Din yalnızca belli zamanlara özgü ibadetlerle sınırlı değildir; ruhun kalitesini, olaylara bakışı ve insanların birbiriyle kurduğu bağı belirleyen, insanın tüm hayatını kapsayan, yirmi dört saatine hakim olan bir ahlak anlayışıdır. Konuşurken, severken, affederken, hatta sessizken bile kendini gösterir. Bu sebeple, iman edenlerle dindar olmayan kişiler arasında yaşam tarzı, ahlak anlayışı ve olaylara bakış açısı bakımından belirgin farklılıklar olur. Müminler iman gücü ve teslimiyetleriyle bulundukları ortama huzur, güven ve samimiyet taşırlar. Dindar olmayan kişiler ise iç dünyalarındaki boşluğu, huzursuzluğu çevrelerine yansıtırlar.

Din insanın ruhuna denge kazandırır; hayata olumlu bakmayı öğretir; insanlarla olan ilişkilerini sevgi ve saygıya dayalı hale getirir; merhamet ve sabır duygularını güçlendirir. Böylece insan güven veren, söylediği sözün arkasında duran, vefalı, sevecen ve ince düşünceli bir kişiliğe bürünür. Çünkü gerçek iman, kişinin iç dünyasını güzelleştirmenin ötesinde çevresine de pozitif bir hal sunar.

 

Yalan Söylememek Güvenin Temelidir

Bir insanın yalan söylemesi, onunla gerçek ve sağlam bir bağ kurmayı imkânsız hale getirir. Çünkü yalan, güveni sarsar ve samimiyeti ortadan kaldırır. Dindar olmayan ve imanı zayıf kişilerde yalan çok yaygındır. Bu durum kişiye kısa vadede geçici bir rahatlık sağlıyor gibi görünse de aslında ruhunu derinden yıpratır.

Yalana başvurmanın temelinde korku, menfaat arayışı ya da toplum tarafından beğenilme isteği etkili olur. Bazen “beyaz yalan” adı altında masumlaştırılır, bazen hatayı örtbas etmek amacıyla kullanılır. Ancak gerekçesi ne olursa olsun yalan gerçeği örter ve insanın iç dünyasında derin yaralar bırakır.

Mümin ise gerçeği değiştirme çabasına girmez. Allah korkusu ve Kuran ahlakına bağlılığı sebebiyle aleyhine dahi olsa doğruluktan, dürüstlükten ödün vermez. Söylemi ile eylemi her zaman uyumludur. Bu karakteri ile çevresine güven verir.

“Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.” (Tevbe Suresi, 119)

Sevgi Farz Bir İbadettir

Sevgi, Yüce Allah tarafından emredilmiş farz bir ibadettir. Müminin sevgisinin temeli çıkar, menfaat ya da geçici dünya kazançlarına dayanmaz. Kur’an’da “Müminler ancak kardeştir.” (Hucurât Suresi, 10) ayetiyle inananlar arasındaki bağın iman temeline dayalı olduğu ifade edilir.

Bu anlayış doğrultusunda sevgi fedakarlık, sabır, merhamet ve vefa ile güçlenir. Zor zamanlarda, hastalıkta veya imkan kaybında azalmaz. Çünkü mümin sevdiğini Allah için sever. Maddi şartların değişmesi sevgisini değiştirmez.

Dindar olmayan kişilerin sevgi anlayışı ise çoğunlukla dünyevi ölçülere dayanır. Para, makam, fiziksel görünüm ya da başarı gibi faktörlere bağlı olan sevgileri, menfaat sona erdiğinde yok olur. Sosyal statü kaybı ya da maddi sıkıntılar yaşandığında bağların çözülmesi sevginin sağlam zemine dayanmadığını gösterir.

Mümin için sevgi bir ibadettir ve Allah rızasına dayanır; çıkara bağlı sevgi ise geçici bir histir. Gerçek ve kalıcı sevgi ancak ibadet bilinciyle sürdürülen sevgidir.
 

Enaniyet ve Kibrin Dinde Yeri Yoktur

Dindar olmayan kişi çoğu zaman içten içe yetersizlik hissederken kibirle üstün görünmeye çalışır. İnsanlara göre değer kazanmaya çabaladıkça huzur bulamaz. Malıyla, makamıyla ya da dış görünüşüyle böbürlenir. Halbuki Allah, “Yeryüzünde böbürlenerek yürüme; çünkü sen ne yeri yarabilirsin, ne dağlara boyca ulaşabilirsin.” (İsra Suresi 37) ayetiyle insana kendi acizliğini hatırlatır.

Dindar kişi tevazuludur. " … Şüphesiz, Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat suresi,13) ayetinde belirtildiği gibi üstünlüğün tek ölçüsünün takva olduğunu; mal, mülk, makam-mevkii ve fiziksel güzelliğe dayanmadığını bilir. Ne aşağılık kompleksine kapılır ne kibirli bir tavır sergiler. Gösteriş yapmak yerine, imanını derinleştirmek ve ahlakını geliştirmek için çaba gösterir.

 

Hayata Üst Boyuttan Bakabilmek İmandandır

Dindar olmayan insan için dünya çoğunlukla maddi unsurlar etrafında şekillenir. Sosyal medya beğenileri, dış görünüş, popülerlik ve dünyevi başarılar yaşamın hedefi haline gelir. Ancak Yüce Allah dünya hayatının geçici olduğunu bildirir:

“Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir.” (En’am Suresi, 32)

Dışarıdan her şeye sahip gibi görünen bir kişinin ölçüsü Kuran olmazsa, içinde hep bir boşluk hisseder. Geçici heyecanlar ona kısa süreli tatmin sunsa da nedenini bilemediği bir huzursuzluk yaşatır. Çünkü dünyevi zevklerin etkisi çabuk kaybolur. Allah insanı ancak iman ile rahat bulacağı şekilde yaratmıştır.

Dindar kişi dünyanın geçici olduğunu ve asıl yurdun ahiret olduğunu bilir. Bu bilinç ona derin huzur, özgürlük ve mutluluk verir. Hayatının her anını Allah’ın rızasına uygun yaşamak ister. Rabbimiz bir ayette şu gerçeği şöyle hatırlatır:

“(Allah'tan) korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır.” (A’raf Suresi, 169)

Tartışma Üslubu ve Alaycılık Sevgiyi Ortadan Kaldırır

Dindar olmayan kişiler sıklıkla tartışmacı, alaycı ve küçümseyici bir üslup kullanırlar. Tartışma ve eleştiri üzerine kurulu hayatları, zihinsel ve ruhsal yapılarını da bozar. Olumsuz ve iğneleyici sözler kullanmaları karşı tarafın kalbinde soğukluk meydana getirir. Kötü söz hem söyleyenin hem dinleyenin ruhunu daraltır, sevgiyi öldürür. Oysa Kur'an, insanın söylediği her sözden sorumlu olduğunu bildirilir:

O, söz olarak (herhangi bir şey) söylemeyiversin, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici vardır. (Kaf Suresi, 18)

Mümin insan ilişkilerinde en güzel sözle konuşmayı hedefler. Kelimelerini özenle seçer. Gönül kırıcı, rahatsız edici üslup kullanmaz. Güzel sözleri kalplere ferahlık verir, huzur yayar ve imanının göstergesi olur. Nitekim Rabbimiz bu gerçeği şöyle haber verir:

Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah insanlar için örnekler verir; umulur ki onlar öğüt alır-düşünürler. (İbrahim Suresi, 24-25)

Gelecek Korkusu Kuran Ahlakında Yoktur

Dindar olmayan insanlarda en güçlü ve yıpratıcı duygulardan biri, gelecek korkusudur. Birçok insanın yaşadığı sıkıntıların ve acıların temelinde bu korku yatar. Bu kişiler geleceklerini garanti altına alma çabası içinde bir türlü rahatlayamaz, kendi koydukları gereksiz kurallar ve baskılarla kendilerine zulmederler. Allah bir ayetinde şöyle belirtir:

Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar. (Yunus Suresi, 44)

Gelecek korkusu, Allah’ın razı olmadığı bir düşünce biçimidir. Geleceği için endişe eden bir kişi her olayın Allah’ın kontrolünde olduğunu unutup Allah’tan başka bir gücün olduğunu düşünüyor demektir ki, bu da şirk olur. Şirk, başkalarına güç atfederek Allah’a ortak kılmaktır ve büyük bir günahtır. Bu nedenle dindar bir kişinin geleceğe dair korkuları, endişeleri olmaz. Öte yandan Allah’ın Kuran’da tavsiye ettiği velayet sistemi, insanlara huzur ve güven sağlayarak gelecek korkularını doğal olarak ortadan kaldırır. Velayet sistemi olduğunda herkes tüm toplum tarafından bir nevi sigortalanmış olur. Bu sistemde, her kişi diğerinin annesi, babası, kardeşi ve koruyucusu olmaktan sorumludur. Hiçbir kimse bir ihtiyaç durumunda yalnız bırakılmaz; her mümin diğer müminin güvencesidir. Böylece tüm İslam ümmeti birbirine hizmet etmeye ve herkesin refahı için çalışmaya odaklanır. İnsanları tüketen geleceğe dair tüm korkular, endişeler ve şüpheler sona erer ve herkesin birbirine bağlı olduğu bu düzen gerçek huzuru ve güveni sağlar.

 

Sonuç

Din güzel ahlak ve sevgi üzerine inşa edilmiştir. Din insana huzur veren ilahi bir rahmettir. Kur’an’ın temelinde sevgi, merhamet ve güzel ahlak vardır.

İnsanı ve Allah’ın yarattığı varlıkları sevmek imanın göstergesidir. Dedikodudan uzak durmak, kötü söz söylememek, insanları kırmamak güzel ahlakın gereğidir. Din nefreti değil, sevgiyi hakim kılmayı amaçlar.

İnsan dünya hayatının geçici olduğunu bilmeli, gerçek huzur ve mutluluğun malda, makamda ya da çıkar ilişkilerinde olmadığını; Allah’a imanda ve imanın kazandırdığı güzel ahlakta olduğunu idrak etmelidir. Bu anlayışla hareket eden kişi başkalarının iyiliği için çaba göstermeyi, bencillikten uzaklaşıp fedakarlığı benimsemeyi öğrenir. İşte bu tutum, Allah’ın beğendiği sevgi ruhunun hayata geçirilmesine vesile olur.

Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyici (hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir ki, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. Dosdoğru din budur; ancak insanların çoğu bilmezler. (Rum Suresi, 30/30)