İnsan, dikkatle baktığında gündelik yaşamdan iş hayatına, sosyal ilişkilerden kâinatın muazzam düzenine kadar her alanda Allah’ın sonsuz kudretini ve hikmetini açıkça görür. En büyükten en küçüğüne kadar her detayın Yüce Allah’ın kontrolü altında bir düzen içinde gerçekleştiği kolaylıkla anlaşılır. Bu bakış açısı insanın, Allah’ı tanımasına, Allah’a olan yakınlığının artmasına, manevi derinliğinin güçlenmesine ve imanının olgunlaşmasına vesile olur. Zira iman dikkat, tefekkür ve şuur açıklığı ile derinleşir. Yüce Rabbimiz Kur’an’da kullarını defalarca dikkatli olmaya çağırır. Çünkü dikkatsizlik, hakikatin üzerini örter. Rabbimiz şöyle buyurur:
“Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir…” (Nur Suresi, 64)
Ayette dikkat çekildiği gibi, insanın hiçbir anı, hiçbir hâli Allah’ın bilgisi dışında gerçekleşmez. İnsan bu şuurla yaşadığında, hayatında karşılaştığı hiçbir olayın tesadüfen oluşmadığını her detayın Allah’ın kontrolünde ve O’nun izniyle gerçekleştiğini kavrar.
Allah’ı Çok Zikreden, Allah’a Yakın Olur

Allah’ın her şeyi sarıp kuşatmış olması, O’nun kudretinin, ilminin ve rahmetinin kâinatın her zerresinde tecelli etmesi demektir. Böyle bir hakikati idrak eden kimse için en tabiî yöneliş, Allah’ı çokça zikretmek olur. Çünkü Allah’ı anmak, O’nun her an kendisiyle beraber olduğunu bilerek yaşamaktır.
Zikir, yalnızca dil ile tekrarlanan sözler olmanın ötesinde, kalp ve ruhun Allah ile bilinçli ve güçlü bir bağ kurmasını ifade eder. İnsan, Rabbini andıkça O’nun ilahî muhabbetine mazhar olur; kalbi Allah sevgisiyle dolar.
İnsanın ruhu, dünyevi hazlarla tam anlamıyla doyuma ulaşamaz; zira ruhun asıl gereksinimi, onu yaratan ve her durumda kuşatan Rabbine yönelmekten geçer. Ruh, ancak Allah’a duyulan sevgiyle gerçek huzura erişir. Bu nedenle, insanın en önemli çabası, her durumda Allah’ı anarak O’nun her şeyi kuşatan varlığını ve yakınlığını idrak etme gayreti olmalıdır.
Nitekim Kur’an’da şöyle buyrulur:
De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse (İsra Suresi, 110)
Allah Gerçek Hayatın Merkezidir
Allah’ı zikrederek huzur bulan bir insanın hayatı, sıradan bir yaşantı olmaktan öteye geçer ve ruhuna derinlik katan, anlam dolu bir hayata dönüşür. Aslında insan yaşamı iki yönlüdür: Bunlardan biri Sûret, yani görünen hayattır. Sûret boyutu; yemek yeme, içme, barınma ve fiziksel ihtiyaçların karşılanmasından ibarettir. Bu açıdan bakıldığında insan, diğer canlılarla ortak bir noktada birleşir.
Diğeri ise hakiki hayattır, yani manevi gerçekliktir. İnsanı gerçek anlamda insan yapan, ona değer ve üstünlük kazandıran temel unsur bu hakiki hayattır. Hakiki hayat ise ancak Allah’ı zikretmekle mümkün olur. İnsan Allah’ı anmaya başladığında ruhu arınır ve O’na yöneldikçe derinleşir. Allah’a yönelik bu adım, insanı manevi olarak canlandırır ve huzura eriştirir. Böylesi bir dönüşüm yaşayan kişilerin hayata bakış açısı bir üst boyuta çıkar. Çünkü onların yaşamlarının merkezinde Allah vardır. Rabbimiz Yüce Zatı’nın kuluna olan yakınlığını şöyle ifade eder:
Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.” (Kaf Suresi, 16)
Her Şeyi Yaratan, Çevirip Düzenleyen Allah’tır

Bazı insanlar Allah’ın büyüklüğünü tam olarak idrak edemeyebilir. Tevekkül kavramını da yanlış yorumlayarak, bunu çaresizlikten kaynaklanan bir teslimiyet ya da umutsuzca bir bekleyiş olarak algılayabilirler. Oysa tevekkül, her an insanın ve tüm varlıkların Allah’ın ilmi, iradesi ve kudretiyle sarılıp kuşatıldığını bilmektir. Rabbimiz Kur’an’da Allah’ın her şeyi yarattığını, düzenlediğini ve kontrol ettiğini çok açık bir biçimde vurgular:
Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır. (Saffat Suresi, 96)
Ayette açıkça vurgulandığı gibi Allah’ın büyüklüğünü ve her şeyi kuşatan hâkimiyetini idrak eden kişi, O’na tam bir güvenle bağlanır ve tevekkül eder.
Tevekkül, Allah’ın kaderi mükemmel bir akılla yarattığını anlamak, kader kanununu tam bilmek ve buna uygun yaşamaktır. Geçmiş, şimdi ve gelecek, O’nun katında tek bir an olarak görülür.
Sizin ilahınız ancak kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. (Taha Suresi, 98)
Bu gerçek, insanın bağımsız bir varlık olmadığını; aksine her an Allah’ın iradesiyle çevrelendiğini ortaya koyar. İnsan bir arzu duyar, ancak o arzuyu var eden, şekillendiren ve sonuçlandıran Allah’tır:
Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. (Saffat Suresi, 96)
Bu bilinç, insanın tevekkülü doğru anlamasına onu pasiflik ve umutsuzluktan kopararak gayrete ve tevekkülle yaşamaya teşvik eder. Çünkü Sizin ilahınız ancak kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. (Taha Suresi, 98) ayetinde bildirildiği gibi Allah’ın her şeyi kuşatan hâkimiyeti, aynı zamanda rahmet ve hikmetle şekillenir. Allah’ın takdir ettiği kader mükemmel bir düzene sahiptir.
Allah’ın İlmi Her Şeyi Sarar

Kâinatın ve tüm yaratılanların düzeni, Allah’ın her şeyi sarıp kuşatan ilminin varlığını açıkça ortaya koyar; her şey O’nun mükemmel ilminde kusursuz bir şekilde ve çok ince detaylarla yaratılmıştır. Bu gerçek, Kur’an’da şöyle ifade edilir:
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Enam Suresi, 59).
Bu ayet, evrenin rastgele tesadüflerin eseri olmadığını, aksine her bir detayın Allah’ın kuşatıcı ilmiyle titizlikle düzenlendiğini ortaya koyar. Bu durum, insanın kendi acizliğini fark etmesi ve Allah’a olan muhtaçlığını derinlemesine idrak etmesi gerektiğini gösterir. Nitekim Allah, bu muhtaçlığı bir başka ayette şöyle bildirir:
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın (Hud Suresi, 6)
İlim yalnızca Allah’a aittir. Bu yüzden en yüce âlim, Allah’tır. İnsan, ne kadar çok bilgi edinirse edinsin, öğrendikçe bilgisinin sınırlı olduğunu idrak eder. Özellikle ilim sahibi olanlar, Allah’ın yarattığı düzenin mükemmelliğini ve evrenin büyüklüğündeki ahengi daha iyi anlarlar. Allah, bu duruma şöyle dikkat çeker:
Allah’tan ancak ilim sahibi olanlar korkar. (Fatır Suresi, 28)
Allah’ın her şeyin bilgisine sahip olduğunu idrak eden bir insan, gizli ya da açık hiçbir şeyin O’ndan gizlenemeyeceğini de anlar. Bu şuur, kişiye derin bir sorumluluk hissi yükler. Allah’ın ilmiyle kuşatılmış bir kâinatta her hareketimiz, sözümüz ve düşüncemiz O’nun bilgisi dâhilindedir. Bu gerçek Kur’an’da şöyle haber verilir:
De ki: 'Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, her şeye güç yetirendir. (Al-i İmran Suresi, 29)
O, yarattığını bilmez mi? O, Latif’tir, Habir’dir. (Mülk Suresi, 14)
Allah her şeyi hikmetle kuşatır

Allah, kainattaki ve insan hayatındaki her şeyi hikmetle kuşatmıştır. Dünya, bir imtihan ve eğitim yeri olarak yaratılmıştır; bu nedenle karşılaşılan zorluklar ve sıkıntılar asla anlamsız değildir. İnsan, yaşadığı bu sıkıntılarla olgunlaşır, sabrını güçlendirir ve dayanıklılığını artırır. Derin bir iman ve güçlü bir sevgiye sahip kişilerin sınavları ise genelde daha zorlu olabilir; zira kuvvetli bir iman, Allah’ın bir hikmet üzere yarattığı daha büyük imtihanlarla karşılaşmayı gerektirebilir.
Yeryüzünde olan ve nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22)
İmtihanın sırrını anlayan bir insanın sabrı ve dayanıklılığı artar. Çünkü bazen insanın hoşuna gitmeyen olaylar, içinde büyük bir hayır barındırabilir. Bu gerçek, “Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır…” (Bakara Suresi, 216) ayetiyle haber verilir. Bu anlayış, müminin karşılaştığı zorluklar karşısında yılmadan tam bir teslimiyetle ve sabırla mücadele etmesine vesile olur.
Ali İmran Suresi’nde de belirtildiği gibi, “Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarını kuşatandır.” (Ali İmran, 120). Bu şekilde, imtihanlar hem bir eğitim süreci hem de Allah’ın her şeyi ilmiyle kuşatmasının bir yansıması olarak insan hayatında önemli bir yer alır.
Sonuç: Allah’tan Başka İlah Yoktur.
Allah her şeyi ilmiyle, kudretiyle ve hikmetiyle sarıp kuşatmıştır. Evrendeki en küçük ayrıntıdan insanın kalbinden geçen en ince düşünceye kadar her şey O’nun bilgisi dahilindedir. Bu hakikati derinlemesine kavrayan bir insan için artık tesadüf diye bir kavram kalmaz; hayatın bütünü ilahi bir düzenin tecellisi olarak anlam kazanır. İşte bu büyük sır, açıkça gösterir ki mutlak güç ve hâkimiyet yalnızca Allah’a aittir. O’ndan başka ilah yoktur. İnsanın gerçek huzuru da, güveni de, akli ve kalbinin tatmini de ancak bu teslimiyet şuuruyla mümkün olur:
Allah, O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kayyumdur. O’nu ne bir uyuklama tutabilir ne de uyku. Göklerde ve yerde her ne varsa O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, kullarının önlerindekini ve arkalarındakini bilir. Onlar ise, O’nun dilediği kadarının dışında ilminden hiçbir şeyi kavrayamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, çok Yücedir, çok Büyüktür. (Bakara Suresi, 255)



