Bakış Açısı - 20. Bölüm - Bölgesel Bölünme ve Özerklik
KARTAL GÖKTAN: Merhaba, Bakış Açısı'nda yeni bir konuyla bir kez daha karşınızdayız.
Bugün, dünya gündeminde uzun süredir yer alan bölgesel bölünme ve özerklik taleplerinden söz edeceğiz. Ve tarihten bugüne bölünmelerin nelere yol açtığına bakacağız. Ben Kartal Göktan, Bakış Açısı Bölünmeler Dosyası başlıyor.
Bugünkü program özetimiz şu şekilde: Künyede, üniter devlet, federal devlet, özerklik gibi sıkça duyduğumuz kavramların ne anlama geldiklerini açıklayacağız. Ayrıca bölümüne taleplerinin sebeplerine değineceğiz ve ayrılık talebinin olduğu ülkelere göz atacağız.
Zaman tünelinde, Fransız ihtilalinin sonuçlarından söz edeceğiz. Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasına ve yerine ulusal devletlerin kurulmasına nelerin yol açtığından bahsedeceğiz. Ayrıca Orta Doğu'da sınırların harita üzerinde nasıl belirlendiğine bakacağız.
Güncel durum raporunda, günümüzde de devam eden bölümler taleplerini Türkiye, Avrupa ve Orta Doğu'daki durumu detaylandıracağız.
Perde arkasında ise, her zaman olduğu gibi konunun asıl boyutuna geçeceğiz. Bölüm mesleklerinin ideolojik altyapısını ve asıl hedeflerini anlatacağız ve çözüm yollarına bakacağız.
Evet, ilk başlığımız Künye. Bölünme konusunda çokça duyduğumuz terimlerle başlayalım.
Üniter devlet: Tek bir ülke üzerinde, tek bir egemenliğe tabi olduğu devlet şeklidir. Üniter devlette devleti oluşturan unsurlar tek ve bölünmez bir bütündür. Milleti teşkil eden insanların arasında din, dil, etnik grup gibi ayrımlar yapılamaz. Devletin yasama, yürütme ve yargı organları bakımından da teklik söz konusudur.
Üniter devletlere örnek olarak Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya gibi devletleri sayabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de üniter bir devlet. Yani kendi bünyesinde farklı kanunların geçerli olduğu farklı yönetim bölgeleri yok. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yetkisi tüm Türkiye topraklarını kapsıyor. Üniter devlet yapısı Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünün teminatı ve temelinde Misak-I Milli ile çizilen vatan sınırlarımız var.
Diğer terimlerle devam edelim.
Federal devlet, yani federasyon, kendi içlerinde belli bir özerkliği koruyarak iki veya daha fazla devletin aynı merkezi iktidara tabi olmasıyla oluşan bir devlet topluluğudur. Federasyonda, federal devlet ve federe devletler olmak üzere iki tür devlet vardır. Federe devletlere eyalet, kanton gibi isimler verilir. Federal devlet ise merkezi devlettir. Federasyonda her bir federe devletin kendisine mahsus bir halkı, toprak parçası, bu toprak parçası üzerindeki egemenlik hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da bir hukuk düzeni vardır. Özerklik ise, federal devletin federe devletlere müdahalede bulunamayacağı, federe devlete ait bir yetki alanının olması demek.
Federe devletlerin her biri, özerk bir anayasaya, yasama ve yargılama yetkisine sahip.
Yüzyıllardır bir arada yaşayan toplumların günümüzde kendi içinde bölünüp kutuplaşmasına şahit oluyoruz. Irak, Yemen, Sudan bölündü. Kırım Ukrayna'dan ayrıldı. Donetsk bu kervana katıldı. Suriye resmi olmasa da fiilen paramparça. Libya özerk bölgelere ayrıldı ve iç savaşın eşiğinde.
İskoçya ayrılmak istedi, referandumdan ‘hayır’ çıktı. İspanya ve İtalya'da özerk bölgeler bağımsızlıklarını ilan etmek istiyor. Lübnan bütünlüğünü yitirmiş durumda. Mısır'da da durum ciddiyetini koruyor.
Peki bu bölünme taleplerinin sebepleri neler? Bu sorunun cevabı olarak karşımıza kimi zaman ekonomik nedenler, kimi zaman etnik, kimlik ve inanç farklılıkları, kimi zaman ise ideolojik hedefler geliyor. Bu sebepleri program içinde inceleyeceğiz. Ama şimdi biraz daha gerilere gidip, bağımsızlık, özgürlük adı altında bölünmelerin ilk olarak nasıl başladığına bir bakalım isterseniz.
Fransız ihtilaliyle ortaya çıkan fikir akımlarından biri de nasyonalizm yani milliyetçilikti. Bir devletin egemenliği altında yaşayan millet veya milletlerin hür ve bağımsız olması gerektiği anlayışı hızla tüm toplumlara yayıldı. Fransız İnkılabı önce Fransa'nın sonra Avrupa'nın daha sonra da tüm dünyanın siyasi, hukuki ve toplumsal yapısını değiştirdi. Hızla çok milletli devletlerin parçalanmalarına yol açtı. Nasyonalizmden en çok etkilenen devletlerden biri de Osmanlı İmparatorluğu oldu. Şimdi kısaca Osmanlı'nın bölünme tarihine bir bakalım.
Milliyetçilik anlayışı Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıkları harekete geçirdi. Sırplar, Rumlar, Bulgarlar ve Romenler yüzyıllardır Osmanlı topraklarında güven ve huzur içinde yaşıyorlardı. 19. yüzyılın başında Avrupa devletleri, özerklikle Balkan milletleri arasında milliyetçilik ve bağımsızlık propagandaları yaptılar. Kışkırtmalar sonucunda isyanlar çıktı, 1. ve 2. Balkan Savaşları sonucunda da Osmanlı birçok toprağını kaybetti. Balkan milletleri Osmanlı'dan ayrılıp kendi devletlerini kurdular. Hatta Arnavutluk Devleti bu savaş sonrasında imzalanan anlaşmalarla ortaya çıktı. Rusya, Balkanlarda Osmanlı aleyhinde propagandasına Kırım'da da devam etti. Kırım'da yaşayan Türkleri bağımsızlık vaadiyle kandırarak Kırım'ın da Osmanlı'dan ayrılmasına sebep oldu. Bunun yanı sıra Bulgaristan da bağımsızlığını ilan etmişti. Zaten Tunus, Fas, Karadağ gibi birçok ulus Osmanlı'ya karşı önceden isyan etmişlerdi.
Afrika ve Orta Doğu'daki son Osmanlı toprakları da gizli toplantılar, haritalar üzerinde cetvelle çizilen sınırlarla Osmanlı'dan ayrıldılar. Avrupa devletlerinin sömürgesi haline geldiler. Bildiğiniz gibi Ortadoğu ülkelerinde de farklı kimlik, mezhep ve inançlara sahip insanlar bir arada yaşıyor. Bu yüzden de bölgede sık sık çatışma ve gerilim yaşanıyor. Çizilen suni sınırlar her an yeniden çizilmeye hazır durumda.
Bölgeye yönelik çizilen haritaların belki de en ünlüsü Türkiye'nin NATO'ya nota vermesine sebep olmuştu. Bu harita, ABD Ulusal Savaş Akademisi'nden emekli Albay Ralph Peters tarafından çizilmişti. Orta Doğu'daki ülkelerin neredeyse tamamının sınırlarını değiştirmiş olarak gösteriyordu. ABD'nin Irak'ı işgali sırasında ve Büyük Orta Doğu Projesi'nin ABD'li yöneticiler tarafından sık sık telaffuz edildiği günlerde ortaya çıkmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Orta Doğu'da sınır değişikliğinin söz konusu olmadığı yönünde açıklama yapmak zorunda kalmıştı. IŞİD'in ortaya çıkışıyla olası Orta Doğu haritaları yeniden gündeme geldi. Çizilen bu haritalarda etnik ve dini unsurların öne çıkarılması dikkat çekiyor.
Şimdi bu haberlere kısaca bir bakalım.
Eylül 2013'te Amerika'nın en büyük gazetelerinden birinde bir makale yayımlanmıştı. Sınırları 100 yıl önce sömürgeci güçler tarafından çizilen 5 ülkeden 14 yeni ülke ortaya çıkabileceği savunuldu. Haritada Suriye, Irak, Libya ve Yemen'deki etnik ve mezhepsel farklılıklar sınırlara yansıtıldı. Federasyon, yumuşak bölünme veya otonomiyle yeni ülkelerin ortaya çıkabileceği ifade edildi. Haritada Suriye'nin kıyı kesimi boyunca uzanan topraklarda Alevi devleti kurması öngörülüyor. Ülkenin kuzeyi Kürtlere, geri kalanı ise Irak'ın büyük bir kesmeni içine alacak Sünni devletine bırakılıyor. Irak ise Şii-Sünni ve Kürt bölgesi olmak üzere 3 parçaya ayrılmış olarak gösteriliyor. Söz konusu haritada Yemen, Doğu-Batı yönünde 2 parçaya ayrılıyor. Libya'da ise Trablus, Sirenayka ve Fizan olmak üzere 3 ayrı devlet yer alıyor.
Yine Amerika'da yayınlanan bir dergide geçen haftalarda “Orta Doğu'nun Yeni Haritası” başlıklı bir makaleye yer vermişti. “Irak'ta bölünme kaçınılmazken neden savaşalım” ifadesi kullanılıyordu bu yazıda. 7 yıl önce henüz Arap Baharı öncesi dönemde çizilmiş haritanın geçerliliğini kurduğuna işaret ediliyor. Orta Doğu'da istikrarın sonuna gelindiği savunuluyordu.
Şimdi isterseniz günümüze geri dönelim ve biraz da gündemdeki ayrılık taleplerine bakalım.
Avrupa'da bağımsız devlet olmak için sandık başına gitme planı yapan ülkelerden biri İskoçya'ydı. İskoçya, İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda ile birlikte Birleşik Krallığı oluşturuyor. İngiltere'den sonra en fazla nüfusa sahip olan ikinci Birleşik Krallık ülkesi. Ülkede son 300 yıldır çeşitli siyasi gruplar, partiler ve kişiler bağımsızlık konusunda kampanyalar yürütüyor. Kısa bir süre önce İskoçya'da bağımsızlık için referandum kararı almıştı. Yapılan bağımsızlık referandumunda ‘hayır’ oylarının fazla çıkmasıyla İskoçya, Birleşik Krallığa bağlı kaldı.
Birleşik Krallık'ın batısında 3 milyon kişinin yaşadığı Galler'de de bağımsızlık isteyen bir grup bulunuyor. Ancak bu grup nüfusun %15'inden fazlasını temsil etmiyor. İspanya'da da ayrılma talebinde olan Katalonya ve Bask bölgeleri var.
Bask ve Katalonya, ülkenin en zengin bölgeleri. Sadece ordu, sosyal güvenlik ve para politikalarında merkeze bağlılar ama yine de ayrılmak istiyorlar. Bask bölgesi sorunu, 19. yüzyılda özerk yapıları reddeden merkezi otoritenin bu kararına karşı çıkmasıyla başlamıştı. Bask bölgesinin bağımsızlık talebini ETA terör örgütü ve bu örgütün siyasi kanadı olan Batasuna savunuyordu. Ancak konunun sadece özerklik isteği olmadığı, ETA'nın 1978'den sonra da terörü arttırmasından anlaşılıyor. Bask bölgesi 1978'de özelliğine kavuşmasına rağmen ETA, şiddet eylemlerinden vazgeçmedi.
Katalonya ise şiddet eylemlerine başvurmadan ayrılma talebini dile getiriyor. Katalanların ayrılma talebinin nedeni kendi kültürlerini yaşayamamaları ya da kendi dillerini konuşamamaları değil. Ülkede Katalanlar için böyle bir sıkıntı söz konusu değil. Ayrılma talebinin asıl nedeni Katalonya'nın gelirinin ulusal gelirden %20 daha fazla olması. Katalanlar, çok çalışmalarının karşılığında kazandıklarını ama bundan Katalonya dışındaki yerlerin istifade ettiğini düşünüyor. Bu nedenle de Katalanlar kendi limanlarını işletmek, vergileri istedikleri gibi kullanma haklarını talep ediyorlar. Tabii yargıda da daha bağımsız, kendilerine özgü özel bir sistem de talep ediyorlar. İspanya genelinde %24 olan işsizlik oranı Katalonya'da %20 düzeyinde. Katalonya'da kişi başına düşen milli gelir ise 27.000 euro olarak gösteriliyor. Bu değer ülke ortalamasının %20 üzerinde. Katalan parlamentosu işte bu gerekçelerle referandum yapılması talebini İspanyol meclisine Ocak 2014'te yolladı. Ancak İspanyol Meclisi ve senatosunda yapılan oylamalarda bu talep reddedildi.
İtalya'da da bağımsızlık isteyen bölge sayısı az değil. Kısaca bir göz atalım.
Veneto bölgesi ekonomik gerekçelerle İtalya'dan ayrılmayı talep ediyor. Venetolular, Mart 2014'teki gayri resmi referandumda %89 oranında bağımsızlık fikrine evet dedi. Ülkenin kuzeyindeki Alto Adige Trentino özel bölgesi de İtalya'dan ayrılmak isteyen bölgenin başında geliyor. Alto Adige Trentino bölgesinin bağımsızlık fikri ise etnik farklılığa da dayanıyor. Bölgede İtalyanca ile birlikte resmi dil olan Almanca, halkın %70'i tarafından konuşuluyor. Sardunya ve Sicilya adaları da zaman zaman etnik, sosyal ve ekonomik nedenlerle bağımsızlık taleplerinin dile getirildiği bölgeler.
Federe yapılı Belçika'da da bu yönde bazı talepler var.
Nüfusun yaklaşık %60'ının yaşadığı zengin Flamanya bölgesinde halkın çoğunluğu daha güçlü otonomi istiyor. Belçika'nın kuzeyinde resmi dili Flamanca olan bölgede kişi başına düşen gelir 34.000 euro düzeyinde. Fransızca konuşulan Valon bölgesinde ise bu rakam 25.000 euroya iniyor. Belçika genelinde %8.4 olan işsizlik oranı Flamanya'da %5 iken Valonya'da %11'in üzerine çıkıyor. Flaman bölgesi sahip olduğu zenginliği paylaşmak istemiyor.
Şimdi de bağımsızlık isteyen bir diğer bölge olan Grönland'a bir bakalım.
Grönland, Kuzey Kutbu ve Atlantik Okyanusu arasında yer alıyor. Büyük bölümü buzullarla kaplı. 57 bin nüfusuyla dünyanın en büyük adası. 1775'ten itibaren Danimarka'nın sömürgesiyken 1953'te eyalet ve 1975'te otonom bölge haline geldi. 2008 yılında referandum yapılmıştı. Halkın %75'i, polis, adalet, sahil güvenlik dahil 30 alanda kontrolün Danimarka'dan Grönland hükümetine devrine destek verdi. Referandumla zengin petrol ve maden kaynakları üzerinde de söz sahibi oldu. Sadece savunma ve dış politikada Danimarka'ya bağlı kalmayı sürdürüyor.
Fransa'ya bağlı Korsika adası da 1960'lardan bu yana Fransa'dan ayrılmak istiyor.
Korsika adasında ayrılık için savaşan çeşitli örgütler mevcut. Yaklaşık 50 yıl önce oluşturulan Korsika Ulusal Kurtuluş Cephesi bugün hala adanın bağımsızlık talebinde ısrarcı. Birçok devlet dairesine ve resmi makamlara saldırılar düzenlenmişti. Geçen Haziran ayında silah bıraktığını açıklamış ve yasa dışı hiçbir eylemde yer almayacaklarına duyurmuştu. Bundan sonra bağımsızlık mücadelelerini siyasi zeminde sürdürmek istediklerini açıklamıştı.
Kırım Ukrayna'dan ayrıldı demiştik. Kırım parlamentosu 6 Mart 2014 tarihinde Rusya'ya katılma kararı almıştı. 16 Mart'ta yapılan Kırım Tatarlarının boykot ettiği referandumda %96.8 oranında Rusya'ya bağlanma kararı çıktı. Ukrayna'dan bağımsızlık ilan ederek Rusya'ya bağlanmak üzere başvuruda bulunuldu. Rusya tarafından Kırım'ın bağımsızlığı tanındı. Bölge Rusya'ya bağlanmasına rağmen uluslararası alanda hala Ukrayna'ya bağlı bir bölge olarak gözüküyor.
Balkan coğrafyasında yer alan Bosna-Hersek, Sırbistan, Kosova ve Makedonya'da da sık sık bağımsızlık talepleri gündeme geliyor. Şimdi bu bölgeye bakalım.
Bosna Sırp Cumhuriyeti, bağımsızlık söyleminin en çok gündeme geldiği bölge. Bosna Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik ve Sırp siyasiler, Bosna Hersek'ten ayrılma söylemlerini sık sık tekrarlıyor. 2008 yılında tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Sırbistan'dan ayrılan Kosova'da da ayrılıkçı söylemlerin arkası kesilmiyor. Ülkenin kuzeyinde yer alan Mitrovista, Arnavutlarla Sırplar arasında yaşanan sorunlarla sıkça gündeme geliyor. Mitrovista, nüfusun büyük çoğunluğu Sırp olduğu için her fırsatta Sırbistan'a bağlanma isteklere dillendiriliyor.
Türkiye'de ayrılık talebinde bulunan PKK terör örgütünün durumu ise Avrupa'daki bu ayrılık taleplerinden çok farklı. Avrupa'da ETA terör örgütü dışında bölünme taleplerinin liderlerin sevgisiz politikalarının yol açtığı eşitsizlik, adaletsizlik gibi faktörler, etnik farklılıklar veya ekonomik nedenlerle olduğunu görüyoruz. PKK'nınki ise ideolojik neden komünizm. Her ne kadar bazı kimseler PKK'nın bu ideolojik yönünü gizlemeye çalışsalar da PKK'nın Marksist, Stalinist ve Komünist bir örgüt olduğu delilleriyle ortada. PKK'nın bu ideolojik altyapısına ve özerklik talebenin arkasında yatan gerçek hedefine perde arkasında değineceğiz. Ancak bu noktada şunu vurgulamak önemli. PKK'ya ve onun özerklik, federasyon gibi bölünme taleplerine halkın verdiği bir destek de yok. PKK bu görüşlerini Kürt kardeşlerimize zorla kabul ettirmek istiyor. Silah zoruyla, etrafa korku yayarak, farklı sesleri bastırarak bölünme konusunda destek toplamaya çalışıyor. Günümüzde Kürtlerden çok büyük bir bölümü yaşadıkları topluma tam adaptör olduklarından kendilerini o toplumun bir parçası olarak görüyorlar ve bölünmeyi istemiyorlar. Ancak Kürtlerden küçük bir bölümü PKK'nın Stalinist ideolojisinin yine küçük bir bölümü ise geçmişte yaşadıkları bazı acıların etkisiyle bağımsız bir devlet kurmak istiyorlar.
Bilindiği gibi bölge halkı uzun yıllar boyunca baskıcı derin devlet çeteleri ve terör örgütü PKK'nın baskı ve zulmü altında ezildi. Horlanıp dışlandı. Kalkınma ve kentleşme açısından değerlendirildiğinde de Güneydoğu göz ardı edilen bir bölge konumundaydı. Bölge insanı sevgisiz politikalar yüzünden baskılar gördü.
Dillerini konuşmalarına izin verilmedi. Köy ve sokaklarına kendi istedikleri isimleri vermeleri engellendi. Türküleri yasaklandı, kitapları bastırılmadı. Bölge uzun bir süre olağanüstü hal kanunlarına tabi tutuldu. Ancak tüm bu uygulamalar 2002 yılından itibaren ülkeye hakim olan yeni bir anlayışla birlikte ortadan kaldırıldı. Kürtçe konuşmak ve öğrenmek serbest oldu. Bölge illerine havalimanları, barajlar, duble yollar yapıldı. Yeni sanayi tesisleri kuruldu. Devlet eliyle Kürtçe yayın yapan televizyon kanalı kuruldu. Son 12 yılda kurumsal hizmetlere harcanan 350 milyar dolar tutarındaki muazzam rakamdan bölge de nasibini çokça aldı. Eskisi gibi Doğu-Batı ayrımı yapılmadı. Bölgeye milyarlarca dolarlık altyapı hizmeti götürüldü. Etnik ayrılık bir yana son dönemlerde herkesin bir ve eşit olduğu tüm politikalarla kanıtlandı.
Şu an bölge halkı PKK dışında kimseden baskı görmüyor. PKK'nın şiddete dayalı baskısı ise hayatın her aşamasında hissediliyor. PKK'nın terör eylemleri 30 yılı aşkın bir süredir yaklaşık 40 bin vatandaşımızın hayatını kaybetmesi neden oldu. Bu değişimler ışığında yöre halkının devlete olan güvene ve sevgisi muazzam bir seviyeye ulaştı. Yapılan araştırmalar sonucunda ise ayrılıkçı PKK ve onun özerklik, federasyon gibi söylemlerine halkın tevessül etmediği anlaşıldı. Bağımsızlık ya da federasyon talebenin bölge halkı arasında %90'ın üzerinde bir oranla kabul görmediği ortaya çıktı. Yani Güneydoğu Anadolu halkının çok büyük bir bölümü Marksist, Stalinist, İslam düşmanı PKK'yı ve onun yandaş gruplarını desteklemiyor. Destekleyen %10'luk kesim ise bunu isteyerek deyip silah tehdidi altında korktuklarından yapıyor.
Bu topraklarda yüzyıllardır Arap, Türk, Ermeni, Süryani gibi birçok etnik köken bir arada barış ve kardeşlik duyguları içinde yaşadı. Son yüzyılda beliren ayrılıkçı düşünceleri ise beraberinde istenmeyen bazı baskıcı politikaları getirdi. Devletin sevgi eli değil, sert ve acımasız görüntüsü bölgeye hakim kılındı. Sadece Kürtler değil, tüm azınlıklar üzerinde bir baskıydı bu. Bazı illegal organizasyonlar bunu fırsat bildi. Sadece ırksal değil, farklı inanç mensuplarına yönelik de kin ve nefret tohumlarının çatışmacı karanlık ruhun hakim kılınmasına çalışıldı.
Ancak milletimiz bu sinsi ve karanlık oyuna hiçbir zaman kanmadı. Birbiriyle kenetlenmiş, kardeş olmuş milletimiz için de ayrılıkçı ve düşmanca zihniyet hiçbir zaman yeşermedi.
Şimdi sıradaki başlığımız olan perde arkasına geçelim. Avrupa'daki bölünme taleplerinin arkasındaki etkenleri irdeleyelim. Orta Doğu'daki ayrılıkların ve gündemdeki sınırları değiştirmiş haritanın arka planında hangi faktörler olduğunu görelim. Ülkemizde Kürt vatandaşlarımızın bir desteği olmadan bölünme talebi içinde olan PKK terör örgütünün asıl amacını gözler önüne serelim.
Avrupa'dan yükselen bölünme seslerinin kaynağına baktığımızda materyalist felsefe ve Darwinist eğitiminin etkisini görüyoruz. Materyalist felsefe insanı sadece maddeden ibaret bir varlık olarak görüyor. İnsan ruhunun varlığını reddediyor. Darwinist telkinler insan sevgisinden uzak, acımasız, ruhsuz, bencil, çıkarcı bireylere yetişmesine neden oluyor. Çünkü Darwinizm hayatın bir mücadele ve savaş arenası olduğunu iddia ediyor. Bu mücadelede ise güçlü olanın zayıf ezmesi anlayışa hakim. İşte bu düşüncelerin etkisini Avrupa toplumlarında da görebiliyoruz. Kendilerini güçlü olarak gören zengin kesimler kendi refah seviyelerinden ödün vermek istemiyorlar. Özellikle yaşanan ekonomik krizle birlikte bu düşünceler bölünme taleplerine dönüştü. Yardıma muhtaç insanların sayısı arttıkça kendi refahlarının bozulacağından endişelendiler. Onları kendi zengin ve güçlü dünyalarından çıkarmaya çalıştılar. Oysa her an kendileri de kriz yaşayabilir, o çok övündükleri zenginliklerinden olabilirler. Kendileri öyle bir durumda yapayalnız ve yardımsız bırakılmayı, daha da fakirleşmeyi isterler mi? Öyleyse şu an hala zenginliğe ve güce sahipken muhtaç insanların yardımına koşmalılar. Çıkarcılık, bencillik, umursamazlık, acımasızlık gibi duyguları ortadan kaldırmak için de öncelikle vicdan geliştirmek gerekiyor. Şefkat, merhamet, acıma, karşılık beklemeden yardım etme, duyarlı olma, fedakarlık, hoşgörü gibi ahlaki değerleri benimsemek gerekiyor. Bu özellikler ise ancak Kur'an ahlakının eksiksiz bir şekilde yaşanmasıyla elde edilebilir.
Öte yandan bazı bölüme taleplerinde ilgili bölgelerde çıkarları bulunan güçlü devletlerin eli var. Güç dengelerini etkileyebilecek büyük ve güçlü ülkeler değil, kolay kontrol edilebilir küçük devletler istiyorlar. Yani Dünya Savaşları sonrası uygulanan böl-paylaş-yönet planını yine devreye sokmak istiyorlar. Ve tabii sömürgeciliği de yeniden işlevselleştirmek. Paylaştıkları küçük devletlerin tüm zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarını elde etmek. Bunun en güncel örneği kuşkusuz ki Orta Doğu'da. Bu toprakları bölmek için mezhep farklılıkları üzerinden bir savaşın körüklendiğini görüyoruz. Birbirlerinin kardeş olduklarını unutturup Müslümanları birbirlerine kırdırıyorlar. Bu nefretin körüklenmesini sağlayan en önemli etken ise kendi halklarına zulmeden baskıcı rejimler.
Bildiğiniz gibi Saddam'ın Baas Partisi Irak'ı yıllarca zulmüyle inletti. Saddam'ın Şiilere yaptığını Malik'i Sünnilere yaptı. Suriye'de de Esad'ın Baas Partisi devlet terörü estirmeye devam ediyor. Kendi halkını acımasızca katleden bu yöneticilerin ideolojik de anahtarı ise Maksist terör metotları. İslam'ın taşıdığı yüksek ahlaki değerlerden tamamen uzaklar. Kendisini sözde İslami bir grup gibi gösteren, özellikle Maliki'nin zulmü altında ezilen Sünnilerden büyük destek gören IŞİD de öyle. Çünkü IŞİD'in lider kadrosuna baktığımızda Saddam dönemindeki Baas rejiminin şiddet kültürüyle yetişmiş isimleri görüyoruz. İşte Müslümanlar üzerinde oynanan bu oyunun artık farkına varılmalı. Mezhep savaşları sadece bölgede kargaşa ve terör ortamı oluşturup çıkar sağlamaya çalışan otaklara yarıyor.
Halbuki Şii, Sünni, Caferi, Maliki, hangi İslam mezhebine olursa olsun insan Allah'ın ruhunu taşıyan kutsal bir varlık. Bunun aksini savunan bağnaz hocaların yorumlarına, fetvalarına ve gerçek dışı hadislere itibar edilmemesi lazım. Herhangi bir kişiyi farklı düşünüyor, farklı inanıyor diye öldürmenin kesinlikle İslam'da yeri yok. Müslümanların mezhep ayrılıkları nedeniyle bölünmeleri deyip Allah'ın farz kıldığı şekilde birlik olmaları gerekiyor. Allah Kuran'da parçalanıp bölünmeyi haram kılmış, onları büyük bir azabın beklediğini bildirmiştir.
Şeytandan Allah'a sığınırız: “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran Suresi, 105)
Orta Doğu'da mezhep ayrılıkları dışında çıkar odaklı güçlerin bir diğer ilgisi Kürt kardeşlerimiz. Sözde Kürt milliyetçiliğinin savunucuları olarak ortaya çıkan PKK birçok odak tarafından destekleniyor. Bölünme talepleri konusunda kamuoyunda bir etki sağlamaya çalışıyorlar. Irka dayalı bir ayrılığı körüklüyorlar. Bunun için Kürt kardeşlerimizin yaşadığı sıkıntılardan yararlanıyorlar. Sanki Kürt kardeşlerimizin menfaatine bir çaba içinde oldukları izlenimi veriyorlar. Ama tek düşündükleri o toprakların paramparça olması ve kendilerinin kolayca o toprakları kontrol edebilmesi. Orada yaşayan halkları zayıf bırakıp tüm kaynaklarını rahatça sömürebilmesi. Elbette Kürt kardeşlerimizin yaşadıkları tüm sıkıntıların son bulması mümkün. Ancak bunun için Orta Doğu'da düzenin sağlanmasına yönelik izlenen yöntemlerin değişmesi gerek. Orta Doğu'da huzurun sağlanmasının ve dolayısıyla Kürtlerin rahatlamalarının ilk şartı bölgede rol üstlenen devletlerin şahsi menfaatlerini bir yana atmaları. Ortak bir menfaat çevresinde toplanmaları. Bu ortak menfaat ise barış ve kardeşlik.
Devletler dışında Orta Doğu'yu bölme planları içinde olan başka bir oluşum daha var. Amerikan Şahin Neokonları. Neokonlar teröre karşı savaş sloganını geliştiren ve Müslüman hükümetleri terörist ilan eden bir yapı. Orta Doğu'da kesinlikle dindar bir hükümet istemiyorlar. Peki bu oluşumun istekleri önemseyen olmayacak düzeyde mi? Bunun için Neokonların etki alanına değinelim isterseniz.
Siyasette oldukça etkin bir güç Neokonlar. Medya, düşünce kuruluşları ve uluslararası organizasyonlar sayesinde kamuoyunu etkileyebiliyorlar. Zaman tünelinde bahsettiğimiz Orta Doğu'yu paramparça devletler halinde gösteren yeni haritalarda da Neokonların etkisi var. Önde gelen birçok dergi ve gazete onların bu bölme planlarına dair makalelerine yayınlıyor.
Neokonların Türkiye üzerindeki oyunları da uzun süredir biliniyor. Türkiye'de de dindar bir hükümet istemiyorlar. Neocon Michael Rubin de 2007 yılında bunu dile getirmişti. İslamcı AK Parti'nin güçlenmesinin riskli olacağını ve Cumhurbaşkanı'nın bu partiden seçilmemesi gerektiğini yazmıştı. Bu yüzden PKK'nın bölünme konusundaki terör faaliyetlerini ve taleplerini destekliyorlar.
PKK'nın terör estirerek Kürt kardeşlerimiz üzerinde baskı kurarak bölünmek istemesinin nedeni ise komünizm demiştik. Komünizmin asıl hedefi komünist bir dünya devleti. Federasyon söylemleri de bu nihai hedefin ön aşamaları aslında. Önce küçük bir toprak parçasını ele geçirmekle başlayıp en sonunda komünizmi tüm dünyaya hakim etmek. PKK ve komünist yapılar bu hedefleri için terör yöntemlerini meşru görüyorlar. İşte bunun arka planındaki tek neden de Darwinizm.
Komünist örgütlerin kamplarında yoğun bir Darwinist materyalist eğitim veriliyor. Güçlü olanın ayakta kalmak için zayıf olanı ortadan kaldırması fikri beyinlere işleniyor. Bu sapkın inanışı aldıktan sonra da diğer insanları öldürmek onlar için çok kolay oluyor.
İşte PKK'nın bu ideolojik altyapısı görmezden girildiği için PKK'nın silahla, kınamalarla yenileceği sanılıyor. Halbuki ideoloji ve sadece ve sadece fikirle ve ideolojiyle yenilebilir. Bunun için anti-Darwinist, anti-materyalist bilimsel bir çalışma şart. Bölücülerin şu an uyguladıkları politika ise sözde bir barış ve demokrasi talebi arkasına gizlenmek, eski antidemokratik şiddet yöntemlerini uygulamaya devam etmek, halkı ayrılmaya itmek.
PKK terör örgütü rahat hareket edebileceği bir derebeylik kurma özlemi içinde. Bu durumda sadece yöre halkı ve Türkiye için değil, Orta Doğu ve Avrupa için de büyük bir tehdit aslında. Bu nedenle bölünme konusunda PKK'ya hiçbir şekilde göz açtırılmamalı. Toprak verelim de kurtulalım gibi mantıkların bu bölgede nasıl bir felakete yol açabileceğini iyice idrak etmek gerekiyor. Fakir olan bölge halkı daha da fakirleşir. Kendi halkına zulüm uygulayan komünist ve diktatör yönetimi kurulur. Halk üzerinde sürekli baskı kurulur, silah zoruyla halkı sindirirler. Dindar Kürt kardeşlerimiz Allah'ı inkar eden komünist rejimde ibadetlerini yapamayacak hale gelirler. Tıpkı Çin ve Kuzey Kore'de örneklerini gördüğümüz gibi zulme maruz kalabilirler.
Dileğimiz şu ki artık ne Orta Doğu, ne Afrika, ne de Avrupa, bölünüp-parçalanmaların istikrarsızlık ve huzursuzlukların merkezi olmasın. Sevgi ve birliğin mekanı olsun. Çünkü her ne taleple olursa olsun, bölünme daima güçsüzlüğü doğurur. Birlikten, beraberlikten ise daima bereket ve kuvvet doğar.
Ülkemizi bölmeye çalışanlara da şunu söylemek gerekiyor. Bilin ki bu vatan asla bölünmez. Kürt kardeşlerimizi bizden ayırmaya kimsenin gücü yetmez. Her bölünme girişiminde bu millet daha çok birbirine kenetlenir. Tüm dünyaya birliğin, kardeşliğin, merhametin en güzel örneklerini gösterir.
Evet, bugünkü programımız burada sona eriyor. Yeni bir konuyla tekrar görüşmek üzere. Herkese hayırlı akşamlar.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500