HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Merak Ettikleriniz - 06

Merak Ettikleriniz - 06

Harun Yahya
1710
13 Temmuz, 2014
Kuran Ahlakı ve Derin Düşünmek
Merak Ettikleriniz

MERAK ETTİKLERİNİZ 6

 

AYLİN KOCAMAN: Merhabalar değerli izleyicilerimiz. Bir başka merak ettikleriniz programında tekrar Didem arkadaşımla beraberiz.

 

DİDEM ÜRER: Sorularınıza cevap vereceğiz yeniden. E-mail adresimizi hatırlatalım, merak ettikleriniz@a9.com.tr. Bu adrese sorularınızı ulaştırabilirsiniz. Şimdi hemen ilk sorumuzla başlayalım inşaAllah.

Ecetan Alanya'dan sormuş: “Merhaba, ben yayınlarınızı yeni gördüm. Birçok dini programdan farklı olduğunuz için sizi takip etmeye başladım. Hz. Muhammed (sav)’in adının geçtiği her yerde en güvenilir, en görgülü olarak anlatılırken, İran-Irak modeli ya da Arap Müslümanlığını benimseyenlerin görgü kuralı ve nezaketten bi haber yaşadıklarını görüyorum. Anlatılan, yaşanılan, okunan hepsi birbirinden farklı” diyor izleyicimiz. “Bu çelişkili durumu nasıl anlamalıyım?” diye sormuş.

Tabii çok güzel bir soru aslında. Bir de bütün herkesin dünyada şu anda şahit olduğu bir durum. Biz öncelikle bu soruya şöyle cevap veriyoruz. Müslüman kaliteli olur. Çünkü bu Müslüman'ın fıtratında vardır. Allah Müslüman'ı kaliteli olmaya eğilimli olacak şekilde yani insanları böyle yaratmıştır. Eğer bu değilse yani farklı bir görünüm söz konusuysa bunda bir yanlışlık vardır.

Şimdi insana fıtratında var dediğimizde, tabii ki dünya üzerinde Allah'ın yarattığı en modern yer, en kaliteli yer cennettir. Cennette her şey, kıyafetler, giyimler, evler, bütün insanlar, insanların tavırları, hatta görünüm, bütün her şey kaliteli olarak yaratılır. Yiyeceklere kadar. Bütün sohbetler kalitelidir. İnsanların tavırları kalitelidir. Ve bir insanın dünya hayatında da ulaşmayı hedefleyeceği model aslında cennet modelidir. Bu şekilde yaşanması gerekir.

Tabii ki kaliteli toplum deyince de ne dikkatimizi çekiyor bizde? Mesela bir toplum düşünün, müzik yoksa, sanat yoksa, estetik yoksa, güzel insanların tavırları olarak, bu insanların birbirine karşı övgüleri yoksa, insanların gördükleri güzellikten zevk alıp bunu dile getirebilecek bir zihniyetleri yoksa, fikir özgürlüğü yoksa, demokrasi yoksa, insanların yaşam şartlarıyla ilgili, yaşam şekilleriyle ilgili bir özgürlükleri yoksa, burada kaliteden bahsetmek mümkün olmaz tabii ki.

 

AYLİN KOCAMAN: Şimdi öyle bir din düşün ki dünyadaki her şey, herkese düşman, her şeye düşman dünyadaki. Hiçbir şekilde güzellik yok. Dünyanın nimetlerine tamah etmeyeceksin. Hayatın güzelliklerinden zevk almayacaksın. Onları bir kenara iteceksin. Kıyafetin kötü, hayatın kötü, yaşadığın yer kötü. Tamamen dini içerikleri burada tenzih ederim. Şimdi böyle bir ortamda yaşanan bir din. Şunu sorması gerekiyor insanın; Allah böyle bir din yaratır mı? Allah her şeyi, kelebeği güzelliklerle yaratan Allah, kuşları güzelliklerle yaratan Allah, sanat var eden Allah, hücreyi olağanüstü yapısıyla yaratan bir sanat icra eden, orada sanatını gösteren yüce Allah, böyle bir din yaratır mı? Böyle bir şey zaten mümkün olmaz. Allah'ı tenzih ederiz. Allah'ın gerçekten sanatına yaraşır, Allah'ın büyüklüğüne yaraşır, çok güzel bir dindir İslam dini. Ve bu İslam dini içinde o kalitenin, o güzelliğin olanca güzelliğiyle, olanca çarpıcılığıyla gösterilmesi gerekir. Bu da nasıl olur? Kalitenin en fazlasıyla olur. Bu sanatkarlığın en fazlasıyla olur. Çünkü Allah bunu sever. Bu güzelliğin en çarpıcı şekilde vurgulanmasıyla olur. Çünkü Allah bunu sever. Cenneti bu yüzden yaratmıştır Allah. O yüzden hurafelerle yaygınlaştırılan o dinin kaliteyi sunmadığı bir gerçek. Bunun da hak din olmadığı bir gerçek.

 

DİDEM ÜRER: Tabii biz burada yine örnek olarak peygamberlere bakıyoruz aslında. Peygamber Efendimiz (sav)’in kalitesi, tavır mükemmelliği, orada giyiminde, tebliğde dikkat ettiği özellikler, tebliğe gönderdiği Hz. Dıhye'nin özellikleri, hem güzelliğiyle hem giyimiyle dikkat çekmesi, Peygamberimiz (sav)’in dönemin en dikkat çekici kıyafetlerini bu anlamda kullanması, özellikle tebliğde. Yine Hz. Süleyman (as)'ın sarayının ihtişamı, orada kullandığı bütün güzelliklerle birlikte bakıldığında hem zenginlik ama o zenginliği kaliteyle sunulması. Çünkü biliyorsun bazen zenginlik adına sunulan çok kalitesiz şeyler de olabiliyor. Bu değildir tabii ki. Orada önemli olan o zevkin yansıtılmasıdır. Mesela Hz. Yusuf (as)’ın güzelliği, Hz. Yusuf (as) belki bir kuyudan alınan çocuk olarak geliyor bulunduğu yere vezirin evine ama o güzelliği dillere destan oluyor. Çünkü tavır mükemmelliği ile birleşiyor, imanı ve aklıyla birlikte insanların artık hayretten neredeyse şaşkınlıkla ellerini kestikleri bir hale dönüşüyor. O yüzden Müslüman işte kaliteli olur derken aksi bir durum, ki şu anda buradaki izleyicimizin sorduğu gibi özellikle Müslüman alemindeki durum, kir başta, gerçekten son derece temiz olmayan görünümler, dağınık, pislik içerisinde yaşamaktan belki zevk almak, o evlerin harabe halleri. Bu tabii ki maddi durumla alakalı bir şey değildir yani maddi durum varken de onun içine girmemelerinden kaynaklanan bir şey.

Fakat burada Allah bize diyor ki ayetinde, şeytandan Allah'a sığınırım, Araf suresi 31. ve 32. Ayetlerde: “Ey Ademoğulları! Her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü o israf edenleri sevmez. De ki: Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır? De ki: bunlar dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet günü ise yalnızca onlarındır. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.”

 İşte bu ayette Rabbimiz bize diyor ki, ziynetler diyor, inananlar içindir diyor. Ve her mescid yanında ziynetlerinizi takının diyor. Bunu Hocamız aslında çok güzel açıklamıştı bu ayetleri. Çünkü bu ne demektir? Şimdi bağnazlar ne yapıyorlar? Her türlü güzelliği yasaklamaya çalışıyorlar Müslümanlara. Hiçbir şekilde güzel giyinmeyin, bakımlı olmayın, ziynetler takmayın. Bunlar haramdır diyorlar. Yani ne yapıyorlar? Allah'ın helalini haram kılıyorlar. Müslümanlara işte bu nimete dönüşüyor. Yani siz bir yerde böyle güzelliklerden mahrum kalmış, böyle güzelliklerin yasaklandığı bir sistem görüyorsanız bilin ki bu bağnazlıktır. Ama bu güzelliklerle dünya hayatında da ödüllenmiş ama aynı zamanda da cennette de müjdelenmiş olanlar da, baktığınızda temizlikleriyle pırıl pırıl her türlü halleri işte bunlar da Müslümanlar olmuş oluyor. Aslında bir nevi Allah orada bir alamet yaratmış oluyor maşaAllah.

 

AYLİN KOCAMAN: Bir başka soruya geçelim istersen.

Ömür Sarıçakır isimli izleyicimiz şunu sormuş: “Sizin komünizmle ilgili açıklamanız olduğunu duyunca sormak istedim. İnsanlara eşitlik, özgürlük vadeden bir ideolojiyi neden yaklaşılmaması gereken bir fikir olarak görüyorsunuz?” diye.

Bu aslında çok fazla soruluyor. Genel olarak da komünizmi yeni öğrenenler ya da içeriğini o kadar iyi bilmeyenler genelde bu iddiayla bize geliyorlar. Diyorlar ki eşitliği savunan bir ideolojiyi siz neden karşısınız, neden böyle bir durum var diye.

Şimdi biraz tanımak gerekiyor komünizmi. Komünizm biliyorsun Marx ile ortaya çıktı. Marx ve Engels ilk başta Hegel'in fikirleri benimsenmişti. Fakat Hegel daha sonradan bir dindar olduğu için, aslında dinle bu konuyu açıklamaya çalıştığı için bir süre sonra Marx bu fikirleri reddetti ve kendine ait bir komünizm fikrini ortaya attı, Marxizm fikrini ortaya attı ve tamamen dinden soyutlayarak her şeyi maddecilik üzerine bir şey kurdu.

Şimdi bu maddecilik sisteminin içinde de bir sistem geliştirdi. Bu sistem komünizm olarak toplumlara yayıldı ve ilk bunu uygulayan da Lenin'dir biliyorsunuz. Ve burada bir fikir ortaya atıldı. Dendi ki, kapitalist sistemlerde sınıflar var. Bu sınıflar haksız sınıflar. Yani bir yönetenler var, bir yönetilenler var, bir işçiler var ve bir de ezilen halk var. Ve işçiler de bu ezilen halkın içine giriyor, dahil oluyor dediler. Böyle bir sistemin olmaması gerekiyor, herkesin eşitlik üzerine yaşaması gerekiyor dediler. Şimdi fikir olarak bu güzel bir şey. Gerçekten herkesin eşitlik üzere yaşaması gerekendir zaten, olması gerekendir. Vahşi kapitalizmin bu tarz sınıflara ayırıp bir ezenler, bir ezilenler sistemine zaten İslam da karşıdır. Dolayısıyla biz de karşıyız. Yani o fikre, ezen ve ezilen fikrine.

Şimdi tabii bundan sonra fikir olarak geliştirilen şöyle bir şey oldu. Önce toplumlar sosyalizm gibi bir geçiş dönemine geçecekler. Kapitalizmden sosyalizm gibi bir geçiş dönemine geçecekler. Ardından komünizmi kabul edecekler. Böylelikle halklar eşit olacak dediler.

Sosyalizm geçiş döneminde de bir proletarya diktatörlüğü olması gerekiyor dediler. Bu diktatörlük, işçi sınıfının bütün yönetimi eline almasıydı. Yani ne olacak? Elbette bir geçiş döneminde bunu idare etmesi gereken bir sınıf olması gerekecek. Bunları da en fazla hak eden, kapitalist toplumların ezdiği ve aslında kapitalist toplumların ortaya çıkardığı işçi sınıfı olmalı. İşçi sınıfı başa geçmeli. İşçi sınıfının başa geçtiği bu proletarya diktatörlüğü bütün komünist sistemi ülke içinde yaygınlaştırmalı ve ardından herkesin eşit yaşadığı bir sistem olmalı.

 

DİDEM ÜRER: Tabii bu Çarlık döneminden sonra aslında Rusya'da halka anlatıldığında bayağı sevindirdi Stalin dönemi Rusyası'nda. İnsanlar birdenbire işçiler, köylüler artık ezildikleri yılların sona ereceğini ve kendilerine bir refah dönemi başlayacağını zannettiler. Gerçekten sadece zannetme noktasında kaldı.

 

AYLİN KOCAMAN: Bu aynı zamanda Mao döneminde biliyorsun çeşitli propaganda resimleriyle uygulanmıştı. Mao böyle işçilerle birlikte çok mutlular, pirinç tarlaları her şey. Fakat bu arada ezilen toplumların aslında daha da nasıl ezildiğini gösterdi.

Şimdi komünizm fikir olarak, eşitlik fikri olarak tamam elbette tasvip edilebilir bu fikir. Fakat uygulama da bu şekilde değildir. Bir kere komünizmin esasında çatışma vardır. Çatışma sonrasında da herkesin eşitliği diğer sınıfların ezilmesiyle, ortadan kaldırılmasıyla ve terörün uygulanmasıyla gerçekleşir. Lenin bunu uygulamıştır. Kendisinden üst sınıflar olarak gördüğü, üst sınıflar olarak nitelendirdiği Burjuva sınıflarını genel olarak hep çatışma, terör, banka baskınları bu tip şeylerle yani ortada anarşi çıkararak ortadan kaldırmaya çalışmıştır. Bu zaten Marxizmin gerektirdiği bir şeydir. Dolayısıyla terörle Marxizm birlikte olan bir şeydir. Ve uygulamada da bu yaşanmıştır. Ve Marxist toplumların tamamına bakıldığında terör vazgeçilmezdir. Dolayısıyla bunun bu terör fikri zaten kabul edilemez bir şeydir. Yani siz eşitliği hiçbir zaman terör ve enerji ile getiremezsiniz. Böyle bir şey getirirseniz eğer bir başka sınıf ezilmiş olacaktır, bir başka sınıf zaten orada perişan olmuş olacaktır. Yani eğer toplumların refahıysa bu, orada bir refah getirmek söz konusu değildir.

Ha şimdi bir de ezilen toplumlar refah yaşıyor mu? Ona bir bakmak lazım. Ezilen toplumların hiçbir komünist Türkiye'de refah yaşadığına dair bir alamet şimdiye kadar olmamıştır. İşçi ve köylü sınıfı daima komünist toplumlarda en fazla ezilen taraf olmuştur. Ve en fazla çalıştırılan taraf olmuştur. Çünkü komünizmin eşitlik kavramı şuna dayanır; Yoksullukla eşitlik. Herkesin mutlaka aynı şekilde çaba göstermesi ve çaba gösterdiği kadarıyla karşılığını alması.

Yani bu ne demektir? Güçlü kuvvetli bir insanlar, bütün gün çalışabiliyor. Onun aldığı karşılığı aynı şekilde almak istiyorsa bir insan, mesela bir hamile bir bayan aynı şekilde almak istiyorsa o kadar çalışması gerekiyor. Eş zamanlı olarak çalışması gerekiyor.

 

DİDEM ÜRER: Özel mülkiyeti de tamamen ortadan kaldırdığı için komünizm hiç kimsenin sahip olduğu bir mal olmaz. Ama bu sanki eşitlik anlamında çok güzel bir şey gibi, cazip bir şey gibi sunulur. Halbuki burada özel mülkiyetin olmaması demek devletin, o da hangi devlet, komünist diktatörlüğün bütün her şeye el koyması demektir. Bunu da yine Stalin'in Rusya’sında biz gördük zaten büyük kıtlıkta. Bütün işçinin, köylünün her şeyine son buğdayına kadar el kondu ve açlıktan çok sayıda insan, milyonlarca insan hayatını kaybetti. Yani burada kendilerine hep bir vaat kısmı vardı aslında. O vaade kadar gerçekten umdular. Halbuki şu da çok önemlidir, komünizmin vaat aşamasında da yine işçi ve köylü sınıfı bir şeye ulaşamaz. Sadece ulaşmayı umut eder. O geldikleri noktada da yine ellerindekini de kaybederler. Bunun hiç unutulmaması gerekir.

Burada bir de bir şey daha eklemek istiyorum, aslında dinin bakış açısı açısında. Şimdi biz sosyalizme bakarken, diyalektik materyalizme bakarken tamamen reddetmeyiz. Yani din böyle bir şeydir. Doğru olanları biz alırız. Hatta nerede olursa olsun, bilgi doğruysa eğer ona ulaşmaya çalışırız. Bu mesela diyalektik materyalizmde bir söz vardır: “Aynı nehirde iki kere yıkanamazsın” diye. Şimdi buna reddetmemiz çok mantıksızdır. Gerçekten yıkanamazsın. Yani o akıp giden suyun içerisinde bu çok doğrudur. Bir şeye karşıyken onun her şeyine karşı olmayız. Biz ne yaparız? Doğru yerlerini alırız. Mesela sosyal adalet doğrudur. Ama sosyal adalet komünizmin bir sistemi değildir. Sosyal adalet zaten Marx'ın da dinlerden öğrendiği bir sistemdir. Hem o dönemde Tevrat'tan öğrendiği aslında ama başta Kuran'dan öğrendiği bir sistemdir.

Sosyal adaleti burada biz Kuran'dan öğrendiğini söylerken Marx'ın ne diyoruz biz? Kuran'a göre fakir olan da, zengin olan da, zayıf olan da, güçlü olan da hepsi eşittir. Çünkü nedir Kuran'da önemli olan? Takvadır. Yani insanların üstünlük ölçüsü hiçbir şekilde maddi ölçüler değil. Her zaman Allah katındaki konumları Allah'a karşı olan boyun eğicilikleri ve imanlarıdır. O yüzden de ne zengin ne fakir hiçbir şekilde fark etmez. Aralarında bir sosyal statü farkı hiçbir zaman olmaz bu anlamda. O yüzden de sosyal adalet, gerçek sosyal adalet işte Kuran'daki zihniyetle zaten sağlanır. Biz bunu burada hatırlatmak durumunda kalıyoruz. İşte o anlamda gerçekten sosyalizmin, komünizm içerisindeki bu zihniyetleri destekliyoruz. Fakat işte desteklediğimiz şey de aslında Kuran'a göre uygun olan sistem olmuş oluyor.

 

AYLİN KOCAMAN: Şimdi tabii burada bir şey daha eklemek istiyorum. Genelde  komünizm fikrinin getirdiği bir yıpratıcı yönlerden bir tanesi de, her şeyin herkese ait olması fikri, bir komün hayatı fikri olduğu için de devleti reddeden çocuğun ortak kullanıldığı, kadının ortak kullanıldığı çok dehşetli bir sistem orada haber veriliyor. Halbuki herkese saygı gösterilen, düşene vurulmayan, düşen aksine kaldırılan ve ona desteklenen bir sistemin getirilmesi gerekiyor. Çalışamayana gerçekten destek olunan ve onu çalışmaya zorlamayan, ona aksine çok güzel bir şekilde bakan bir sistemin olması gerekiyor. Bu ancak İslam'ladır. Bu ancak İslam'la gelebilir. Dolayısıyla komünizmin getirdiği sistem bütün hayat boyunca felaketle dolu olmuştur. Sosyal hayatı hiçbir zaman getiremez zaten. Hak bir iddiayla ortaya çıkmadığı için. Asıl sosyal adalet dediğim gibi Kuran'dadır.

 

DİDEM ÜRER: Tabii önemli bir konu olduğu için biraz genişçe yer vermek durumunda kaldık.

Şimdi bir izleyicimizin daha sorusuna hemen cevap verelim. TC Tayfun Ahmetler sormuş: “İsra Suresi 26. ayeti açıklar mısınız? Bu ayet niçin ve kim için gelmiştir? Resulullah (sav) bu ayet geldikten sonra ne yapmıştır?”

 Şimdi önce ben ayeti okuyayım. Şeytana Allah sığınırım: “Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.”

 Şimdi bütün ayetlerde olduğu gibi tabii ki bu ayette de İsrail Suresi’nin 26. ayetinde de inananlara gelmiştir. Çünkü inanmayanlar zaten ayetlerden kendini sorumlu görmezler. Ama burada sanırım izleyicimiz Peygamberimiz (sav)’e yönelik olarak düşündüğü için peygamberin bundan sonraki tutumunu soruyor. Peygamber Efendimiz (sav)’in. Bu Müslümanların ahlakının bir gereğidir. Akrabaya hakkını vermek yani bütün insanlara hakkı neyse eşit olarak vermek. Yoksula ve yolda kalmışa da yani zor durumda kalan, herhangi bir şekilde yardıma ihtiyacı olan herkese gereken hakkı son noktasına kadar vermek Müslümanların üzerine bir sorumluluktur.

Aynı zamanda ama bunu yaparken de israf ederek saçıp savurma diye Rabbimiz bildiriyor ayette. Deminki ayette de aslında okumuştuk. “Yiyin için ve israf etmeyin” diyordu Allah Araf Suresi’nde. İşte bu şekilde Müslüman her şeyin nimetlerin en fazlasıyla istifade eder. Fakat hiçbir şekilde bu israf noktasına varmaz. İhtiyacından fazla olanı alıp, fazla olanı da bu şekilde harcamaz ve ne yapar? Gerekli olanı alır, ihtiyacı olmayanı da başkalarına yine böyle yoksula ve yolda kalmışa da verir. Peygamber Efendimiz (sav) de diğer tüm ayetlerde olduğu gibi bu ayette kendisine vahyedildiğinde Allah'ın emrini uygulamış ve bütün Müslümanlara uygulamaları için Allah’ın bu ayetini se iletmiştir, inşaAllah.

Bu haftaki yayınımız burada sona eriyor. İnşaAllah yine görüşmek üzere, hoşça kalın.


 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Aylin Kocaman
Bağnaz
Bağnazlık
Bağnazlığa Karşı Mücadele
Didem Ürer
Eşitlik
Komünizm
Kuran Ahlakı
Kuran-ı Kerim
Lenin
Leninizm
Mao
Merak ettikleriniz
Müslüman
Radikalizm
Stalin
bağnaz zihniyet
kalite
modern islam
Özerk cumhuriyet
Özerklik
Özgürlük
İman