Yaşam ve Salık – 48. Bölüm, Dr. Emel Gökmen Nörolog
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız programımızın bu hafta çok değerli bir konuğu bizlerle birlikte. Baş ağrıları konusunda, özellikle migren konusunda farklı bir yaklaşımla uzmanlığını geliştiren ve devam eden doktorumuz Nörolog Emel Gökmen Hocamız bizlerle birlikte. Hoş geldiniz programımıza.
EMEL GÖKMEN: Hoş bulduk.
PINAR AKKAŞ: Sizin özellikle migren ve baş ağrıları konusunda uzmanlığınız ve baş ağrıları çeşitleri. Bel ve boyun ağrıları, fıtıkları, değil mi? Onun dışında baş dönmeleri var galiba.
EMEL GÖKMEN: Evet, kulak çınlamaları. Belli hastalıklar konusunda yoğun ve spesifik çalışıyorum uzun yıllardır. Onların nedenleri bulup nedenlerini çözüp, onlarda daha böyle etkin tedavi sağlama yönünde çalıştığım için birazcık uzmanlığım nörolojik uzmanlığından spesifik baş ağrısı uzmanlığı gibi bir yönelimim oldu.
PINAR AKKAŞ: Özellikle migren konusunda çalışmalarınız farklı, farklı bir yaklaşımınız var, değil mi?
EMEL GÖKMEN: Çok doğru. Çünkü migren binlerce yıldır tedavi edilemez bir hastalık olarak biliniyor. İlaçlarla bir noktaya kadar kontrol edilebiliyor. Ondan sonra o insanlar çok büyük sıkıntı yaşıyorlar, ilaçlarla da kontrol edemeyen insanla. Ve nedeni bilinmeyen sebepsiz bir hastalık gibi sunulduğu için ben de belki çocukluğumdan beri migrenden çok çektiğim için hepsi birleşti ve migren konusunda spesifikleşme gelişti. Ama beraberinde bel-boyun ağrılarında da yani cerrahi, fizik tedavi, belli tedaviler dışında da farklı bir yaklaşımda hastalara ek olarak yardımcı oluyorum. Migren gibi bir vertigo ve kulak çınlaması var, özellikle kulak çınlamasında da işte ‘bununla yaşamayı öğreneceksiniz’ deniliyor hastalara, aynı şekilde migrende de söyleniyor. İşte ‘onu yeme, bunu yeme, dikkat et, bununla yaşamayı öğren’ deniliyor. Nedeni bilinmeyen hastalıklar grubunda. Kulak çınlamasında da işte beyinde veya kulakta herhangi bir şey yoksa yine aynı şekilde kaderine terk ediliyor. O nedenle o hastalık da dikkatimi çekti. Biraz da ben 2004 yılından buyana ilaç dışı tıpla uğraşıyorum, biraz daha farklı çalışıyorum. Bana bu hastalar daha çok baş vurdu. Hepsi birleşti bu alanda bir spesifikleşme gelişti.
OKTAR BABUNA: İsteseniz migrenin tanımıyla başlayalım. Migren nedir, nasıl bir ağrıdır? Nasıl diğer baş ağrılarından ayırt edilir?
EMEL GÖKMEN: Aslında migreni yaşayan herkes biliyor. Ama şöyle bir yanlış bilgi var; migrenin bir baş ağrısı olduğu noktasında bilgi var. Evet, migren baş ağrısının en can sıkıcı ve en sıkıntılı problemidir ama migren bir baş ağrısı değil bir hastalıktır. Aslında bir otonom sisteminin, vücudun çalışmasını yöneten bir sinir sistemi çalışmasının bir dönem, bir ara atak halinde altüst olmasıdır. Migrende ne olur? İşte kafadaki damarlar genişler başımız ağrır. Bazen önce büzülür o zaman görmeme veya bir yerimiz uyuşabilir ama bu auralı migren dediğimiz gruptadır. Yaygın olan migren de şiddetli zonklayıcı, çoğunlukla yarım baş ağrısı yapar. Bağırsak hareketleri yavaşlar, bulantımız olur. Genel bir yorgunluk, bir sıkıntı, ruh sıkıntısı, yorgunluk hali, terleme benzeri şikayetler oluşabilir. Bunların hepsinin bütünü migrendir. Migreni diğer baş ağrılarından ayırt edebileceğimiz en temel özellik; migren çok şiddetli bir ağrıdır. Ve günlük yaşamı sürdüremeyecek kadar şiddetli bir ağrınız varsa migren aklınıza gelmelidir. Ama bunu derken çok şiddetli tehlikeli baş ağrıları var, beyindeki anevrizma, beyindeki bir baloncuğun kanaması vertebral arter, beyin damarlarıyla veya o tür hastalarda problemlerde de çok şiddetli baş ağrısı olabilir onu da söylemekte fayda var. Onu nasıl ayırt ederiz? Diğerlerinde beyninizde bomba patlamış gibi olur. Migren de çok şiddetlidir diyoruz ama o ona göre daha yumuşak. Yani sizi bu kadar yaşamsal bir ölümle karşı karşıya getirecek kadar şiddetli değildir. Diğerleri zaten çok nadir olur. Onun dışındaki şiddetli baş ağrılarında migren akla gelmelidir. Hele ki bulantı ve benzeri bulgular, işte gözdeki ışıklı noktalar gibi bulgular eşlik ediyorsa. Yaygın olan bir diğer baş ağrısı da gerilim baş ağrıdır ama onun özelliği tüm başta olur. Genel sıkışma basınç tarzındadır, günlük yaşantıyı bloke etmez. Günlük yaşantımızı sürdürebiliriz.
PINAR AKKAŞ: En tipik özelliği migrenin baş ağrısı. Baş ağrısı olmayan bir migren var mı?
EMEL GÖKMEN: Var tabii.
PINAR AKKAŞ: Ve tabii baş ağrısı olduğu için beyin kaynaklı olduğu düşünülüyor, halbuki otonom sinir sistemiyle ilgili olduğunu söylediniz. O yüzden baş ağrıları yani migren tedavilerinde halk arasında şöyle bir mantık var, aslında ben de aynı kanaatteyim; tedavisi olmuyor, geçmeyen bir mantık gibi düşünülüyor. Fakat sizin bu yaklaşımınız, Gökmen Yaklaşımı diye galiba literatürde, değil mi?
EMEL GÖKMEN: Evet öyle oldu.
PINAR AKKAŞ: Bu yaklaşımda Aslında öyle Bir şey yok, tedavi edilebiliyor değil mi? İzleyenlerimize biraz bundan bahsedebilir miyiz?
EMEL GÖKMEN: Sondan alıp başa doğru gideyim soruyu. Şimdi, uzun süredir çalışmalarım sonrasında söylediğim bir şey, artık çözülebileceğini, işte böyle bir şey olduğunun kitabını da yazdım. Baya 5000’den fazla vakıa üzerinden yazdığım bir şeydi. Çözmesem yazmam öyle bir şeyi zaten, bu işin çözümü var. Ama gerçekten de binlerce yıldır migren, yazılı tarihin ilk olduğu yıllardan buyana bütün kaynaklarda, işte Mısır papirüslerinde, böyle ilkel dönemde ekolojik bilgilerinde her şeyde migreni ve baş ağrısıyla ilgili. O zamanlar kafa deliyorlar trepanasyon diyoruz biz o tür şeyler var. Bütün tarihte bu çözülemediği için şimdi çözümü var deyince gerçekten de biraz şey oluyor ama yapılabilecek şeyler. Çünkü bilim çok ilerledi. Bilimi doğru kullanırsanız yapılıyor. Şimdi migrenin nedenini bulmakla ilişkili bir şey ve çünkü gerçekten de migrenin, beyini kendisinin ağrı duyusu yok. Ağrıyan ne; beynin zarları, kafatası, saçlı derimiz, kaslar, buradaki damarlar. Migrende de biliyoruz ki buradaki damarlar genişleme oluyor. Ama genişleme burada oluyor diye bunu başlatan neden ne? Şimdi son yüzyıldaki çalışmalar, nörosens çalışmalar hep beyindeki o belli sinir hücreleri arasındaki ilgili maddelerin değişimleri, o maddelerde azalma, artma çünkü sinir hücreleri arasında bilgiyi taşıyan hücreler var, bizim…. dediğimiz onlarla ilgili çalışmalar yapılıyor. Ama ben farklı bir vizyondan baktım, farkı öyle geliştirdim. Çünkü migrendeki olay, otonom dediğimizi bizim iki sinir sistemimiz; beyin, omurilik sistemimiz var bir de otonom dediğimiz aslında birbiriyle bağlantılı ama otonom adı üstünde kendi otonomisi olan, kendi çalışan bütün bedenimizi yöneten network ağımız var. Bu tamamen böyle kablo gibi sinirler değil de tamamen biyoelektriksel düzeyde, mikrovoltlar dediğimiz düzeyde hücrelerin elektriksel potansiyeli ve onunla birlikte oluşan bir network. Bunu şöyle açıklayabiliriz; benim boğazımda mikrop olduğunu buradaki kemik iliğim nerden anlayıp beyaz kan hücresi yapıp oraya gönderecek? Bu network sayesinde oluyor bunların hepsi, oradaki elektriksel değişimlerle oluyor. Ben işte bu iltihaplanmalar, ameliyatlar, diş çürüklerinde herhangi bir yerlerde o networktaki hasarlar oluyor. Bunlar Alman nöral terapiyle, Alman Huneke kardeşler bilim dünyasına, tıp dünyasına kazandırdıkları bozucualan teorisiyle ortaya çıkmış. Bozucualan deniliyor o networkun bozulan yerler, o da sistemi zaman zaman etkileyebiliyor. Kimde etkiliyor? Bazen boğaz iltihabı oluyor, bazen sezeryan ameliyatı oluyor, bazen bir diş çürüğü oluyor, benim hastalarımda bulduğum nedenler. Bunlar herkeste var. Genetik yatkınlı olan kişide, migrende genetik yatkınlığı biliyoruz, birebir olmasa bile. Mesela migrenli annelerin yüzde 70 oranında çocuklarında migren gelişiyor. Ailede çoğunlukla migren öyküsü vardır. Bizim ailede migren olmayan yok mesela. Annem babam herkes, benim ailem de o yapıyla doğdu. Şu anda migreni yok daha ama. Nereden anlıyoruz; işte kokuya çok gelemez, ana okulunda “anne çok gürültü yapıyorlar” diyor. Yani çok sensetik bir yapı. Zaten migrenli insanların biraz huysuz falan algılanmaları da, işte ‘çok detaycı, aman her şeyi kafaya takıyor, her şeye sorun yaratıyor’ gibi algılanmalarının nedeni aslında sensitiviteleri çok fazla, her uyaranı çok fazla alıyorlar o yüzden de rahatsız oluyor gerçekten de. Diğerlerinin duymadığı kokuya rahatsız oluyor. Ben evdeki yemek kokusuna dayanamam, duyarım ama yardımcı onu hiç duymuyor. Çünkü onun migreni yok, benim şu anda migrenim yok. Bu yapı, vücuttaki o bozuk iltihaplanan yerdeki uyaran şey. Onun da zaman zaman sistemi altüst etmesine neden oluyor. Otonom sistem, biz tıpta disfonksiyon diyoruz, altüst olduğunda da damarlar kontrolden çıkıyor, büzülüyor, genişliyor ağrı yapıyor. Bağırsak hareketleri yavaşlıyor, bulantı-kusma yapıyor. Sorunun ilk başında sorduğunuza geliyoruz; o kişinin bağırsak sistemi daha çok etkilenirse sadece bulantı-kusmayla migren atağı meydana geliyor. Çocuklarda görülür karın migreni, abdominal migren, periyodik siklik kusmalar. Ben çocukken komaya giriyordum kusmayla. Annem hep kasaba doktorunu çağırıyordu, bir şey yok ertesi gün iyiyim. Meğer o çocukluk çağı migrenmiş, sonra p auralı migrene dönüştü büyüdükçe. Hiç kimse anlamamıştı ne olduğunu. Çocuk birdenbire durup dururken bir gün kötü oluyor. Bembeyaz oluyormuşum bir de komatöz migrenim varmış. Bembeyaz kusan bir çocuk ertesi gün normale dönüyor. Bu ancak disfonksiyon dediğimiz bir sistemin geçici altüst olup ondan sonra normale dönüyor. Çünkü yapısal bir hasar yok, sistemin çalışması aksıyor sadece. Benim yaptığım da o kaynağı bulmak. Hastayı dinleyince, bir de ağrı yapısı çok hasta dinleyince artık o ağrının tipinden hangi, sağdan, soldan, arkadan, önden, çocukluk çağında başladı, ergenlikte başladı ona göre teşhisi buluyorum.
PINAR AKKAŞ: Migren teşhisinde ve tedavisinde hastayı dinlemek çok önemli, değil mi? Birebir hastayı dinlemek, sonra ek tetkikler yapılıyor galiba değil mi? MR, tomografiden net sonuç alınabiliyor mu migren teşhisi için?
EMEL GÖKMEN: Migren teşhisi şöyle bir şey; hasta dinlenerek konur ve nörolojik muayeneyle konur. Çünkü biliyoruz ki migrende beyinde bir problem yoktur. MR ve benzeri teknikler beyindeki organik bir nedeni ekarte etmek içindir. Yani biraz hekimin kendisini garantiye alması için. Ben tabii uzun yıllar hastane nörologluğu yaptım. Benim o kadar yıl hastane nörologluğu yapınca ilaç nörologluğu yaptım. Son 10 yılda değil ondan öncesinde. Hasta geliyor muayenesini yapıyorum muayenede bir şey yok. Zaten bizim hocalarımızın MR’ları yoktu, muayene yapıyorlardı, muayenede beyinde bir sorun var mı ekarte ediyorlardı. Mesela ayağının altını çiziyoruz biz beyinde bir problem var mı karar veriyoruz. Çünkü beyin vücudu yönettiği için muayeneyi yapıyoruz. Hastanın durumu çok tipikse ikisini birleştiriyorsun, muayene normalse. Çünkü bu beyinde bir problem olmadığının ciddi bir kanıtıdır, artı hastanın öyküsünde de bir şey yoksa bu migren diye tanı koyuyorsun. Migren tanısı öyküyle konur. Ama tabii ki şöyle bir şey de var; her hasta, başı ağrıyan her kişi bir kere MR çektirme hakkı vardır. Ben mesela özel hastanede çalışıyordum eskiden, onların sağlık sigortalarının onayından da geçiyordu ama ben hayatım boyunca migrenden çektim, bir kere de MR çektirmedim.
OKTAR BABUNA: Ben çekilme taraftarıyım.
EMEL GÖKMEN: Aynı noktaya geliyoruz çünkü bir kere bir hastamda anevrizma yakaladım.
OKTAR BABUNA: Bizim de gördüğümüz vakıalar oldu öyle. Yıllarca migreni olmuş, mesela Amerika’da California Üniversitesi San Francisco’da pediatrik beyin cerrahı vardı, oranın radyolojisi de çok ünlü zaten, Vakıa toplantısında bir vakıa göstermişti, 10 yaşından beri migren ağrısı çeken bir çocuk migren tedavisi görüyor, bir ara beyin çektiriyorlar beyin tümörü çıkıyor. Demişti yani mutlaka beyin MR’ı çektirmek tavsiye ediyorum, evet gerekli.
EMEL GÖKMEN: Bakın anevrizma da olabilir. Anevrizmanın açıklaması, damarda yapısal bir şey, bir an gelir bomba patlar, zaten yaşama şansı çok nadir, çok az bir şey. Benim öyle vakıam olmuştu. Baş ağrısıyla ilişkili değildi ama tabii ki bir kere MR çektirme hakkını kullandı ve sonuçta yakaladık. Sonuçta ameliyatı da yapıldı elektif koşullarda, patlamadan, kanamadan bir şey olmadan. Belki o bir ay sonra, belki 20 yıl sonra belki hiç olmayacak ama beynindeki bombayı patlarsa diye beklemek yerine kontrol altına alınmış oldu.
Pediatrik diyorsunuz. Yine öyle benim bir vakıam oldu, ben böyle spesifik çalışıyorum ya, beni bir baba aradı çocuğunun baş ağrısından, çocukluk çağı migren. Çocuk 8-9 yaşlarında, dedi ki , “ağrıdan ölüyor.” Ben çocuklara, kendim de çocukken çok çektiğim için belki hep öncelik tanırım. Çok uzun anamnez öykü alıyorum, tek tek uğraşıyorum her hastayla. Dedim, “alacak yerim yok.” Çocuğu getirdi. Buna geliyoruz; çocuk migrenli, migren öyküsünü çok güzel anlatıyor. En son yaklaşık iki hafta önce çocuk nöroloğu görmüş, daha önce de onun takibinde ilaçlarını yeniden düzenlemiş. Ben çocuğa baktım bir gariplik var. Muayeneyi yaptım, ayak altını çiziyoruz dedim ya, pozitif tabii ki bir şey var, ağrıda bir gariplik var. Ve gerçekten de beyin tümörü çıktı çocukta. Ve hemen ameliyat edildi. Sonra babası üç yıl sonra aradı kaybetmişler. Tabii ki migreni, başı ağrıyanın beyin tümörü gelişmeyecek diye bir şey yok. Hastaların çoğunda beyin tümörü korkusu oluyor, çok nadir rastlansa da. Çünkü baş ağrılarının altında beyin tümörü çok çok nadir bir şey ama olduğunda ciddi bir şey tabii. En önemli özelliği; beynin ağrı duyusu yok dedik, beyin tümörü ne zaman baş ağrısı yapar? Beyin kapalı bir kutu, genişleyemez, o büyüyüp kapladığında sıkıştırır. Sıkıştırınca ağrı yapar. Sıkıştıran bir şey bir yere gidip gelmiyor. O yüzden ağrı başladığında geçmez. O benim için en büyük kriterdir, hiç geçmeyen ağrı. Hatta, ben hep şöyle yapıyorum; hep başı ağrıyor neredeyse her gün, 20-40 yıldır migrenli ama bu arada beyin tümörü de gelişmiş olabilir. Yeniden MR çektirmiyorum. Zaten 5-6 tane çektirmiş oluyor bana gelinceye kadar. Bir, muayeneyi yapıyorum, muayene rahatsa, ikincisi de, ağrısını “her gün ağrıdan ölüyorum” diye anlatıyor. Hiç sıfır geçtiği zaman yok mu? Onu yakalamaya çalışıyorum. Ama arada, mesela “her gün ağrıyor ama üç hafta önce bir gün geçti veya haftada bir gün ağrımıyor.” Geçiyorsa o zaman beyin tümörünü ekarte edebilirsiniz. Çünkü beyin tümörü bir kere büyüdüyse bir yere gitmiyor ki o basınç kalksın, ağrı geçsin. Tabii ki beraberinde başka bulgular da eşlik ediyor beyin tümöründe. Çünkü o oluşturduğu yer ve kapladığı yer ve verdiği hasardan dolayı başka bulgular da eşlik edebiliyor, böyle ayırt edebiliriz.
PINAR AKKAŞ: Migren bayanlarda daha mı sık görülüyor? Bir de çocuklarda görülme oranı nasıl oluyor migrenin?
EMEL GÖKMEN: Çocuklarda görülme oranı düşünüldüğünden çok daha fazla. Çocukluk çağı migreni özelliği; baş ağrısı çok ön planda gitmemsi. Çocuk naz yapıyor, ilgi çekmek istiyor diye çok dikkate alınmaması çocukların söylediklerinin. Çocuklar baş ağrısı çekiyorlar bir de çocuklar kendilerini ifade etmede çok net değiller. Bir de baş ağrısı çocukluk çağında, tipik baş ağrısı çok ön planda değildir. Erişkin yaşta baş ağrısı çok ön plana çıkıyor. O yüzden de mesela çoğu anne şöyle zannediyor; kendi çocuğundakini ‘benden biraz gördü öyle söylüyor’ diyor. ‘Okula gitmemek için bahane zannediyor, genelde yaz tatilinde daha az başı ağrıyor.’ Yaz tatilinde stres uyaranı azalıyor, sabah erken kalkmıyor, serviste özellikle kusmalar olabiliyor. O yüzden de onlar naz yapıyor zannediliyor. Mesela bir anne geldi bana çocuğu migrenli. Genelde migrenli çocuklar daha başarılı olurlar, biraz sakin olurlar, kavgaya dövüşe çok katılmazlar çünkü uyaranlar çok şey yaptığı için duruşları farklı çocukların ve başarılı çocuklar olurlar. “Senin oğlunda migren yok mu” dedim? “”Yok o ilgi çekmek için yapıyor” dedi. Ama haftada iki gün revire gidip ağrı kesici alıyormuş. Haftada iki gün çocuk revire niye gitsin? “Senin çocukta seninkinden daha tipik” dedim. Çocuklarda o yüzden yaygın. Burada annelere de bir uyarımız; migrenli annelerin yüzde 70 oranında çocuklarında migren gelişiyorsa, ‘çocuğum benden gördü de ilgi çekiyor’ diye düşünmemeleri gerekiyor. Kadınlarda tabii ki erkeklere göre, erişkin yaşta özellikle neredeyse 5’te 1 oranı. Ciddi bir kadın oranı artışı var.
PINAR AKKAŞ: Toplumda peki kaç kişiden kaçında migren hastası var?
EMEL GÖKMEN: Şimdi, toplumda migrenin oranları çok değişiyor. Kadın toplumunda erişkin yaştaki kadınlara bakarsak neredeyse 30-40 yaşında 3 kadından 1’inde migren oluyor migren oluyor neredeyse. 20-30 yaşında 5 kadından 1’inde. Ama yaygın olarak baktığımızda da neredeyse yüzde 10 oranında falan var migren. Mesela küme baş ağrısı da erkeklerde yaygın, o da bir çeşit migren tarzı bir çeşit baş ağrısı çok şiddetli, o mesela erkeklerde yaygın. Ama çocuklarda kız çocukla erkek çocukta eşit. O yüzden de östrojen doğurganlık çağı girince hormonlar aktif oluyor ona bağlanıyor, östrojen suçlanıyor. Özellikle adet döneminde çok belirgin artıyor kadınlarda migren, öyle bir suçlama var. Ben hormonlarla ilişkisi olmadığını düşünüyorum otonom sisteme bağladığım için. Hormon tetikleyici faktör. Çünkü adet dönemlerinde hormonlarda çok hızlı inişler olur, değişmeler olur östrojen progesteron dediğimiz hormon oranında, o da sistemi zorluyor, o yüzden de var olan problem çok daha aktif oluyor. Nasıl uykusuz kaldığımızda, kimisinde çikolata yediğinde, kahve içtiğinde, kimisinde şarap içtiğinde tetikleniyorsa adet dönemi de öyle.
OKTAR BABUNA: Kaç çeşit migren var?
EMEL GÖKMEN: Aslında en yaygın biline basit migren dediğimiz; başım ağrır, midem bulanır, tek taraflı ağrır, zonklama sağdan soldan geliyor diye en tipik olan saplanıcı zonklayıcı ağrı. Auralı migren var ikinci önemli şey, daha az oranda rastlansa da çok daha farklı. Onda gözün ününde ışıklı noktalar, uçuşan siyah noktalardan görmemeye, artı uyuşukluktan komplike migren dediğimiz bir tarafın tamamen yarı felç olması konuşamamaya kadar giden. Onun içinde işte baş dönmesi vertiginöz migren diyorum ben, onu da ayrı bir gruba koyuyorum ben ama onu da komplike migren, auralı migren içinde olabilir. Yani beynin fonksiyonlarının direk devreye girdiği migren tipleri. Burada, peki beyinden kaynaklı değil ama nasıl beyin giriyor diyebilirsiniz. Damarlar otonom kontrol sisteminin elinde oto konstrüksiyonla ilişkili.
OKTAR BABUNA: Bedene bağlıyorsunuz, neden mesela başın yarı tarafı etkileniyor veya niye migren çeşitleri var? Nasıl oluyor bu aynı kaynaktan geliyorsa hepsi?
EMEL GÖKMEN: Herkesin aynı değil ki. Kimisinin sezeryan yerinde sinyal yapıyor, kimisinin dişi. Mesela dişten olduğunda trigron oluyorsa tek taraflı olur, o taraf dişin uyaranı oldu. Yani bütün ev ama evin bir odası bu işin kaynağının çıktığı oda daha çabuk etkileniyor. Zaten kaynağı da öyle buluyorum. Bazen üst taraf diş, ait taraf diş diye bile ayırıyorum ben. Diş hekimine “sol üstteki şu problemi çözün öncelikle” diyorum. “Sağda da problem var, altta da var ama onu bilahare diyorum yaptırsın siz önce bu problemi çözün.” Çünkü ağrıyı o trigre ediyor. “Önce hastanın ağrısını geçirelim sonra diş sağlığı için yapılsın” diyorum. Mesela onlarda öyle o daha çok tetikliyor. Ama çocukluk çağı migrende boğaz enfeksiyonu yeridir. Oradan geldiğinde tek taraflı değildir o. Çocukta migrenler tek taraflı olmaz bütün olur. Mesela o sezeryan yeriyle ilişkili migrense yine daha çok olur. Ama mesela bir kişide hepsi birlikte olabiliyor. Çocukken çocuk çağı başlıyor, boğaz enfeksiyonu orası odak, sonra diş ekleniyor, sonra sezeryan ekleniyor bu karmaşık bir çorba gibi geliyor. Ama orada önceliklerle ve sırayla düzenleme yapıyoruz.
PINAR AKKAŞ: Migren de şekil değiştiriyor mu? Mesela bir dönemde tek taraflı oluyor, sonra iki taraf etkileniyor. Bazen başı ağrımıyor.
EMEL GÖKMEN: Nedenlere göre değişir. Nedenler çünkü; hasta bana geldi 30 yaşında çocukluk çağı migren. Şimdi çocuklukta geldiğinde ben boğaz bölgesi uyaranı düzelttiğimde anda birkaç kere gelmesi yetiyor, bitiyor ama o yapı kalıyor. Ama bana 30 yaşında geldiğinde o vardı, sonra 20 yaş dişleri oldu, sonra sezeryanla doğum yaptı hepsi. Ve migrenin karakteri de çok değişti, artı bir de üzerine gerilim baş ağrısı bindi. Acayip iş hayatı var, çocuk doğurdu, koşturuyor, dişlerini acayip sıkıyor ve onunla birlikte miyofasiyal ağrı eklendi bütün başta bir ağrı var. Üzerine migren atakları tetikleniyor. Ondan sonra bir de ilaç kullanıyor ilaca bağlı baş ağrıları da başladı. 40 yaşında işte bana onlar geliyor. Onları ama sistemi tek tek alıp böyle sırayla düzenleyerek çözebiliyoruz. En son artık diş sıkmayla ilgi uykuda takacağı bir şey yaptırıyorsunuz o da benim finişim oluyor artık, ondan sonra normal hayatına dönüyor.
OKTAR BABUNA: Başka çeşit migren var mı?
EMEL GÖKMEN: Bazinal migren var, özellikle genç kızlarda da görülebiliyor baş dönmesi ataklarıyla, çift görmeyle, konuşma bozukluğuyla seyreden. Onda 20 yaşların baya bir rolü var. Sessiz migren diye bir tanımlama var şimdi. Aslında auralı migrenin, o migrendeki görme problemleri, bir tarafın güçsüzlüğü, yarı felç, baş ağrısı çeşitlilik etken olması sessiz migren atağı onlar.
OKTAR BABUNA: Felç gibi durum oluyor bazen o riskli bir durum tabii, değil mi?
EMEL GÖKMEN: Şimdi, komplike migren dediğimiz durum bu. Bununla ilgili bir çok bilimsel çalışma ve vakıa örnekleri var, vizite gibi ama kalıcı bir hasar bırakmıyor. Yine bir fonksiyon azalması ama şöyle vakıalar var; o sırada beyin kafa travmasına falan maruz kalınca, çünkü beyin ciddi ödemli, kanlanmasında bir sıkıntı var beynin o yüzden yarım felç oluyor. O sırada bir kafa travması veya kafaya gelecek bir darbe vakıaları öyle, bu felcin kalıcı olduğu vakıalar genelde böyle bir şeyin birleştiği vakıalar. Onun dışında çok riskli değil. Bir hasta gelmişti, konuşamıyor, yazamıyor, yarı tarafı felç, tomografide bir şey yok, yarı felç diye yatırdık servise. Bu saatler içinde konuşmaya başlayınca öyküyü anlattı, öykü baş ağrısıyla başlıyor. Daha önce bir kere daha böyle olmuş. Ondan sonra dedik; bu komplike migren. Sessiz migreni yaşadım ben, o görmeyle ilgili şeyler olur eder baş ağrısı eşlik etmez, baş ağrısı olmadan sadece o görsel şeyleri yaşarsınız, sintilasyon diyoruz. Ama sessiz migreni, hatta ben kitabımda da yazmıştım, ben sessiz demiyorum normal migreni tercih ederim. Çünkü o beyinde etkilendiği için kafa bir hal alıyor. Normal migrende ağrı kesici alıyorsun hayatına geri dönüyorsun, diğerinde çok kötü bir ruh hali, santral, ana komuta merkezi de işin içine katıldığı için çok kötü bir duygu sessiz migren. Benim, komplike migren, sessiz migren bu tür şeyleri yaşayan hastalarım hep şöyle der; “başım ağrısın yeter ben ona razıyım, bu çok kötü” derler. Çok ciddi bir korku ve sıkıntı haliyle birlikte oluyor. Bunlar çok rastlanmasa da bu migrenlerde baya ilginç. Ama bu migreni yaşayanlar biraz daha farklı oluyor çok ilginç. Sanatla da bağlantısı var, bir çok sanatçının migren öyküleri var aslında. Van Gogh’ta mesela tamamen bir aura öyküsüdür. İşte tavşanlar konuşur, her şey büyür küçülür. Bir genç hasta gelmişti, şizofren tedavisi de görmüş, bir hafta boyunca migrenin dönemi devam ediyor, bir hafta boyunca o kadar çok algısı bozuluyor ve yaşıyor ki, edebi bir yeteneği olsa gerçek üstü bir edebiyat örneği ortaya çıkacak. Böyle vakıalar da yaşanıyor.
OKTAR BABUNA: İsterseniz tedaviye geçelim.
PINAR AKKAŞ: Migrende tabii ki hastanın, kişinin durumuna göre değişir fakat en uzun ne kadar sürer? Migren atakları 3 gün mü sürer, 4 gün mü bunun bir limiti var mıdır? Tabii ki kişiye göre değişir.
EMEL GÖKMEN: 3 gün.
PINAR AKKAŞ: Peki 3 günden daha fazla sürerse?
EMEL GÖKMEN: 3 günden daha fazla sürerse status migreni deriz, çok nadir olur. Yani üst üste binmiş ataklardır artık. Aslında, bana her gün başım ağrıyor, sürekli migren yaşıyorum dediğimiz hastalarda şunu görürüm öyküyü iyice dinlediğimde; o migren ataklarının arasında sürekli günlük baş ağrılarıyla, ilaca bağlı baş ağrıları, gerilim baş ağrıları vardır üzerine ataklar biniyordur. Çünkü migrenin tanısı zaten 3 gündür. Çünkü vücudun kuralıdır bu. Vücut bir şeyle karşılaştırılır, bizim akut dönem dediğimiz 72 saat kuralı vardır. 72 saat vücut akut dönemdedir. Vücut da altüst oluyor ya, 72 saat içinde vücut kendini stabilize etmeye çalışır. O yüzden migren atağı 72 saat içinde biter. Ama çok nadir özellikle çocuklarda kusma, mesela bir hafta kusma atağı süren hasta, bir de migren status dediğimiz çok nadir durum vardır. Onda artık üst üste binen ataklar olur.
PINAR AKKAŞ: Yani uzun süren baş ağrılarında başka bir şey düşünmeleri gerekir mi hastaların?
EMEL GÖKMEN: Arada hiç boşluk yoksa veya o migrenin atağı ayrı bir de günlük baş ağrıları olan ilaca bağlı, artık çok kronik vakıalar bunlar, ağır vakıalar, onlarda baş ağrısı hiç geçmeyebilir, ama karakteri değişir. Aynı karakter sürekli devam ediyorsa beyinle ilgili bir şey akla gelmeli. Migrenli olan, günlük baş ağrısı olan, çok kronik baş ağrısı olan bir insanın beyninde tümör gelişmeyecek diye bir şey yok. Ama bu çok düşük bir olasılık, orada ağrının hiç değişmeden devam etmesi. Çünkü başladıktan sonra 3 gün, 5 gün daha büyük değişiklik yapmaz. Yani bir ay içinde çok büyük değişiklik yapmaz. Çok hızlı büyüyen bir tümör değilse o başladığında bir şekilde öyle devam eder.
Migrenli olmak ayrıcalıklı bir durum. Çocuklardan bahsettim ya, özellikle çocukluk çağında başladıysa. Zaten baktığımızda bilim adamı, sanatçı çoğunda migren var, öykülerinde var yani.
OKTAR BABUNA: Çile her zaman olgunlaştırır insanı.
EMEL GÖKMEN: Sistemin, networkun çalışması hızlı ve karmaşık o yüzden hyper sensitive diyorum ya, orada bademcik iltihabı, dişindeki küçücük çürük o kadar sensitive yapıda sistemi altüst edebiliyor. O insan yaşamdaki uyaranları da daha farklı algılıyor. O yüzden sanatçı olabiliyor, bilim adamı olabiliyor. Migreni olmayan olmayacak diye bir şey yok da yine migreni olanlara ayrıcalıklı diyorum ben. Biraz daha zihinsel bir yapısı var karmaşık bir yapısı var. Ben de çok karmaşık konuşurum aslında çünkü kafa çok hızlı düşünüyor. Yapı olarak karışıktır biraz migrenlilerin kafası. Çağrışımları çok fazla oluyor.
PINAR AKKAŞ: Migrenin tedavisine geçmeden önce bir soru daha sormak istiyorum. İnternette özellikle migren hastalarına yönelik bazı testler oluyor, o testlerin güvenilirliliği nedir?
EMEL GÖKMEN: Çok ciddi güvenilirliliği var. Migrene kendi kendine tanı koyma testi. 3 tane soru var. O soruları cevapladığınızda migrenli olmama olasılığınız da var, yanlış migren koyma olasılığınız da var ama çok ciddi bir tarama testi. Zaten migreni tanımlarken; günlük yaşamdan alıkoyacak düzeyde şiddetli bir baş ağrısı, koku, ışık ve benzeri uyaranlar. Özellikle ışıkla ilgili hassasiyet migrende çok rastlanan bir şey ama hiç ışığa hassasiyeti olmayan da var. Bu genel yaygın, özellikle migrenin, basit migreni ayrıt etmek için genel bir tanım. Genelde ailesel de olduğu için, bir çok hastam var, migren için doktora bile gitmemiş. Kendi migren tanısını koymuş, ilaçlarını kullanıyor. Migren için özel ilaçlar var, onların özelliği damar büzücü olması. Normal ağrıda hiçbir işe yaramaz. Çünkü migrendeki asıl baş ağrısını yapan damarlardaki genişleme olduğu için damar büzücü onu rahatlattığı için ağrıyı kesiyor. O kontrol etme aracı. Onu halk kendi kendine test ediyor zaten. ID migren testi var. Zaten teste gerek kalmadan da kişiler migrenli olduklarını biliyorlar. Çok da bilinen bir şey. Migren için bu kadar farklı şey anlatılmadığı için basında sürekli migren nedir; işte başın ağrır, kusarsın şu olur bu olur sürekli bunları anlatıyor. Ben biraz farklı anlatıyorum. Artık herkes ezberlemiş, gazetelerde, çok yaygın olduğu için basında da sürekli gündeme gelen bir konu ve hep bu anlatılıyor. Bunları da herkes ezberlemiş durumda artık.
OKTAR BABUNA: Tedaviden bahsedelim. Tedavide değişik ilaçlar var, medikal tedavisi nasıl tedavi ediliyor? Hangi tip migrenlerde hangi ilaç kullanılıyor? Küme baş ağrısında nasıl ilaçlar kullanılıyor?
EMEL GÖKMEN: Migren tedavisinde şimdi en yaygın kullanılan tedavi yaklaşımı ilaçlar. İki türlü var, bir, atak geldiği anda çünkü bu ataklarla gelen bir hastalık, yani sürekli olan bir şey değil. Atak geldiği anda, işte damarların genişlediğini biliyoruz en çok ağrıya bu neden oluyor. Damar genişlemesini engelleyecek veya genişlemiş damarı düzenleyecek ilaçlar. Bunlar bazı ağrı kesiciler, b,r de migrene özel geliştirilmiş ilaçlar. Bunlar atağın daha yumuşak geçmesini sağlıyor. Veya başlamış atağı durdurmaya yardımcı oluyor. Özellikle damarlar iyice genişleyip, ben ortalık savaş alanına dönmeden derim, damarlar genişliyor, ağrı yağıcı maddeler dokuya sızıyor, ödem oluyor,zaten ağrıyan yere bastıramıyor hasta o ödem yüzünden. Savaş alanı diyorum ya, artı şeyler oluşuyor, onlar oluşmadan en başında da damarlardaki o genişlemeyi durdurabiliriz. A…. dediğimiz ilaçlar onlar onu sağlıyor. Ağrı kesici özelliğinden değil, damar duvarını etkilediğinden genişlemesini engellediği için. O yüzden de başında alırsanız, her migrenli biri ilacı başında alırsan etkiler. Bir de damar büzücüler, bunlar atak dönemi için. Bir de ağrının sıklığını azaltan bizim proflaksi dediğimiz ilaçlar var. Bunlar da bazı grup ilaçlar, depresyonda kullanılan bazı ilaçlar. Eskiden daha çok tansiyon ilaçları daha popülerdi, sonra depresyon ilaçları kullanılmaya başlandı. Bir de epilepsi sara hastalığında kullanılan ilaçlar var, bunlar ağrının olma sıklığını azaltıyor. Bu bir ilaç tedavisi yaklaşımı ve onun dışında tedaviler var. İlaçlarla biliyoruz ki migren çözülmüyor tamamen bunu biliyoruz artık, herkes biliyor bunu. Benim söylediğim her zaman arada bir migreniniz oluyor, ilaç tedavisiyle oluyorsanız tamam ama ondan sonra iş başlıyor. Zaten bir de çok ilaç kullanmaktan, özellikle bir de şey var, 20’li yaşlar, 30-40’lı yaşla doğru ayda bir olurken, haftada bir oluyor. 40’lı yaşlara geliniyor her gün baş ağrısı, her gün ağrı kesici ve böyle profilaktik ilaçları, sara ilaçları, tansiyon ilaçları, depresyon ilaçları da bir dönem etkiliyor, bırakılıyor tekrar kullanılıyor böyle bir şey haline geliyor o zaman ne yapacaklar? Birkaç seçenek var. Ben ilaç dışı tıbba yönelince, Türkiye’de çok karmaşa var o konuda. Alternatif tıp deniyor, tamamlayıcı tıp deniyor, integratif tıp deniyor çok geniş bir yelpaze var. Son dönemlerde çok arttı hacamat ve kupa benzeri uygulamalar. Sonra geliyoruz akupunktur, hipnoz var. Ben akupunktur eğitimi aldım sertifikam var. Artı nöral terapi benim uyguladığım.
OKTAR BABUNA: Akupunktur başarılı mı?
EMEL GÖKMEN: Yarı yarıya başarılı. Akupunkturun da yeri var oldukça başarılı. İlacın etkinliğiyle karşılaştırdığımızda oldukça başarılı. Nöral terapi ondan daha başarılı.
PINAR AKKAŞ: Sizin klasik tıp eğitiminizin yanında aldığınız o zaman bu eğitimler var.
EMEL GÖKMEN: 2004’te ben nöral terapiyle eğitime başladım, akupunktur eğitimini aldım. Hipnozun da başarılı olduğu vakıalar var. Burayı biraz ayırdım ben. Hacamat konusunda bir şey diyemeyeceğim. Ben bilim kadınıyım, bilimsel tıp yapan bir insanın. Hipnozun etki mekanizması nasıl olabilir, pozitif bir yüklemedir, pozitif bir telkindir, etkisi olabilir. Akupunkturun etki mekanizmasını biliyorum, nöral terapiyi biliyorum, onlarla uğraştım. Dişle falan kaynaklandı dille uğraştım. Ben hepsinden de biraz karma, biraz da nedeni bulmaya yönelik Gökmen yaklaşımı o yüzden dedim. Onları biraz daha farklılaştırdım bir de belli bir algoritmaya yerleştirdim. Ağrı şu yaştaysa, şu yaşta başlamışsa neden şudur falan birazcık sistemi değiştirdim. Hacamat çok yaygınlaştı bilemiyorum diyorum. Çünkü bilimsel çalışma mekanizmasında çok yanlış şeyler yok ama migreni benim koyduğum şey biyoelektriksel koyuyorum. Akupunktur biyoelektriksel otonom sistemini etkiliyor, limbik sistemi etkiliyor. Hipnozda pozitif bir telkin var onun farklı bir çalışması var sonuçta. Onların mekanizması nöral terapi zaten otonom sistemini etkiliyor, benim bilimsel mantığıma uyuyor. Ama öbürünü bilmiyorum. Bana hastalar da yazıyorlar “ben çok faydalandım” diye. Benim için tıpta şu kural vardır; öncelikle tıbbın temel kuralı önce zarar verme. O tedaviyi önermiyorum çünkü bilmiyorum. Ben 10 yıl önce bunları da bilmiyordum o yüzden belki çok da iyi olabilir ama benim için bilmiyorum, önce eğitimini almam lazım. Yöntemler geniş ama onun dışında bir sürü şey de var böyle. Bitki kullanan var. İyi geldiyse iyi, ağrı yok mu şimdi, yok. Bir bitkiyi de sürekli içmek çok riskli sonuçta. Ben direk tavsiye edemiyorum. Ben her zaman akıl ve mantık yoluyla değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum. Zararlı olup olmadığına bakmak için yıllarca deneyim olması gerekiyor. Onun işleyişine bakmak gerekiyor, aslında ağrıya dönüp bakmak gerekiyor, ağrı ne? Ağrı yardım çağrısı. Ağrı nahoş ama iyi bir duygu. Ağrı olmasa biz ne yardık hekimlik yaparken. Bizi çok yönlendiren bir şey. Ağrı bizi yönlendiriyor hekimlik yapmamızı sağlıyor, hastanın kendisini. Aslında vücut, insanı ben sistem gibi alıyorum sistem yardım istiyor. Ben de ağrı varsa sistemde sorun var diyorum, onu bulmaya çalışıyorum. Kendi baş ağrılarında çok vakıada dinleyip çözümlemede bu tedavi araçlarını kullanarak belli bir noktada bağlantıları kuruyorsun. Tabii bunu yaparken zarar verici bir şey yapmıyorsun. Dişe ben zarar vermiyorum ki, dişteki çürüğü nü tedavi ettiriyorum. Diş sıkması için spent yaptırıyorum, zararı yok sonuçta.
PINAR AKKAŞ: Sizin bu anlattığınız mantıkta ilaç tedavisinde hakikaten etkili oluyor yüzeysel belki, o an için çözüme yönelik olabilir hasta için. Fakat sizin dediğiniz sebebini bulma yani neden kaynaklandığını bulmak aslında migrenin tedavisinde kökten çözüm olmuş oluyor.
EMEL GÖKMEN: Çok doğru. Aslında iki türlü tedavi var. Biri semptomatik tedavi dediğimiz, şikayeti rahatlatmaya, ağrıyı keselim, ateşi düşürelim gibi. Bir de nedene yönelik yaklaşım, benim yaklaşımım bu. Cerrahlar da buraya girer, orada tümör varsa tümörü alır. Veya apandisiti patlayacaksa apandisiti alır, o neden yönelik yaklaşım. Genelde ilaç tıbbında biraz daha semptomatik tedaviye dönüştü, günümüz tıbbında bilim çok ilerledi ama benim şeyim ilaç tıbbı yapan bir doktor olarak da biz dahili branşız, bir cerrahlar var bir de ameliyat etmeyenler var biz buradayız. Biz sürekli tanı koyup ilaç yazmakla ve tanıyı koymakla uğraşırız. Ben oradan buraya geçip nedenleri bulayım onları çözeyime geçtim. Gerekirse çene cerrahıyla çalışıyorum. Gömülü 20 yaşını aldırıyorum. Yine cerrahiyi kullanıyorum gerekirse tedavide. Çünkü nedenini çözerken cerrahiye veya bu tür yaklaşımlara ihtiyacımız oluyor.
PINAR AKKAŞ: Migrenle beraber aynı zamanda diğer organik rahatsızlık varsa onun da çözümü olmuş oluyor.
EMEL GÖKMEN: Evet. Çünkü olumsuz uyaranların odağını düzenlediğinizde vücuttaki bir kaynağı yok ediyorsunuz, sistem olarak aldığım için sistem daha iyi çalışıyor. Mesela adet dönemi migreni var. Adet dönemi ağrıları da geçiyor, adet de daha düzenli oluyor, daha düzenli bir yumurtlaması oluyor. Bana bir bayan geldi 30 yaşında, migreni var ben baktım başka hastalığı ne? Erken menopoza girmişti, evli değil, kadın doğumcusunun söylediği erken menopoz. Tek yaptığım bir şey vardı; öndeki iki dişinin kanalı, bisikletten düşmüş küçükken, kırılmış kökünde kalmış artıklar vardı, o kanalları temizlettim hem migreni bitti hem menopozu bitti. Çünkü sürekli buradaki uyaran hemen arkadaki hipofiz bezindeki hormonel merkez komşu, sürekli komşunda alarm çalıyor, hipofiz disfonksiyonu gelişmiş o yüzen de menopoza girmiş. Ben bu uyaranı temizletip düzeltince hem menopozu geçti hem migreni.
PINAR AKKAŞ: kitabınızda siz bunları anlatıyorsunuz. Onda çok detaylı migrenin çözümü anlatılıyor.
EMEL GÖKMEN: Klasifiye ettim, çocukta ne olur, hamile kadında ne olur, yaşlanınca, menopozda migren geçer mi? Menopozda migreni başlayanlar var o zaman ne düşüneceğiz? Menopozla 50 yaşından sonra migreni başlamış yahut artmış migreni. Onların hepsini bir hastalıkla genel bir şey oluşturduk, hastaların kendi anlattıkları öyküleri de ekledim daha anlaşılır olsun diye kendi ifadelerini. Bir de nasıl çözümlediğimi ekledim, değişik bir kitap oldu o anlamda.
PINAR AKKAŞ: İyi bir akademik kaynak da olmuş oldu aslında değil mi?
EMEL GÖKMEN: Bu vizyonu anlatan akademik kaynak ama akademik dille yazılmadı, halka yönelik yazıldı. Hekim dili ayrı bir dildir. Aslında bunu yazmakta zorlandım. Önce öyle yazdım sonra onu kolaylaştırıp normal dile döndürmeye çalıştım. Akademik yazmak daha kolay aslında.
OKTAR BABUNA: Bu vücuttaki odakların dışında da yiyecek, içecek veya başka faktörler, organik olmayan faktörler de etkili olabiliyor mu? Streste antidepresan kullanılıyor dediniz mesela onların faydası oluyor mu?
EMEL GÖKMEN: Sıklığına özel, bütün dünya kullanıyor bunu. Şimdi migrendeki, bir sistem olarak alıyorum ya, sistem zorlandığında ağrı artar. Mesela stres atağı hemen etkiliyor ama kimisinde yiyecekler yapıyor, bazen stres diyoruz bazen mutluluk yapıyor, çok heyecan ve mutluluk veya hafta sonu migreni var. Hafta içi hiçbir sorun yok hafta sonu dinlenecek sadece hafta sonu. Cumartesiyle başlayıp pazartesi sabah biten hafta sonu migreni olanlar var. Hayatta dinlenemiyor, tatile gidemiyor. Buradaki sistemin değişimiyle ilişkili bir olay bu. Çok mutluluk, dinlenme, fazla uyku, az uyku network sistemi karmaşık biliyorsunuz, onlar sistemi etkiliyor uyaran oluyor. Aslında olumsuz uyaran sürekli var, sezeryan yerinden, dişindeki çürükten ama sürekli biz onu baskılıyoruz kontrol altında tutuyoruz. O kontrolü yapamadığımız zaman ağrı tetikleniyor, disfonksiyon oluyor, sistem altüst oluyor. Onu zorlaştıran, bizim sistemimizi etkileyen lodos, adet dönemi hormon değişikliği, yediğimiz bir yiyecek. Karpuzun migren başlattığı hastam oldu, karpuz detoks yiyeceği deniyor migreni tetikliyor. Onun içindeki bitkisel bir şey o kişiye iyi gelmiyor. Sonuçta kişiye göre değişiyor. Zaten bunları kontrol ederek başa çıkmayız. Ben bunların hiç birine karışmıyorum. Çünkü zaten vücuttaki kaynağı düzelttiğinde aç kalsın, uykusuz kalsın o sistemi altüst edecek bir uyaran odağı kalmadığı için migreni de tutmuyor. Stresle de öyle, direk doğrudan bağlantılı değil ama stres artırır, o kesin bir gerçek.
PINAR AKKAŞ: O zaman psikolojik kaynaklı da denilebilir. Birebir nedeni değil ama arttırdığı için.
EMEL GÖKMEN: Psikolojik şeyler artırıyor, mutluluk da artırıyor, heyecan da arttırıyor. Ben migrene bunlar tetikleyici faktör olarak bakıyorum, nedenleri olarak bakmıyorum onların hepsine. Benim gibi çalışmayan hekimlerin yaptığı, günlük tutun, tetikleyici faktörleri yapın, şunu azaltın. Her şeyi kontrol edemezsini, her şeyi kontrol etseniz lodosu kontrol edemezsiniz, adet dönemini kontrol edemezsiniz ama mümkün olduğu kadar dikkat etmek çok önemli. Şuna dikkat etmek lazım; ‘kahve içmeyin, çikolata yemeyin’ bunu bazı nörologlar sayar, ben hemen söylerim “onun migreni yok.” Çünkü kahve bazen iyi gelir bazen kötü gelir. Çikolatanın, bilimsel çalışmalar gösterdi ki çikolatanın içindeki madde aslında iyi geliyor.
PINAR AKKAŞ: Kola peki?
EMEL GÖKMEN: Kolanın iyi geldiği hasta vardır ama genelde kötü gelir. Kolanın kafeini iyi geliyor. Katkılı maddeler, gazlı içecekler özellikle şarküteri ürünleri iyi gelmez genelde. Kola da bu anlamda ona girer ama kafeinini de iyi geldiğini söyleyenler var. Peynir, mayalı ürünler katkılı yapay şeyler çok tetikleyebiliyor. Doğal şeyler daha az tetikliyor.
OKTAR BABUNA: Baş ağrısı o kadar insanı ilgilendiriyor ki herkeste olan bir şey. Dünyadaki en sık şikayet tıpta en yaygın baş ağrısıdır, bilinir zaten bu. En çok baş ağrısı için doktora gider hastalar, dolayısıyla herkesi ilgilendiren bir konu. Baş ağrısı olmayan yoktur.
EMEL GÖKMEN: Biz bir saate çözümünü de sığdırmaya çalıştık ama yetmedi. Çok şey anlattık diye düşünüyorum ben.
OKTAR BABUNA: Sizi tekrar ağırlayalım çünkü çok tecrübelisiniz. Baş ve boyun ağrıları da çok önemli. Onlar da çok sık bir sebeptir, bel ağrıları gelir.
EMEL GÖKMEN: Dünyadaki en büyük işgücü kaybı baş ağrıları migren, ikinci omurga ağrılarıdır. Onda da hastaların yaşam kalitelerini artırmak için önerilerim var ama o migren gibi değil. Orada tabii ki nöroşirurjiler, fizik tedavileri, gerektiğinde ortopedistler orada ekip gidiyor. Çünkü orada yapısal hasar var, bu tamamen fonksiyonel bir şey o yüzden de burada çok daha farklı. Bu bakış açısının, yani neden yönelik bakmanın katkısı olduğunu gördüm.
PINAR AKKAŞ: Çok teşekkür ederiz sağolun. Migren konusunda özellikle çok güzel anlattınız.
EMEL GÖKMEN: Çok çok teşekkürler sağolun.
PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Bu programımızda uzman çok değerli bir doktorumu uz ağırladık. Uzman doktor Emel Gökmen bizlerle birlikteydi. Nöroloji, özellikle migren konusunda bize çok detaylı bilgiler verdi. Haftaya yeniden değerli bir doktorumuzla buluşmak üzere herkese iyi akşamlar diliyorum.
OKTAR BABUNA: İyi akşamlar.
http://a9.com.tr/izle/195061/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---48-Bolum-Dr-Emel-Gokmen-Norolog
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500