"Kavimlerin helakı 1" belgeselinden
POMPEİİ'NİN SONU
Vezüv Yanardağı İtalya'nın özellikle de Napoli kentinin sembolüdür. Yanardağ aynı zamanda ibret dağı olarak da bilinmektedir. Bu tanımlama boşuna yapılmamıştır. Geçmişte dağın eteklerinde kurulmuş bir kent, Sodom kentinin benzeri bir felaketle yok olmuştu. Allah'a karşı cahilce isyan etmelerinden dolayı helak edilen bu kentin adı Pompei'dir.
Bu gördüğünüz çizimler, bir zamanlar Pompei kentinin en işlek caddesini tasvir ediyor. Roma İmparatorluğu yüksek sosyetesinin tatil yeri olan şehir, adeta bir zenginlik sembolüydü. Evlerin mimarisi göz kamaştırıcıydı. Şehir halkı çok zengindi. Ama sahip oldukları bu zenginlik için Allah'a şükretmeleri gerekirken, onlar sapkın bir kavim oldular ve zenginlikten şımararak sefahate daldılar. Şehir de bir günah yuvası haline geldi.
Pompei, iki özelliğiyle ön plana çıkmıştı. Bunlardan biri, kent soyluların sırf eğlence olsun diye büyük bir arenada düzenledikleri gladyatör dövüşleriydi. Bu acımasız vahşet gösterisinin tek bir kuralı vardı. Bir taraf ölünceye kadar kavga durmazdı. Roma'daki ünlü kolezyumdan sonra imparatorluğun ikinci büyük arenası Pompei'deydi. Hristiyanlığın ilk yıllarında bu arena sadece Allah'a inandıkları için acımasızca katledilen sayısız İsevi'nin mezarı olmuştu. Bu akıl almaz vahşet, vicdanları körelmiş Pompei halkının adeta en büyük eğlencesi haline gelmişti.
Pompei'nin ikinci tanınmış özelliği ise tüm Roma İmparatorluğuna hakim olan kölelik sisteminin en acımasız uygulamalarına sahne olmasıydı. Köleler için emirlere itaatsizliğin tek bir sonucu vardı, ölüm. Onlara para karşılığı alınıp satılan değersiz bir mal gibi davranılıyordu.
Pompei soylularının kölelere asıl eziyeti ise başkaydı. Onları fuhşa zorluyorlardı. Önde gelenlerin kendi aralarındaki sapkın eşcinsel ilişkiler, çocuk yaştaki kölelere tecavüz edilmesiyle neticelenirdi. Kısacası Pompei'nin yerlileri zenginlikle şımarmış, tam bir sefahat ve sapkınlık batağı içine düşmüşlerdi. Başlarına geleceklerden habersizdiler.
Vezüv’ün lavları bir anda tüm kendi haritadan sildi. Tüm bu felaket, 2000 yıl boyunca bir sır olarak toprak altında kaldı. 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde, arkeologlar tonlarca volkanik kül altından kalıntıları çıkarmaya başladılar. 2000 Yıllık tarih hiç bozulmadan tam karşılarındaydı. Felaket Pompei halkını öyle ani yakalamıştı ki her şey 2000 yıl öncesinde olduğu gibi meydandaydı. Sanki o gün zaman donmuştu. Vezüv'ün korkunç patlamasına rağmen kimse kaçmamış, oldukları yerde dona kalmışlardı. Taşlaşmış cesetlerin bazılarının yüzleri hatta dişleri hiç bozulmadan kaldı. Hemen hepsinin ortak yönü yüz ifadeleriydi. Şaşkınlık ve dehşet. Yemek yiyen bir aile o andaki gibi taşlaşmıştı. Masalarındaki yiyecekler bile bugüne kadar korunmuştur.
İşte facianın en olağanüstü yönü buradadır. Nasıl olmuş da binlerce insan hiçbir şey görmeden ve duymadan adeta ölümün gelip kendilerini yakalamasını beklemişlerdir. Olayın bu boyutu Pompei'nin yok oluşunun Kuran'da anlatılan helak olaylarına çok benzediğini göstermektedir. Çünkü Kuran'da helak olayları anlatılırken insanların hep bir anda oldukları yerde yığılıp kaldığı bildirilir. Örneğin Yasin Suresi’nde anlatılan şehir halkı bir anda topluca ölmüşlerdir.
“Onlara yalnızca tek bir çığlık yetti. Anında sönüverdiler. Çünkü biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar ağıldaki çalı çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler.” (Kamer Suresi, 31)