Tevekkül, pek çok kişi tarafından bilinen bir ibadet olmasına rağmen sıklıkla yanlış yorumlanır. Çoğu zaman çaresizlikten kaynaklanan bir teslimiyet ya da ümitsiz bir bekleyiş olarak değerlendirilir. Oysa tevekkül, insanın her an hem kendisinin hem de tüm yaratılanların Allah’ın kontrolü altında olduğunu bilmesi ve Allah’a gönülden teslim olmasıdır. Bu sebeple tam tevekkülün anlamını ve derinliğini keşfetmek insan için önemli bir gerekliliktir. İnsan Allah’ın kudretinin ve her şeyi sarıp kuşattığının şuuruna vardığında tevekkül imanın doğal sonucu olur. Kuran’da bu gerçek şöyle bildirilir:
Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, Kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, her şey için bir ölçü kılmıştır. (Talâk, 3)
Allah’ın Kader Kanunu Bilmek

Dinden uzak yaşayan ya da imanı zayıf olan kişiler, dünyada karşılaştıkları imtihanları ve zorlukları çoğu zaman yalnızca acı çekmek olarak değerlendirirler. Kaderin Allah tarafından hayırla ve sonsuz hikmetle, tek bir “an” içerisinde yaratıldığını kavrayamadıkları için mutsuzluğa sürüklenirler.
Kader, sonsuz uzun zamanın, sonsuz kısa bir “an” içinde yaratılıp tamamlanmış halidir. Bu nedenle insan hayatı bu sonsuz kısa “an” içerisinde yaratılıp, sona ermiştir. İnsanın hayatı adeta bir film şeridi gibi, en baştan en sona kadar hiç değişmeden akıp gider. Bu değişmez hakikati idrak etmek Allah’a teslimiyetin özüdür. Film yüz kez başa sarılsa da sonuç değişmez; yaşanan her an İlahi takdirle belirlenmiştir. Bu nedenle “Keşke böyle olmasaydı” ya da “benim istediğim gibi olsaydı daha iyi olurdu” “her şey de hayır vardır ama başka türlü olabilirdi” gibi ifadeler, kader gerçeğini tam olarak kavrayamamaktan kaynaklanır.
Zorlukları sadece acı olarak görmek de eksik bir bakış açısıdır. Gerçek tevekkülde insan acıyı bilir; fakat bu acı insanı yıkmak yerine onu olgunlaştırır, geliştirir ve yüceltir. Samimi bir tevekkülle bakıldığında zorlukların nimet yönü açıkça görülür. Çünkü imtihanlar ruhu inceltir, insanı daha derin, daha şefkatli ve sevgiye daha açık bir hale getirir. Böylece her zorluk, insanın manevi güzelliğini artıran bir rahmet vesilesine dönüşür.
Allah ile Bağlantının Kesilmemesi
İnsanın Allah ile arasındaki bağı hiçbir zaman zayıflatmaması gerekir, çünkü bu bağ ruhun en temel, en güçlü dayanağıdır. Allah'la olan yakınlığın zayıflaması, kişinin tevekkül anlayışını sarsar ve tevekküldeki eksiklik ise insanı daha gergin, daha huzursuz ve sinirli bir ruh haline sürükler. Oysa insanın hem psikolojik hem de manevi anlamda dengede kalmasını sağlayan en büyük güç, Allah’ın mutlak hakimiyeti altında yaşadığını bilmesidir. Nitekim "… Oysa Allah onların (velisi) yardımcısıydı. Artık mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etmelidir (Al-i İmran Suresi, 122) ayetinde, Allah'ın müminlerin velisi ve yardımcısı olduğu vurgulanmıştır. Ayette, müminlerin yalnızca Allah’a tevekkül etmeleri gerektiği ifade edilerek, Allah’ın Veli sıfatının sürekli hatırlanması ve bu şuurla Allah’a teslim olunması belirtilmiştir. Çünkü tevekkül, her an üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir şuur açıklığıdır. Bu bilinç diri tutulduğunda, kişi karşılaştığı her olayda İlahi hikmetleri görebilir; böylece telaşlı, gergin ya da huzursuz olmak yerine aklı başında, dingin, dengeli bir ruh halinde olur. Allah ile samimi ve kesintisiz bir bağ kurabilmek, insanı hem zihinsel hem de ruhsal anlamda güçlü hale getirir.
Allah’a Güvenmek
Allah’ın beğendiği tevekkül anlayışında, her şart ve durumda Allah’a sarsılmaz bir güven duyulur. Bu güven, yüzeysel bir teselli değil, bilinçli ve kararlı bir teslimiyet halidir. Eğer kişi Allah’a olan güveninde bir zayıflık hissediyorsa, bunu sıradan bir eksiklik olarak görmemeli; hemen samimi bir şekilde kendini sorgulayarak bu hususta çaba göstermelidir. Çünkü insan, İlahi hikmete olan güvenini kaybettiğinde ve tevekkülü gereği gibi yaşayamadığında, kendi nefsine sıkıntı vermeye başlamış olur.
Mümin hayatının her anında akıl, basiret ve iman bilinciyle hareket eder. Dışarıdan bakıldığında üzüntü veya sıkıntı yaratacak bir olayla karşılaştığında bile, kaderin hayırla yaratıldığını bilerek Allah’a güvenir; yanlış tepkiler vermez ve ölçüsüz davranışlardan uzak durur. Olaylar karşısında sarsılmaz, paniğe kapılarak dengesiz ruh haline girmez, vakarını, sükunetini, neşesini muhafaza eder. Çünkü bu kişi bilir ki, her şey Allah’ın kudreti altındadır ve Allah kulu için her zaman en hayırlısını, en güzelini diler:
Eğer azmedersen artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever. (Âl-i İmran Suresi, 159)
Allah’ın Büyüklüğünü Kavramak
İnsanların bir kısmı, Allah’ın büyüklüğünden bahseder, ancak bu sözün derin anlamını ve kapsamını yeterince düşünmez. Oysa ki içinde bulunduğumuz yüzyılda, Allah’ın büyüklüğünü kavrayabilmek için sayısız delil gözler önündedir. Atomdan moleküle, hücreden galaksilere kadar her yapı, olağanüstü hassas bir ölçü ve kusursuz bir düzenle hareket eder. Sadece atomun yapısını anlamaya çalışmak bile, başlı başına İlahi kudretin büyüklüğünü idrak etmeye yeterlidir.
Tevekkül, Allah’ın her şeyi bir kader ile yarattığını, yani O’nun sınırsız ilminin ve hikmetinin her an kusursuz bir plan doğrultusunda tecelli ettiğini bilmektir. Böylesine mükemmel bir sistemin varlığını idrak eden bir kimsenin Allah’a güven duymaması mümkün değildir. Mümin, Allah’ın büyüklüğünü kavradıkça O’na karşı daha derin bir sevgi besler ve daha güçlü bir güvenle bağlanır. Bu durumda tevekkül etmek için özel bir çabaya ihtiyaç duymaz; çünkü kalbi zaten Allah’a dayanmıştır. Allah’ın kudretini gereği gibi kavrayan bir kişi için tevekkül, imanın doğal bir sonucudur.
Sonuç;
Allah’a tevekkül, insanın dünya hayatında ulaşabileceği en büyük nimettir. Çünkü tevekkül, yalnızca sıkıntıları ortadan kaldırmakla kalmaz, aynı zamanda insana derin bir manevi huzur ve mutluluk verir, dünyada adeta cenneti yaşamasını sağlar. Bu nedenle en büyük lüks ve konfordur. Bu konforu yalnızca Allah’ın beğendiği tevekkül anlayışını kavrayanlar yaşar. Allah’ın beğendiği tevekkül ise kalbin yalnızca Allah’a dayanması ve O’nun takdirine razı olması ile mümkündür. Müminler, Allah’a gereği gibi tevekkül etmenin insana kazandırdığı huzur ve güveni Kur’an’ın müjdesiyle bilirler:
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)



