Yaşam ve Sağlık – 15. Bölüm – Soner Köse ve Dr. Hadi Sasani, Radyolojik ve Cerrahi Teknolojiler
OKTAR BABUNA: İyi akşamlar. Pınar Akkaş’la birlikte sunduğumuz bir Yaşam ve Sağlık programına daha hoş geldiniz. Bu akşam çok
değerli konuklarımız var. Uzman doktor Sayın Hadi Sasani Bey. Hoş geldiniz.
HADİ SASANİ: Hoş bulduk efendim.
OKTARBABUNA: Radyoloji uzmanı kendisi. Ve Soner Köse Bey, PACS ve Cerrahi Sistemler Uzmanı İstanbul Tıp Fakültesi Çapa Hastanesi’nde. Hoş geldiniz.
SONER KÖSE: Hoş bulduk sağolun teşekkürler.
PINAR AKKAŞ: Soner Bey, hadi Bey hoş geldiniz. Biz Hadi Beyi daha önce ağırlamıştık programımızda. Kendisi bize çok değerli bilgiler aktarmıştı. Radyoloji biliminin tanımını yapmıştı. Bugün biraz daha farklı konulara değineceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Teknolojiyle birlikte tıp çok önemli. Önümüzde çok güzel bir dönem geliyor, hakikaten teknolojide büyük ilerlemeler oluyor. Radyoloji de teknolojik ilerlemelere son derece açık. Evden, belli merkezlerden hasta yönetimi değerlendirilmesi mümkün olabilecek.
Şimdi ilk olarak şöyle başlayalım; bir radyoloji departmanında işler nasıl ilerler?
SONER KÖSE: Radyoloji departmanlarında işler son derece dikkatli işlemelidir. Hastanın kaydından çıkışına kadar size bilgilerinin aktarımına kadar son derece hassas bir noktadan geçiyor. İşin riskli olan kısmı, radyolojide çekim yapılan görüntüler birden fazla görüntüleri ele aldığı için görüntülerin karışma, özellikle çok hasta, çok tetkik alan bir hastaneyse tetkikleri birbiriyle karışma ihtimali çok yüksek oluyor. Dolayısıyla bunlar PACS, RIS, HBS yani otomasyon sistemleriyle dengede tutulabiliyor. İş akışı genelde şu şekilde ilerler; büyük merkezleri ele alacak olursak eğer, hasta ilk önce isteği yapılır, ne tür bir çekim yapılacağı. Bu radyoloji departmanına aktarılır hastane otomasyonları tarafından. Sonra hasta otomasyonda olan bilgi istek radyoloji departmanı tarafından onaylanır ve MR, tomografi, ultrason, röntgen gibi cihazlara hastanın bilgileri aktarılır. Hasta çekim yapılacağı yere gittiğinde direk tetkik bilgilerin çekim yapılacak cihaza aktarılır. Bu şekilde teknisyen tek tek hasta ismini girmek gibi şeylerle uğraşmaz. Çekim yapılacak bölge MR, ultrason, tomografi ve benzeri cihazlar vasıtasıyla çekimler yapılır. Aslı olay bundan sonra gerçekleşmekte. Dikkat edilmesi gereken en büyük noktalardan biri de şudur; çekim yapıldıktan sonra görüntüler hastanenin sistemine aktarılır. PACS ve benzeri sistemlerde görüntü depolanır. Sonrasında bu görüntüler doktorlara yani radyologların önüne sunulur. Radyologlar bu görüntüler açar bilgisayarlar üzerinden. Günümüzde şu şekilde ilerler; doktor bilgisayarda iş istasyonunda filme bakarken bir yandan da o bilgisayar üzerine hastanın tetkikini raporlayabilir, tek bir tuşuna basarak ses kaydını yapar. En son kayıt bittikten sonra o ses kayıtlarını onaylar, rapor sekreterlerine iletir. Rapor sekreterlerinin yaptığı işlem şudur; doktorun yaptığı ses kaydını dinleyerek pedal yardımı vs. yardımcı cihazları kullanarak dinleyerek dikte ederler. Bu raporlar tekrar doktorlara gider, doktor en son bunu kontrol eder onaylar ve hastanı raporu hastane otomasyonuna aktarılır. Hasta raporunu hastane içerisinde çıktı olarak teslim alabilir. Bu yerlere göre değişiklik gösterebiliyor. Mesela çok teknolojik bir hastanede hasta hiç elinde kağıt gezdirmeden bunu yapabilir. Günümüzde bunu pek çok hastanede görebiliyoruz. Bazı hastaneler de vardır ki bunu çok geriden takip etmekte. Ama günümüz teknolojisiyle baya bir yok kat ettiğini görüyoruz. Radyoloji dediğimiz zaman tamamen radyolojiyle odaklı bir alan. Bilgisayar, teknoloji olmazsa olmaz gibi diyebiliriz.
OKTAR BABUNA: Evet, tabii teknoloji çok önemli. Eskiden hep filmler basılırdı, filmlerle kağıtlarla hastalar ellerinde dolaşırdı. Şimdi bambaşka yola girdi tabii. Herkes için de kolaylık bu, hem kesinlik hem kolaylık oluyor.
PINAR AKKAŞ: Radyolojik teşhis ve tedavi radyolojisi diye ayrılıyor galiba, değil mi? Ondan biraz bahsedebilir misiniz?
HADİ SASANİ: Tedavi kısmında genellikle intervensiyonel veya girişimsel işlemlerle alakalı bir branş. Burada tabii ki önceden bir patoloji varsa bunun sebebi veya kesin tanısı varsa tedavi yapılır. Örneğin beyin anevrizması veya stentleme işlemleri tamamen girişimsel işlemlerdir. Veya bunun önce tanısı konur, daha sonra tedavi yapılır ve sonucu alınır. Genellikle radyoloji tanıya yönelik çalışan bir branştır. Fakat o girişimsel iki branşa ayrılması nedeniyle tedavi komponenti mevcut. Az önce Soner arkadaşımızın bahsettiği teknolojik ilerlemeler radyolojide gerçekten büyük adımlar atmış ve büyük gelişmelere sebep olmuştur. Önceden jelatin filmler üzerine veya çeşitli prosedürlerle ki bu da teknolojinin ilerlemesi sonucu gelişmiş bir olaydır. Filmler gümüş nitrat içerdiği için banyo yapılaraktan, işte karanlık odalardan aynen nasıl önceden fotoğraf teknolojisi kullanıyorlarsa radyolojide de benzer şekilde bir yöntem kullanılması nedeniyle görüntü elde ediliyordu. Halbuki şu an çekimden hemen kısa bir süre sonra PACS denen bir arşivleme merkezine alınıyor ve oradaki görüntüler uzun yıllar saklanabilir. Bunun yasal süresi en az 5 yıl kadar saklanması gerekiyor. Yurt dışında bu şekilde yasal kurallar mevcut. Neden? Çünkü örneğin yeni bir hastalık nedeniyle hasta takip ediliyorsa en azından kıyaslama şansını size veriyor veya yasal bazı işlemlerden dolayı en azından elinizde bir dokümantasyon olması gerekiyor ki bu görevi yapan teknolojik gelişmeler ve sonra PACS sistemi olsa gerek. Önceden jelatin filmler sararma riski vardı, yıpranma riski vardı, en önemlisi kaybolabilir. Ciddi bir hastalıkla uğraşan bir kişinin kıyaslama şansı olmayabilir diyoruz. Çünkü eski görüntülerin veya o benzer görüntüleri elinde olmadığı için bunu tanımlama şansı yok. Fakat şu anki teknoloji ilerlemesi sayesinde en azından bunların hepsi minimalize edilmiş durumdadır. Bu riskler azaltılmıştır ki tamamen teknolojik ilerleme sayesinde gelişen bir olay.
OKTAR BABUNA: Evet, 5 yıl bile az bir süre aslında.
HADİ SASANİ: En az 5 yıl kadar yasal tutma zorunluluğu var. Tabii ki uzun yıllar saklanabilir.
SONER KÖSE: Özellikle eğitim ve araştırma hastanelerinde, üniversite hastanelerde bu sayı baya bir artıyor. Sonuçta en eskileri, ex olmuş vs. hastalar üzerinde bile çalışmalar yapılabiliyor sonuçta.
PINAR AKKAŞ: O zaman belli bir sınırı yok. Uzun yıllar arşiv olarak kullanılabiliyor.
Dijital ortam olduğu için daycom görüntüler halinde. Daycom özel tıp formatıdır. Bu bir kısaltma……………….bir formattır. Tek görüntüde dahi bütün hasta bilgileri yer alır. Bu özellikle tıp alanı için geliştirilmiş bir format. Ki bunlar zaten özel format olması nedeniyle size çok büyük bir avantaj da sağlar. Uzun süre saklama imkanı ve dijital ortamda olması nedeniyle istediğiniz süreye kadar saklayabilirsiniz. Ama bahsettiğim süre sadece yasal format olan kısmı.
OKTAR BABUNA: Peki Soner Bey, bu CD-DVD’lerde saklamanın bir avantajı var mı ve ya dez avantajı?
SONER KÖSE: CD, şimdi hasta görüntüleri bazı yerlerde CD-DVD ortamında saklanabiliyor. Bu nasıl oluyor? Mesela bir hasta için bir CD yapılabiliyor ya da belirli bir tarih arası tetkikleri alınıyor tek bir DVD’ye yazılıyor bluray vs. büyütülebiliyor. Bunlar iyi bir sitem midir diye sorulursa, hayır iyi bir sistem denilemez. Bir iki tetkik için tamam olabilir fakat bunların da şartı vardır. Mesela günümüzde özellikle eğitim araştırma hastanelerinde yaşadığımız en büyük sorunlardan birisi de şu; hastanın tetkikleri geliyor DVD içerisinde. Örnek veriyorum; bir anjiyo yapılmış, BT anjiyo görüntüleri ağır görüntülerdir. Minimum 2 GB’lik görüntülerdir. Bunun da bir bilgisayarın açması bu daycom görüntüleri okuması vs. derken bunlar zaman alan işlemler. Yani aciliyeti olan işlerde bu pek iyi olmuyor.Bunu açan sistemler var ama çok ultra pahalı sistemler, anında açan vs. Günümüzde CD-DVD olarak genelde hastaya veriliyor tetkikler. Bunun dışında PACS dediğimiz görüntü arşivleme ve yönetim sistemi Türkçe anlamına gelen sistemlerde bu daycomun görüntüler hiçbir karışıklık olmaksızın hasta görüntüleri ve raporlarıyla beraber saklanmakta. Fakat şöyle durumlar olabiliyor; MR görüntüsü, BT görüntüsü veya anjiyo görüntüsü, mamografi bunların görüntüleri aynı boyutta değil. Mesela bir MR görüntüsü daha düşük, BT ondan yüksektir, anjiyo görüntüleri mesela doktor girişimsel işlem sırasında skopiye basılı olduğu sürece sonuçta orada bir video görüntüsü alır. Doktor ne kadar skopiyi basılı tutarsa o görüntünü boyutu artacaktır. PACS sistemleri ise bu görüntüyü alır çok muazzam oranda sıkıştırarak bunu bir karışıklık olmaksızın arşivler. Genellikle çalışma şekli de zaten hız açısında şu şekildedir; tetkik sorgulandığında o anki PASC database hasta bilgileri çekilir. Görüntüler istendiğindeyse sıkıştırılmış görüntü PASC sunucularından direk doktorun istek yaptığı bilgisayara aktarılır. Sistemler genelde bu şekilde ilerliyor ve sürekli gelişiyor. Mesela şu an sağlık bakanlığı da bunun için büyük bir gayret gösteriyor. Çalışmaları büyük firmalar tarafından yürütülüyor. Zaten Türkiye’de bunu yapan firmalar çoğu Türk mühendisler tarafından yapılıyor. CD-DVD yerine merkezi PASC sistemleri oluşturuluyor. Mesela kuzey bölgesi, Anadolu bölgesi. Oraya büyük yüksek kapasiteli sunucular yerleştiriliyor. Hasta tetkiği Ankara’da çekildi, işlem Ankara’da yapıldı, İstanbul’da doktor görüntüleri görmek istiyor. Çekim yapıldıktan bir kaç dakika sonra direk İstanbul’daki doktor bu tetkiği görebiliyor. Sağlık bakanlığının yapmak istediği sistem de ki şu an zaten kısmen bitmiş ve testleri yapılıyor, hastalar CD’yle git-gel yapmak yerine hastanın TC kimliğini girdikten sonra tüm yapılan işlemler nasıl gözüküyorsa radyolojik görüntülerine de erişebilecekler. Bu da hastalar için büyük bir kolaylık olacak.
PINAR AKKAŞ: Hastaların eline CD-DVD görüntüleri vermenin ez avantajları oluyor mu? Avantajları mutlaka vardır.
SONER KÖSE: Avantajları şöyle, avantaj ve dez avantaj olarak listeleyecek olursak mantık şu şekilde; bir film yaprağı 5 euro kadar bir maliyeti var ama bir CD’nin toplu alınmaya kalkılırsa 10 kuruş diyebilirim. Çok büyük bir mali oranda düşüşü var. Bakacak olursa eğer filme basmak biraz eskide kaldı. İyi bir yöntem midir? Bence değil. Çünkü küçük küçük görüyorsunuz filmde ama dijital ortamda baktığınızda o görüntüyü ekran çözünürlüğünüz ne kadar destekliyorsa o kadar bakabiliyorsunuz. Dozuyla oynayabiliyorsunuz, yakınlaşma, ölçümler vs. bir çok işlemi yapabiliyorsunuz. Hatta günümüzde bu tür görüntüler ameliyat simülasyonlarına kadar giriyor. Hastalara bu CD’lerin dez avantajları ise, hasta alıyor bunu yolda giderken arka cebine sokuyor kırılıyor ya da görüntü o an teknik bir sıkıntı oluyor CD’ye yazarken vs. bozuk çıkıyor. Hasta atıyorum, bir şehirden bir şehre gitti CD açılmıyor, hastanın kalkıp bir daha gelip CD’yi alıp bir daha gitmesi ya da bir iletişim kurup o görüntüleri alması sıkıntılı olaylar. Tabii bunlar zaman geçtikçe çözülecek şeyler. Ama şu an günümüzde en iyi yöntemlerden biri diyebiliriz buna.
PINAR AKKAŞ: Ama o zaman hem film hem CD vermenin aynı anda olması gerekiyor yan, sadece CD değil aynı zamanda filmleri vermenin de bir gerekliliği var.
SONER KÖSE: Ama bunu çoğu yer yapmıyor maliyetinden dolayı.
PINAR AKKAŞ: Çoğu yerde de belki doktorlar film görüntülerini istiyorlar. Siz daha iyi bilirsiniz, CD’yi istemiyorlar.
HADİ SASANİ: Bir ekleme yapmak istiyorum. Benin kişisel tercihim kesinlikle dijital ortam. Tabii ki koşullar farklı olabilir koşullara göre hareket etmek lazım ama ilk başta teknolojiyi kullanmak lazım. Ben şahsen her aman dijital ortamdaki görüntüleri tercih ederim. Dozuyla oynamak mümkün, istediğiniz dozda istediğiniz kıvama getirebiliyorsunuz, ölçümler yapabiliyorsunuz. Büyütebilip ve istediğiniz görüntüleri aynı anda senkron şekilde hareket etme şansınız var, kıyaslama şansınız var. Fakat bunların hiç biri jelatin filmlerin üzerinde olmaz. Ve basılı filmlerin üzerinde olmaz. Artı en önemlisi ince kesit, mesela tomografik görüntüleri hacimsel olarak aha yüksek değere sahiptir MR filmlerine nazaran. Bu nedenle ince kesitler daha değerli görüntülerdir çünkü, birazdan örnek vereceğim, halbuki bunu jelatin filme basmaya kalkmanız demek bir çok filmin sonucu belli olmayan format vardır. Belli sayıya kadar snapsort tarzında görüntü basabiliyorsunuz. Bu da bir çok film basmanız demektir. Bu fazla maliyet demek. Bu nedenle daha optimal basım amacıyla birkaç görüntüyü atmanız lazım veya en önemli görüntüler veriyorsunuz. Bu şekildeki dijital ortamdaki görüntülerde çok kolaylıkla yapabiliyorsunuz. En önemlisi, sonuçta tomografi çekimleri spiral tarzda bir hareketler, masa hareket ederek etrafında dönen tüple çekim yapılıyor. MR’da da bu şekilde, fakat hareketler arasında gap denen boşluklar vardır. Mesela dijital daha alt üreter ucunda yerleşmiş bir tane ufak bir taş, kişide çok irite edecek derecede kasık ağrısı yapabilir. Bunu siz kalın kesi kullanırken kaşınma olasılığınız çok çok yüksek. Çünkü aramakta olduğunuz taş belki o boşluktaki slash düzenine denk gelmiştir ve siz onu görmeyebilirsiniz. O zaman ince kesit dijital görüntülerde görme şansı epeyce güzel ki kesin tanısal. Bu nedenle benim görüşüm kesinlikle dijital görüntü.
OKTAR BABUNA: Doğru, film sadece bir alışkanlık. Bir de radyolojinin geleceğinden bahsedelim. Radyolojik görüntüler bilgisayar ortamında farklı programlarla işlenerek ne yapılabilir? Bundan bahsedelim isterseniz.
SONER KÖSE: Günümüzde bu tür radyolojideki işlemler genelde ameliyat simülasyonları, navigasyonlu cerrahiler, özelikle nöronavigasyon cihazları kullanarak MR görüntüleri ele alınır. Bunun dışında farklı cerrahi simülasyonlar, eğitim amaçlı simülasyonlar, tanı amaçlı simülasyonlar yapılabiliyor. Bunları günümüzde pek çok görüyoruz. Bu da nasıl bir artısı oluyor? Direk hastanın mesela bir tümörü var, direk hastayı açmadan içindeki tümörün çapını, volümünü, nerede olduğunu, hangi damarlara yakın olduğunu bunun tanısını koyabiliyorsunuz. Mesela göstereceğimiz videolarda da bunları netlikle görebileceksiniz. Genelde radyolojik görüntüler tanı amaçlı kullanılıyor. Simülasyon kısmında kapsamlı olarak ilerlemekte ve her geçen gün geliştirilmektedir. Radyolojinin geleceği son derece iyiye doğru gidiyor.
OKTAR BABUNA: Ben de bir örnek vereyim; Amerika’da eğitim gördüğüm hastanede orada bir doktor vardı beyin cerrahisi, ilk navigasyon sistemini dünyada başlatan kişi. Mayo klinikten gelmişti o zaman ben de oradaydım. Arka odayı taamıyla filmlere ayırmışlardı, bilgisayarlar vardı, MR filmleri geliyordu. Onlardan üç boyutlu kesit çıkartıyordu. Ama onun sistemi çok ilkeldi tabii o zaman şimdiye göre. Bir boru vardı, boruyu beynin içine yerleştiriyordu, o bir tahribat yapıyor tabii. Borunun derinliğine göre, yerine göre üç boyutlu olarak ekli belirliyorlardı. O zaman çok acayip teknoloji görünüyordu gözümüze ama şimdi çok aştı tabii.
SONER KÖSE: Mesela şu anki nöronavigasyona giriş yapacak olursak şu şekilde ilerler; çok iyi çekilmiş örneğin beyim MR’ı görüntü kalitesi çok iyi olmalı, hasta işlem çekim sırasında kafasını hiç oynatmamalı, görüntü kalitesi son derece iyi olduktan sonra nöronavigasyon cihazlarının yazılımlarına CD olarak takılır. Görüntüler içe aktarılır, o görüntüler işlenir. Tümör orada “ben buradayım” kendini belirtir. Sonrasında yapılacak işlem nöronavigasyon cihazının probu vardır, algılayıcı sensörler vs. hasta hazır edildikten sonra, anestezi vs. işlemler gerçekleştikten sonra steril olmayan prob ile işaretleme yapılır. Bu işaretleme ne işe yarar? Navigasyon cihazı ile komple kalibrasyon işlemlerini sağlar. Tek tek işaretleme yapıldıktan sonra ki bu işaretleme işlemi zaten minimum 20 dakika sürüyor, kalibrasyon işlemi tamamlanır. Sonrasında steril olan prob ele alınır, siz nereye dokunursanız kalibre edilmiş görüntü alınan yerde vereye dokunursanız cihaz onu algılar, oradaki navigasyon cihazının ekranında, buradasınız diye kırmızı, mavi sisin tanımladığınız renklerle gösterir. Bu cerraha ne tür artılar sağlıyor? Probu değdirdiği yerde tümör orada duruyor, bu tümör bunu alıyor ondan sonra kalan kısım vs. Bunları siz daha iyi bilirsiniz ben işin teknik kısmındayım.
OKTAR BABUNA: Tabii sınırlarını görmek çok önemli. Çünkü tümör bırakırsanız kanser kalmış oluyor, fazla çıkartırsanız fazla beyin dokusu çıkmış oluyor. Bir de nereden ameliyat yapılacağının yerini belirlemek de çok önemli hata yapmamak açısından, en doğru yerden. Tümör oluyor mesela konuşma merkezine çok yakın, o hangi hassasiyetle çıkartılacak? Fazla çıkarsanız konuşmasını kaybedebilir Allah korusun, biraz az kanser kalır hemen tekrarlama olabilir, kanserin durumuna göre. Teknolojiyi Allah böyle hizmete vesile ediyor.
SONER KÖSE: Evet, her geçen gün oldukça gelişiyor ve bazen insanlığın bile inanamadığı durumlara kadar gelebiliyor. Mesela eskiden kimse düşünemezdi bir doktora gittiğinde, hastanın filmi çekilecek, örneğin MR çekilecek, doktor yolda trafikte giderken TRC ile bağlanarak telefonundan ya da tabletinden o çekilen filmi görebilecek. Bunlar hayaldi günümüzde gerçekleşiyor, oldukça işe yarıyor. Uluslar arası çalışmalarda vs. oldukça büyük desteklenen teknolojiler bunlar. Radyolojinin geleceği kısmen geleceğe doğru iyiye gidiyor. Zaten ülkemizde sağlık sektörü de biliyoruz son derece kaliteli ve her geçen gün iyi yerlere gidiyor. Diğer ülkelere kıyasla ülkemiz son derece iyi yerlerde sağlık konusunda.
PINAR AKKAŞ: O zaman bu teleradyoloji ve uzaktan görüntülemenin önemi çok yarıyor.
SONER KÖSE: Zaten bu yapılan işleme tele radyoloji deniyor. Bir x bir lokasyonda tetkik yapıldıktan sonra farklı bir lokasyonda o tetkiğin görülmesi, bu tepkiye rapor yazılması, rapor edilmesi. Mesela bu günümüzde bunu kullanan bir çok görüntüleme merkezi vardır. Mesela x bir yerde tetkik yapılıyor, örneğin İstanbul’da hastaya film çekiliyor, tomografi çekildi, anjiyo yapıldı, Antalya’daki doktor bu tetkiklere bakıyor, yorumluyor, mesela Antalya’daki rapor sekreteriyse doktorun yapmış olduğu ses kaydını rapora yazılı hale getiriyor. Tekrar dönüp dolaşıp İstanbul’daki görüntüleme merkezine rapor geliyor. Bu işlem bir iki gün gibi büyük rakamlarla oluşmuyor. Sadece bir saatlik bir durumlarda, o da raporun okunması yazılması gibi kısa bir sürede yapılıyor. Tabii bu teleradyolojinin önemi, mesela şu an radyolojide özellikle özel görüntüleme merkezlerinde teleradyoloji olmazsa olmazıdır. Çünkü oradaki birkaç doktor orada çekilen tüm tetkikleri okumaya rapor etmeye yetişemeyebiliyor. O lokasyonda bulunan doktorlar dışında farklı doktorlardan da konsültasyon olabiliyor raporlara destek amacıyla danışmanlık hizmeti ya da rapor okuma, karşısında bir bedel ödenerek tetkikler gönderilip raporlar edilebiliyor. Teleradyoloji kısacası teknolojinin doktorlara ve görüntüleme merkezine maddi getirisi olan yararlı bir teknoloji diyebiliriz. Teleradyoloji de her gün gelişiyor, mesela günümüzde şu şekilde; tabletlerden, telefondan ve farklı lokasyondan bir hastaneye bağlanıp tetkikleri görüntülemek son derece rahat hızlı bir şekilde ilerlemekte. Kesinlikle bir sorun vs. Zaten olabilecek sorunlar ihtiyaçlar doğrultusunda bu teknoloji her geçen gün gelişiyor.
PINAR AKKAŞ: Aciliyetli vakıalarda o zaman hem hasta açısından hem de doktor açısından çok önemli bir sistem. Sizde uyguluyor musunuz Had Bey?
HADİ SASANİ: Kesinlikle katılıyorum. Bazen kongreler oluyor veya yurtdışı seyahatler oluyor. Örneğin çok acil çarşı merkez dışına çıkması gereken konularda evet aciliyet durumunda yapılması gereken bir imkan. Doğrusu bu size imkan tanıyacak bir teknoloji. Kullanılması, aydın görüşlü olmak lazım her zaman.
OKTAR BABUNA: Biraz önce gösterdi bana televizyonda, arşive girip oradan istediği hastanın filmine bakılabiliyor. Müthiş bir şey bu, cep telefonundan.
SONER KÖSE: Evet, bunlar son derece dikkat çeken çok farklı teknolojiler. Her geçen gün de çok iyi noktaya geliyor.
OKTAR BABUNA: Peki bir şey sormak istiyorum; MR var, BT var hakikaten çok iyi görüntüleme yöntemleri. Böyle MR gibi, BT gibi yeni bir yöntem geliyor mu, daha iyi daha etkili? Var mı böyle bir çalışma veya bilgi?
HADİ SASANİ: Şu an tabii bunun kısaca teknik bilgisine değinmek istiyorum. X ışın modaliteleri özetlenebilir, ultrasonda ses dalgaları kullanılabilir, ekojen patenine bakarak o şekilde görüntüler sağlanıyor. MR’de de manyetik rezonans animasyon, manyetik komponent dolayısıyla görüntü elde ediliyor. Şu anki teknolojiler hep bu şekilde ve tomografi ve MR’ın modifiye versiyonları tarzında gelişiyorlar. Fakat bildiğim kadarıyla şu ana kadar üzerinde çalışılan lazer teknolojisi ve fotonlarla ilgili tomografik lazer ….diye, tabii isimler değişik olabilir. Lazerle üç boyutlu görüntü elde ediliyor. En son geliştirilen Japonların yaptığı bir çalışma var ……..modeller çıkarıyorlar. Bunun daha objektif bir görüntü olarak bir tablet veya bir kalıp plastik üzerine hatanın patolojisi elde edilen reformak görüntülerle bir model oluşturulan tomografi cihazlarında. Bilgisayar lazer ile plastik kalıbı hastanın patolojisi yönünde keserek tıraş ederek sanki gerçek bir patoloji bir gerçek gibi.
OKTAR BABUNA: Yani biyopsiye gerek kalmayacak. Bu patoloji böyle yapılabilirse
HADİ SASANİ: Daha çok tanısal amaçlı. Morfolojik olarak ortaya çıkıyor. Örneğin damarsal anomaliler var veya anevrizma diyelim, anevrizma boyutuna kadar bir model bir maket tarzında ortaya çıkarıyor. Bu yöntem daha önce anatomide denenmiş, kadavralarda, sonuçta section esnasında anatomide kadavralar kullanılıyor. Fakat kadavralar bir yere kadar disease edilebiliyor. Bu Amerika’da uygulanmış bir yöntem. Kadavranın mesela örnek; kalbi bir model hale getirerek bilgisayar ortamında üç boyutlu bir modeli oluşturuluyor ve o şekilde plastorilize ediliyor, plastik üzerinde kadavranın kalbin gerçek şemalize ediliyor ve o şekilde aktarılıyor. Bahsettiğim bu lazer üzerinde çalışan görüntüleme yöntemine de benzer bir tarafı var. Fakat üzerinde hala çalışılıyor, şu an en son teknoloji MR ve onun DV’leri. Sürekli sekansla gelişip ve tanısal duyarlığı artırmaya çalışılıyor.
OKTAR BABUNA: Altınçağ geliyor tıpta öyle anlaşılıyor. Çünkü ameliyatlarda çok küçülecek belki de kalkacak büyük ihtimalle. Kemoterapi çok dar bir hal getirilecek, sadece hastalığa yönelik. En sonunda artık genetik müdahaleyle, hastalığın hiç olmadan ortadan kaldırılması. Genetik b,ir anomali varsa, mutasyon oraya müdahale edilecek.
HADİ SASANİ: En son tedavi ve şu an üzerinde çok ciddi çalışmalar yürütülen iki tane proje var. Bir tanesi nöroscience sinir bilimi, her türlü hastalığından tutun görüntülemesine kadar, tedavisine kadar. Bir diğer kök hücre tedavisi, genetik yöntemlerin kullanması, genetik bilimin müdahil olduğu bir teknoloji. Ve özellikle radyolojiyle ilgilenen moleküler görüntüleme. Moleküler görüntülemede bir çok hastanın tanısı ortaya çıkmıştır. Örneğin ……den bir hastalık vardır……………burada morfolojik olarak veya kardiyolojik düzeyde EKG veya hastanın semptomları olarak o kadar fazla tipik bir bulgu yoktur tanısal anlamda. EKG bulgusunda epsilon dalgaları bu şekilde tanısal belki kriterleri olabilir. Aynı şekilde morfolojik MR incelendiği zaman orada yağ birikimi oluyor, kalp kası içerinde yağ birikiyor bu da sonra fibroza dönüşüyor. Ve bu şekilde kısa döngü yaparaktan aritmiği yapıyor. Fakat siz sadece morfolojiyi görüyorsunuz, fakat derinlemesine indiğiniz zaman moleküler düzeyde hastalıklardan dezmozoma mutasyondan tutun da kanal reseptör mutasyonlarına kadar çok geniş yelpazede bir hastalık tanısı söz konusu. Bu nedenle şimdiki güncel görüntüleme yöntemleri moleküler düzeydeki çalışmalar. Ki bu sonu gittikçe kapı başka bir kapıya açılıyor bu şekilde ilerliyor. İlerideki tanı yöntemleri çok çok farklı olacak, şu günümüz şartlarına kıyasla.
SONER KÖSE: Hocam, yaptığımız şeylerden bazıları da tıp öğrencileri kadavralar üzerinde eğitim görürler. Kadavranın bulunması vs. üzerinden geçen olaylar ve resmi işlemler baya bir uzun süreç aldığından dolayı mesela bunda radyolojinin imkanları nimetleri kullanılıyor. Bunlar nasıl oluyor? Mesela sağlam bir hastanın örneğin tomografi görüntüsü var. İşte kontrastlı son derece net bir şekilde. Örneğin öğrenciler ne tür bir organı inceleyecek? Örneğin karaciğer olsun. Karaciğerin o tomografi görüntüsüyle üç boyutlu görüntüsü alınıyor. Bunlar şimdi yeni yeni ülkemize de geldi. Hatta bazı yerlerde faaliyet bile göstermekte, üç boyutlu yazıcılar var. Üzerine silikon atarak plastik bir malzemeyle bunu yapıyor. Yapılan işlem şu şekilde ilerliyor. Örneğin karaciğer alınıyor, sonrasında bu üç boyutlu ortamda işlenerek fazla olan kısımlar atılarak hacmi ele alınıyor. Bu, üç boyutlu cihazın, printerin algılayacağı şekilde kaydedilip yazıcı hafızasına gönderiliyor. Yazıcının onu yazma işlemine başlamadan önce sertliğini vs. de seçebiliyorsunuz. Sonrasında yazdırma işlemi bittiğinde siz içeriden çıktıyı aldığınızda, tabii çıktı bir kağıt değil bu kez üç boyutlu bir karaciğer. Kontrastlı olduğunda vs. tüm arter, damar yolları da görülmektedir. Aynı şekilde kardiyak çekimini el alabiliriz. Mesela kardiyak çekimi üç boyutlu hale getirip kalbi ele alabilirisiniz bu şekilde ama yapay. Yumuşaklığını da eğer siz ayarlarsanız cihazda gerçek bir oranı sağlayabiliyorsunuz. Bu yeni yeni yapılmaya başlandı, çok da seviliyor, öğrenciler tarafından ilgi duyuluyor.
OKTAR BABUNA: Hem öğrenciler hem ameliyata girecek cerraha mükemmel bir kolaylık olur.
HADİ SASANİ: Aslında benim bahsettiğim olay da buydu. Örneğin travmatik bir hasta düşünün, bunun kırık, kesel görüntülerden veya normal BT görüntülerinden kırığın zaman zaman nerede lokalizesi olduğu anlaşılması zor. Bu nedenle üç boyutlu reformal görüntüler yapılarak, hatta şimdiki plastik plastanize veya silikon malzemeyle çıktısını alarak çok demsoftik ve elle tutulur bir kanıta dayalı olarak tedavi daha makul olur.
OKTAR BABUNA: Tabii kırığı elinize alıyorsunuz onu nasıl düzeltecek, değil mi? Zaten elin en iyi şekilde görür onu, ondan sonra zaten gerçeğini yapar.
HADİ SASANİ: Model oluşturuyor ve o şekilde. Sonuçta cerrahi branşlarda üç boyutlu düşünmek temel kural mantığından yola çıkarak o şekilde tedavi edilmesi en azından yaklaşımını değiştirir. Bunlar çok önemli yani tanı patoloji olarak.
OKTAR BABUNA: Ameliyatı planlar. Parçalı kırık da olabilir orada, gerçeğine uygun olacağı için parça parça olduğunu görecek, ameliyatta nasıl o parçaları birleştirecek. O ameliyatı planlamak çok zordur hakikaten açmadan bir cerrah için. Ama bunu açmadan çok net olarak bunu yap yapabilecek. O zaman da şahane bir şey tabii hasta açısından da, doktor açısından da kolaylık. Netlik kesinlik sağlar yani yapılan işlemde de, değil mi?
HADİ SASANİ: Bir de buradaki tabii kullanılan yöntem ve optimal bir çekim kalitesi için sarf edilen bilgi tecrübesi hem de sarf edilen gayret veya emek önemli. Çünkü çekim kalitesini çok etkileyen bir şey. Örneğin ilaçlı yapılması gereken çekimlerde uygun dozda kontrastı vermek gerekir. Damarsal bir patoloji düşünüyorsa bu şekilde geliştirilen filtreler vasıtasıyla, yazılımlar vasıtasıyla istenilen organı, halbuki bir çok organ var veya bir çok organ doku var. Siz istediğiniz organı çıkarabiliyorsunuz. Örneğin kontrast maddesi veya radyolojide kullanılan ilacı verdiniz, siz sadece damarsal yapıları ortaya çıkarabiliyorsunuz. Sadece belli bir hunsivit ünitesinde orada belli birimler vardır. O birimlerin aralığını belirleyerek damarsal yapıları görünür hale getirebiliyorsunuz. Veya tam tersine sadece hava yollarını görüntüleyebiliyorsunuz. Bu bir çok hastanın tanısında önemli.
PINAR AKKAŞ: Radyolojide simülatör eğitimlerin önemi çok fazla o zaman değil mi?
SONER KÖSE: Tabii, ülkemizde radyolojideki görüntülerle simülasyon yapma olayı daha yeni, yani bir noktaya gelmiş diyemeyiz.
PINAR AKKAŞ: Başlangıç aşamasında.
SONER KÖSE: Başlangıç aşamasında ama bizler de sonuçta farklı ülkelerden referans ilham alarak bu işlere giriştiğimizden dolayı, mesela Japonya’yla kıyasladığımız zaman simülasyon kısmına en iyisi diyebilirim şu an yani bu işi yapanlarla. Hatta videolarda bunun nasıl olduğunu gösteriyoruz. Hastaya bir BT, MR, anjiyo yapılarak belli bölgeye, işlem yapılacak bölgede detaylıca incelemeler yapılabiliyor. Mesela videolarımızda da gösteriyoruz bunu. Bir fonksiyonel MR çekimi, çekim sırasında hasta sağ elinin parmaklarını oynatıyor. Parmakları oynatma esnasında insan beynindeki elektriklenmenin, hareketlenmenin renkli gösteriyoruz orada. Aynı şekil diğer organlarda kalbin atma esnasında kanın nasıl bir süreçte pompalandığı vs. hatta şöyle diyeyim; adamlar üç boyutu geçmiş artık dört boyutla incelemeler yapabiliyor kardiyak çekimlerinde.
OKTAR BABUNA: Tabii çok büyük kolaylık olacak tıpta. Bir kere eğitim çok kolaylaşacak hakikaten. Mesela benim zamanımda anatomi kitabı vardı şu kadar kalınlıkta. Hiç resim yoktu içinde, bir türlü kafanda canlandıramıyorsun. “Sinir şu delikten çıktı, sağa döndü, oradan geriye döndü dal verdi” diyor. Şimdi bunu canlandırması çok zor. Ama böyle bir sistemle her şey üç boyutlu elinde öğrencinin, tıpta önümüzdeki dönemde öyle anlaşılıyor ki 6 senelik eğitim belki 2 senende bitecek, o kadar sürmez bile. Çok daha iyi öğretim, çok daha kolay böyle kimseyi zora sokmadan. Tedavi aşamaları, zaten tedavide çok küçülecek öyle görülüyor. Kanser Allah’ın dilemesiyle ortadan kalkıp başlangıçta, daha hiç olmadan tedavi olacak gibi gözüküyor, oraya gidiyor tıp. İnşaAllah öyle bir altınçağ geliyor.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500