Materyalist-komünist ideolojide aile, tarihsel ve toplumsal bir yapı olarak ele alınır. Karl Marx ve Friedrich Engels gibi ideologlar, özellikle "Komünist Manifesto" ve "Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni" gibi eserlerinde ailenin kapitalist sistemin bir parçası olduğunu ve bu sistemin devamlılığını sağladığını savunurlar. Onlara göre aile yapısı özel mülkiyetin korunması ve sınıfsal eşitsizliklerin sürdürülmesi için uydurulmuş bir araçtır.
Komünist bakış açısına göre aile yapısının yıkılması, bireylerin özgürleşmesi ve toplumsal eşitliğin sağlanması için bir adım olarak görülür. Bu durum özellikle kadınların ekonomik bağımsızlık kazanması ve çocukların toplumsal bir sorumluluk olarak görülmesi gibi konularla ilişkilidir.

Gerek sol-komünist gerekse Marksist-Leninist gelenekten gelen pek çok düşünür arasında aile yapısının eleştirisini yapan ve bu yapının toplumsal dönüşümle birlikte değişmesi gerektiğini savunan çok sayıda isim bulunmaktadır. Aileyi hedef alan bazı sol düşünürler ve eserleri şunlardır:
- Friedrich Engels: Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni: Engels, aile yapısının tarihsel olarak özel mülkiyetle bağlantılı olduğunu ve bu yapının sınıfsal eşitsizlikleri sürdürdüğünü savunur. Bu eserde aile kurumunun kapitalist toplumun bir ürünü olduğunu ve sosyalist bir toplumda farklı bir biçim alacağını iddia eder.
- Amadeo Bordiga: İtalyan sol-komünist hareketinin önde gelen isimlerinden biri olan Bordiga, aileyi kapitalist toplumun bir ideolojik aygıtı olarak görür. Yazılarında bireylerin toplumsal üretime katılımının aile bağlarından bağımsızlaşması gerektiğini savunur.
- Anton Pannekoek: Sol-komünist düşüncenin önemli isimlerinden biri olan Pannekoek, aile yapısını kapitalist üretim ilişkilerinin bir parçası olarak ele alır. Çalışmalarında bireylerin özgürleşmesi için bu tür toplumsal yapıların dönüşmesi gerektiğini vurgular.
Clara Zetkin: Marksist-Leninist bir politikacı olan Zetkin, sosyalist feminizmin önde gelen isimlerinden biri olarak, aile yapısının kadın emeği üzerindeki baskıları artırdığına ve patriyarkanın bir uzantısı olduğuna vurgu yapmıştır. Yazılarında kadınların toplumsal üretime tam katılımı için aile kurumunda köklü bir dönüşüm gerektiğini belirtir.
Zetkin, çocuk doğurma yoluyla da olsa Marksist davayı ilerletip kapitalizmi devirmek için sınıf mücadelesini sürdürmesi koşuluyla kadınların eş ve anne olarak rolleri olduğuna inanıyordu. Zetkin’in ailenin köklü dönüşümünden kastettiği budur. (1)
- August Bebel: Woman and Socialism (Kadın ve Sosyalizm): Bebel, kadınların özgürleşmesinin sosyalist dönüşümün bir parçası olduğunu savunur. Bu eserinde aile yapısının özellikle kadınlar için bir ekonomik bağımlılık mekanizması olduğunu ve kapitalist sistem içinde sürdürüldüğünü ifade eder.
- Wilhelm Reich: The Sexual Revolution (Cinsel Devrim): Reich aile yapısını eleştirirken, bunun bireylerin cinsel özgürlüğünü ve toplumsal eşitliği kısıtlayan bir yapı olduğunu savunur. Özellikle geleneksel aile yapısının otoriterlik ve baskıyı yeniden ürettiğine dikkat çeker. Reich eserinin ilk baskısında (orijinal baskı 1936) tezini "aile kurumunun reddedilmesi" üzerine kurmuştur. (2)
- Rosa Luxemburg: Luxemburg doğrudan aile yapısı üzerine çok fazla yazmamış olsa da, sınıfsal eşitsizliklerin aile yapısında nasıl yeniden üretildiği konusuna değinmiştir. Kapitalizm eleştirileri dolaylı olarak aile yapısına yönelik eleştirileri de içermektedir.
Alexandra Kollontai: SSCB’nin ilk kadın bakanlarından olan Kollontai devrim sonrası Sovyetler Birliği'nde aile yapısını ve kadın-erkek ilişkilerini incelemiştir. Komünizm ve Aile (Communism and the Family) adlı yazısında komünist toplumda aile ilişkilerinin özel mülkiyetten bağımsız bir şekilde yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunur.
Kollontai, “Marksizm ve Cinsel Devrim” isimli eserinde evlilik şeklindeki ilişkilere, kadının erkekle birlikteliğine resmiyet kazandırılmasına karşı çıkar ve kadınlar için diledikleri erkeklerle diledikleri zaman birlikte olabildiği sınırsız bir “serbest cinsellik” talep eder:
… İşte bunun için sol feministlerin aile sorunuyla ilgili parolası evlilik yasasında bir reform değil, "serbest birlik", "serbest aşk" ilkesinin zaferidir. Etik olarak XIX. yüzyılda sosyalistler tarafından ortaya atılan bu parola bugün hala en özgür feministlerin fazlasıyla beğendikleri slogan durumundadır; hatta bu feministlerin çoğu, kadın sorununun merkezine "serbest aşk"ı koymaktadır.
Kahrolsun aşıklar arasındaki birliğin resmi düzenlemesi! Kahrolsun törenler ve formaliteler! Serbest onama, işte kadını bunaltan bütün kötülüklerin devası budur! (3)
Das Kapital ve Komünist Manifesto’da Aile
Solcu düşünürler aile kavramını kapitalist sistemle sıkı sıkıya bağlı bir toplumsal yapı olarak görseler ve zaman zaman bu değişimi bir 'dönüşüm' olarak ifade etseler de, aslında bu yapının yıkımını öngören anlayışın kökleri doğrudan Marx ve Engels’in görüşlerine dayanmaktadır. Das Kapital ve Komünist Manifesto aile yapısına yönelik eleştiriler içerir, ancak bu eleştiriler farklı bağlamlarda ele alınır:
Komünist Manifesto’da Marx ve Engels aile kavramını eleştirir ve bu yapının özel mülkiyetle sıkı bir bağ içinde olduğunu savunur. Manifesto'da burjuva ailesinin temelinin "sermaye ve özel kazanç" olduğu belirtilir. Ayrıca çocukların eğitiminin devlet tarafından sağlanması gerektiğini savunarak, aile üzerindeki burjuva etkisinin kırılmasını önerirler.

Marx, Das Kapital isimli eserinde aile yapısını doğrudan ele almaz, ancak kapitalist üretim ilişkilerinin toplumsal yapılar üzerindeki etkisini inceler. Marx kapitalizmin aile içindeki iş bölümünü ve kadın-çocuk emeğinin sömürülmesini nasıl şekillendirdiğini tartışır. Aile burada ekonomik sistemin parçası olarak bir nesneymiş gibi değerlendirilir.
Sonuç olarak hem Das Kapital’de hem de Manifesto’da aile yapısının kapitalist sistemin bir ürünü olduğunu ve bu sistemin devamlılığını sağladığını vurgular.
Westfield State Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nden Dr. Heather Brown, Das Kapital’de ve Komünist Manifesto’da ailenin ortadan kaldırılmasının öngörüldüğünü söylemektedir:
Kapital politik ekonominin eleştirisine adanmış olsa da , cinsiyet ve aile hakkında önemli miktarda materyal vardır. Marx, bu kitapta Komünist Manifesto'da ailenin ortadan kaldırılması [Aufhebung] olarak tanımladığı şeye geri döner ve bunu somutlaştırır. (4)
"Gelenek" isimli komünist bir yayında ise zaman zaman “dönüşüm” olarak niteleyerek evlilik yapısını yumuşatmaya çalışmanın bir hata olduğu, “Modern aile iyileştirilemez; yıkılmalıdır” başlığı altında şöyle alınmıştır:
Taşıdığı tüm bu hastalıklarla birlikte modern aile, rehabilite edilebilir de değildir. Ne bu aileyle ne de onu yaratan kapitalizmle hesaplaşmak dışında bir kurtuluş penceresi açmak mümkündür. İşçi sınıfının düzen içinde bir kurtuluş seçeneği olmadığını bilen komünistler, kadın, erkek ve çocukların da modern aile içinde refaha eremeyeceğini söyler. Tıpkı kapitalizmin gövdesinden çıkan işçi sınıfının tek seçeneğinin onu onarmak yerine yıkmak olması gibi, MODERN AİLE DE YIKILMALIDIR. (5)
PKK Terör Örgütü Elebaşısı Abdullah Öcalan'ın Aile Kavramının Reddine İlişkin Söylemleri:
Öcalan aile ve evlilik konusunu, diğer klasik sol düşünürler gibi toplumsal yapı ve özgürlük bağlamında ele alır. Geleneksel aile yapısını eleştirir ve bunun ataerkil düzenin ve toplumsal eşitsizliklerin bir yansıması olduğunu iddia eder. Ona göre aile yapısı, bireylerin özgürleşmesini engelleyen bir toplumsal kontrol mekanizmasıdır.
Öcalan yazılarında ve konuşmalarında aile yapısının kapitalist sistemle bağlantılı olduğunu ve bu sistemin bireyler üzerindeki baskısını sürdürdüğünü iddia eder. Özellikle kadınların aile içindeki rollerine dikkat çeker ve kadınların özgürleşmesinin toplumsal dönüşüm için kritik bir öneme sahip olduğunu vurgular. Bu bağlamda evlilik kurumunun da sorgulanması gerektiğini belirtir.
“KCK Davası” kamuoyu gündemine geldiğinde dava dosyasında Öcalan’ın aile kavramının ve uygulamasının ortadan kaldırılması gerektiği ve terör örgütü mensuplarının aile kurmalarına şiddetle karşı olduğu bilgilerine yer verilmiştir.
Sonuç: Komünist Düşünce Aile Düşmanıdır
Marksist ve komünist düşünce, aile kurumunu toplumsal eşitsizliklerin ve kapitalist üretim ilişkilerinin bir aracı olarak görür. Bu nedenle, aile yapısının ortadan kaldırılması veya köklü bir şekilde dönüştürülmesi, bu ideolojilerin temel hedeflerinden biri olarak öne çıkar. Engels’ten Kollontai’ye, Bebel’den Reich’a kadar pek çok sol düşünür, ailenin mevcut haliyle toplumsal baskı, eşitsizlik ve sömürünün yeniden üretildiği bir alan olduğunu vurgulamışlardır. Komünist Manifesto ve Das Kapital gibi temel eserlerde de aileye yönelik eleştiriler açıkça yer almakta ve bu kurumun kapitalist sistemle olan bağlantısı olduğu iddia edilmektedir.
Sonuç olarak, materyalist-komünist ideolojide aile, dönüştürülmesi ya da tamamen ortadan kaldırılması gereken bir toplumsal yapı olarak değerlendirilir. Bu yaklaşım, toplumsal eşitlik ve bireysel özgürlük hedefleri doğrultusunda, aile kurumunun mevcut işlevinin ve yapısının köklü bir şekilde sorgulanmasını ve değiştirilmesini öngörmektedir.
Referanslar:
(1) Corinne Jacobsen, Clara Zetkin: The Crossroad of Socialism and Feminism, Digital Narratives https://narratives.digital/narrative/clara-zetkin-crossroad-socialism-and-feminism
(2) Wilhelm Reich, Die Sexualität im Kulturkampf, sexpol-Verlag, Kopenhag 1936 s. 17
(3) A. Kollontai, Marksizm ve Cinsel Devrim, Tüm Zamanlar Yayıncılık Birinci Baskı, Nisan 1992, s. 36
(4) Heather Brown, Marx on Gender and the Family: A Summary, Montly Review 1 Haziran 2014, https://monthlyreview.org/author/heatherbrown/
(5) Güneş Gün, “Aile ve Komünizm”, Gelenek Dergisi Sayı 140, Mart 2019, https://gelenek.org/aile-ve-komunizm/


