"Kavimlerin helakı 1" belgeselinden
AD KAVMİ
“Ad halkına gelince, onlar da uğultu yüklü azgın bir kasırgayla helak edildiler. Allah onu yedi gece ve sekiz gün aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki o kavmin orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün. Şimdi onlardan hiç arta kalan bir şey görüyor musun?” (Hakka Suresi, 6-8)
Ad Kavmi
Arap Yarımadasının tarihi çok eskilere dayanır. Geçmişten bugüne, çöl sakinleri olan bedevilere ait sayısız bilgi ve anlatım ulaşmıştır. Bu anlatımlardan birinde, çölün uçsuz bucaksız kum tepeleri arasında kurulmuş bir şehirden bahsedilir. Etrafındaki ölümcül ve kurak topraklara rağmen bu şehir verimli ve zengindir. Şehir halkı büyük bir refah içinde yaşamaktadır. Fakat anlatılanlara göre şehrin halkı büyük bir kötülük yapmış ve karşılığında korkunç bir felaketle karşılaşmıştır. Felaketin sonunda tüm kent içindekilerle birlikte çöl kumlarının altına gömülmüştür.
Güney Arabistan'da yer alan Umman'da yapılan arkeolojik araştırmalar, bu anlatılanların sıradan bir bilgi değil, tarihi bir gerçek olduğunu, eski kaynaklarda bahsedilen kavmin de Kuran'da bildirilen Ad Kavmi olduğunu ortaya çıkardı.
Bu kayıp şehri bulan kişi, amatör bir arkeolog olan Nicholas Clapp'ti. Bir Arap uzmanı ve belgesel yapımcısı olan Clapp, Arap tarihi üzerine yaptığı araştırmalar sırasında çok ilginç bir kitaba rastlamıştı. Bu kitap, 1932 yılında İngiliz araştırmacı Bertram Thomas tarafından yazılmış olan Arabia Felix'ti. Arabia Felix, Romalıların Arap Yarımadasının Güneyine verdikleri isimdi ve imkanları iyi olan Araplar anlamına geliyordu. Bunun sebebi, eski zamanlarda bu bölge sakinlerinin o devrin en iyi imkanlarına sahip insanları olarak bilinmesiydi.
Peki, böyle bir yakıştırmanın nedeni acaba neydi?
Bölgede yaşayanlar özel bir çam ağacının reçinesinden yapılan kehribar maddesini üretiyor ve bunu pazarlıyorlardı. Eski toplumlar tarafından oldukça rağbet gösterilen kehribar, çeşitli törenlerde tütsü olarak kullanılıyordu. Bu reçine o zamanlar için altın değerindeydi.
İngiliz araştırmacı Thomas, kitabında söz konusu kavimlerden birinin izini bir şehirde bulduğunu iddia ediyordu. Bu, Bedevilerin Ubar ismini taktıkları şehirdi. Bölgeye yaptığı gezilerden birinde bedeviler, kendisine eski bir patika yolu göstermiş ve bu yolun Ubar isimli çok eski bir şehre ulaştığını söylemişlerdi. Konuyla çok ilgilenen Thomas, bu araştırmalarını tamamlayamadan vefat etti. Thomas'ın yazdıklarını inceleyen Nicholas Clapp, kitapta bahsedilen bu kayıp şehrin varlığına inanmıştı. Vakit kaybetmeden araştırmalarına başladı.
Clapp, NASA'dan bölgenin uzaydan taranmasını istedi. Uzaydan çekilen resimlerde, yerden çıplak gözle görülmesi mümkün olmayan bazı yol izleri ortaya çıktı. Bu resimleri elindeki eski haritalarla karşılaştıran Clapp, beklediği sonuca ulaşmıştı. Hem eski haritada belirtilen yollar, hem de uzaydan çekilen resimlerde görülen yollar birbirleriyle kesişiyorlardı. Bu yolların bitiş noktası ise eskiden bir yerleşim merkezi olduğu anlaşılan geniş bir alandı. Nicholas Clapp için yola çıkma vakti gelmişti.
Sonunda Nicholas Clapp ve ekibi, Ubar olmasını umdukları tarihi kalıntılara ulaştılar. Yıkıntılar ilk olarak ortaya çıkarıldığı andan itibaren, bunun Kuran'da bahsedilen Ad Kavmi ve onların kurduğu İrem Şehri olduğu anlaşılmıştı. Zaten Clapp de araştırmaları sırasında Kuran-ı Kerim'e başvurmuştu.
Kuran'da İrem Şehri tasvir edilirken “yüksek sütunlar sahibi” deniyordu. Fakat Arapça'da “sütün” kelimesi aynı zamanda “kule” anlamına gelmekteydi yani Kuran'da bahsedilen şehrin özelliği “yüksek kuleler sahibi” olmasıydı. İşte kazılar sırasında bu yüksek kulelerin izleri ortaya çıktı.
Bilim insanları, üç boyutlu grafik teknolojileri sayesinde bu kuleleri yeniden canlandırdılar. Kazıyı yürüten araştırma ekibinden Dr. Zarins de, bu şehri diğer arkeolojik bulgulardan ayıran özelliğin yüksek kuleler olduğunu ifade etti ve şehrin Kuran'da bahsi geçen Ad Kavmi’nin kenti İrem olduğunu söyledi.
“Rabbinin Ad Kavmi’ne ne yaptığını görmedin mi? Yüksek sütunlar sahibi İrem'e, ki şehirler içinde onun bir benzeri yaratılmış değildi.” (Fecr Suresi, 6-8)
“Ad Kavmi de yalanlandı. Şu halde benim azabım ve uyarmam nasılmış? Biz o uğursuz ve sürekli bir günde üzerlerine kulakları patlatan bir kasırga gönderdik. İnsanları söküp atıyordu. Sanki onlar kökünden sökülüp kopmuş hurma kütükleriymiş gibi.” (Kamer Suresi, 18-20)
Arkeologların Ubar kentinde izlerini bulduğu Ad Kavmi, kendilerine gönderilen Peygamber Hz. Hud (as)’ı yalanlamıştır ve bunun üzerine Allah bu kavmi helak etmiştir.
“Derken onu, vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, ‘bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur’ dediler. Hayır, o kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgâr, onda acı bir azap vardır.” (Ahkaf Suresi, 24)
Ayette, kavmin kendisine azap getirecek olan bulutu gördüğü, ancak bunun gerçekte ne olduğunu anlayamadığı ve bir yağmur bulutu sandıkları belirtilmektedir. Bu durum, kavme gelen azabın ne şekilde olduğu konusunda önemli bir işarettir. Çöl Fırtınaları.
Çöl kumunu havalandırıp ilerlemekte olan bir kasırga, uzaktan bir yağmur bulutuna benzer. At kavmi insanlarının da bu görüntüye aldanmış ve azabı fark etmemiş olmaları mümkündür. Nitekim kumların Atlantis'i Ubar'da, metrelerce kalınlıktaki bir kum tabakasının altından çıkarılmıştır. Kuran'da bildirildiği gibi, yedi gün ve sekiz gece süren kasırga, şehrin üzerine tonlarca kum yığmış ve kavmin insanlarını diri diri toprağa gömmüştür.
Ad Kavmi’nin bir kum fırtınasıyla toprağa gömüldüğünü gösteren en önemli delil ise Kuran'da Ad Kavmi’nin yerini belirtmek için kullanılan Ahkâf kelimesidir.
“Ad’ın kardeşini hatırla. Onun önünden ve ardından nice uyarıcılar gelip geçmiştir. Hani o Ahkaf'taki kavmini ‘Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Gerçekten ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım’ diye uyarıp korkutmuştur." (Ahkaf Suresi, 21)
Ahkâf, Arapça'da kum tepeleri demektir. Bu ise, Ad Kavmi’nin kum tepeleriyle dolu bir bölgede yaşadığını gösterir ki, şehrin bir kum fırtınasıyla toprağa gömülmüş olması bu durumda çok doğaldır.
Ad Kavmi’ne, insanları içi boş hurma kütükleri gibi söküp-atan kum fırtınasıyla beraber gelen felaket, tüm kavmi kısa sürede yok etmiş olmalıdır. Tüm şehir ve içindekiler diri diri kuma gömülmüşlerdir. Kavim helak edildikten sonra da zamanla genişleyen çöl, bu kavimden hiçbir iz bırakmayacak şekilde üzerlerini örtmüştür. Özetle, tarihsel ve arkeolojik bulgular, Kuran'da bahsi geçen “kuleler sahibi Ad Kavmi’nin ve İrem Şehrinin var olduğunu ve bunların aynen Kuran'da anlatıldığı biçimde helak olduklarını ispatlamaktadır.
Yapılan araştırmalarla bu kavmin kalıntıları kumların içinden çıkarılmıştır. Allah Kuran'da Ad Kavmi’nin kibirlenme nedeniyle doğru yoldan saptığını bildirir.
Buraya kadar incelediğimiz kavimler, benzer hataları işlediler. Büyük bir cehaletle Allah'a başkaldırdılar. Ondan başka ilahlar edindiler. Yeryüzünde haksız yere büyüklendiler. Sapkınlığa ve azgınlığa düştüler. Ve tevbe edip bu yanlışlardan vazgeçmedikleri, kötülükte ısrarcı davrandıkları için Allah onları helak etti.
Sadece bu filmde incelediğimiz birkaç örnek değil, tarih boyunca yaşamış pek çok toplum aynı sebeplerle helak edilmiştir. Allah bize Kuran'da bu gerçeği haber verir ve üzerinde düşünmemizi ister. Bize düşen kavimlerin helakından ders çıkarmak ve ibret almaktır. Bir Kuran ayetinde şöyle buyrulur:
''Ad kavmine gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve dediler ki: ‘Kuvvet bakımından bizden daha üstünü kimmiş?’ Onlar gerçekten kendilerini yaratan Allah'ı görmediler mi? O kuvvet bakımından kendilerinden daha üstündür. Oysa onlar, bizim ayetlerimizi bilerek inkar ediyorlardı.” (Fussilet Suresi, 15)
Unutulmamalıdır ki Allah, dilediği anda dilediği insanı ya da toplumu helak edebilir. Ya da dilediğini yüceltir ve ona nimetler bahşeder. Her hayır ve güzellik Allah'ın elindedir. İnsanın görevi, vermiş olduğu tüm nimetler için hep Allah'a şükretmek ve O'nun rızasını aramaktır. Bir Kuran ayetinde Allah insanlara şöyle seslenir:
“Gerçek şu ki, sizden önce nice örnekler gelip-geçmiştir. Bundan dolayı yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonuç nasıl olduğu bir görün. Bu Kuran, insanlar için bir beyan, sakınanlar için de bir hidayet ve öğüttür.” (Al-i İmran Suresi, 137-138)