Ünlü biyolog Charles B. Davenport, 1910 yılında New York'un Long Island bölgesinde bir biyomedikal araştırma ve eğitim merkezi olan Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda Öjenik Kayıt Ofisi'ni (ERO) kurdu. Planı neydi? Üreme stratejileri yoluyla daha "mükemmel" bir insan ırkı yaratmak ve aynı zamanda aşağılık olarak gördüğü 15 milyon insanı (o zamanki ABD nüfusunun yaklaşık %10'unu) ortadan kaldırmak.

 

Öjeni Nedir?

Davenport, seçici üremenin insan gen havuzunu iyileştirebileceğini öne süren ırkçı sözde bilim olan öjeninin önde gelen Amerikalı savunucularından biriydi. Öjeni destekçileri ya da öjenistler yalnızca "istenilen" özelliklere sahip (örneğin beyaz, Protestan ve varlıklı) kişilerin üremesini teşvik etmekle kalmadılar, aynı zamanda "istenmeyen" olarak gördükleri kişilerin (akıl hastalığı veya engeli bulunan bireyler, ten rengi farklı olanlar, göçmenler, yerli halklar) üremesini de engellediler. Bunu zaman zaman zor kullanarak gerçekleştirdiler. Bu hareketin savunucuları ırk ayrımcılığını, ırklar arası evlilik yasaklarını ve göçmen karşıtı yasaları desteklediler. Ayrıca yasa koyucuları anne olmaya uygun görmedikleri kadınların yasal zorunlu kısırlaştırılmasına izin vermeye ikna ettiler. En aşırı öjenistler, "istenmeyen" bireyler için ötenaziyi bile savundular.

Long Island ve Öjeninin Mirası: Hoşgörüsüzlük İstasyonu adlı kitabın yazarı Mark Torres bu konuda şöyle diyor: "Bu asla bir bilim değildi, bir sosyal felsefeydi."

Öjeni topluma kökleri tüm bilim dalları tarafından desteklenen sağlam bir ağaç gibi sunulmuştur. Gerçekte ise bu yapının bilimsel temeli tamamen çürüktü.

Bir tarihçi ve avukat olan Torres, Davenport'un öjeniyi Avrupa'da geliştirilen teorik bir fikirden pratik bir uygulamaya dönüştürmede büyük ölçüde sorumlu olduğunu, hareketin temellerini attığını, fon sağladığını ve ABD'de önemli ortaklıklar kurduğunu belirtiyor. "Aile soyağacı şemalarında belirli özelliklerin yüksek oranda görülmesini, bu özelliklerin kalıtsal olduğunun kesin kanıtı sayıyor ve bazılarının toplumdan ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyordu" diye yazıyor. 

 

Öjeni hareketinin ilk tohumları İngiltere'de atılmıştır. Ancak kısırlaştırmalar ve göçmen karşıtı yasalar dahil olmak üzere bu fikirlerin sistemli ve sert uygulamalara dönüşmesi Davenport'un Cold Spring Harbor'daki kurumunda gerçekleşmiştir.

 

Mendel'i Yanlış Uygulamak

19. yüzyılda Avusturyalı keşiş ve bilim insanı Gregor Johann Mendel, bezelye bitkilerinin belirli özellikleri nesilden nesile nasıl gösterdiğini araştırdı ve kalıtımın temel ilkelerini ortaya koydu. Mendel genetiğin babası olarak tanındı ve çalışmaları modern biyolojinin temelini oluşturdu.

 

Aynı dönemde Charles Darwin'in kuzeni Sir Francis Galton, öjeni kavramına adını verdi.

 

Tarih ve biyoistatistik profesörü Kenneth Ludmerer'in belirttiğine göre öjeni fikri Platon'un "Devlet" adlı ünlü eseri kadar eskiydi. Ancak Ludmerer, 19. yüzyılda bu fikre olan ilginin artmasının nedeninin Darwinizm olduğunu belirtir:

... modern öjenik düşünce yalnızca 19. yüzyılda uyandı. Bu yüzyıl sırasında öjeniye ilginin oluşmasının birkaç nedeni vardır. En önemli neden ise evrim teorisidir. Öjeni terimini de keşfeden Francis Galton, fikirlerini kuzeni Charles Darwin'in doktrinine dayandırıyordu. (K. Ludmerer, Eugenics, In: Encyclopedia of Bioethics, edited by Mark Lappe, The Free Press, New York, 1978, s. 457; www.trueorigin.org/holocaust.htm.)

O dönemin önde gelen düşünürlerinin çoğu, insan toplumunun "en uygun olanın hayatta kalması" ilkesine dayanan "sosyal Darwinizm"i benimsedi. Sosyal Darwinistler, doğal seçilimin uygun olmayanları eleyerek uygarlığı geliştirdiğine inandılar. Davenport da dahil olmak üzere öjeni taraftarları, Mendel'in çalışmalarını çarpıtarak zeka, muhtemel gelir durumu, suç işleme olasılığı ve diğer sosyal özelliklerin genetik olarak aktarıldığını savunuyorlardı.

Üzerinde "Kalıtsal hastalıkların ve uygunsuzluğun boğucu etkisinden kurtulun" yazan bir öjeni posteri. Posterde diğer ırklar, akıl hastaları, engelliler ve fakirler sağlıklı toplumu saran zararlı sarmaşıklar olarak tasvir edilmişti.

Davenport, Harvard ve Chicago Üniversitesi gibi prestijli kurumlarda ders vermişti ve o dönemde birçok önde gelen akademisyen de öjeniyi savunuyordu. Örneğin Harvard'dan Edward M. East, beyaz ırkın siyah, Asyalı, Yahudi ve İtalyan bireylerle karışması sonucu "kirlenme"ye uğradığını iddia ediyordu. Galton'ın desteği ve John D. Rockefeller ve Andrew Carnegie gibi zengin hayırseverlerin yatırımlarıyla Davenport ve meslektaşları, birçok Amerikan ailesinin kayıtlarını inceleme ve öjeni teorilerini destekleyecek veriler toplama olanağı elde ettiler. 

 

Torres, “Bu, HIPAA gizlilik yasalarından önceki bir dönemdi,” diye açıklıyor. “Dolayısıyla, yasal gizlilik korumaları çok azdı. Dahası, Charles Davenport ve programı son derece saygı görüyordu. Devlet tarafından işletilen tesislerdeki yöneticilerin çoğu açıkça öjeniyi savunuyordu ve istek üzerine bilgi paylaşmaktan, yardımcı olmaktan son derece memnundular.” 

 

Araştırmacılar psikiyatri hastanelerindeki hastalardan, hapishanelerdeki kişilerden, Coney Island'daki sirk sanatçılarından ve gelişimsel engelli öğrenciler için okullardaki yöneticiler aracılığıyla çocuklardan kayıt topladılar. Ayrıca çoğunluğu üniversite mezunu kadınlardan oluşan çok sayıda saha görevlisini ülke genelinde görüşmeler yapmak üzere görevlendirdiler. Sonuç olarak bu çabalar ERO'ya öjeniyi incelemek ve yaygınlaştırmak için gerekli verileri sağladı.

 

Marjinal Bir Hareket Değil

Davenport ve ERO müdürü Harry Laughlin, sosyal sorunları ele almada ilerici bir yaklaşım benimsedikleri iddiasıyla toplumda övgüyle karşılandılar. Üstelik ırkçı ideolojileri savunan sadece onlar değildi. 

ERO liderlerinin, önde gelen çevrecilerden biri olan ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunan Madison Grant gibi önemli isimlerle ilişki kurması zor olmadı. Davenport, 1920'de ona yazdığı bir mektupta, "Bu ülkenin etrafına bu ucuz ırkları dışarıda tutacak kadar yüksek bir duvar inşa edebilir miyiz?" diye sordu. Hatta ünlü engelli hakları savunucusu Helen Keller bile kötü şöhretli bir tıbbi vakaya yanıt olarak The New Republic'te yayınladığı bir mektupta,  "Küçük duygusallığımız insan hayatının ancak kendisine ve dünyaya faydalı olduğunda kutsal olduğunu unutmamıza neden oldu." diye yazarak öjeni görüşünü savundu.

1910 yılında Charles Davenport, Long Island'daki Cold Spring Harbor Laboratuvarı'nda "insan ailesinin doğal, fiziksel, zihinsel ve mizaç özelliklerini iyileştirmek" amacıyla Öjenik Kayıt Ofisi'ni (ERO) kurdu. 
Harry Laughlin ilk müdürdü ve zihinsel, ahlaki ve fiziksel özelliklerin kalıtımını gösteren aile soyağaçları hakkında veri toplamaya başladılar; özellikle istenmeyen özelliklere odaklandılar. 
ERO otuz yıl boyunca faaliyet gösterdi. 
Resimde, bir gazetede yer alan ERO’nun tanıtımı görülmektedir.

Torres, “İlk akla gelen şey, öjeninin marjinal, ötekileştirilmiş bir hareket olduğu varsayımıdır.” diyor. Oysa, “Amerika'daki 300'den fazla üniversitede, Ivy League okulları da dahil olmak üzere, öjeni öğretiliyordu. Çoğu doktor ve bilim insanı bunu savunuyordu. Roosevelt'ten Hoover'a kadar her başkan tarafından açıkça destekleniyordu… Hatta en iyi öjeni vaazı için dini vaaz yarışmaları bile düzenleniyordu. Amerika’nın Orta Batı'sında aileler “en fit” aile olmak için yarışmalar düzenliyordu. Torres, “İnsanlar en güzel kıyafetlerini giyip ölçü aldırıyordu.” diyor.

 

Carrie Buck Davası

Bu sadece kültürel ve akademik bir hareket değil, aynı zamanda yasal bir hareketti. Torres, Laughlin'in bazı eyaletlerin temel olarak kullanabileceği bir "örnek kısırlaştırma yasası" oluşturduğunu yazmıştı. Bu eyaletlerden biri Virginia idi ve 1924'te Laughlin'in modeline dayanarak zihinsel engelli olduğu düşünülen kişilerin zorla kısırlaştırılmasına izin veren bir yasa çıkardı. Yasayı hazırlayan eyalet senatörü ve avukat Aubrey Strode, Laughlin'den yeminli bir ifade aldı ve argümanına yardımcı olmasını istedi.

 

On sekiz yaşındaki Carrie Buck, yasanın uygulandığı ilk kişi olacaktı. Ailesinin cinsel ilişki konusunda ahlaksızlık geçmişi olduğu ve tecavüz sonucu bir kız çocuğu dünyaya getirdiği iddiasıyla, zihinsel engelliler için kullanılan bir devlet kurumuna yerleştirilmişti. Kurumun müdürü Buck'ı zorla kısırlaştırmak için dava açtı. Bir dizi yasal duruşma ve temyiz sürecinin ardından dava (Buck v. Bell) 1927'de ABD Yüksek Mahkemesi'ne taşındı.

Carrie Buck (solda) ve annesi Emma duruşma öncesinde.

Yüksek Mahkeme yargıçları, Virginia yasasının Buck'ın adil yargılanma hakkını ihlal etmediğine hükmetti. Bu da kısırlaştırma işleminin gerçekleştirilebileceği anlamına geliyordu. Henüz resmen iptal edilmemiş olan bu emsal karar, ülke genelinde ve çok daha geniş bir alanda kısırlaştırma işlemlerinde önemli bir artışa yol açtı.

 

2. Dünya Savaşı’nda Öjeni

ERO'da yapılan çalışmalar ABD'nin sınırlarının çok ötesine yayıldı; Amerikan kısırlaştırma yasaları Kanada, Norveç, Danimarka, İsviçre ve İsveç gibi yerlerde de uygulandı. Ancak hiçbir rejim ERO'nun öjenik misyonunu Nazi Almanyası kadar etkin bir şekilde uygulamadı.

 

Torres, kitabında Long Island'da ortaya atılan fikirlerin, Nazilerin Holokost sırasında gerçekleştirdiği öjenik deneylere nasıl ilham verdiğini anlatırken, "En büyük yanlış anlamalardan biri, Nazi Almanyası'nın bunu [ABD'ye] öncülük ettiği yönündeydi; oysa durum tamamen tersi." diyor. Almanlar bu İngiliz menşeli ideolojiyi ABD’lilerden öğrenerek uyguluyordu.

Rejimin zirve döneminde, yüksek rütbeli Nazi yetkilileri ERO ile yazışarak, gamalı haçlarla işaretlenmiş postaları Atlantik Okyanusu üzerinden Cold Spring Harbor'a gönderdiler. Psikiyatrist Carl Schneider 70.000'den fazla çocuğu ve yetişkini fiziksel veya zihinsel engelli olarak niteleyerek öldüren Nazi programı Aktion T4'ün önde gelen araştırmacılarından biriydi. Schneider, ERO'yu "ırksal hijyen alanında önemli öncüler" olarak niteleyerek övdü.

 

Biyolog Otmar Freiherr von Verschuer, Torres'in dediğine göre, "Amerika'daki Charles Davenport'un Almanya’daki paralel örneğiydi." Verschuer, öğrencisi SS doktoru Josef Mengele'yi, öjeni adına çocuklar ve yetişkinler üzerinde korkunç deneyler yapacağı Auschwitz toplama kampında çalışmaya teşvik etti. Savaş sonrası Nazilerin yargılandığı Nürnberg davalarında sanıklar, kendi eylemlerini desteklemek için ERO'nun çalışmalarını örnek gösterdiler. Nazi Partisi'nin, ERO'nun ABD'de onlarca yıl önce savunduğu şeylerden çok da farklı şeyler savunmadığını gündeme taşıdılar. Hatta bazı sanıklar Buck vs. Bell davasında belirlenen yasal düzenlemeyi emsal gösterdiler.

 

ERO'nun Yankıları

ERO ve felsefesi neredeyse otuz yıl boyunca ayakta kaldı, ancak Üçüncü Reich'ın vahşetleri gün yüzüne çıktıkça ABD ve Avrupa'da çöktü. O zamana kadar ABD eyaletlerinin yarısından fazlasında 60.000'den fazla (belgelenmiş) zorla kısırlaştırma gerçekleştirilmişti ve diğer ülkelerde de daha fazla vaka yaşanmıştı. Torres'in dediğine göre örgüt, “kör insan” listeleri gibi belirli grupların kayıtlarını "onları bulmak ve kısırlaştırmak—ya da daha kötüsünü yapmak için" oluşturmuştu.

Aradan on yıllar geçmiş olsa da Torres, 1900'lerdeki öjenik hareket ile mevcut sosyopolitik iklim arasında birçok benzerlik gördü. Torres, "Bu tehlikeli söylemlerin çoğu hala geçerliliğini koruyor. Daha da endişe verici olan ise bunun ulusal ölçekte, en üst yönetim seviyelerinde olması." dedi.

Kansas eyaletinin Topeka şehrindeki aileler 1925 yılında en sağlıklı ve öjenik açıdan en ideal aileyi bulmak amacıyla düzenlenen "Daha Sağlıklı Aile" yarışmasında yarışıyor. 
Bu yarışmalar 1920'lerde popüler bir öjenik eğitim ve propaganda biçimiydi.

İnsan Hayatının Değerini Yok Eden Darwinizm

Darwinizm’in etkisiyle ortaya çıkan öjeni, ötenazi ve ırkçılık gibi acımasız uygulamalar, bu ideolojinin insan hayatına değer vermediğinin açık göstergeleridir. Üstelik bu uygulamalar bilimsel temelden yoksun, tamamen batıl inançlara dayalıdır.

 

Bu yaklaşımın ne kadar zalimce olduğu ortadadır. Çünkü insan vicdan sahibi bir varlıktır ve vicdanı ona zayıfları, muhtaçları, düşkünleri koruması gerektiğini fısıldar. Her insanın hayatı son derece kıymetlidir. Kuran ahlakında insanlar birbirlerine karşı büyük bir sevgi ve fedakarlıkla yaklaşırlar. En zor şartlarda bile kardeşlik ve dayanışmanın en güzel örneklerini oluşturur, karşılarındaki insanı kendi nefislerinden öncelikli görür, yoksulları ve yetimleri korur, onların haklarını adaletle gözetir, yolda kalmışlara yardım eder, güçsüz bırakılmış kadınları, erkekleri, çocukları ve yaşlıları himaye ederler. Müslümanların bu güzel ahlakı Kuran'da şöyle övülmüştür:

Kendileri ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimiz'den korkuyoruz." (İnsan Suresi, 8-10)

Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

 

 

Kaynak:

Webb, J. (2025, 18 Ağustos). Cold Spring Harbor: The Long Island Lab that Brought Eugenics to America, Mental Floss. https://www.mentalfloss.com/science/biology/eugenics-in-the-us