Tenimizdeki Mucizevi D Vitamini Fabrikası
Güneş, dünyamıza hayat veren en büyük enerji kaynaklarından biridir. Gökyüzüne baktığımızda onu sadece dünyamızı aydınlatan bir ışık kaynağı veya sıcaklık yayan bir yıldız olarak görürüz. Peki, güneşten gelen ışığın sıcaklığın sadece cildimizi ısıtmakla kalmayıp, vücudumuzun içinde muazzam kimyasal fabrikaları harekete geçirdiğini biliyor muydunuz?
Güneş ışığı sıradan bir ışık demeti değildir; Allah’ın kusursuz ilmiyle tasarlanmış, insan bedeninde devasa bir biyolojik zincirleme reaksiyonu başlatan özel bir anahtardır.
.jpg)
Gökyüzünden Gelen Işık, Bedende Başlayan Kimya
Güneşlenme anında cildimize çarpan ışınların içinde Ultraviyole B (UVB) adı verilen özel bir dalga boyu vardır. Güneş, vücudumuza hazır bir vitamin enjekte etmez; bunun yerine tenimizin alt tabakasında hazırda bekleyen özel bir maddeyi uyandırır.
Cildimizin altında 7-dehidrokolesterol adı verilen bir kolesterol türevi bulunur. Yani vücudumuz, D vitamini üretmek için ham madde olarak kolesterolü kullanır. Güneşten gelen UVB ışınları cilde temas ettiği an, bu ışınların taşıdığı enerji, derideki o kolesterol molekülünün bağlarını hassas bir dokunuşla çözer. Bu temasla birlikte molekül Pre-D3 (Öncül D3) vitaminine dönüşür ve vücut ısısının da yardımıyla hızla Kolekalsiferol (D3 vitamini) haline gelir. Ancak işlem burada bitmez ciltte üretilen bu ilk form henüz hamdır; vücutta görev yapabilmesi için iki duraklı mucizevi bir yolculuk geçirmesi gerekir: karaciğer ve böbrek…
Karaciğer ve Böbrek Durakları
Ciltte üretilen Kolekalsiferol (D3 vitamini), karaciğere ulaştığında 25-hidroksilaz adı verilen özel bir enzim tarafından işlenerek tıpta Kalsidiol (25-hidroksivitamin D3) adını alır; bu form aynı zamanda kan tahlillerinde vücudumuzun D vitamini depolarını ölçmek için bakılan ana maddedir.
Yolculuğun son durağı olan böbreklerde ise devreye giren 1-alfa-hidroksilaz enzimi, moleküle bir hidrojen ve oksijen atomu daha ekleyerek onu nihai aktif hormon formu olan Kalsitriol (1,25-dihidroksivitamin D3) haline getirir. Hücrelerimizin kapısını açan bu aktif formun üretim hızı, vücudun o anki kalsiyum ihtiyacına göre paratiroid hormonu (PTH) vasıtasıyla milimetrik bir dengede kontrol edilir. Karaciğerden sonra böbreklere gelen ve değişime uğramış bu madde, burada son ve en önemli kimyasal dönüşümünü geçirerek vücudun asıl kullanacağı aktif hormon formuna kavuşur.
Aslında tıbben "vitamin" olarak anılan bu yapı, hücrelerimizin ve organlarımızın kusursuz çalışması için Yaratıcı tarafından bedenimize yerleştirilmiş hayati bir hormondur.
.jpg)
Kusursuz Bir Denge: K2 ve Magnezyumun Rolü
Vücudumuzdaki bu üretim zinciri tek başına iş görmez. D vitamini üretildikten sonra bağırsaklarımızdan kalsiyum emilimini artırır.
Bu aşamada önemi bir soru da kana karışan kalsiyum nereye gideceğini nasıl bilir ?
İşte bu noktada K2 vitamini devreye girer. K2, adeta usta bir trafik polisi gibi çalışarak emilen kalsiyumun damarlarda veya böbreklerde birikip kireçlenmesine izin vermez; onu doğruca kemiklere ve dişlere yönlendirir. Ayrıca bu dönüşüm süreçlerinin eksiksiz gerçekleşmesi için vücutta magnezyumun da hazır bulunması şarttır. Parçaların hepsi, birbirini tamamlayan kusursuz bir çarkın dişlileri gibi uyum içindedir.
.png)
Yaratılıştaki Hassas Ölçü ve Sonsuz İlim
Tüm bu süreçleri düşündüğümüzde, gökyüzündeki milyarlarca kilometre uzaktaki bir güneşin, yeryüzündeki insan derisindeki kolesterolle böylesine kusursuz bir uyum içinde çalışması tesadüfle açıklanamayacak kadar büyük bir mucizedir. Milyonlarca km uzaklıktaki Güneşin Dünyaya ulaştığındaki ısısın tam kararında olması, güneşten bağımsız olarak yaratılmış insanın cilt yapısı, gelen ışığın deri altındaki kolesterolü çözmesi, karaciğer ve böbreklerde yapılan kimyasal işlemler ve bunun insanın yaşamı için hayati bir gereklilik olması hep birlikte Allah’ın sonsuz ilmi sayesinde insana hizmet etmek için kusursuz bir uyumla yaratılmıştır.
Kur'an-ı Kerim'de evrendeki bu muazzam ölçüye ve Allah'ın her şeyi bir hikmetle yarattığına şöyle dikkat çekilir:
"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde akıl sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır." (Al-i İmran, 190)
"Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık." (Kamer, 49)
Güneşin kavurucu veya dondurucu değil, tam insan teninin ihtiyaç duyduğu oranda UVB ışını yayması, bedenimizin bu ışığı alacak ham maddeyle donatılmış olması, Rabbimizin rahmetinin ve ilminin sonsuz delillerindendir.
