Sayın Adnan Oktar’ın 10 Kasım 2017 tarihli A9 TV canlı yayınından.
Zamanı anlayabilir miyiz?
İZLEYİCİ SORUSU: Adnan Hocam, benim size bir sorum olacak. Biz zamanı anlayabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Senin tatlılığın, ballığın, şekerliğin, kaymaklığın tariften uzak. Her şeyin çok güzel. Kaş, göz, burun, dudaklar. Neşesi de çok güzel, kıyafeti de çok iyi olmuş. Halis bal. Benim güzel yüzümü Allah korusun, kollasın. Cennetiyle şereflendirsin. Gözlerinin güzelliğini görüyor musun? MaşaAllah.
Flu anlayabiliriz. Çünkü inanç. Mesela çocukluğumuzla şu anı kıyaslıyoruz. Bir inanç meydana geliyor, ona zaman diyoruz. Ne kadarlık kafamızda? İşin doğrusu bir on saniyelik falan bir şey. Bütün bir hayat bizim için bir hikaye kafamızda. Kısa bir hikaye.
Yedi yaşında okula gittiğimi hatırlıyorum. Aşı için gittik. Ankara'da böyle ulusta zeminde olan bir yer vardı. Eski bir apartman dairesi, oraya geldik. Hemşire bir kadın vardı. Küp küp şekerler vardı böyle küçük. Ona bir ilaç damlattı, önce ondan aldık. Herhalde felç aşısıydı o. Sonra da elinde bir toplu iğne vardı, geldi kolumu çizdi. Toplu iğneyle o kadar. O da herhalde verem aşısı anladığım kadarıyla. Ondan sonra o imzalandı. Belgeleri falan aldık. Gittik ilkokula kayıt yaptırdık. Çileli günler başladı, tahta sıraya gittik, küt diye oturduk, havasız, basık. Akıl almaz havasız, basık. Huriye Hanım vardı. Öyle demek doğru değil ama işte... Nasıl diyelim? Çıngıllı Huriye derlerdi yani, çıngıl. Yani böyle çok takıları vardı, böyle çok, böyle çıkır çıkır sesler çıkartıyordu. Avrupai giyinirdi, kızları falan da vardı. Huriye Hanım çok yetenekli, iyi talebelerini evinde ağırlardı. Böyle misafir olarak götürürdü böyle. O şerefe de ermiştik biz. Ailece falan gitmiştik. Dedem, annem, ben, hane hep beraber gitmiştik. İşte dedeme böyle çapkınca imalarda bulunuyordu. Dedem de illet olmuştu. Evlerinde bir akvaryum vardı arka tarafta böyle. Bana yoğurtlu çorba ikram etmişti böyle şeyden küçük. Hayatta en nefret ettiğim çorbaydı. Şimdi öğretmenimiz de yemesek olmuyor. Yani bayağı tehlikeli bir öğretmendi benim için. Pek zıtlaşılacak bir biri değildi. Çok iyi bir insandı, her yönden güzel bir insandı. İlk defa o yoğurtlu çorbayı orada yemiştim. Ama gel bana soru sor. Boynum buralara uğraşmıştı böyle. Şu küp küp hamur kesiyorlar ya ondan. Nefret ediyorum çünkü hiç sevmezdim ben naneli.
Kızlarıyla çıkmıştık, pastaneye gitmiştik. Pastanede o çikolata o zaman kalıp satılıyordu böyle kalıp. Kestirmişlerdi, koskocaman kalıp çikolata gelmişti hiç unutmam. Çok acayip hoşuma gitmişti böyle blok çikolata. Onu kemali afiyetle pastanede yemiştim. Ben de nereden nerelere gidiyoruz.
Evet, ben bir daha dinleyeyim.
İZLEYİCİ SORUSU: Adnan Hocam, benim size bir sorum olacak. Biz zamanı anlayabilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Canımın içi bir de Allah'ı anlamak, zamanı anlamak... Yani onları çok zorlamayın bence. Mühim olan rahat güzel yaşıyoruz, yaşayacağız. Ne gerek var yani zorlamayın. Çıkmaz bir şey. Zamanı anlaşılır gibi…
Mesela çocukluğumdan bu yana geçen zaman çok kısa. Acayip uzun bir süre. 63 yıl. Yani 63 dakika gibi falan bir şey. Kısacık. Şöyle düşünüyorum da hemen gelip geçti. Kısa sürede bitti. Anlasam ne olur anlamasam ne olur. Mühim olan güzel yaşamak. Doğru, iyi yaşamaktır. E Allah'a şükür Allah güzel yaşatıyor. Münafığına bile eşek gibi hizmet ettiriyor. Müminlere de güzel, faydalı şeyler yaptırtıyor. Ama benim en hoşuma giden münafığın eşek gibi Müslümanlara hizmet ediyor olması. Ve sonunda da Allah'ın onlara bela vermesi. Resulullah (sav) zamanını düşünüyorum. O kadar hoş ki o kadar hoş ki. Hemen hemen bütün zenginliği sağlayan bunlar. O Fedek'teki hurmalıkları falan sağlayan hep bunlar. O yüz binlerce deveyi getirten de bunlar. Yüz binlerce koyunu getirten de bunlar. Resulullah (sav)’i acayip zengin eden de bunlar. Oradan buradan da güzel hanımlar bulup getirmişler. Resulullah (sav)’e. Onu da sağlayan bunlar. Geceli-gündüzlü nöbet tutan da bunlar. Eşek gibi çalışan da bunlar. Gece gündüz de eşek gibi aşağılananlar bunlar, sansar aşağılanır. Peygamberimiz (sav)’in sürekli aşağıladığı tipler, sürekli. Peygamberimiz (sav) bunlara lakap takmış böyle sonradan. Mesela Ebu'l-Fasık, mesela Ebul Kelp, Kelp.
--Kuran’da hitapları zaten beyinsiz, ahmak.
ADNAN OKTAR: Ve Peygamberimiz (sav)’in yanında da acayip nefret ettikleri için acayip huzursuz yaşayan tipler. Peygamberimiz (sav)’i gördü mü eli-ayağı boşalıyor. O kadar rahatsızlar. Müthiş huzursuz yaşamışlar ömürleri boyunca. Bütün gençliğini vermiş. Mesela 20 yaşında gelmiş Peygamber (sav)’in yanına. 17 sene kalmış. 20 yaşında. 37 yaşına kadar. Bütün gençliğini vermiş. Ve kaldığı süre içerisine bak. Her gün nefretten dolayı gergin. Her gün huzursuz, her gün aşağılanıyor. Çünkü Peygamber (sav) anlıyor onların münafık olduğunu, ima ediyor onlara. Keskin davranıyor. Ama buna rağmen menfaat düşüncesiyle yıllarca bırakmıyorlar. Bakıyor ki Peygamber (sav) hakikaten ölmeyecek, hakikaten bir acayiplik var. Çünkü o savaşa girdi, diri çıktı ya Peygamber (sav), ondan sonra nevirleri dönüyor. Bir buçuk saat düşman dört cepheden sardığı halde bir insana bir şey yapılamıyorsa yapacak bir şey yok dedi bunlar. Allah'ın koruması net. Sonra acayip kinlenerek bu köpekler teker teker gitmeye başladılar.
Ve Peygamberimiz (sav)'e yaptıkları hizmet onların ciğerine oturdu. Peygamberimiz (sav) zamanında bir de böyle münafık, yaşlı kadınlar vardı. Ayette bunlara dikkat çekilir. Hümeze Suresi’nde dikkat çekilir. Yaşlı, böyle “düğümleri üfüren kadınlar.” Uzunca anlatılır. Peygamberimiz (sav)’e düşmandı bunlar. Münafıklarla iş birliği yapıyorlardı. “Hümeze ve Lümeze.” Yani dedikoducu, fitneci, aşağılık kadınlar. Böyle pislik koca karılar bunlar. Koskoca kadınlar ama bunak. Böyle Peygamberimiz (sav)’e kafayı takmışlar. Kinli, münafıkların ittifak yaptığı kadınlar bunlar. Bunlara ayrı sureler var Kuran'da. Ver bakayım Kuran'ı bana.
Hümeze. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla, şeytandan Allah'a sığınırım: “Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden, her kişinin vay haline,” Peygamberimiz (sav)’in hakkında dedikodu yapıyordu bu kadınlar. Pislik böyle ahlaksız, münafıklarla beraber yaptıkları ahlaksızlığa Allah dikkat çekiyor. Kaş göz hareketleriyle Müslümanlar yürürken, böyle işaretleşiyorlardı münafıklar birbirlerine sezdirmeden. “Ki o mal yiyip biriktiren ve onu saydıkça sayandır.” Münafık dolduruyor malı, yığıyor yığıyor, sonra ne oluyor? Gene Müslümanlara nasip oluyor. Bak “ki o malı yiyip biriktiren ve onu saydıkça sayandır.” Münafığın özelliği o. Mesela sayıyor, altınları sayıyor, gümüşleri sayıyor, hazırlıyor, bir daha sayıyor, her gün sayıyor. Malı yığıyor, yığıyor, yığıyor, hastalık bu. Bir manyaklık derecesinde münafıklarda. Ama bu sonunda müminlere nasip olur. Ve Peygamberimiz (sav) zamanında öyle oldu. “Gerçekten malını kendisine ebedi kılacağını sanıyor.” Yani o malla böyle ebedi yaşayacağını zannediyor. Zengin kalacağını, güçlü olacağını, muazzam bir imkana sahip olacağını sanıyor. “Hayır, andolsun o hutameye atılacaktır” diyor Allah, cehenneme. “Hutamenin ne olduğunu sana bildiren nedir? Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir ki o yüreklerinin üstüne tırmanıp çıkar.” Münafıklar da hep Allah yüreklerinden yakıyor. Yürekten içten bir yanma hissediyorlar. “Ki o, onların üzerine kilitlenecektir. Kendileri de dikilip yükseltilmiş sütunlara bağlanacaklardır.” Hümeze Suresi’nde.
Felak Suresi, Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla: “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.” Sabah yani Mehdiyet. Güneşin doğuşu. Felak, felak. Bu, karanlıktan sonra nurun çıkışı anlamına gelir, felak. Nurun zuhuru, felak. “Yarattığı şeylerin şerrinden,” yani münafıkların, kafirlerin, pislik insanların şerrinden, “karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,” yani deccaliyet, dünyayı kapladığında, o karanlık kapladığında, bu şerden Allah'a sığınırım. “Düğümlere üfüren kadınların şerrinden,” bu yaşlı kadınlar düğümlere üfüren, Müslümanlara yönelik yaptıkları fitne ve pisliği ifade etmek için söylenen bir ayet bu. “Ve haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden,” münafıklar acayip haset eder. Hasetten zaten deliye dönerler.
Nas Suresi, Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla, şeytandan Allah'a sığınırım: “De ki insanların Rabbine sığınırım, insanların malikine, insanların gerçek ilahına, sinsice kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran vesvesecinin şerrinden,” münafıklar bunu yapmaya çalışırlar. Zayıf Müslümanlara, aklı zayıf Müslümanlara “ki o insanların göğüslerine vesvese verir,” yani Peygamber (sav)’in aleyhinde faaliyet yapıyorlardı, zayıf, aklı zayıf olanlara vesvese veriyorlardı. “Gerek cinlerden gerekse insanlardan,” her iki şeytandan da müminler Allah'a sığınıyorlar.