kız bunlara film çekmeyelim mi? Gerekebilir, bütün hepsini kullanabiliriz ancak o hassas olan bölgeleri daha çok koruyarak. Hamile bayana MR çekilecek, onu koruyacaksınız. Tomografi çekmek gerekti diyelim, karnını bizim kurşun koruyucularımız var onunla örterek. Veya kız çocuk, gonadlarını kurşunla örterek. Veya erkek çocuk, testislerini kurşun koruyucularla kapatarak film çektirebiliriz. Film çekilmez diye bir şey yok ama daha çok hassas olan bölgeleri korumamız lazım. Öbür türlü hastalığına teşhis koyamayacağız hiç film çekmesek, çocuğa daha fazla zarar vermiş olacağız.
EREL AKSOY: Bu konuda da teknik elemanların herhalde çok büyük önemi kalıyor çünkü hastanın bunu bilmesi çok beklenecek bir durum değil. Radyolojide çalışan elemanların çok önemli yeri var herhalde, değil mi Hocam?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Kesinlikle. Oradaki teknisyenlerin çok iyi eğitilmiş olması gerekiyor. Çünkü bunun hukuki modikolegal sorunlar çıktığı zaman hukuk önünde de hesap verebilir birileri olması gerekiyor. Şimdi, yetiştirdiğimiz yeni teknisyen arkadaşlarımız, gençlerimiz bunları hep bilerek yetişiyor. Daha önce bu kadar mektepli teknisyen yoktu, o da bizim bir yaramızdı.
EREL AKSOY: Zararları da belki yeni öğrenilmeye başlandı Hocam.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Kesinlikle. Dolayısıyla bu radyasyon güvenliği günümüzde çok önemli bir konu ve çok dikkatli tedbirler alınarak işlerin yürütülmesi gerekiyor. Sadece hasta sağlığı yönünden değil, çalışan sağlığı yönünden de tedbirlerin alınması lazım. Bilirsiniz, film çekilen odanın duvarları kurşunla kaplıdır, üzerlerine kurşun önlük giyerler, kurşun boyunluk, kurşun gözlük, çalışma alanına göre takılır. Gevenlik tedbirleri insanın sağlığı hem çalışanın sağlı için, hem hastanın sağlığı için çok önemli. Ona dikkat etmek gerekiyor.
PINAR AKKAŞ: Sizin aynı zamanda pediatrik radyoloji uzmanlığınız var. Bu pediatrik radyoloji klasik radyolojiden farkı nedir?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Erişkin radyolojisiyle çocuk radyolojisi arasında şöyle bir fark var; erişkin zaten belli bir vücut şeklini almış çok fazla değişikliğe uğramayan bir yapı. Çocuk ise yeni doğduğunda farklı, beyni farklı, akciğeri farklı, eli ayağı farklı daha küçük, daha böyle fonksiyonları yeni yeni başlıyor. 1 yaşında farklı oluyor, 5 yaşında, 10 yaşında yani büyüdükçe vücudun yapısı hem görüntüleme anlamında hem fonksiyon ve hücresel anlamda çok hızlı bir şekilde değişen bir yapı. Dolayısıyla pediatrik radyolojide siz her yaş diliminin hastalıklarını ayrı ayrı bileceksiniz, ona göre her yaş diliminde çektiğiniz filmin nasıl görüntüleneceğini bilip teşhisi ona göre koyacaksınız. Mesela kemiklerde epifiz dediğimiz hatlar var mesela, doğduğunda kemikleşme devam ediyor. 1 yaşında kıkırdak var mesela, kol kemiği için diyelim, kemik belli bir bölgede başlıyor ama uçlar hala kıkırdak, onlar büyümek için açık kalmak zorunda ta ki ergenliğe kadar. İşte biz onunla hastanın yaşını bile tayin ediyoruz. Hukuki şeylerde mesela mahkeme bize gönderir, mührü vurur. Bu hastanın yaşı 18’i geçmiş mi geçmemiş mi, cezai ehliyeti var mı yok mu? Kemik yaşı dediğimiz şeyle biz onu tespit ederiz. Bu çocukluk çağının her şeyinin farklı bir görüntüsü olması işin hassasiyetini gerektiriyor.
PINAR AKKAŞ: Aslında başka bir uzmanlık dalı.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Kesinlikle.
EREL AKSOY: Her bir aşamayı ayrı ayrı bilmeniz gerekiyor. Radyoloji aslında başlı başına her şeyi bilmesi gerekiyor, beyinden ayak parmağına kadar diyelim. Klinisyenin bildiği ölçüde en azından bir miktar onun bildiği ölçüde hakimiyetiniz olması gerekiyor hastalık dilinde ki doğru teşhisi, tanıyı koyabilesiniz Hocam.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Evet.
PINAR AKKAŞ: MR çekilirken çok güçlü bir ses oluyor, onun mantığı nedir?
MUSTAFA ÖZATEŞ: MR çok karışık bir cihaz. Onun içerisinde grandyat dediğimiz görüntüyü oluşturacak bir yapı var. Onlar açılıp kapanırken gürültü oluşuyor, hasta rahatsız oluyor bundan. İşte önceden kulaklıkla falan değişik müzik falan dinleterek bunu çözmeye çalışırdık. Bu böyle müjde gibi bir şey olsun sayın seyircilerimize; şimdi sessiz MR’lar çıktı arkadaşlar. Silent MR, sessiz MR dediğimiz şeyler çıkıyor. Ses tabii sıfırlanmadı ama çok ciddi bir şekilde düşürüldü ses düzeyi. Çok önemli, çünkü rahatsız oluyor orada hasta. Zaten hasta bir de o gürültüyle.
PINAR AKKAŞ: Hem o güçlü ses oluyor, bir de hastaya hiç kıpırdamaması hareket etmemesi tavsiye ediliyor, o da teknik olarak gerekiyordur.
EREL AKSOY: Bir de hastayı ilgilendiren boyut olarak kapalı MR’lar var, açık MR’lar var onlar açısından, mesela açık MR’ların görüntü kalitesiyle kapalılar arasında bir fark oluyor mu Hocam?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Oluyor. Şimdi o hareketle ilgili kısımda da bazı şuuru yerinde olmayan hastalarımız için o hareket halindeyken bile görüntü oluşturan programlar çıktı şu anda ama rezolüsyonu düşük. Yani daha az kaliteli görüntüler elde ediyoruz. Hareket halinde bile olsa görüntü elde ediyoruz ama net değil. Ama acil şartlarda bunda damar tıkanıklığı var mı yok mu, hangi tür hastalık var en azından yoğun bakım hastasına ön teşhis, tanı koymak için programlar geliştirdiler. Hareket halen sakıncalı ama mecbur kaldığımız durumlarda kullandığımız şeyler var, bu bizim birinci uygulamamız. İkinci konu açık MR kapalı MR konusu. Şimdi klostrofobi dediğimiz bir olay var, kapalı alan korkusu bu psikolojik bir şey. Açık MR dediğimiz daha geniş, daha rahat, daha konforlu bir makine. Kapalı MR dediğimiz de 60 santim çapı olan böyle bir yuvarlak kanal. Şimdi 70’e falan çıkardılar, 70 santimlikleri çıktı onun, biraz daha gen,iş ama yine kapalı. Korkan adam 60 santimlikten de korkuyor içeri girdi mi sıkılıyor, 70’te de ama biraz daha rahat. İkisinin arasında şöyle bir far var; açık MR’ın sinyal gücü daha fazla 1,5 tesla dediğimiz güçte kapalı MR’lar, bunlar daha güçlü 1,5 tesla dediğimiz güçten başlıyor 3 tesla, 7 tesla araştırma amaçlı ilerliyor. Ama en ideal şu an günlük şartlarda kullandığımız 1,5 tesla makineler. 3 teslalar da kullanıyoruz, onlar biraz daha eğitim araştırma amaçlı üniversite hastanelerimizde kullanılıyor ama rutinde 1,5 tesla öneriyoruz. Bunlar hepsi kapalı MR. Açık MR dediğimiz de 0.2 tesladan başlıyor şu anda 1 teslaya kadar yapıldı bunlar. Görüntü oluşturabilme gücüyle ilgili bu tesla gücü dediğimiz. Gücü biraz daha düşük, görüntü kalitesi biraz daha az, çekim süresi biraz daha uzun, bunların çekim süresi de uzuyor dolayısıyla. Kapalı yere giremiyorsa hastamız tabii ki böyle bir cihazla da teşhis edilebilir, çekim yapabilir. Onunla bel fıtığını atlamazsınız, bir tümörü atlamazsınız. Yani çok ufak çok ayrıntılı bir değerlendirmeye ihtiyaç yoksa o makineler de teşhiste çok güzel yardımcı oluyorlar. Ama çok özel durumlarda, çok ayrıntılı inceleme gerektiren durumlarda işte 3 tesla dediğimiz kapalı MR’larla inceleme yapılması gerekebilir. Onlar tabii kullandığımız şeyler daha kısıtlı alanlar. Gerektiği zaman kullanılmak üzere 3 teslalarla da öneriyorum ben.
EREL AKSOY: Bir diğer konu da Hocam, radyolojik işleler sırasına kullanılan kontrast maddeler dediğimiz ilaçlar damardan verilen. Bunların zararı var mıdır, bunlar için ne diyeceksiniz Hocam?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Çok önemli bir konu. Radyasyon deyince tabii çok önemli, radyasyonun zararından bahsediyoruz. Kontrast maddeler de çok sık kullandığımız ilaçlar, bunların da riskli tarafları var. Bunlarsız olur mu, olmaz. Çünkü kontrast madde kullanmayınca damarı görüntüleyemeyebiliyoruz, tümörü görüntüleyemeyebiliyoruz. Veya bir enfeksiyon odağını göden kaçırabiliyoruz, onları kullanacağız. Veya işte normal bir. Mesela vasküler yapıyla komşuluğundaki bir lenf bezini ayıramayabiliyoruz onları kullanmazsak eğer. Kullanmak zorundayız bundan kaçış yok. Bazı işte fonksiyonel durumları araştırmak için dinamik incelemeler yapmak lazım, bunun için kontrast maddeyi kullanmak zorundayız. Nerede kullanmayız; hamilelerde kullanmayız, bazı böbrek hastalarında. Bu maddelerin çoğu böbrekten atılıyor. Böbrek hastalıklarında kullanmamamız lazım, alerjik durumlarda kullanmamamız lazım. Çünkü alerjik durum çok önemli bir alan çünkü. Bu ilaçların eski jenerasyonlarında alerji riskleri daha yüksekti. Şimdi yeni üretilen ilaçlarda alerji riskleri daha da düşürüldü ama hala var bu potansiyel.
PINAR AKKAŞ: Hala alerjik durum oluşabilir değil mi bu hastalarda?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Tabii. Bir de MR’da kullanılan gadolinyum içeren ilaçlar bazılarında daha yüksek olmak üzere özellikle böbrek hastalığı çok olan kişilerde gördüğümüz nefrojenik fibrozis dediğimiz hastalıklar ortaya çıkıyor ve bunlar ölümcül olabiliyor. Türkiye’de çok rapor edilmedi ama Amerika’da, Avrupa’da çok yaygın bir şekilde bunlar rapor ediliyor. Dolayısıyla bu ilaçları da kullanırken gerekmediği müddetçe kullanmamak lazım, dikkatli davranmak lazım. Böbrek hastasına kesinlikle kullanmayacağız diye bir şey yok, kullanmamız da gerekiyorsa hemen peşinden diyalize alacak şekilde vücuttan bir an önce onu atacak tedbirleri almamız gerekiyor. Ama belli çocukluk döneminde, bebeklik döneminde ya da hamilelik döneminde bunlardan hep kaçınmaya çalışmak gerekiyor.
EREL AKSOY: Hocam, ben sizin özel bir çalışmanızdan bahsetmek istiyorum. Belki izleyicilerimizden ihtiyacı olanlar da olabilir, herkesin oluyordur muhakkak. Bir doktordan görüş aldıktan sonra kafası karışanlar olabilir, başka bir görüş almak isteyen izleyicilerimiz olabilir. O konuda yaptığınız çalışmalarınız var, internet üzerinden verdiğiniz hizmet var. Ondan bahsetmenizi istiyoruz Hocam bir de.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Bu çalışma ikinci doktor görüşü çalışması. Dünyanın bir çok yerinde kullanılan bir yöntem. Türkiye’de radyoloji uzmanları diğer arkadaşlar gibi çok yoğun çalışan bölümler. Bu arkadaşlara klinisyenlerimiz de çok ulaşamıyor, hastalarımız hiç ulaşamıyor.
PINAR AKKAŞ: İlk siz mi kurdunuz Hocam bunu?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Online olarak ilk biz kurduk evet. Amerika’da çok yaygın olarak kullanılan bir yöntem. Türkiye’de bir ihtiyaç var. Nedir bu? Çok yoğun hastalarımız var. Bu yoğunluk altında daha doğru teşhis koymak için ikinci bir göze ihtiyaç var. Daha deneyimli bir hocanın fikrini alma çok önemli. Dolayısıyla insanlarımızın da böyle bir kaynağa kolayca ulaşabilmesi için internet ortamında şu anda dünyan kullandığı en güzel ortamlardan birisi. Radyolog Görüşü adı altında bir internet sitemiz var. Burada böyle bir hizmet sunuyoruz. Filmler artık hep dijital biliyorsunuz, internet ortamının bizim sistemimizden çok kolayca yükleyebiliyor hastalarımız ve bizden ikinci doktor görüşü alabiliyor, teyit ediyor. O yüzden “bu teşhis doğru” diyoruz bu çok önemli. Ya da “ben bunda böyle bir şey düşünüyorum, önerim bu” deyip bir öneride bulunabiliyoruz. Hastalar için gerçekten yol gösterici oluyor. Çoğu zaman hayati anlamda bir yol gösterici olabiliyor. Hastalarımızla telefonla görüşüyoruz, gerekirse bir araya gelip yüz yüze görüşebiliyoruz, bilgi veriyoruz. Ve onların sıkıntılarını, hastalıklarını çözmeye bizim de katkımız oluyor. Dolayısıyla çok hoş bir iş. Türkiye’de ilk olmanın verdiği mutlulukla heyecanla bu işimizi devam ettiriyoruz.
EREL AKSOY: gerçekten güvenlik olayı çok önemli. Doktorun okumasından önce teknisyenin belki yeterli düzgün dozda çekmesi, yeterli teknikle çekim yapması, doktorun okuması. Sekretarya işlemlerinden tutun bir zincir halinde güvenlik sisteminin çok iyi oturtulması lazım. Bunun üzerine bir de yoğun çalışma temposu da eklenince hata yapma olasılığı da artıyor. O konuda ikinci görüş almakta önemli bir seçenek olabilir.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Özellikle kanser hastalıkları artık ciddi bir şekilde yaygınlaştı. Kanser hastalarında da erken tanı, erken teşhis, doğru teşhis çok önem arzediyor. Yani bir cerrah olarak bir ay önce gelen hastayla üç ay sonra gelen hastanın tedavisinin ne kadar değişebildiğini takdir edersiniz. Dolayısıyla zamanında hastanın telhisi konursa, doğru bir teşhis konursa, doğru bir cerrahi tedaviye, medikal tedaviye yönlendirilebilir. Ya da ikinci doktor görüşü sonrası ameliyata gidecek hastaların ilaçla da tedavi olabileceği ortaya konulabilir. Dolayısıyla farklı bir görüş hasta için daha konfor olur, hem ekonomik olarak daha avantajlı olur. Ve dünyanın kullandığı bir yöntem, Türkiye’de de ben daha çok gelişeceğini tahmin ediyorum. Daha geniş alanlara yayılacağını tahmin ediyorum. Çünkü bu ihtiyacımız.
PINAR AKKAŞ: Çok yoğun talep oluyor mu hastalardan?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Çok yoğun talep var. Çünkü artık hastalarımız çok bilinçli. Birine işte diyorsunuz; “senin belinde fıtığın var ameliyat olman lazım.” Öbür hastaya diyoruz ki; “senin dizinde menisküs hasarı var” veya “kansersin” Allah korusun. Hemen giriyor internete, herkes bilinçli artık. Doğru mu acaba, doğru teşhis konuldu mu. Yani böyle ciddi bir teşhisle karşı karşıya kalıp da ikinci bir doktora gitmeyen bir hasta ben duymadım şimdiye kadar. Belki radyologa ulaşamadıkları için gelmiyorlardır.
EREL AKSOY: Önerilen bir şey belki de ikinci bir görüş alması, ciddi bir karar öncesi.
MUSRAFA ÖZATEŞ: Kesinlikle. İşte bir beyin cerrahına gidiyordur hastamız, onun koyduğu teşhisten sonra acaba diğer beyin cerrahına. Bir ortopedisyene soruyordur, ondan diğerine soruyordur ama radyoloğa gidemiyordur. Benim filmimi nasıl okumuş bir bilgi alayım diye ulaşabilme imkanı çok düşük radyologlara hastaların. Biz böyle bir kapı açtık, radyologlara da istediklerine artık ulaşabiliyor hastalarımız.
PINAR AKKAŞ: Zaten genelde radyolojide bir rapor veriliyor. Radyoloji uzmanıyla da hakikaten birebir görüşme imkanı o kadar çok olmuyor. Bu vesileyle istediği soruları size sorabiliyorlar değil mi?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Kesinlikle. MR’la ilgili soruyor. Şimdi bir klinisyen arkadaşa MR’la ilgili hasta soru sorduğu zaman tatmin edici cevap alamayabilir. Özel ilgi alanı olan arkadaşlarımız tabii ki bilirler. Çünkü kendi alanlarında görüntülemesi de tabii ki çok iyi biliyorlar iyi bir şekilde. Ama tekniğe ayrıntıya girdiğimiz zaman, radyoloğa sorduğumuz zaman biraz daha tatmin edici bilgiler alırlar diye düşünüyorum. Hasta da tatmin olur klinisyen de. Çünkü klinisyen arkadaşların da soruları oluyor. Yani önüne geliyor bir film rapor tamam, kendisi de bakıyor, alanı, çoğu zaman anlıyor ama ciddi durumlarda klinisyen arkadaşımız da daha deneyimli radyoloğa danışma ihtiyacı hissediyor. Ben bunu yurt dışında Amerika’da hastanelerden birinde yaşadım. Bir beyin cerrahi profesörü oranın meşhur üniversitelerinin birinde geldi elinde film, radyoloji asistanı, “rica etsem şu filme bakar mısınız, değerlendirir misiniz” diye. Ben şaşırdım tabii, bizim Türkiye’deki alışkanlıklarımıza hiç benzemiyor. Bilmiyor mu adam biliyor ama orada bir radyologla paylaşıp daha doğru bir şey almaya çalışıyor, hastasına daha yararlı olmaya çalışıyor. Hele bir de radyoloji profesörüne sorsa dama daha güvenir. Çünkü onun hukuki yaptırımlarını biliyorsunuz yurt dışında batıda ne kadar ciddi yaptırımlar var. Türkiye’de de aynı şeyler başladı artık. Bizim hekim olarak da artık teşhislerimizde çok dikkatli olmamız gerekiyor, tedavilerimizi yönlendirirken. Çünkü hasta mahkemeye veriyor, “bana yanlış teşhis konuldu” diye hakkını arayabiliyor. Arasında zaten.
PINAR AKKAŞ: Radyolojiyle ilgili her türlü hizmetle ilgili sorulara cevap veriyorsunuz değil mi? Tomografi MR dışında da diğer bütün görüntüleme yöntemleriyle ilgili sorulara cevap veriyorsunuz.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Bütün, mamografi, ultrason tabii.
EREL AKSOY: Peki, bir hasta diyelim ki kendi iradesiyle görüntüleme merkezini seçecek veya bir yere başvuracak, ona ne önerirsiniz, o hastaya nelere dikkat etmesini tavsiye edersiniz?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Ben şunu tavsiye ediyorum; önce orada kullanılan cihazın güncel bir teknolojiye sahip olup olmadığını soruştursun hastamız. O çok önemli, yani MR cihazı diyoruz, tomografi cihazı diyoruz tek bir çeşit değil, çeşit çeşit çok farklı özelliklere sahip olan makineler var. Yani hastalığına göre kendisinin daha doğru tanısının konabileceği cihazları bulması gerekiyor. Hasta bunu nasıl ayırt edecek? Ayırt edemeyebilir, biraz zor olabilir. Ama ciddi bir durumda en iyi makineyi, kaba tabirle söyleyecek olursak en yeni makine, en yüksek teknolojiye sahip makine hangisi diye internette de araştırsa, bizlere de ulaşsa hep öneririz. O makineyi seçip ona girmesi. Tabii ki ben bir de çok yoğun olan yerlerde bu işlerin yaptırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Yani eğer hastanın kendi seçme imkanı varsa çekim yaptıracak yeri az yoğun olan yerleri seçmesini tavsiye ederim. Çünkü yoğunlukta bir çok şey atlanıyor, bir çok şey daha az hassasiyet göstermek zorunda kalabiliyor arkadaşlar. Bugün mesela hizmet alımı diye bir yöntem var, güzel bir yöntem, ben de faydalı buluyorum. Ama yeri geliyor bir makinede 150-200 tane filmin çekildiğinden bahsediliyor. Tabii bu ister istemez kaliteyi etkiliyor. Dolayısıyla daha az film çekilen, daha az butik yerler tercih edilirse teşhiste hastamız için daha yararlı olabileceğini düşünüyorum.
PINAR AKKAŞ: Son olarak şunu sormak istiyorum. Bu MR, görüntüleme merkezlerinde genelde çok ciddi fiyat farklılıkları da oluyor. Bu farklılık neden kaynaklanıyor?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Ben o farklılıkların işte kullanılan cihazdan başlayın verilen hizmete kadar bir çok formaliteden kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü cihazların yatırım maliyeti çok farklı. 500 bin euroya da MR alabilirsiniz şu an Türkiye’de, 2 milyon euroya da MR alabilirsiniz. Bakın arada çok ciddi bir fiyat farkı var. En yeni makine, en yüksek teknolojiye sahip araştırılsın derken bunu kast ettim aslında ben. İleri teknoloji makinelerin yatırım aletlerinin tabii ki maliyetleri de çok yüksek. Dolayısıyla rekabet şartları içerisinde ‘ben iyi bir hizmet vermek istiyorum, doğru kaliteli çekimler yapmak istiyorum, en yüksek bilimsel düzeyde bu işi yapmak istiyorum’ diyen merkezler daha büyük paralarla yatırım yapıyor. Dolayısıyla çekim ücretlerini de ona göre ayarlamak zorunda kalabiliyorlar.
EREL AKSOY: Hocam, ultrasona pek değinmedik. Ultrasondan biraz bahsedelim isterseniz. Radyasyon tehlikesi olmayan dallardan bir tanesi herhalde. Peki ultrasonun zararı var mı bilmediğimiz, değinmek istediğiniz? Mesela doppler var ultrasonun yan dalı olarak. Renkli doppler olarak daha çok biliniyor, onun zararı var mı?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Ultrason benim en çok sevdiğim alanlardan biri, hepsini çok seviyorum. Ultrason radyasyon olmadığı için, MR’da da yok. Bizim görüntülemede MR ve ultrasonda radyasyon yok. Diğerlerinde x ışını kullanıyoruz. Dolayısıyla bu iki alanı daha çok seviyorum. Tomografide o kadar harika görüntüler, harika şeyler oluşturuyoruz ki bu bilgisayar programlarıyla multislayt grafi dediğimiz onlar da çok mükemmel. Ultrasonu teknik, teknolojik olarak müthiş gelişmeler yaşadığı, 4 boyutlu görüntülemeler oluşturma imkanına sahip artık. Anne karnındaki çocuğu sanki karşımızda birebir görüyormuşuz gibi görüntüler veren bir yapısı, sistemi var. Ve radyasyon yok bir zarar yok. Şu ana kadar bilinen bir zararı gösterilememiş. Dopplerlerle damarsal yapıları, damar içerisindeki kanın akımını, damar duvarındaki bir erken evrede bile olsa ateroskleroz dediğimiz damar sertliği başlangıçlarını gösterecek veya damarın bir çok patolojisinde ne varsa ayrıntılı olarak değerlendirebileceğimiz dony invaziv dediğimiz, zararsız dediğimiz bir yöntem, hadyasyonsuz, zararsız hastaya zarar olmayan. Burada bizim dikkat etmemiz gereken tek şey var; ultrason kullanıcı bağımlı bir yöntem. Onu yapan doktora, radyoloğa çok güvenmemiz lazım. O işte deneyimli bir radyolog olması. Biliyorsunuz radyoloji geniş bir alan. Bazı arkadaşlarımız tomografide çok deneyimli bazıları MR’da, bazıları bilimsel radyolojide, bazıları ultrasonda. Ben ultrasonda deneyimli arkadaşlarla bu işin yaptırılmasını öneriyorum. O kadar güzel görüntüler, o kadar doğru teşhisler konuluyor ki, işte meme ultrasonu, tiroid ultrasonu, abdomen, jinokolojik, obstetrik, kadın doğumla ve çocukla ilgili ultrasonlar, varisler, büyük damarlardaki damar sertliği ateroskterik değişikliğin gösterilmesi veya böbrek kaynaklı tansiyonlar var, renal hipertansiyon dediğimiz, orada böbrek arterindeki daralmanın neden olduğu tansiyon şeyleri onların gösterilmesi çok harika yöntemler. Bunları kullanmak lazım, uygulamak lazım. İlk adımda nasıl röntgeni kullanıyoruz, ciddi hastalıkların teşhisinde ilk adımda da ultrasonu kullanmak lazım. Özellikle demin saydığım bölümlerde bunları kullanırsak hem hastaya az zarar vererek, hem doğru teşhisler, az zarar değil zararı yok, doğru teşhisler koyabiliriz.
EREL AKSOY: Bir de sizin dalız olarak görüş, ikinci bir görüş alam imkanı da pek fazla olmuyor ultrasonda. Eğer atlanan bir durum olursa geri dönüp tekrar çekilmesi gerekiyor. Mesela bir MR’da tomografide görüntüler kayıtta olduğu için ikinci, üçüncü bir kişiye gereğinde danışılabiliyor ama ultrason öyle değil. O yüzden deneyim herhalde çok daha önemli olacak.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Bir de ultrason çekilirken bol görüntü kaydettirmek lazım. Ultrasonda da yeniden bir ultrasona girmemek için, doktor görüşü alabilmek için doktorunuza diyeceksiniz ki, “benim görüntülerim karaciğerim, safra kesem, dalağım, böbreğim bana CD’ye kaydedip verir misiniz” çok kolay dijital hepsi. Onu bile ikinci bir doktora gösterdiğinizde size bazı konularda yardımcı olma ihtimali var. Hareketli görüntüler de kaydedilebiliyor, sinegörüntüler dediğimiz film şeklinde görüntüler kaydedebilir. Çok harika bir cihaz, kullanmak lazım.
PINAR AKKAŞ: Sizin son olarak ilave etmek istediğiniz bir şey var mı Hocam?
MUSTAFA ÖZATEŞ: Ben şunu ilave etmek istiyorum; görüntüleme yöntemleri teknik ve teknolojiyle başa baş ilerleyen, çok hızlı bir şekilde ilerleyen bir alan. Tıbbi görüntüleme, radyoloji dediğimiz alan, burada radyasyon var diye korkmamak lazım. Korunma tedbirlerine dikkat ederek bu yöntemleri kullanmak lazım. Çünkü korkmanın faydası yok. Doğru kullanıldığında bize çok yararlı bilgiler sağlayan, vücudumuzun gözle göremediğimiz en ince noktasına kadar bize gösteren cihazlar bunlar. Bunları kullanmak gerekiyor. Hastaya zarar vermeden, ihtiyaca göre, hangi hastalıkta neyi kullanmamız gerektiğini bilerek kullanırsak hem hastamıza çok faydalı olmuş oluruz, hem ülke ekonomisiyle ilgili şeylerde bunlar. Çünkü çok pahalı cihazlar bunlar, devlette de olsa, sektörde de olsa, hasta sigorta da ödese, hasta cebinden de ödese bunlar çok ucuz kullanılacak yöntemle değil. Ama yerine göre ihtiyaç halinde hepsini kullanmaya çalışmak lazım ki insan sağlığından daha önemli bir şey yok. Çünkü bedeli yok bunun. Allah insanı en güzel bir şekilde yaratmış. En güzel şekilde olan bu insana da güzel bir şekilde hizmet etmek bizim görevimiz. Manevi anlamda da görevimiz. Bizim bu hizmeti de yerin getirebilmemiz için de işte böyle argümanları doğru bir şekilde kullanarak işin manevi tatmin kısmında da bulunmamız her zaman güzel olur diye düşünüyorum.
PINAR AKKAŞ: Vicdanlı olmanın da bir gereği zaten çok önemli tabii ki söyledikleriniz. Çok teşekkür ederiz Hocam.
EREL AKSOY: Çok teşekkür ederiz, ayağınıza sağlık Hocam çok güzel bilgiler verdiniz bize.
MUSTAFA ÖZATEŞ: Ben teşekkür ediyorum.
PINAR AKKAŞ: Hem de çok güzel bir dille anlattınız, mutlaka izleyenlerimiz de çok faydalanmıştır, inşaallah.
Bir programımızın daha sonuna geldik. Bu hafta çok değerli bir konuğumuzu ağırladık. Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Özateş Hocamız bizlerle birlikteydi. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere hoşça kalın.
http://a9.com.tr/izle/195434/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---49-Bolum-Prof-Dr-Mustafa-Ozates-Radyoloji-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500