Yaşam ve Sağlık – 50. Bölüm, Prof. Dr. Murat Bezer, Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı
PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Bu hafta programımızı Dr. Oktar Babuna ile hazırladık. Stüdyo konuğumuz ise Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Bezer Hocamız bizlerle birlikte. Hoş geldiniz Hocam programımıza.
MURAT BEZER: Hoş bulduk teşekkür ederim.
PINAR AKKAŞ: Sizinle ilk olarak omuz problemleriyle başlayacağız.
MURAT BEZER: Omuz problemleri gençlerde, yaşlılar ve gençler, ve orta yaş üzerinde diye ayırmak aslında hoş bir şey hakikaten. Çünkü gençlerdeki sık problemlerle orta yaş ve üzerindeki sık problemler birbirinden baya farklılar. Hepimiz genç yaş grubundaki aktivite düzeyini biliyoruz. Onlardaki problemler genellikle spor bağlantılı ya da travma bağlantılı. Ne gibi; spora bağlı omuz kaslarındaki bağlardaki zorlanmalar, tendit ismini veriyoruz. Ya da bursit dediğimiz oradaki keseciklerin iltihaplanması. Çıkıklar en sık görülen şeyler. . Çıkıklar en sık görülen şeyler. Aşlılarda ya da orta yaş üzeri biraz daha farklı. Onlar en sık olan donuk omuz dediğimiz omuzun hareketsiz kalması ya da omuz çevresini hareket ettiren kasların yırtıklarına bağlı, yine omuzun hareket ettirilemeyip kolu hareket ettirilemeyip, kuvvetinin kaybolup arkaya götürülememesi, baş üstüne götürülememesi gibi problemler. Bunlar farklı başlıklar.
PINAR AKKAŞ: O zaman ilk gençlerdeki omuz çıkma problemleriyle devam edelim. En çok sebepleri nelerdir?
MURAT BEZER: Omuz çıkıklarının en çok sebebi travma. Aslında omuzun çıktığı yönünden ilk önce bahsetmek lazım. Omuz en çok ön tarafa doğru çıkıyor, yani omuz başı yuvasının önüne doğru biraz aşağısına doğru çıkıyor. En çok sebebi de travma. Nasıl bir travma? Başınızın üzerinde top atar gibi düşünün kendinizi, bunu yaparken omuzun arkaya gidip, daha doğrusu kolun arkaya gidip omuzun ön tarafa giderek öndeki omuzun içeride tutan yapıların yırtılıp başın omuzun ön tarafına doğru çıkması mümkün oluyor. Genelde daha genç yaş grubunda görülüyor. Yaşlılarda da olabilir, onlarda da travmatik olabilir. Onlarda genelde kırıkla birlikte sık görüyoruz. Ama gençlerde bağların yani omuzun başını içeride tutan bağların labrum adını verdiğimiz ön taraftaki kapsülün kalınlaşmış halinin yırtılıp ön taraf karşı direncin ortadan kalkarak çıkmasıyla ortaya çıkıyor. Gençlerde bu problemin en kötü tarafı daha sık tekrar etmesi, tekrarlayan çıkıklar haline gelebiliyor.
OKTAR BABUNA: O zaman nasıl tedavi ediyorsunuz, ne yapılıyor?
MURAT BEZER: Aslında burada bakılması gereken şey, bir, bu tekrarlayacak mı sorusunu cevaplamak, omuz çıkığını yerine redükte ettikten sonra yani yerine yerleştirdikten sonra, ön taraftaki yapıların ya da omuz başındaki kemiksel yapıların ne kadar hasarlandığını, tekrarlama ihtimalini, ne olacak şekilde bozulduklarını anlamaya çalışıyoruz. En sık yapılan tetkik de bunun için bildiğiniz gibi bir röntgen değerlendirmesi sonrasında MR tetkikleri. O yuvanın ön tarafındaki yapı bozulmuşsa onun oradan koptuğunu, hasarlandığını MR’da görebiliyoruz, bağların hasarlandığını görebiliyoruz. Bunların tamiri söz konusu. Tamir edildikten sonra çoğunlukla yüksek oranda başarılı olup tekrardan omuz çıkmıyor. Bu anlattıklarım yalnız hep öne omuz çıkıkları için. Arka omuz çıkıkları veya aşağı doğru omuz çıkıkları da mümkün. Onlar çok çok nadir öne göre.
PINAR AKKAŞ: Ama çoğunlukla darbeye bağlı çıkıklar.
MURAT BEZER: Travmaya bağlı, mesela koşarken ayağınız takıldı bir yere tutunayım dediniz, kolunuzdan tuttunuz çıkabilir yada arkaya doğru otobüste giderken sert bir travmayla otobüs fren yaptı, siz öne doğru kaydınız omzunuz çıkabilir. Böyle omuz başını öne doğru zorlayan travmalar.
PINAR AKKAŞ: Bir de bazı vücut yapıları, hipermobilite mi deniliyor, vücudun çok esnek olması. Bu tarz vakıalarda da belki yaygın değildir ama nadir de olsa böyle durumlarda da omuz çıkıkları başka eklem çıkıklarına da rastlamak mümkündür değil mi?
MURAT BEZER: Aslında bu çok güzel bir soru. Hipermobilite biraz daha farklı ya da eklem gevşekliği, eklem laksitesi diye adlandırabiliriz, bu biraz daha farklı. Burada travma değil de kişinin omzu daha kolay şekilde kendiliğinden çıkmaya başlayabiliyor. Mesela “Murat Bey şöyle yaparken bile çıkabiliyor” diye gösterirler. Burada eklemin çevresindeki omuzu yerinde tutan yapıların bir gevşekliği söz konusu. Dolayısıyla burada asıl sıkıntı doktorun dikkatli olması gerekli. Bunun travmatik bir çıkıkla karıştırıp kolayca onu tamir edebileceğini düşünmek biraz zor. Bu çünkü eğer hipermobilitesi varsa hastalarda, dikkatli bir tedavi yapılmazsa, ona yönelik bir tedavi yapılmazsa başarısızlıkla sonuçlanabiliyor. Çok iyi ayırt edilmesi gereken bir tablo.
OKTAR BABUNA: Orada çok sayıda doku var. Tendon dediğimiz kirişler, kas, bunların da iltihabi durumları oluyor herhalde tendinit gibi veya sıkışma gibi rahatsızlıklarda, bunları nasıl ayırt ediyorsunuz? Nasıl tedavi ediyorsunuz? Ne tip şikayetler oluyor?
MURAT BEZER: Omuzdaki tendinit veya yırtıuklar ya da bursit dediğimiz tablolar çıkıktan biraz daha farklı. Dejeneratif süreçlerde daha çok oluyor. Aslında omuzun anatomisini burada biraz anlatmak lazım. Omuz eklemi şurada gördüğünüz kas grubu, onun altında bir kemik çatı var. Çatının altında bir yuva ve karşısında omuz başı duruyor. Şimdi bu kemik çatının altından omuz başına giden bir takım kaslar, o kasın üzerinde de kayganlığı sağlayan bursa dediğimiz zarlar var. Dolayısıyla üstte bir kemik çatı, altta bir kemik yuva, karşısında kemikten bir top, arada kaslar ve üzerinde kayganlığı sağlayan zarlar var. Eğer bu kemik çatı ile alttaki kemik yapı arasındaki mesafe kısalırsa bu mesafenin kısalmasına bağlı bu aradaki yapılar sıkışırlar, buna da sıkışma sendromu deniyor. Aslında basit bir mantığı var. Yani aradaki dokuların, yumuşak dokuların kasların yapışma yerlerinin, yani kirişlerin yapışma yerlerinin sıkışması ya da aradaki bursa dediğimiz kayganlığı sağlayan kasların sıkışmasına bağlı kasların kirişlerinde, tendonlarında tendinit, bursada da bursit dediğimiz, ardındaki it eki oradaki yangıyı, anflamasyon işaret eder, ortaya çıkıyor. Bazen hatta bu sıkışma öyle ileri boyutlarda olabilir ki, üstteki kemiğin onu sıkıştırması ya da alttaki çıkıntıyı sıkıştırması, tendon yırtılabiliyor. Özellikle orta yaş ve üzerindeki hanımlarda bunu çok görüyoruz. Tendon yırtılmasının da adı omuzdaki rotator manşonun yırtığı. Çünkü bu kaslara rotator manşonu deniyor, aradan geçen kaslara. Ne demek rotator manşon; omuzda rotasyon hareketi yaptıran manşon, kas manşon. Neler bu rotasyon hareketleri; böyle götürmek, şöyle götürmek, arkaya döndürüp götürmek yani döndürme hareketleri. O zaman düşünelim; omuz başını döndüren kas kirişlerinin yırtıldığında neleri yapamayız? Temel olarak o kirişin vazifesi olan döndürme hareketini ya da kaldırma hareketini yapamayız, ona bağlı şikayetlerimiz olur. Hastaların ağrısı, kaldırmalarında sıkıntı, zorlanma ya da ağrı olur.
PINAR AKKAŞ: Nasıl tedavi edilir?
MURAT BEZER: Şimdi sıkışma varsa, sıkışmayı üstteki kemik mesela aşağıyı sıkıştırıyorsa, o sıkışmayı sağlayan, sıkışmaya sebep olan kemiğin altı tıraşlanabilir. Ya da alttaki omu başının üstünde bir çıkıntı varsa yukarıya doğru büyüyüp aradaki yapıları o sıkıştırıyorsa onun üzerindeki o çıkıntı tıraşlanabilir.
PINAR AKKAŞ: Ama cerrahi bir müdahale.
MURAT BEZER: Cerrahi müdahale edilir. Kapalı bir cerrahi müdahale aslında, açık olarak çok çok yapılmıyor son zamanlarda. Kapalı bir cerrahi müdahale derken artroskopiyi hepimiz biliyoruz, en çok dizde bilinir. Artroskopi dediğimiz içeriye bir kamera sokulup diğer küçük bir delikten de o ekranda gördüğümüz çıkıntılığın tıraşlanması. Varda yırtıkların dikilmesi mümkün. Buna da artroskopik sıkışmanın temizlenmesi, azaltılması ya da artroskopik yırtıkların dikilmesi ameliyatı olarak adlandırabiliyoruz. Aynı şekilde bu rotator manşon tamiri artroskopik rotator manşon tamiri olarak da geçiyor. Omuzda yine çıkıklarda da kapalı olarak omu çıkıklarının yapılması mümkün. Bu da artroskopik omuz çıkığı tedavisi olarak adlandırılıyor.
PINAR AKKAŞ: Peki fizik tedaviyle bir geçme süreci oluyor mu? Mutlaka kapalı ameliyat gerekiyor mu?
MURAT BEZER: Yırtıklar için çoğunlukla bir ameliyat gerekebilir. Özellikle yaş grubu uygunsa, orta yaştaysa, çok ileri yaşta değilse veya gençse. Sıkışma sendromunda her zaman tedavi aslında ilk başta bir fizik tedavidir. Fizik tedaviyle o sıkışmayı ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Hastanın omzunun daha rahat, daha ağrısız hale gelmesine çalışıyoruz. Eğer başarısız olursa o zaman ameliyat düşünülebilir. Onda da gerçekten basıya sebep olan bir yapıyı bulmanız gerekir temizlemek için.
OKTAR BABUNA: Bunlardan kaçınmak için ne tavsiye edersiniz? Omuzu korumak, bu bir takım rahatsızlıkların önüne geçebilmek için hangi tip hareketler, nasıl bir spor, ne yapılması gerekir sağlıklı bir omuz için?
MURAT BEZER: Şimdi omuz çıkıkları için çok kaçınmak özellikle gençlerde bu mümkün değil. Çünkü bunlar çoğunlukla travmatik sporlar yapıyorsanız belki daha iyi anrtrene olup belki daha iyi kolunuzu koruyabilecek pozisyonda olabilirsiniz. Su topçular mesela içeride su topu yaparken güreşiyorlar birbirlerinin omuzlarını çıkarıyorlar. Onlarda bunu engellemek çok mümkün değil. Ama diğer sendromlar, mesela sıkışma sendromu için ya da rotator manşonu yırtığı için ne kadar mümkündür tartışılabilir. Çünkü sıkışma sendromu rotator manşon yırtığı dediğimiz yırtılması da aslında dejeneratif süreçler. Bir miktar yıllara bağlı oradaki dokunun artık kırılganlığının artması, dejenere olan ortaya çıkan sonuçlar. Onlarda yapılacak şey omuz çevresi hareketlerini iyi yapabileceğiniz, düzgün yapabileceğiniz sporlar seçmek, eğer baş üstü iş yapıyorsanız mesela raflarla ilgili bir iş omzunuzda ağrı olduğunda bunun sebebini bir araştırmak, oradaki kısımda yırtık var mı, sıkışma var mı ona bakmak. Yada özellikle baş üstü sporlar var mesela ne gibi; tenis oynuyorsanız omzunuzun ağrımasına sebep olan hareketler vardır mutlaka. O hareketler devamlı olduğunda bu işin kronikleşmesine sebep oluyor. Özellikle servis atmak, vole almak gibi, onlar olduğunda mutlaka bir doktora gidip var mı diye bakmak lazım ki iş daha komplike hale gelmesin, sıkışmaya dönüşmesin, yırtığınız varsa daha büyük bir yırtık haline gelmesin. Koruyucu olarak ancak bunlar yapılabilir.
PINAR AKKAŞ: MR’la da çok net ayrımı oluyordur zaten değil mi?
MURAT BEZER: MR’la çok net ayrımı oluyor. MR artık neredeyse altın standart haline geldi. Omuz problemlerinde özellikle ince kesi yapılan MR’larda, tendonlarda kısmi yırtık, bazen kontrast dediğimiz boya eklenen MR’larda kısmi ya da tam kat yırtık, hatta yırtığın neresinde olduğu tendonun üstünde, altında, içinde olup olmadığı MR’da anlamak mümkün. Aynı şekilde omuz çıkıklarında da yine o ön taraftaki tutan yapının ne kadar koptuğu, nereye gittiğini anlamak mümkün.
PINAR AKKAŞ: Yaşlılarda eklem problemleri çok daha fazla görülüyor. Bunlardan yine bir tanesi omuz problemleri. Gençlerden bahsettik biraz da yaşlılardaki omuz problemlerinden bahseder misiniz?
MURAT BEZER: Aslında sıkışma sendromu ve rotator kılıf yırtığı orta yaş ve üzerinde daha çok görülür. Bir diğer problem yaş ilerlediğinde donuk omuz dediğimiz çok sık görülen problem. Donuk omuz; omzun hareket ettirilememesi yani döndürülememesi, kaldırılamaması. Mesela yırtıkta kaldıramazsınız ama gücünüz yetmediği için, kaslar çalışmadığı için kaldıramazsınız. Burada yırtık olan bir omuzda başka biri kaldırmaya kalktığında omzunuz kalkar. Donuk omuzda durum bu değil, başka biri de kaldırmaya çalışsa böyle yapışıktır kaldıramaz, döndüremez omzunuzu. Donuk omuz aslında omzun içinde bol olan kapsülünün kısalması, kısaldıktan sonra sertleşip harekete izin vermemesi, adheziv kapsülit adıyla geçiyor. Garip olan bir şekilde özellikle bazı hastalıklarla ikisi birlikte sık görülüyor, ne gibi; şeker hastalığı gibi, hastaların büyük bir oranında şeker hastalığı var. Farkında olsalar da olmasalar da donuk omuzda birlikte sık görülüyorlar. Kendi kendini sınırlayan bir hastalık. Genelde bir yıl içinde çoğu hasta normale yakın bir hareket sağlıyorlar ama bazen devam edebiliyor. Ağrı hali, hareket kısıtlığı devam edebiliyor. Onlarda başka tedaviler gerekebiliyor. Fizik tedavi gibi, cerrahi tedavi gibi. İlk yapılan şey donuk omuzda fizik tedaviyle açmaya çalışıyoruz. Eğer problem devam ederse başka yollara sapıyoruz. Yaşlı olarak düşünüldüğünde başka ne olabilir derseniz; kireçlenmeleri var omuzların, omuz eklem kireçlenmesi osteoartrit diye adlandırıyoruz kireçlenmeyi. Diz veya kalçaya göre biraz daha nadir görülen bir kireçlenme şekli. Omuz eklemi yük taşımadığı için dizimiz ve kalçamız gibi üzerinde bir yük yok, kireçlenmesi onlar kadar dramatik sonuçlar göstermiyor. Ama yine de bileklerin kireçlenmesi hareketlerin kısıtlanması.
OKTAR BABUNA: Kireçlenmenin ne olduğunu tarif edelim isterseniz. Kireçlenme çok sık kullanılıyor da.
MURAT BEZER: Kireçlenme aslında yanlış bir isim. Kireçlenme deyince insanlar hep eklemlerde kireç birikmesi şeklinde algılamışlar, aslında öyle değildir. Röntgende de beyaz gözüktüğü için kireç gibi görüyorlar öyle bir şey yok. Aslında kireçlenme dejeneratif bir artrit yani eskime. Ne var eklemlerimizde; bir yuva var, yuvanın yüzeyi kıkırdak kaplı, karşıda genelde bir eklem yüzeyi var. Mesela kalçada, omuzda bir top var, topun yüzeyi de kıkırdak kaplı. Dejenerasyon sürecinde bu kıkırdak kaplar yavaş yavaş bozuluyorlar. İlk önce kırçıllanıyor, yer yer bazen üzerinde kırıklar, kopmalar oluyor ve o kırıklar kopmaların yerinde iyileşme dokusu doluyor. İyileşme dokusu derken granülasyon dokusu tıpta. Kemiksi bir doku. Röntgende de gördüğünüzde onlar daha beyaz gözükürler, kıkırdak şeffafken röntgende orası küçük küçük çıkıntılar şeklinde kemiksi dokulardan oluşuyor. Dolayısıyla da beyaz gözüktüğü için de kireç gibi ya da ekstra ekstra kemikler oluştuğu için de kireçlenme olarak adlandırmışlar ama aslında bunun adı dejeneratif artrit ve bir dejenerasyon süreci, bozulma süreci. Bu bozulma sürecinin de en sık sebebi nedir; bir, süre, uzun yıllardır kullanıyorsunuz, iki, çok kullanıyorsunuz. Mesela dizinizi çok kullandığınız bir spor. Diyelim futbolcusunuz, daha erken kireçlenme olabiliyor. Omuzda da aynı şekilde tenis oyuncususunuz aynı şekilde daha erken bir kireçlenme olayı. İkincisi genetik faktörler var. Diyelim benim ailemde genetik olarak 40’lı yaşlarda kireçlenme görülürken, başka birinin ailesinde 60’lı yaşlardan sonra, bazılarında da hiç görülmeyebiliyor. Genetik faktörler de önemli tabii.
PINAR AKKAŞ: Ne kadar önemli genetik faktörler?
MURAT BEZER: Genetik faktörler osteoartritin içinde büyük bir yer tutuyor aile hikayesi, genetik faktör derken ailenizde varsa sizde de olma olasılığı oldukça yüksek.
OKTAR BABUNA: Peki önlemek ve geciktirmek mümkün mü? Bu satılan tabletler var mesela piyasada, onların bir faydası oluyor mu?
MURAT BEZER: Satılan tabletler derken glikozaminoglikan tablet. Şimdi o konu biraz tartışmalı aslında. Fayda ettiğine dair yayınlar var. Bu yayınlar birkaç başlıkta incelenebilir. İlaç içinde onların kıkırdak şekeri glikoz, amin kıkırdak proteini ve genelde üçüncü bir antioksidan madde oluyor metil sulfonil MSM’li, bir de kıkırdak proteini kondroit sülfat var. Bunları aldığınızda beklenti, midenizden kıkırdaklarınıza, dizinize, kalçanıza, omzunuza gitmesini bekliyorsunuz fakat biliyorsunuz midenize aldığınız tüm gıdalar önce parçalanır, molekülüne ayrıldıktan sonra sindirilir. Oradan oraya direk onu göndermek çok inandırıcı gelmiyor ama insanlara bu yapılan çalışmalarda fayda verdiği bir şekilde ispat edilmiş makaleler var. Bu makalelerin bir kısmı gerçekten inandırıcı bir kısmı değil. Son zamanlarda oldukça popüler. Biz kullanıyor muyuz; özellikle antioksidan olanlarını kullandığımız oluyor hastalara veriyoruz. Bir tek sıkıntımız var; bunlar glikozamin, glikoz içerdikleri için şeker de içerirler. İşte artritli hastalarda beklenti neydi? Biraz da kilo versin ki eklem üzerinde rahatlama olsun ama siz şeker içeriği olan bir molekülü bol miktarda kullanmalarını öneriyorsunuz, böyle bir sıkıntı da var.
OKTAR BABUNA: Ayrıca başka tedavi metotları da var, birinden bahsettiniz ilaç tedavisi olarak. PRP denilen bir metot var isterseniz ondan bahsedelim. Ne yapılıyor? Mesela kayganlaştırıcı ve ondan sonra cerrahi tedavi. Bunların hangisi ne zaman uygulanıyor, nasıl sonuç veriyor? PRP dedikleri nedir mesela?
MURAT BEZER: PRP genel bir isim. Omuz eklemi veya diğer eklem kireçlenmelerinde kök hücre enjeksiyonları son zamanlarda popüler hale geldi. Genelde trombosit kaynaklı kök hücreleri bunlar yani pıhtılaşma kaynaklı kök hücreleri. Damardan alınıp işte döndürücü santrifüj aletinde döndürüldükten sonra izole edilip, bazen bir miktar kültür edip, çoğaltıp omuz eklemine veya nerede kireçlenme varsa hastanın, diz eklemine, kalça eklemine enjekte ediliyor. Bir kere yapılabiliyor, birkaç kere yapılabiliyor. Aslında beklenti nedir; kök hücre yani orada potansiyel olan hücrenin orada iyileşme sağlaması. Olumlu yayınlar var, oldukça sık bir şekilde yapıyoruz. Özellikle erken evrede kireçlenmelerde bu tip kök hücre enjeksiyonlarının kireçlenmesi olan hastalarda ağrıyı geçirdiği veya hastalığın seyrinin yavaşlattığı saptanmış, çok sık yapılan bir şey. Başka enjeksiyon olarak çok sık bilinir halk arasında da hep duymuşuzdur viskosuplementasyon diyoruz biz, halk horoz ibiğinden yapılan kayganlaştırıcı iğne enjeksiyonu şeklinde adlandırıyor. Diz içinde, aynı yağlama tekniği gibi düşünün, kaygan bir sıvı enjeksiyonu yapılıyor. Bu orada hem kayganlığı artırıyor hem de oradaki yangıyı azalttığın dair yayınlar vardır. Hastaların dizindeki reaksiyonları azaltıp daha ağrısız, yangıyı azalttığı için, daha kaygan bir dizi olabiliyor veya kalçası olabiliyor veya omzunda rahtlık sağlayabiliyor. Bu ikinci bir tedavi. Ve bunları yaparken hep biz cerrahiden, enjeksiyondan, ilaçlardan bahsetmek bazen omuz eklemi için geçerli olmayabilir de temel diğer eklemlerde, kalça eklemi, diz eklemi için temel tedavi bozulmuş eklemler için yükün azaltılması, kilo vermek, çevredeki kasların güçlenmesi, omuz çevresindeki kasların güçlenmesi, hareketi normal hareket açıklığında yapabilecek şekilde fizik tedaviyle normale yakın hareketlerin sağlanması en önemli uygulamalar. Tevdide hedefler ne olmalı o zaman; bir, oradaki yangıyı azaltmak ilaçlarda, iki, oradaki iyileşme reaksiyonunu arttıracak belki kök hücre enjeksiyonları ya da kayganlığı arttıracak viskosuplementasyon gibi belki bir enjeksiyon. Artı, omuz hareketini normale yaklaştıracak fizik tedaviler yani omuz kaslarının güçlerini normal haline yaklaştıracak güçlendirici egzersizlerle tedavi etmeye çalışıyoruz.
OKTAR BABUNA: Bu ağrı hem kirişlerde, hem eklemlerde zaman zaman kortizon enjeksiyonları da yapılıyor. Sadece o eklem bölgesine, o konudan da kısaca bahsedelim mi? Ne zaman yeri var, ne zaman yapılmalı veya yan etkileri nedir, ne zaman yapılmamalı?
MURAT BEZER: Kortizon enjeksiyonu artık her geçen gün değerini biraz yitiriyor. Çünkü kortizon, etki mekanizmasındaki oradaki yangıyı azaltıyor ama zararlar da veriyor. Dolayısıyla, çoğu doktorun, mesela diyelim eskiden 10 defa yapıyorsa şimdi yılda bir defa yapar hale gelmiş durumda. Çünkü çok yapmadığımız bir tedavi. Ama mekanizması oradaki iltihabi reaksiyonu azaltarak ağrıyı azaltması. Ama daha çok başka enjeksiyonlara kayılmış durumda şu anda. Özellikle kök hücre ya da viskosuplementasyon enjeksiyonları ama kortizon biraz daha geri planda kaldı. Çok çok tercih etmiyoruz artık.
PINAR AKKAŞ: Bu kök hücre enjeksiyonları veya dize uygulanan diğer kayganlaştırıcı enjeksiyonların yan etkileri var mı? Mesela bir enfeksiyon riski var mı?
MURAT BEZER: Bütün enjeksiyonların enfeksiyon riski var. Ama bunları yaparken zaten bir doktor yapıyor ve steril şartlarda dikkatli bir şekilde yaptığı için çok çok rastlamıyoruz enfeksiyonlara ama tabii ki yine var.
PINAR AKKAŞ: Bir kere yapılmıyor zaten bunlar herhalde değil mi? Belirli aralıklarla mı yapılıyor?
MURAT BEZER: Kayganlaştırıcı iğnelerin bir kere yapılanları var ya da birkaç kere üst üste yapılanları var hafta aralarla, bir hafta arayla üç kere üst üste yapılanları var. Ama bazen kök hücre tek yapılıyor bazen birkaç hafta üst üste yapılan şekilleri var. O kullandığınız materyale ve tekniğe bağlı.
OKTAR BABUNA: Eklemlerin mükemmel bir tasarımı var. Şimdi siz anlattıkça herkes de gözünde canlandırmıştır böyle bir sıvı ve birbirinin içindeki hareketi. Bütün hayat boyu o yükü taşıyor, muhteşem bir sistem. Hiçbir şey onun yerini tutmuyor, değil mi? Sunisini koyduğunuz zaman yine belli bir ömrü oluyor, hiçbir zaman orijinali kadar iyi olmuyor, hastalık halleri hariç tabii. Bir de omurga var öyle, o da muhteşem bir sistem her yere hareket edebilen, insanın bütün yükünü taşıyan yine hastalık halleri hariç muhteşem bir sistem var insanın sırtında. Onun da rahatsızlıkları var, o da sizin uzmanlık alanınız ayrıca. İsterseniz biraz da ondan bahsedelim. Çünkü bu bel boyun şikayetleri herkesi ilgilendiriyor. Yani en çok doktora götüren sebeplerden biridir baş ağrısından sonra, değil mi? Bel boyun ağrıları, hele özellikle bilgisayar başında oturma, işyerlerinde oturma çok arttığı için insanlarla herhalde çok sık karşılaşıyorsunuzdur bu tip şikayetlerle.
MURAT BEZER: Çalışma şartları son yıllarda omurgaya ait problemleri, eklemlere ait problemleri oldukça artırdı. Düşünün, hem transfer şekli, eskiden insanlar yürüyerek gidip geliyorlardı, hem çalışma şekilleri insanlar daha çok oturur halde bıraktı. Bunun birkaç sebebi var; bir, kaslardaki zafiyetler, iki, eklemlerde belirli hareketlerin eksilmesi. Mesela 100 yıl öncesinde insanların kollarını arkaya götürebilenlerin sayısı, kendini iyileştirebilen sayısı şu andakinden çok daha fazladır. Çünkü bu hareketlere ihtiyacımız olmuyor. Masa başında çalışıyoruz, kendimize ait işte de çoğunlukla makinelere ya da daha kolay şekillerde vücudumuza ait bir takım hareketleri eksiltmiş durumdayız. Omurgada da özellikle, mesela normal şartlarda dururken farkında olmadan da olsa bir takım hareketler boynunuzu belinizi rahatlatırsınız. Ama bilgisayarın başında şöyle duruyorsunuz. Bilgisayarın monitörü neredeyse oraya bakıyorsunuz, birisi gelip konuştuğunuz zaman kafanızı çeviriyorsunuz ve bu normal bir şey değil. Eklem hareketleriniz veya omurga hareketlerine ait hareketleriniz kısıtlanmış ve rahatsız edici bir şekilde bozulmuş olabiliyor. Özellikle biz bankacılarda çok görüyoruz, polikliniğe gelen hastalarımızın çoğu bankacı. Çok sık bir şekilde boyun ve bel problemleriyle karşılaşıyoruz masa başında çalışmaya bağlı.
PINAR AKKAŞ: Aynı zamanda da bilek ve dirseklerde de sabit kullanımdan kaynaklanan problemler oluşabiliyordur herhalde.
MURAT BEZER: Çok güzel söylediniz. Hatta son zamanlarda ofislerde görmüşsünüzdür, artık bileğini en raht hangi pozisyonda çalıştırabilirim diye buralara petler, yastıkçıklar koyup desteklemeye çalışıyorlar ki sıkıntı yaşamasınlar. Bileklerde, dirseklerde, omurgada çalışmalarda her geçen gün eklem problemlerine sebep olabiliyor.
OKTAR BABUNA: Bel ağrısı olan biri ilk karşılaştığınız zaman bunların şikayetleri ne kadarı cerrahi, yani ortopedi branşına ait, ne kadar değil genel olarak bel ağrısıyla gelen hastaların?
MURAT BEZER: Genel olarak cerrahi endikasyonu bel ağrısıyla ilgili yüzde olarak vermek gerekirse yüzde 1’lerin, yüzde 2’lerin altında değil. Bize gelen denildiğinde biz spesifik olarak omurga cerrahisinde bu oran biraz daha farklı oluyor. Ama ağrıyla acı hissini de ayırt etmek lazım. Bel ağrısı ya da belindeki acı çok farklı şeyler mesela ya da omzunda ağrı, omzunda acı çok farklı şeyler. Ağrıyla acıyı ayırt etmek lazım. Artı, özellikle bel problemlerinden bahsediyorsak belde ameliyat endikasyonları sadece belin ağrıması veya belin acıması değil. Belden aşağıya giden sinir köklerinin ya da omuriliğe ait birkaç kökün birden ağrı yapıp, acı yapıp o bölgelerde his kaybı yapıp, uyuşukluk yapıp ya da tutmama dediğimiz küçük kaslarda kuvvet kayıpları yapıp sıkıntı yaratması bunar genelde ameliyat gerektirir. Bele ait düşünüldüğünde ise sadece mesela ayakta kaldığınızda belinizin çok uzun süre ayakta kalmanıza izin vermemesi, eğilip iş yapmanıza izin vermemesi, bunların başka hiçbir tedaviden fayda görmemesi genelde ameliyatlara sebep oluyorlar. Ama bunu kabaca bu noktada anlatmak çok hastalık grubunu genel hale getirmek çok mümkün değil. Tek tek başlık başlık hastaya özgü, hastayı muayene ettikten sonra konuşmak daha doğru olabilir.
OKTAR BABUNA: Mesela bir hasta geldi size, bacağa vuran ağrısı var, aniden olmuş, nasıl değerlendiriyorsunuz? Ne yapıyorsunuz böyle bir hastada?
MURAT BEZER: Bir omurga cerrahı olarak ilk baktığımız şey hastada nörolojik bir hasar var mı? Yani ayağında bir his kaybı, bacağında bir his kaybı, idrar kaçırma gibi şikayetleri veya bulguları var mı? Kuvvet kaybı ya da felci var mı onlara bakıyoruz.
OKTAR BABUNA: Varsa.
MURAT BEZER: Varsa onun sebebi gerçekten bumudur diyerek bir radyolojik inceleme yapmamız gerekiyor. Genelde de burada bir röntgen eşlik eden bir MR’la gerçekten bel kaynaklı mı diye bel MR’ı ve röntgen çekiyoruz. Arkasından gerçekten ciddi bir bası, diğer tedavi yöntemleriyle kaldıramayacağımız bir bası düşünürsek o zaman bir cerrahi düşünülebiliyor. Özellikle bel fıtıkları buna uygun bir şeydir. Diyelim belinde, baş parmağını kaldırmakta ayağında sorun var. Ayağının dış tarafında, bacağında, arkadan kalçadan aşağı inen bir ağrısı uyuşması var. Topuk üzerinde, parmak üzerinde yürümekte sıkıntı çekiyor. Baktınız MR’da da belindeki en alttaki omurlardan ikisinin arasında bir fıtığı var, bu fıtık da kocaman bir fıtık, cerrahi olmadan geçmeyeceğini düşündüğünüz zaman cerrahi düşünebilirsiniz.
PINAR AKKAŞ: Ama öncesinde yine diğer yöntemleri değerlendiriyor musunuz? Sizinki çok net bir tablo oldu.
MURAT BEZER: Çok sert bir tablo oldu.
PINAR AKKAŞ: Bu çok belirgin bir örmek ama ona yakın örnekler düşünüldüğünde yine de bir fizik tedaviye bakalım, ondan sonra olmuyorsa cerrahi müdahale mi düşünelim dersiniz?
MURAT BEZER: Diğer tedavi metotlarında kriter şu; his kaybının olmaması, kuvvet kaybının olmaması ve çok dramatik bir basının gözükmemesi. Eğer çok dramatik, çok aşırı bir bası yoksa his kaybı yok, kuvvet kaybı yok, hafif bir bası var o zaman diğer tedavi metotlarını, ki genelde fizik tedavi, istirahat, kas gevşetici ilaçlar, oradaki reaksiyonu azaltan ağrı kesici, enflamasyonu azaltan antienflamasyon ilaçlar kullanıp rahatlatmaya çalışıyoruz ama az önce anlattığım ağır bir tablo.
OKTAR BABUNA: Tabii acil yapılması gerekenler var bir de hakikaten daha muhafazakar böyle bir yaklaşımla, ki büyük çoğunluğu zaten düzeliyor o şekilde. Dediğiniz gibi his kaybı gibi durumlar yoksa büyük çoğunluğu tedaviye cevap veriyor, değil mi?
MURAT BEZER: Omurga cerrahisiyle uğraşan doktorların, cidden bu işe gönül vermiş doktorların temel felsefe ilk başta ameliyat etmemeye çalışmaktır. Biz ameliyata karar verdiğimizde genelde artık yapacak bir şey olmadığına inanırız ve sınırda mesela; ameliyat, ameliyat olmayan diğer tedaviler. Ameliyat dışında sınırdaysa bizim kararımız hep ameliyat dışı tedavilerdir. İlk başta bir deneyelim, işte geçmedi, yolunda gitmedi o zaman ameliyatı yaparız. Ama hep yapılması gereken altın kural ameliyat dışı tedavilerle bir denemektir. Fayda görmezse hastayı ameliyat etmek, çoğunlukla bunu tercih ediyoruz.
PINAR AKKAŞ: Ameliyatla olan tedaviler aslında bu gurubun yüzde olarak daha az değil mi?
MURAT BEZER: Çok daha az tabii.
OKTAR BABUNA: İsterseniz ameliyat tekniklerinden bahsedelim. Çünkü sizin uyguladığınız bir teknik var.
MURAT BEZER: Endoskopik diye adlandırılıyor.
OKTAR BABUNA: Klasik bizim bildiğimiz en klasiği keserek büyük bir kesiyle yapılıyordu. Sonra mikroskop devreye girdi, mikrocerrahi. Tabii o daha çok sınırlı, hasta daha çabuk iyileşiyor. Sizinki ondan biraz daha farklı bir yöntem.
MURAT BEZER: Bana ait değil bu yöntem aslında, çok popüler oldu. Ben de kullanıyorum. Endoskopik ya da artroskopik disk cerrahisi diye adlandırılıyor. Burada fark ne? Doktor Bey’in dediği gibi baştaki cerrahi neydi; açıyoruz kocaman orada arkadaki diske ulaşmak için ligemanı kesiyoruz. Bağı kestikten sonra oradaki kemiklerin altına ulaşıp diske ulaşıp oradan diski alıyoruz. Daha sonra da mikroskopla yapıp bu kesileri daha küçük miktarda kesip, arkasından oradaki kasları kenara çekip kemiği daha küçük miktarda açıp, kökleri kenara çekip daha küçük bir delikten mikroskop altında disk çıkarma. Bundan sonra bu diskin hiç buraları kesmeden çıkarılabileceği fark edilmiş, bu benim fark ettiğim geliştirdiğim bir teknik değil, çok yıllardır hem batıda uzak doğuda kullanılan bir teknik. Aşağıdan diskin çıktığı yere köklerin kenarından yan taraftan bir delikten girip, bir kamerayla oraya bakıp güzelce gördükten sonra hiçbir şey olmadan oradan alabileceklerini fark etmişler. Buna endoskopik diskektomi deniyor. Niçin? Bir endeskopla bir kamera sokup kamerayla onu orada gördükten sonra çekip alma şeklinde bir ameliyat. Öğrenim eğrisi, öğrenim biraz daha farklı, klasik tekniklerden biraz daha farklı ama cerrah açısından hem daha eğlenceli kolay bir ameliyattır. Hasta açısından da lokal anesteziyle oluyor ameliyatlar. Çünkü kemiğe ulaşmadığınız için oraya bir iğne yapıyorsunuz, oradan delikten bir kamera sokup hastayla konuşarak hatta ameliyat sırasında ‘ağrınız geçti mi, ayağınızdaki uyuşma geçti mi’ diye sorarak teyidini de yapıyorsunuz. ‘Geçti’ dedikten sonra ameliyatı sonlandırıyorsunuz. O arada da görüyorsunuz, kocaman bir monitörde kocaman bir ekranda, mikroskobik görüntü değil karşınızda dev bir ekranda olanı biteni görüyorsunuz. Yani güzel bir teknik. Aslında tekniğin gelişimi bizim uygulamamızdan çok teknolojinin gelişimiyle ilgili. Oraya bizim nasıl portelden gireceğimizi birileri düşünüp fakat teknolojiyi orada kullanmışlar. Daha ileriye gidecek diye düşünüyorum ben, benim keyif aldığım ameliyatlardan biri.
OKTAR BABUNA: Peki sonuçlar nasıl kıyaslayınca?
MURAT BEZER: Sonuçlar; benim için diskin şekli çok fark etmez oldu, artık deneyimimiz gün geçtikçe arttı. Nerede olursa olsun o diski çıkarabiliyoruz. Boyun bölgesine ben yapmıyorum bel bölgesine yapıyorum. Ama yeni başlayan biri için seçilmiş vakıaların yapılması daha önemli çünkü kolayca çıkarabilecekleri, kolayca alabilecekleri diskleri yapmaları önemli. Türkiye’de herhalde bir 10 kişi var bu işle uğraşan endoskopik disk cerrahisiyle. Sonuçların yayınlanmış olduğu bir makale bulamadım daha endoskopik bir prospektif daha doğrusu düzgün yayınlanmış bir makale bulamadım. Ama bizim yaptığımız vakıalarda bir hastada biz instabilite nedeniyle yapıp yapmamaya tereddüt etiğimiz vakıada sıkıntı yaşamıştık. O tekrar füzyon ameliyatın gitti. Diğerlerinde bir sıkıntı yaşamadık. Oldukça başarılı, hastaların çok mutlu olduğu bir ameliyat tekniği.
PINAR AKKAŞ: Klasik bek fıtığı ameliyatlarından sonra hasta sonra yatıyor, hem hastanede yatıyor, hem evde dinleniyor galiba. Bu endoskopik disk cerrahisinde normal günlük yaşamına devam edebiliyor mu hemen?
MURAT BEZER: Bu çok güzel bir nokta. Aslında şöyle düşünmek lazım; disk cerrahisinin hep beklenti daha küçük bir ameliyat, daha rahat bir ameliyat. Hasta için daha konforlu bir ameliyat sonrası süreci. İlk ameliyat birkaç günlük yatış süresi olan, istirahat gerektiren açık ameliyat. İkincisi mikroskop altında yapılan daha küçük, hastayı belki bir gün hastanede tutarsınız, daha konforlu bir ameliyat, küçük bir delikten yapılıyor. Artık bu, hiç tutmayalım hastanede, hemen yapalım çıksın gitsin şeklinde. Arayış hep, aynı teknolojide olduğu gibi tıbbın içinde de arayış bu yönde ilerlemiş. Bu noktada şu anda.
OKTAR BABUNA: Bel fıtıklarından bahsettik. Yine ağrı ve yürüme güçlüğü gibi şikayetlerle kendini gösterebilen bel kanalının omurga sinirlerinin geçtiği kanalın darlığı söz konusu. O zaman da yine bazı şikayetler ortaya çıkıyor. Biraz bahsedelim mi ondan?
MURAT BEZER: Tabii. Bel kanalının daralması halk arasında kanla darlığı diye biliniyor. Bizim tıpta aynı isimle spinal stenoz diye geçiyor. Aslında mekanizma nedir; omurilik yukarıda belin hemen üstünde biter fakat aşağı doğru inen köklerin olduğu omurilik kesesi var. O kesenin bel bölgesindeki içinden geçtiği kanalın kireçlenmeye bağlı, bel kaymasına bağlı daralmasından ortaya çıkan şikayetler olabilir. Bir, bu kanalın kendisi de daralabilir, iki, kanalın içindeki deliklerden dışarı çıkan sinirlerin geçtiği küçük faromen dediğimiz küçük kanalcıkların daralması olabilir.
PINAR AKKAŞ: Yapısal da olabilir mi?
MURAT BEZER: Yapısal çocuk yaşlarda olabilir. Bu yine dejeneratif eskimeye bağlı oluşan bir süreç. Çok sık rastlanan bir problem. Bunlardaki tablo yine kanalın daralmasına bağlı olabiliyor, çünkü köklere bası olduğunda idrar kaçırma, yürümekte zorluk, bacaklardaki sinirlerin gittiği yerlerde kramplar girmesi şeklinde, siyataj dediğimiz arkadan aşağıya ağrılar girer şeklinde. Ya da köklerin geçtiği kanalcıklarda izole damarlar varsa oralarda ağrılar olabiliyor. Aynı bel fıtığı gibi mesela L4, L5 arasındaki kökün çıktığı yerde ağrı olduysa aynı sanki bel fıtığı bulguları varmış gibi o faromene ait sıkıntılar olabiliyor. Bunda tedavi biraz daha farklı. Hatta başlık olarak 7-8 tane başlık var hangisini yapalım diye. İlk başta tedavi konzervit dediğimiz cerrahi dışı tedavi. Neler bunlar işte; fizik tedavi, ağrı kesiciler, kilo verme şeklinde. Bunlardan başarısız olan hastalarda da cerrahi tedaviler. Cerrahi tedavilerde alternatif isimler bir sürü farklı. Bir, kanalın daralmasını engelleyen arkadan disgstorage denilen speyserler konulması. Endoskopik olarak tek tek o faromenlerin açılması ya da yan taraftan perkitan olarak disk aralıklarının açıp kanalı genişleten lif dediğimiz interbody kafeslerin konuşmasıyla açılan teknikler ya da klasik konvansiyon arkadan girip o kanalın açılıp gevşetilmesi. Kanalı açtıktan sonra açık teknikte oralara vidalar konup birbirine bağlayıp hareketsi hale getirilmesi. Bir sürü alternatif teknik var. Bunların hepsini takdir edersiniz yan yana koyulup yapılması mümkün değil. Hangisi daha iyidir diyerek, hastalara sen şunu olacaksın, sen şunu olacaksın diye gruplamak mümkün değil. Yapılmış serileri karşılaştırıyorlar, bu serilerin sonuçlarında herkes şu da iyidir, bu da iyidir şeklinde sonuçlar var. Ama sonuçta eğer cerrahi gerektiren bir tablo varsa oradaki o bası olan seviyelerin, daralmış seviyelerin rahatlatılması gerekebiliyor. En büyük sıkıntı burada bu hasta grubunun yaşlı olması, kilolu olması, bir takım eşlik eden kalp hastalığı, böbrek hastalığı gibi ya da akciğerle ilgili fonksiyonlarında kısıtlılıklar olması. Bunlar olduğu zaman da işte ameliyat tercihi, hangi ameliyatı yapacağımız hakkındaki tercih değişebiliyor. Hastaya daha az zarar verecek ameliyatlar öneriliyor ya da ameliyat yapılamıyor. Burada zorluğu bu.
PINAR AKKAŞ: Yapılmazsa ne olacak?
MURAT BEZER: Hastanın ameliyat olamadığı durumlar var, mesela çok ileri böbrek hastalığı, çok ileri kalp hastalığı. Bunlarda çaresiz kalınabiliyor ama sınırda şeyler yapmaya çalışıyoruz. Mesela endoskopik, bu yaptığımız ameliyatlardan bahsetmiştim. Bunları bunlarda genelde tercih etiğimiz durumlar olabiliyor. Özellikle faromenlerini daralmış olanları genişletmek şeklinde küçük daha yumuşak ameliyatlarla hastalara faydalı olmaya çalışıyoruz.
OKTAR BABUNA: Bunların dışında tabii kemik dokunun da travması dediğimiz rahatsızlıklar olabiliyor. Mesela kırıklar, çökme, şiddetli bir oturmayla mesela ileriki yaşlarda olabilir bu veya spor kazaları veya trafik kazaları günümüzde. O zaman ne yapıyorsunuz?
MURAT BEZER: Omurga kırıkları özellikle orta yaş üzerinde veya orta yaştan itibaren çok sık rastladığımız bir konu. Özellikle hanımlarda kemik erimesi orta yaş ve üzerinde çok sık oluyor. Kemik erimesi olduğunda bu hastaların omurilikte yük taşıyan gövde kısımları, disk gibi kısımları kolayca kırılabiliyorlar. Mesela otobüste koltuğuna oturmak üzereyken hafifçe gaza basıp koltuğuna sert oturup omurgasını kıran hastalar var. Bu neye işaret eder; bu kemikler çok kolay kırılabiliyor. Burada aslında hastalığın ne olduğunu düşünmek önemli. Hastalık burada kolayca kırılabilen bir kemik, ne demek bu; kemik erimesi var. Kemik erimesini burada düşünmek söz konusu. Tedavi de dolayısıyla osteoporoz yani kemik erimesine yönelik bir tedavi yapmamız gerekiyor. Bence osteoporozun tedavisi kırılmadan yapılması gereken bir tedavi. Yani osteoporoz oluşmamalı. Halka anlatılması gereken temel bilgi verilmeli. Sağlık politikası bu. Osteoporoz; kemiğin direncinin gitmesi, içindeki mineral içeriğinin iskelet kısmının azalması şeklinde adlandırılabilir. Burada yapılması gereken şey egzersiz başta. Çocuklarımıza çocuk yaştan yaşlanana kadar egzersiz kültürünü vermemiz lazım. Kemik aynı kas dokusu gibi, nasıl büyük pazılarımız olsun diye ağırlık çalışıyorsak kemiğe de ağırlık egzersizi yaptırırsanız içindeki direnci sağlayan mineraller, iskelet yapı hepsi artacaktır. Ve kırılma ihtimali de azalacaktır. Dolayısıyla biz osteoporozu baştan engellemeliyiz. Omurgadaki osteoporotik kırıklar ancak bu şekilde azaltılabilir. Oluştuktan sonra yaptığımız şeylerin hepsi idareten yapmaya çalışıyoruz. Mineraller veriyoruz, osteoporoz egzersizleri veriyoruz ki daha başka kırık olmasın, kolayca kırılmasın. Ama baştan bunu engellemek ancak kırılmayacak kadar sağlam kemiklerle mümkün. Özellikle omurga tedavisinde osteoporozu başlı başına zor bir alan. Burada bir takım teknikler var. İçine çimento doldurulması, içine kemik doldurulması, başka materyallerin doldurulması şeklinde. Ama kemiği bunların hiç biri eski orijinal haline getirmiyor, sadece stabilize ediyor. Dolayısıyla osteoporotik kemik kırıklarını biz engelleyeceğiz, iki, engelleyemedik karşımıza çıktı, bir daha başka kemik kırılmasın diye var olan mineral düzeyini artırmak için kemik erimesine yönelik ilaçlar vereceğiz. Halkımızda artık çoğu kişi kullandığı için çok miktarda biliyor.
PINAR AKKAŞ: Yan mevcudu korumaya yönelik, iyileştirmek değil ama mevcut halini korumaya yönelik bu tedaviler galiba.
MURAT BEZER: Şöyle istatistikler var; diyelim omurga kırığı olmuş hasta bize başvurmuş, biz buna kemik erimesi için bir ilaç vermişiz, ilacı kullanmaya devam etmiş düzenli kullanmış. 1yıl sonraki ilaç verilmemiş hasta grubuyla oranladığında kırık olma ihtimali yüzde 5 düşmüş, bu çok başarılı bir oran kabul ediliyor. Ki bu aslında biraz baktığınızda komik, elde ettiğiniz şey çok yüksek değil ama baştan kırılmayacak kadar kaliteli olsa kemik çok daha iyi.
OKTAR BABUNA: O zaman bir tavsiyede bulunalım; kalsiyum, magnezyum, B vitamini, egzersiz, güneş.
MURAT BEZER: Bunlar çocukluktan itibaren mesaj olarak vermemiz gereken şey. Kilo, daha dengeli, daha sportif bir vücudu olmadı lazım herkesin ki kolayca düşüp kolayca bir yerlerini kırmasınlar.
OKTAR BABUNA: Kemi kerimesinden bahsettiniz. Bunun tabii önüne geçmek bir numaralı konu. İyi bir spor, beslenme, kilo verme vs. bir çok şeyle önüne geçilebilir. Veya olduğunda da, kırıklar oluştuğunda da diyelim ki kırık oluştu herhangi bir sebepten. O zaman hangi tekniklerle bunu tedavi etme yöntemi uyguluyorsunuz? Ne yapılabilir? Hangi alternatifler var?
MURAT BEZER: Aslında omurganın kemik erimesine bağlı olduğunda ilaçlar veriyorsunuz, artı istirahat ettiriyorsunuz. 1 ay sonrasında oradaki büyük içi oluklu kansellöz dediğimiz bir kemik kendi kendine kaynıyor. Ve kaynadıktan sonra 1 ay içinde hastaların ağrısı azalıyor. Yalnız bir sıkıntı var, bunlar omurların ön tarafındaki yük taşıyan kısımları aynı sünger gibi kaynamayabiliyor bazen, esnek kaynamamış bir omurunuz olabiliyor. O zaman 1 aydan sonra ağrı devam edebiliyor. Ya da öyle bir noktadan kırılıyor ki, mesela sırtınızın hafif kamburluğu olan kifoz diyoruz biz ona, normal kifozun olduğu yerin tam ortasından kırılıp sizi daha da bir öne doğru bükebiliyor. O zaman buradaki bu kifozun artmasını engellemek için ya da kaynamamış kırıklar için bir takı tedavilerimiz var. Bunlar neler olabilir; İçine çimento doldurduğumuz o vertoplasty dediğimiz işlem. Ya da kifoplasty dediğimiz ilk önce düzeltip şişirip bir balon ya da başka bir metotla sonra çimento doldurduğumuz metot. Ya da çok ciddi seviyede kırık varsa artık bildiğimiz açık kırık ameliyatı gibi vidalarla tutturduğumuz metot gibi. Kifoplasty, ya da vertoplasty yine kesi olmadan bir delikten yapılan ameliyatlar. Oraya ciltten bir delik açıp, o delikten bir şırınga sokup, o şırınganın üzerinde biraz daha kalın bir kanül sokup onun içinden omurun içine girerek kemik çimentosu, diş dolgusunda bulunan materyallerle, onu oraya sıkıp omurun içini yapıştırıp dondurup sabit hale getiriyoruz. Ağrısız, hareketsiz, acısız bir omur oluyor. Eğer çökmüşse de içine aynı delikten yine bir balon veya başka yükseltici bir mekanizma sokup şişirip omuru yükseltip öyle doldurabiliyoruz. Bu ikisi çok sık kullanılan metotlar. Ancak kimde kullanıyoruz; kaynamamış olacak, ya kifoz dediğimiz kamburluk eğimi olacak ya da 1 ay sonrasında çok ağrılı bir omuru olup başka başka seviyelerde kırık ihtimalleri olacak. Bu durumda yapılabilen bir ameliyat.
PINAR AKKAŞ: Genel anesteziyle mi yapılıyor?
MURAT BEZER: Bu genel de yapılabilir, hafif sersemletmekle oraya lokal anesteziyle de yapılabilir. Hastanın durumuna göre karar vermek lazım. Çünkü yüzüstü yapılan bir ameliyat, hastayı yüzüstü yatar pozisyonda kontrol etmek mümkün olmayabiliyor.
OKTAR BABUNA: Evet, çok güzel konular konuştuk.
MURAT BEZER: beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim.
PINAR AKKAŞ: Biz çok teşekkür ederiz.
OKTAR BABUNA: Ayrıca bir program, çünkü daha konuşmadığımız konular da var. Örneğin skolyoz konusu var, başka diz-kalçayla ilgili konular var. Onları da diğer bir programda artık sizi tekrar ağırlamak isteriz tabii.
PINAR AKKAŞ: Bir programımızın daha sonuna geldik. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere hoşça kalın.
http://a9.com.tr/izle/195588/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---50-Bolum-Prof-Dr-Murat-Bezer-Ortopedi-ve-Travmoloji-Uzmani
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500