İnsan eli, yalnızca hareket etmemizi sağlayan bir organ değildir. Aynı zamanda çevremizi tanımamıza, nesneleri birbirinden ayırt etmemize ve son derece hassas işler yapmamıza imkân veren eşsiz bir nimettir.


Elimizin bu özellikleri, dışarıdan görünen hareket kabiliyetinin çok ötesindedir. Derimizin altında bulunan duyu algılayıcıları, sinirler, kaslar ve beynimizdeki ilgili merkezler, birbiriyle uyum içinde çalışarak dokunma duyumuzu meydana getirir.


Bir piyanistin parmaklarını tuşlar üzerinde ustalıkla hareket ettirmesi, bir cerrahın son derece hassas müdahaleler gerçekleştirmesi veya bir ustanın bir yüzeydeki küçük pürüzleri parmaklarıyla fark etmesi, elimizin sahip olduğu olağanüstü hassasiyetin örnekleridir. Bütün bu hareketlerin gerçekleşmesinde, elimizdeki yapıların ve sinir sistemimizin uyumlu çalışması büyük önem taşır.

 


Peki, parmak uçlarımızı bu kadar hassas kılan özellikler nelerdir?

İki Noktayı Birbirinden Ayırt Edebilmek

Parmak uçlarımızın hassasiyetini ölçmek için kullanılan yöntemlerden biri, iki nokta ayrım testidir. Bu testte deriye aynı anda iki noktadan dokunulur ve kişinin bunları tek bir nokta mı, yoksa iki ayrı nokta mı olarak algıladığı belirlenir.


Parmak uçlarında iki nokta ayrım eşiği, uygun koşullarda yaklaşık 1,5-2 milimetreye kadar düşebilir. Yani parmağınıza birbirine 2 milimetre mesafede iki iğne ucuyla aynı anda dokunulduğunda, beyniniz bunları net bir şekilde iki ayrı nokta olarak ayırt edebilir. Buna karşılık sırt ve ön kol gibi bazı bölgelerde iki noktanın ayrı ayrı hissedilebilmesi için aralarındaki mesafenin çok daha fazla olması gerekir. Örneğin, sırtınızda iki noktanın ayrı hissedilebilmesi için aralarında neredeyse bir kibrit kutusu kadar mesafe olmalıdır. Bu eşik, vücudun bölgesine ve uygulanan testin koşullarına göre değişebilir.


Bu farklılığın temel nedenlerinden biri, parmak uçlarında dokunma duyusunu algılayan sinir yapılarının yoğunluğu ve beynin bu bölgeden gelen bilgileri ayrıntılı biçimde işleyebilmesidir.
Parmaklarımız sayesinde küçük bir nesneyi kavrayabilir, bir iğneyi tutabilir, kumaşların dokusunu ayırt edebilir ve bir yüzeydeki ince farklılıkları hissedebiliriz. Günlük hayatımızda çoğu zaman farkında bile olmadığımız bu özellikler, elimizin ne kadar hassas bir yapıya sahip olduğunu gösterir.

 

Gözle Görülemeyen Pürüzleri Hissetmek

Parmak uçlarımızın hassasiyeti, yalnızca birbirine yakın iki noktayı ayırt etmekle sınırlı değildir. Dokunma duyumuz, bazı yüzeylerin son derece ince yapısal özelliklerini de algılayabilir.

 

İsveç’teki KTH Kraliyet Teknoloji Enstitüsü araştırmacılarının da yer aldığı bir ekip, 2013 yılında yayımlanan bir çalışmada dokunma duyusunun olağanüstü hassasiyetini incelemiştir. Katılımcılar, parmaklarını özel hazırlanmış yüzeyler üzerinde hareket ettirdiklerinde, yalnızca 13 nanometre genliğinde düzenli desenler taşıyan bir yüzeyi desensiz referans yüzeylerden ayırt edebilmiştir.

 

Bir nanometre, metrenin milyarda biridir. Bu küçüklüğü gözümüzde canlandırmak için 80 mikrometre, yani 80.000 nanometre kalınlığında bir saç telini örnek alabiliriz. Deneyde ayırt edilen desenlerin genliği, bu saç telinin kalınlığından yaklaşık 6.000 kat daha küçüktür.
 

Bir kumaşa dokunduğumuzda onun dokusunu hisseder, birbirine benzeyen iki nesne arasındaki küçük farklılıkları fark edebiliriz. Bazen bir yüzeyin pürüzlü mü yoksa düzgün mü olduğunu yalnızca parmaklarımızla anlayabiliriz. Üstelik bu algılama yalnızca derimizin yüzeyinde gerçekleşmez. Parmaklarımızdaki özel algılayıcılar uyarıları sinirsel sinyallere dönüştürür; bu sinyaller sinirler aracılığıyla beyne iletilir ve burada işlenir. Böylece dokunduğumuz nesne hakkında anlamlı bir algı oluşur.

Dokunma Duyusunun Özel Algılayıcıları 

Parmak uçlarımızda "mekanoreseptör" adı verilen ve fiziksel baskıyı, titreşimi ve gerilmeyi elektriksel sinyallere dönüştüren özelleşmiş hücreler bulunur.


Sadece bir parmak ucunda santimetrekare başına yaklaşık 2.500 adet aktif dokunma reseptörü bulunur. Bu reseptörler farklı görevleri üstlenir:


• Meissner cisimcikleri: Hafif dokunuşların ve düşük frekanslı (10-50 Hz) titreşimlerin algılanmasında rol oynar. Bir nesnenin parmaklarımız arasında kaymaya başladığını fark etmemize yardımcı olurlar.


• Merkel hücreleri ve sinir uçları: Sürekli basıncın, nesnelerin kenarlarının ve ince yüzey ayrıntılarının algılanmasında önemlidir. Kabartmalı yazıları parmak uçlarımızla okurken bu sistemden yararlanırız.


• Pacinian cisimcikleri: Özellikle hızlı ve yüksek frekanslı (250 Hz) titreşimlere duyarlıdır. Dokunduğumuz nesnelerde meydana gelen ince titreşimlerin algılanmasına katkıda bulunurlar.

 

Örneğin, bir kaşıkla çorba karıştırırken kabın dibindeki pürüzleri kaşık aracılığıyla hissedebiliriz. Bu yapılar, birbirlerinden bağımsız olarak çalışmaz. Derideki algılayıcılar, sinirler ve beyindeki duyu merkezleri birlikte görev yaparak dokunma duyusunun oluşmasını sağlar. Örneğin bir bardağı elimize aldığımızda onu düşürmemek için uyguladığımız kuvveti ayarlayabiliriz. Bir kalemle yazarken parmaklarımızın basıncını değiştirebilir, küçük bir nesneyi başparmağımızla işaret parmağımız arasında dikkatlice tutabiliriz. Bütün bunlar, dokunma duyumuzun hareketlerimizle ne kadar yakından ilişkili olduğunu gösterir.

 

Beynimizde Parmak Uçlarına Ayrılan Özel Alan

Dokunma duyusu, derimizdeki algılayıcıların uyarılmasıyla başlayan ve beyindeki ilgili merkezlerde işlenen bir süreçtir. Vücudumuzun farklı bölgelerinden gelen duyusal bilgilerin işlenmesinde, birincil somatosensoriyel korteks adı verilen beyin bölgesi önemli görev üstlenir.

 

Ancak vücudumuzun her bölümü bu alanda aynı büyüklükte temsil edilmez. Eller, parmaklar ve dudaklar gibi hassas bölgelerin temsil alanları, fiziksel büyüklüklerine oranla geniştir. Bu farklılık, “duyusal homunkulus” adı verilen şematik bir insan çizimiyle gösterilir. Bu çizimde vücut bölümleri, gerçek büyüklüklerine göre değil, beynin birincil somatosensoriyel korteksinde kendilerine ayrılan duyu alanlarının büyüklüğüne göre resmedilir. Bu nedenle eller, parmaklar ve dudaklar büyük; gövde ise küçük görünür. Böylece küçük bir parmak ucundan gelen duyusal bilgilerin işlenmesinin bile beyinde ne kadar geniş bir temsile sahip olduğu gözümüzde canlanır.

 

Parmak uçlarımızın hassasiyeti, yalnızca derimizdeki algılayıcıların özelliklerine bağlı değildir. Bu algılayıcılardan gelen bilgilerin sinirler aracılığıyla iletilmesi ve beyindeki merkezlerde ayrıntılı biçimde işlenmesi de gerekir. Böylece küçük nesneleri dokunarak tanıyabilir, yüzeylerin dokusunu ayırt edebilir ve elde ettiğimiz duyusal bilgilerden yararlanarak hareketlerimizi hassas biçimde düzenleyebiliriz.

 

Müzik aleti çalmak, yazı yazmak, cerrahi müdahalede bulunmak veya bir eşyayı dikkatlice kavramak, duyu ve hareket sistemlerinin birlikte çalışmasıyla mümkün olur. Tek bir parmağımızla gerçekleştirdiğimiz hareketin ardında bile deriden sinirlere ve beyne uzanan kapsamlı bir koordinasyon vardır. Rabbimiz olan Allah’ın bedenimizde yarattığı bu düzen, günlük hayatımızın her anında yararlandığımız büyük bir nimet ve O’nun yaratma sanatının delillerindendir.

 

Sonuç: İnsan Elindeki Yaratılış Delilleri Üzerinde Düşünmek

Parmak uçlarımızdaki hassasiyet, insan bedeninin dikkat çekici özelliklerinden biridir. Birbirine çok yakın iki noktayı ayırt edebilmemiz, bazı yüzeylerdeki son derece küçük pürüzleri algılayabilmemiz ve dokunma duyumuzdan gelen bilgileri hareketlerimizle birleştirebilmemiz, bedenimizin ne kadar düzenli ve uyumlu çalıştığını gösterir. Parmak uçlarımızdaki bu milimetrik hesaplar ve nanosaniyeler içinde gerçekleşen kusursuz veri akışı, Darwinistlerin "rastlantı" ve "doğal seçilim" gibi hayali mekanizmalarla asla açıklayamayacakları muazzam bir tasarım ve yaratılış gerçeğidir.

 

• Tesadüf İddialarının Çöküşü: Milimetrenin 77 binde biri kadar küçük pürüzleri algılayabilen bir dokunma sisteminin, tesadüfen, aşama aşama ve kendi kendine oluştuğunu iddia etmek tamamen bilim dışıdır. Tek bir mekanoreseptörün yapısındaki en ufak bir eksiklik dahi bu hassas sistemi tamamen işlevsiz kılacakken; binlerce reseptörün beyindeki duyu merkezleriyle kusursuz bir uyum içinde çalışması, apaçık bir indirgenemez komplekslik örneğidir.


• Akıl Sahibi Moleküller Yalanı: Kör, cansız ve şuursuz atomların bir araya gelerek böylesine üstün bir mikro-mühendislik harikasını, insan hayatını kolaylaştıracak estetik ve fonksiyonellikle kendi kendilerine inşa etmesi kesinlikle imkansızdır.

 

Parmaklarımızın özelliklerini yalnızca günlük hayatımızı kolaylaştıran beceriler olarak görüp geçebiliriz. Ancak biraz durup düşündüğümüzde, dokunma duyusunun bile ne kadar çok aşamadan oluştuğunu fark ederiz. Derideki özel algılayıcılar uyarıları algılar, sinirler bu bilgileri taşır ve beyin gelen sinyalleri işler. Böylece elimizle çevremizi tanıyabilir, nesneleri kavrayabilir ve hayatımızı sürdürebiliriz.


İnsan elinin sahip olduğu bu hassasiyet, Yaratılış üzerine düşünmek için önemli bir vesiledir. Bilimsel araştırmalar, bu sistemlerin nasıl çalıştığını anlamamıza yardımcı olurken imanımız da yaratılmışlar üzerinde tefekkür etmemize, bize verilen nimetlerin kıymetini bilmemize ve şükretmemize yön verir.


Bir mümin, parmak uçlarıyla hissedebildiği her ayrıntıda kendisine verilen nimetleri hatırlar. Yazı yazabilmek, bir eşyayı kavrayabilmek, sevdiklerine şefkatle dokunabilmek ve günlük ihtiyaçlarını karşılayabilmek, çoğu zaman üzerinde yeterince düşünmediğimiz nimetlerdir. İnsan, kendisine verilen bu imkânların kıymetini bilmeli, onları hayırlı işlerde kullanmalı ve yaratılışı üzerinde düşünerek şükrünü artırmaya çalışmalıdır.


Yüce Allah, göklerde ve yerdeki yaratılış delilleri üzerinde düşünmeye şöyle dikkat çeker:

“Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen gemilerde, Allah'ın gökten indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgârları estirmesinde ve gök ile yer arasında musahhar (emre amade) kılınmış bulutlarda akıl erdiren bir kavim için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara Suresi, 164)

İnsanın yaratılışındaki düzene ise başka bir ayette şöyle dikkat çekilir:

“Ki O, seni yarattı, sana bir düzen verdi, seni düzene koydu. Dilediği bir surette seni tertip etti.” (İnfitâr Suresi, 7-8)

İnsanın kendi bedeninde karşılaştığı bu deliller, Rabbimiz’in nimetlerinin hayatımızın her anını kuşattığını hatırlatır. Parmak uçlarımızla hissettiğimiz en küçük ayrıntı bize Allah’ın verdiği bir imkândır. Bu nimetin karşılığı, onu sıradan görüp unutmak değil; Rabbimiz’i sevgiyle anmak, O’na şükretmek ve ellerimizi O’nun razı olacağı hayırlı işlerde kullanmaktır.

 

Kaynakça:
Skedung, L., Arvidsson, M., Chung, J. Y., Stafford, C. M., Berglund, B. ve Rutland, M. W. (2013). Feeling Small: Exploring the Tactile Perception Limits. Scientific Reports, 3, 2617. DOI: 10.1038/srep02617.