HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 18. Bölüm - Yeni Türkiye

Bakış Açısı - 18. Bölüm - Yeni Türkiye

Harun Yahya
1813
02 Ekim, 2014
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 18. Bölüm - Yeni Türkiye

 

KARTAL GÖKTAN: Merhaba. Bakış Açısı’nda yeni bir konuyla tekrar karşınızdayız.

 

Bildiğiniz gibi Yeni Türkiye, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dile getirdiği, AK Parti sözcüleri tarafından sıklıkla kullanılan, medyada da yer alan bir kavram. Peki bu kavramdan kasıt nedir? Biz bu kavramdan ne anlamalıyız? Kendi bakış açımızla bu konuyu değerlendirmek istedik. Bakış Açısı, Yeni Türkiye dosyası başlıyor.

Bugünkü program özetimiz şu şekilde: İlk olarak künyede, Yeni Türkiye kavramı nedir? Program boyunca biz bu kavramı hangi çerçevede ele alacağız? Onu açıklayacağız.

Daha sonra ise, eski Türkiye'nin şartlarını hatırlayacağız.

Ardından, Yeni Türkiye'de ne gibi atılımlar yapıldığını göreceğiz.

Evet, şimdi künye ile başlayalım.

Evet, gündemde sıklıkla yer bulan yeni Türkiye kavramı nedir? Öncelikle bu soruya bir açıklık getirelim.

Biz bu kavramla ileri demokrasi ve özgürlük anlayışını yakalamış, yargı bağımsızlığını sağlamış, insan haklarına son derece önem veren, vatandaşlarının yaşam seviyesini yükseltmiş, ekonomik olarak kalkınmış, kadınların en üst seviyede değer gördüğü ve özgür olduğu, kalitenin, sanatın, estetiğin her alanda hakim olduğu, tüm dünyadaki Müslümanlara yönelik, mültecilere yönelik konularda vicdan geliştirmiş bir ülkeden bahsediyoruz.

Peki eski Türkiye'de durum nasıldı? Neden eski olarak değerlendiriliyor? Hep birlikte bunu görelim.

Evet, 3 Kasım 2002 genel seçimlerinde AK Parti'nin tek başına iktidara gelmesinden önce Türkiye, Avrupa standartlarının çok çok gerisindeydi. Yargı alanında, sağlık alanında, eğitim alanında, vatandaşların hak ve özgürlüklerinde, kadına bakış açısında, ekonomik alanda çok dikkat çeken sorunlar vardı. Eski Türkiye'nin iç siyasi gündeminde derin bir istikrarsızlık hemen göze çarpıyordu.

Bunun bariz bir örneği kurulan koalisyonlardı. Hükümetler sürekli değişiyordu. 27 Ekim 1965 ile 31 Aralık 2001 tarihleri arasında toplam 28 hükümet göreve geldi. Bu 37 yılı aşkın süre içerisinde her bir hükümet ortalama 16 şer ay kadar iş başında kaldı. Bu hükümet değişikliklerinin de yalnızca 7 tanesi genel seçimler sonucunda gerçekleşti. Ülke siyasi istikrardan yoksun olunca ekonomik istikrarsızlık da beraberinde geldi. 1969-2001 yılları arası ekonomik krizle boğuşulan yıllardı.

Şimdi kısaca o kriz yıllarını bir hatırlayalım.

1969'Da Türkiye hafif bir krizle sarsıldı. 1974'te birinci petrol krizi yaşandı. Türkiye ekonomisi olumsuz etkilendi. Türkiye'nin 1970 yılında 1.8 milyar dolar olan borcu 1977 yılında 10 milyar dolara çıktı. 1978'de kriz patladı. 1979-80 yıllarında ikinci petrol krizi yaşandı. İşsizlik oranı %20'lere yaklaştı. 1988-89 yılları da krizin olduğu dönemlerdi. 1991 krizini körfez krizi tetikledi. Büyüme hızı %0.3'e düştü. 1994'teki kriz kısa süreli ama çok şiddetli oldu. İşsizlik %20'ye vurdu. Krizde yarım milyon kişi işten atıldı. 1998-99 yıllarında Asya-Rusya krizi Türkiye'yi de yakaladı. Gayrisafi millihasıla da %6.4 düşüş oldu. Türkiye tarihine Kara Çarşamba olarak geçen 22 Kasım 2000'de para krizi patladı. 13 banka battı. Döviz fiyatları ve faizler tırmanışa geçti. Kriz öncesi 670 bin Türk Lirası olan dolar Nisan 2001'de 1 milyon 161 bine tırmandı.

İşte yaşanan bu ekonomik sıkıntılar yüzünden işsizlik eski Türkiye'nin en önemli sorunu haline geldi. Öncelikle diğer sorunlar nedir diye baktığımızda sağlık sorunları geliyordu. Vatandaşların en temel hakkı olan sağlık hizmeti almak adeta bir çileye dönüşmüştü. Hastane kapılarında sabahın ilk saatlerinden itibaren gün boyu uzun kuyruklar oluşuyordu. Eğer SSK'lıysanız ayrı muamele, bağkurluysanız ayrı muamele görüyordunuz. Hastaneler muayene ve tedavi faturası ödeyemeyen hastalarını rehin tutuyordu. Eğer sigortanız yoksa hiçbir devlet hastanesi size bakmıyordu.

Türkiye, hukuk ve yargı noktasında da çok önemli sıkıntılı dönemlerden geçti. Yargının bağımsızlığı, etkinliği, tarafsızlığı, kararların hızlı çıkması konusunda sorunlar yaşanıyordu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karşısında bağımsız ve adil yargılama konusunda sürekli yargılanıyorduk. En çok aleyhine dava açılanlar arasında ilk sıralarda yer alıyorduk. Bu noktada ülkemiz sürekli eleştiriliyordu. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bakımından son derece vahim bir durum vardı. İnsanların ifade özgürlüğü hakları çiğneniyordu. Anayasanın 141, 142 ve 163. maddeleri bu kısıtlamanın önünü açıyordu. 12 Eylül darbesinden 71 bin kişi bu maddelerde yargılandı. 7 bin kişi için ise ölüm cezası istendi. Gözaltında yüz binlerce kişi işkence mağduru oldu.

İnsanların örgütlenme özgürlüğü de ihlal edildi. 23.000'den fazla derneğin faaliyetleri durduruldu. 90'lı yıllarda da 12 Eylül darbesiyle şekillenen bu sistemin hemen hiçbir kurumuna dokunulmadı. Yargının 28 Şubat sürecinde de siyasallaştığını, adaletten bir kısım şaşmaların olduğunu ülke olarak canlı canlı yaşadık.

Faili meçhul olgusu da esas olarak 90'lı yılların karakteristik uygulamaları arasında. Çeşitli insan hakları örgütlerinin yayınlarında faili meçhullerin sayısı 834 olarak verildi. Bir dönem kayıt listesinde yer alan bazı kişilerin cezaevinde olduğu ortaya çıktı. Bazılarında faili meçhul cinayetlerde öldürüldüğü ya da yargısız infaza maruz kaldığı anlaşıldı. Özellikle 1992, 1993 ve 1994 yıllarında faili meçhul kurbanlarının sayısı tırmanışa geçti. Bu konuyla ilgili rapor Türkiye İnsan Hakları Vakfı tarafından dağıtıldı. Bu rapora göre 1992'de 362, 1993'de 467 ve 1994'de 423 faili meçhul cinayet gerçekleşti.

Eski Türkiye'nin standartlarını daha iyi anlayabilmemiz için o dönemde kadına verilen değere de bakmamız lazım. Çünkü bir ülkenin gelişmişlik düzeyi o ülkede kadına verilen değerle ölçülür. Kadınlar ne kadar özgürse, her alanda ne kadar aktif yer alıyorsa bir ülkede o kadar gelişmiştir.

Türkiye'de 1950-60 yıllarına baktığımızda siyasi partilerin kadın sorunlarına değinmediğini görüyoruz. Kadınların partilerde aktif olarak çalışması ise 1960'lar sonrasına rastlıyor. 1969 yılına kadarki koalisyon hükümetlerinin de kadın haklarına değinmediğini görüyoruz. 1969'daki hükümetin programında kadın, aile içindeki görevleri açısından değerlendirildi. 12 Mart 1971'den itibaren kurulan reform hükümetlerinde ilk kez kadın bakan atandı. Bununla birlikte yine kadına yönelik politikalara hiç yer verilmedi. 12 Eylül 1980'e kadar kurulan hükümetin programına çalışan kadın sorunları girdi. 1935'den 1980'lere kadar ki süreçte yapılan seçimlerde meclise giren kadın milletvekilleri sayısına bakarsak karşımıza şöyle bir grafik çıkıyor:

1935'te 18 olan bu sayı ilerleyen yıllarda bir azalma gösteriyor.

1995'te 13 iken 1999'da 22 kadın milletvekili var.

İşte eski Türkiye'nin şartları böyleydi. O dönemleri yaşayanların asla hatırlamak bile istemediği yıllar.

Peki, yeni Türkiye'de ne gibi atılımlar yapıldı? Şimdi hep birlikte bunu görelim.

Bildiğiniz gibi AK Parti 3 Kasım 2002 genel seçimleriyle tek başına iktidara geldi. 3 dönem boyunca da iktidarda kaldı. Böylece sürekli değişen koalisyon hükümetlerinin ardından Türkiye siyasi yönden istikrara kavuştu. Siyasi istikrar sağlanınca Avrupa Birliği'ne girmeye yönelik ciddi çalışmalar yapıldı. Birçok alanda iyileştirmeler yapıldı. AK Parti'nin toplumsal alanda çözmesi gereken en önemli sorun ise 2001 krizinin etkileriydi.

Türkiye'de yoksulluk ve işsizlik iyice derinleşmiş bir haldeydi. Türkiye ekonomisi 2001 yılında 5.7 daralmıştı. AK Parti'nin uyguladığı ekonomik istikrar programları sayesinde 2002-2007 arası dönemde ise yaklaşık %7 büyüdü. Küresel krizin etkilerini Türkiye 2008 sonlarına doğru hissetmeye başladı. Söz konusu yılda %0.7 büyürken 2009'da ise %4.8 daraldı. 2009'dan sonra hızla toparlanmaya başlayan ekonomi, 2010'da %9.2 büyüdü.

Büyümeyle ilgili en önemli gelişmelerden biri 2011'de yaşandı. Avrupa ekonomisinin krizle mücadele ettiği yılda Türkiye %8.8 büyüdü. Böylece dünyada Çin'den sonra en hızlı büyüyen ikinci ülke konumuna geldi. 2001 yılı sonunda %54.4 olan enflasyon oranı, 2004 yılında son 34 yılın rekoru sayılan %9.4'e düştü. 2012 yılında gerçekleşen %6.16 enflasyon oranı, 1968 yılından beri tarihin en düşük enflasyonu oldu. Kişi başı gayri safi yurt içi hasıla miktarı, 2002 yılında 3.49 dolarken bu miktar 2011 yılında 10.47 dolar seviyesine çıktı.

Evet, Türkiye IMF verilerine göre %8.5'lik büyüme oranıyla en hızlı büyüyen ülkeler arasında. Dünyanın en büyük 17. ekonomisi konumunda. Avrupa'nın ise 6. büyük ekonomisi. Bu, batılı ülkelerin yalnızca hayallerinde görebileceği bir büyüme hızı. Birçok Avrupa ülkesinin kredi notları düşürülürken Türkiye'ninki yükseltiliyor. Türkiye bu büyüyen ekonomisiyle artık IMF'siz hareket edebilen bir ülke. IMF'den yıllarca kaynak kullanan bir ülke konumundayken artık kaynak aktaran ve dünyayı krizden koruyacak bir ülke.

Eski Türkiye'nin en önemli sorunlarının başında gelen sağlık alanında da çok ciddi düzenlemeler yapıldı. Avrupa Birliği üyeliği kapsamında sağlık hizmeti standartlarının artması sağlık harcamalarını da arttırdı. 2003 yılında başlatılan Sağlıkla Dönüşüm Programı ile birlikte sağlık sistemi bir değişim sürecine girdi. Hastanelerin idari ve mali açıdan özerk bir yapıya kavuşturulması hedeflendi. Özel sektörün de sağlık alanında yatırım yapması özendirildi. Yine sağlık alanı iyileştirmeleri bağlamında ilk defa aile ve kimliği uygulaması başlatıldı. Diğer yandan sosyal güvenlik sisteminde işsizlik sigortası kapsamında iyileştirmeler yapıldı. Sosyal güvence kapsamında olanlar ve olmayanlar arasındaki ayrım kaldırıldı.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası yasasıyla herkes sosyal güvenlik şemsiyesi altına girdi. Sigorta için ödeme gücü olmayan yoksulların genel sağlık sigortası priminin devlet tarafından ödenmesi başlatıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu yasasıyla Emekli Sandığı, Bağkur ve Sosyal Sigortalar Kurumu birleştirildi. Üç ayrı sosyal güvenlik kuruluşu yerine tek bir sosyal güvenlik kurumu oluşturuldu.

Sosyal yardım sisteminde 2001 yılı sonrası düzenlemeleriyle ödeme gücünden yoksun kişilerin sağlık hizmetleri karşılanıyor. Muhtaç durumda olan çocuk, öğrenci, yaşlı ve engellilere yönelik yardımlar yapılıyor. Türkiye'de yoksulluk daha çok kırsal alanlarda olduğu için yardımların büyük bir kısmı da bu alanlarda. Yoksulların yerinde tespitine dayalı uygulamalar yapılıyor. Böylece sosyal yardımlardan yararlanan kişi sayısı ve sosyal yardım programlarının harcamaları son yıllarda arttı. 2002 yılında 1.38 milyon TL olan sosyal harcamaların 2011 yılında 18.22 milyon TL'ye çıktığını görüyoruz. 2011 yılından itibaren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kurulması AK Parti hükümetlerinin sosyal yardım ve hizmetlere ne kadar önem verdiğinin bir göstergesi.

2001 krizi öncesinde Türkiye'deki sorunlu alanlardan biri de eğitim sistemiydi. Bu sorunları çözmek için 2002 yılından itibaren önemli adımlar atıldı. Bu adımlardan bazıları şöyle:

 Tüm kademelerde okullaşma oranlarının arttırılması,

Müfredat değişikliği,

Okulların teknolojik ve fiziki altyapısı,

Öğretmen sayısı,

Sınıfların büyüklüğü,

Öğretmen öğrenci oranları konularında yine ciddi bir reform süreci başlatıldı.

Okul öncesi eğitimde 2000-2001 yıllarında %5.38 olan okullaşma oranı, 2010-11 yıllarında %29.85'e çıktı. Öğrenci sayısında ise, 11 yılda 4.9 kat artış gerçekleşti. İlköğretimde ise, 2000-2001 yılında okullaşma oranı %95.8 iken, 2010-11 döneminde okullaşma oranı artarak %98.41 oldu. Orta öğretim okullaşma oranı 2000-2001 yılında %43.95 yüzeyindeyken, 2010-11 yılında %69.33'e yükseldi. Diğer yandan, 2003-2004 yılından itibaren ilköğretim okullarında, 2006-2007 yılından itibaren de orta öğretim okullarında öğrencilere ders kitapları ücretsiz olarak veriliyor. 2005-2006 yılından itibaren liselerin eğitim süresi 4 yıla çıkarıldı.

Eğitim yönelik en kapsamlı reformlar ise 2012 yılında gerçekleştirildi. Bu reformlardan en önemlileri üniversitelerin birinci öğretimlerinde harçların kaldırılması, zorunlu eğitimin 4 artı 4 artı 4 olarak 12 yıla çıkarılması. İ

lköğretim ve orta öğretim düzeyindeki okullara 570 bin dersliğe akıllı tahta ve internet ağ altyapısının sunulması kararlaştırıldı. 2011-2014 yıllarını kapsayan bu projeyle her öğretmen ve öğrenciye tablet ve bilgisayar tahsis edildi. Tüm bu harcamaları karşılamak üzere eğitim bütçesinin payı arttırıldı. 2002 yılında 11.3 milyar TL olan eğitim bütçesi 2013 yılında 68.1 milyar TL'ye çıkarıldı.

En büyük sorunlardan biri de hiç kuşkusuz ki yargı alanındaydı. 2010 yılında yapılan anayasa referandumuyla demokratikleşme adına çok önemli atılımlar oldu. İlk defa halkın istekleri devlet sistemine yansıtıldı. Bu referandumla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uymayan, insanların ifade özgürlüklerini elimden alan anayasanın 141, 142 ve 163. maddeleri kaldırıldı.

Tırmanışa geçen faili meçhul haberleri de artık duyulmaz oldu. 2002'de 8, 2003'de 16, 2004'de 4, 2006'da 21 faili meçhul cinayet işlendi. 2007'de 2 faili meçhul ile en az faili meçhulün gerçekleştiği yıl. Diğer yıllar şöyle: 2008'de 30, 2009'da 18, 2010'da 9 ve 2011'de 13.

AK Parti siyasi programındaki önceliklerden biri de kadın konusuydu.

Kadın konusu, sosyal politikalar başlığı altında ele alındı. Kadınla ilgili dernek, vakıf ve sivil toplum örgütlerine destek sağlanacağı, kadınları ilgilendiren yasal düzenlemeler yapılırken bu örgütlerle iş birliği yapılacağı da aktarıldı. Cinsiyetler arası eşitsizlik sorununa karşı kadın aleyhindeki ayrımcı hükümlerin ayıklanması, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesiyle getirilen ilkelerin uygulanması amaçlandı. Kız çocuklarının okullaşma oranını arttıracak politikalar uygulanması, onların eğitiminin önündeki engellerin kaldırılması, özellikle kırsal kesimlerde ailelerin bu konularda bilinçlendirilmesine yönelik çalışmalar yapılması vurgulandı. “Haydi Kızlar Okula” kampanyası yaklaşık 250 bin kız çocuğunu okullu yaptı.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi, partinin öncelikli politikaları arasında. Maddi destekten yoksun durumda olan ya da şiddete maruz kalan kadınları koruyan kuruluşlar kurulması kararlaştırıldı, kanuni düzenlemeler yapıldı, koruyucu merkezlerin sayısı artırıldı.

Bir diğer husus yine kadının siyasetteki yeriydi. Gerçekten de her sene meclisteki kadın milletvekili sayısının arttığını görüyoruz. 2002'de 24 olan bu sayı, 2007'de 50 oldu. 2011 seçimlerinde ise 78'e çıktı. AK Parti'den 45, CHP'den 19, MHP'den 3 kadın milletvekili seçilirken, BDP destekli bağımsızlardan 11 kadın milletvekili TBMM'ye girdi.

Türkiye'nin mültecilere yönelik bütün dünyanın örnek alması gereken bir yaklaşımı da var. Ve şefkati var, duyarlılığı var. 8 Ekim 2014'te yayınlanacak Türkiye için Avrupa Birliği ilerleme raporunda Türkiye'nin bu tavrı övülüyor. 16 Aralık 2013'te Türkiye ile Avrupa Birliği arasında geri kabul anlaşması imzalanmıştı. Bu anlaşmanın bir an önce hayata geçirilmesi istendiği, taslak raporda Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki mültecilere yönelik tavrı da övülüyor. Avrupa Birliği ile dış politikada iş birliği içerisinde olması görüşünün altı çiziliyor.

Küresel İnsani Yardım Kuruluşu da 2013 yılı için en çok insani yardım yapan ülkeler raporunu açıkladı. Türkiye geçtiğimiz yıl içinde yaptığı 1.6 milyar dolarlık insani yardım ile dünyanın en cömert 3. ülkesi oldu.

Evet, gördüğünüz gibi eski Türkiye'den kalma birçok sorunla ilgili iyileştirmeler var. Ama bunlar elbette ki yeterli değil. Çok daha fazla reforma ihtiyacımız var. Yargı alanına baktığımızda bazı değişikliklerin yapıldığını görüyoruz. Ancak halen bir darbe ürünü olan 1982 Anayasası yürürlükte. Günümüze kadar bazı maddelerinde çeşitli düzenlemeler ve eklemeler yapıldı. Ama buna rağmen darbe zihniyetiyle şekillenmiş birçok kısıtlama hala anayasada yerini koruyor. Bu da köklü bir anayasa değişikliğinin gerekliliğini ortaya koyuyor. İnsan haklarına ve özgürlüklerine olan ihlallerin tamamen önüne geçilmesi gerekiyor. RTÜK gibi yetkili kurumların da bu yönden iyileştirilmesi gerekiyor.

RTÜK, aldığı kararlarda temel hak ve özgürlüklerin korunmasını esas almalı. Kadına verilen değerin de en üst düzeye çıkarılması gerekiyor. Kadınların özgürlüklerini ve haklarını korumaya yönelik reformlara devam edilmeli. Meclisteki kadın milletvekili sayısı daha da arttırılmalı. Kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin önüne geçilmeli. Yeni Türkiye'de insanlara verilen değer, kalite ve estetik anlayışı tüm dünyada görülmemiş şekilde yaşanmalı. Devlet tarafından da teşvik edilmeli. Bu amaçla bir kalite bakanlığı kurulabilir.

İşte şimdiye kadar yapılan iyileştirmeleri hep beraber gördük. Bunlar Mehdiyet için birer ön hazırlık aslında. Türkiye'nin sürekli gelişmesi, güçlenmesi, standartlarının yükselmesi, kalkınması, özgürlüklerinin artması, tüm Müslümanlara kol-kanat germesi, vicdanlı yapısı, Mehdiyet ülkesi olduğu için. Kurulacak olan İslam Birliği'ne manevi liderlik yapacağı için.

Evet, bugün de programımızın sonuna geldik. Tekrar yeni bir Bakış Açısı’yla görüşmek üzere. Hoşça kalın.


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
AKP
Anayasa
Bakış açısı
Başbakan
Ekonomi
Hükümet
Kartal Göktan
Recep Tayyip Erdoğan
Sağlık
Türkiye
Yargı
Yeni Türkiye
kadın hakları
kalite
Özgürlük