İnsanın yaratılışındaki temel amaç sevgidir. Bu yüzden, hayatının her anında en büyük gerçeklik ve ihtiyaç da sevgidir. İnsan sevgi olmadan varlığını sürdüremez. Sevgi, değerli bir armağandır; ruhun ihtiyacı, kalbin nefesidir. Ancak sevginin en yüce, en derin ve en gerçek hali Allah’a duyulan sevgidir. Çünkü insanı yoktan var eden, ona ruhundan üfleyen, sayısız nimetle donatan ve her an onu koruyan Allah’tır. Bu yüzden, sevginin mutlaka güzelliklerin en yücesi olan Allah’a yönelik olması gerekir. Kur’an’da, insanın en büyük kusurlarından birinin Allah’ı layıkıyla sevememesi olduğuna işaret edilir. Ayette şu şekilde buyurulur:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac Suresi, 74)
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. (Zümer Suresi,677)
Yukarıdaki ayetler, Allah’ın sonsuz kudretinin tam anlamıyla kavranamamasına işaret ettiği gibi O’na duyulması gereken derin sevgi ve muhabbetin de gereği gibi idrak edilememesine dikkat çekmektedir. Çünkü insan, Allah’ı ne kadar iyi tanır ve ne kadar derinlemesine anlarsa, ona karşı duyduğu sevgi ve yakınlık da o ölçüde artar. Allah’ı hakkıyla tanıyan bir kalp O’na derin bir aşkla bağlanır.

Allah’ı Tanımak Sevgiyi Arttırır
Sevgi, kendiliğinden ve sebepsizce ortaya çıkan bir duygu değildir. Allah, sevgiyi insan ruhunun derinliklerinde hissedilebilecek şekilde, estetik ve sanat unsurları üzerine bina etmiştir. Kâinatın her köşesine yerleştirilen güzellik, ahenk ve düzen; sevginin filizlenmesi için yaratılmış ilahi bir zemindir. Bu nedenle sevgi, kâinatın temelinde yükselen en büyük güçtür. Dünya ve içindeki tüm varlıklar, insanın kalbinde Allah’a yönelen bu derin muhabbeti uyandıracak şekilde var edilmiştir.
Sevgi, akıl ve kalp gözüyle bakıldığında gelişir ve olgunlaşır. İnsan yüzeysel baktığında sıradan gördüğü pek çok nimetin aslında sonsuz bir rahmetin tecellisi olduğunu fark edemez. Oysa tefekkürle bakıldığında, her nimetin ve her güzelliğin gerçek sahibinin Allah olduğu açıkça anlaşılır. Böyle bir idrak, insanın sevgisini yaratılmışlardan Yaratıcı’ya yöneltir. Çünkü güzelliği sevmek insanın fıtratında vardır; fakat asıl sevilmeye layık olan, o güzelliği Yaratan Allah’tır.
İnsan sabah gözlerini açıp nefes alabildiğinde, kalbinin atan ritmini hissedip sevdiklerini görebildiğinde, bu Allah’ın şefkati ve merhametinin bir yansımasıdır. Bir çiçeğin zarafeti, gökyüzünün eşsiz ihtişamı, denizin uçsuz bucaksız gibi görünen genişliği ve ruhu huzura erdiren diğer tüm ayrıntılar Allah’ın sanatının açık delilleridir. Ancak çoğu zaman bir bardak suyun varlığı, soluduğumuz havanın tazeliği ya da bir dostun sıcaklığı sıradanmış gibi algılanır. Oysa bunların her biri başlı başına bir mucizedir. Allah sevgisi, bu mucizelerin farkına varıldıkça büyür; daha derin ve güçlü bir hale gelir.
Gökyüzündeki yıldızları seyretmek, doğadaki kusursuz düzeni düşünmek ve insan bedeninin mükemmel işleyişini tefekkür etmek müthiş bir hayranlık uyandırır. Bu hayranlık, bilinçli bir idrakle birleştiğinde sevgiye dönüşür. Çünkü insan, hayran olduğu ve hikmetini kavradığı şeyi sever. Kâinattaki düzeni, ölçüyü ve sanatı gören kişi; tüm bunların tek bir Yaratıcı’nın eseri olduğunu anladığında, sevgisini O’na yöneltir. Böylece sevgi, sadece bir duygu olmaktan çıkar; imanı besleyen, derinleştiren ve insanı Rabbine daha da yaklaştıran güçlü bir bağa dönüşür.
Kur’an’da bu hakikat şöyle bildirilir:
“Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz. Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi, 34)
Allah’ın nimetlerini fark eden insanın kalbinde sevgi doğal olarak oluşur. Çünkü sevgi, nimetin fark edilmesi ve takdir edilmesiyle kök salıp gelişir.
Allah Sevgisi Aşkla Yaşanır

Kur'an'ı tam olarak anlamayan bazı kişiler, dini sadece korku temeli üzerine inşa etmeye çalışır. Ancak Allah korkusunun asıl kaynağı, O’nun sevgisini ve rızasını kaybetme endişesidir. Kur'an'da Allah'ın sonsuz rahmeti sürekli vurgulanır. O’nun sevgisi, şefkati ve merhameti sınırsızdır. Kur’an’da bu gerçek şu şekilde vurgulanır:
Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: "Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım." (Araf Suresi, 156)
Allah’ı hakkıyla sevmek O’nun sonsuz merhametini sürekli hatırda tutmakla mümkündür. İnsan, hayatında hatalar yapabilir, eksiklikler yaşayabilir, kusurlara sahip olabilir. Buna rağmen Allah, kuluna sonsuz bir merhametle yaklaşır. Bu gerçeği bilen bir mümin ise Allah’a, O’nun sevgisini, rızasını kaybetmekten çekinen bir korku ile, derin bir sevgi ve güven duygusuyla bağlanır.
Allah’ı Seven İnsan O’nu Sürekli Hatırlar
Gerçek sevgide unutmak asla olmaz. İnsan sevdiğini sürekli düşünür. Sevdiğinin rızasını kazanmak ister. İnsanın Allah’a olan sevgisi tam olarak böyledir.
Kur’an’da müminlerin bu en önemli özellikleri şöyle anlatılır:
“İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)
Allah'ı seven bir kişi, O'nun rızasını her şeyden üstün görür. Yaptığı her işi, Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmak niyetiyle yapar. Sabrederse Allah için sabreder, yardım ederse Allah için yardım eder. Çünkü bilir ki Allah sevgisi, hayatın gerçek anlamıdır.
Allah Sevgisi Samimiyet Gerektirir
Allah’a duyulan sevgi, insanın bütün benliğini saran, kalbini titreten, ruhunu heyecana getiren derin bir aşktır. Mümin Allah’ı çok sever, O’ndan içli bir saygı ve korku ile sakınır, imtihanı ise bir şeref, bir iftihar vesilesi olarak görür. Bunun nedeni, en büyük mükâfatların genellikle en zorlu anların içerisinde saklı olduğunu bilmesidir; en zor görünen ortamlar, aslında Allah’ın rahmetinin tecelli ettiği özel anlardır. Müslüman zorluktan kaçmaz; tam tersine, “Rabbim beni deniyor” diyerek sevinç duyar, sabırda derinleşir, teslimiyette üst bir boyuta ulaşır. Aşık, aşkını kolaylıkta değil, zorlukta ispat eder; rahat ortamda herkes güzel söz söyler ama fedakârlık anı geldiğinde gerçek sevgi ortaya çıkar. İşte Allah sevgisi de fedakârlık, vefa, sadakat, bağlılık ve sabır ile anlam kazanır. Allah için zamanını, emeğini ortaya koymak, zorluklara sabır göstermek, ibadetleri titizlikle yerine getirmek, helal haram sınırlarına dikkat etmek ve bunlar gibi birçok örnek, kalpteki Allah aşkının dışa yansımasıdır. Mümin gerçek sevginin emek ve samimiyet istediğini bilir. Allah yolunda kat edilen her adım, imanı güçlendiren ve hayata derin anlam katan bir güzellik olarak çıkar.
Kur’an’da bu hakikat şöyle ifade edilir:
“De ki: "Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (Âl-i İmran Suresi, 31)
Bu ayet, Allah sevgisinin yalnızca sözle değil, Allah’ın tüm emir ve tavsiyelerine uyarak, bunu tüm hal ve davranışlarımızda göstererek yaşanması gerektiğini açıkça gösterir.
Allah Sevgisi Tecellilere Olan Sevgiyi de Güçlendirir
Allah’ı hakkıyla takdir edip sevebilmek, O’nun sonsuz merhametini, şefkatini ve kullarına olan lütfunu gereği gibi kavrayabilmektir. İnsan, Allah’ın yarattığı her varlıkta tecelli ettiğini düşünürse rahmeti, affediciliği ve koruyuculuğu artar ve tüm yaratılanlara karşı kalbinde derin bir sevgi oluşur. İşte bu idrak, insanın karakterini güzelleştirir; merhametli olmayı, affetmeyi, yardım etmeyi bir zorunluluk olmaktan çıkarır, içten gelen bir sevgi haline getirir. Allah’ın büyüklüğünü, kudretini ve özellikle rahmetinin kuşatıcılığını fark eden insan, O’nu yalnızca korkuyla değil, derin bir muhabbet ve hayranlıkla sever.
Sonuç: Allah Sevgisi Hayatın En Büyük Gerçeğidir
Allah’ı sevmek; O’na tam bir güvenle bağlanmak, kaderine gönülden teslim olmak, her an üzerimizde tecelli eden nimetlerini fark etmek ve O’nun rızasını hayatın merkezine yerleştirmektir. Böyle bir sevgi, insanın ruhunu derin bir huzurla kuşatır; dünyada kalbe ferahlık verir, ahirette ise sonsuz kurtuluş vesilesi olur. İnsan Allah’ı ne kadar tanırsa sevgisi o kadar artar; kudretini, merhametini ve üzerindeki koruyuculuğunu gördükçe kalbi daha çok bağlanır. Ve insan Allah’ı ne kadar severse, hayatı o kadar anlam kazanır, o kadar güzelleşir; olaylara bakışı değişir, her şeyde hikmet ve rahmet görmeye başlar.
İşte bu derin tanıma ve güven duygusu, zamanla kalpte bir sevginin ötesine geçer; insanın ruhunu saran bir coşkuya, diri bir aşka dönüşür. Artık bu sevgi, hayatın her anına yayılan canlı bir heyecandır.

Mümin sabah gözünü açtığında ilk olarak Rabbini hatırlar; O’nun sevgisinin verdiği güven ve iç huzuruyla güne başlar. Sonsuz bir aklın, sonsuz bir kudretin ve sonsuz bir merhametin kontrolü altında olduğunu bilmek, kalpte derin bir güven duygusu oluşturur. Kul olduğunu idrak etmek, insanın ruhuna tarifsiz bir sevinç kazandırır. Bundan daha büyük bir huzur düşünmek zordur. İnsan her an nimetlerle kuşatıldığını fark eder; nefesinde, gökyüzünde, sevdiklerinde, kalbinin atışında Allah’ın lütfunu görür. Ayrıca Rabbimiz iman edenler ve yolundan gidenler için sonsuz bir cennet hazırlamıştır. Bu hakikati düşünmek insanın yüreğinde derin ve sürekli bir bayram sevinci meydana getirir.
Bu yüzden mümin, Allah’ın sevgisini ve verdiği nimetleri unutmadan; gün boyu şükürle, güvenle ve içten bir sevinçle yaşar. Hayatı telaş ve kaygıya kapılmadan, Rabbine olan tevekkülün sağladığı huzurla değerlendirir. Gerçek sevgi de budur: Allah’ı sürekli hatırda tutmak, sürekli şükretmek ve O’nun rızasını gözeterek yaşamak... Allah’a duyulan bu samimi ve tutkulu aşk, insanın hem dünyasını hem de ahiretini güzelleştiren en büyük nimettir.



