MERAK ETTİKLERİNİZ 20
AYLİN KOCAMAN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Bir merak ettikleriniz programında tekrar birlikteyiz. Her hafta olduğu gibi sizden gelen sorulara Kuran, hadis ve bilim ışığında cevap vermeye çalışacağız. Bize soru göndermek için merakettikleriniz@a9.com.tr adresini kullanabilirsiniz. Şimdi başlıyoruz.
DİDEM ÜRER: İnşaAllah, iyi akşamlar. Şöyle bir soru sormuş Ethem isimli izleyicimiz, diyor ki: “Nisa Suresi 48. ayette, şeytandan Allah'a sığınırım: Gerçekten Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz, bunun dışında kalanı ise dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur” şeklinde bildiriliyor. Fakat Bakara Suresi’nin 51. 52. 53. ve 54. ayetlerinde şirk koşan Hz. Musa (as)’ın kavmini bağışladığını görüyoruz Allah'ın. Bu ayetleri açıklayabilir misiniz?” diye sormuş izleyicimiz.
Şimdi evet, Allah şirki affetmeyeceğini bize şirkin önemli bir suç olduğunu belirterek ayetlerinde Kuran'da çok fazla sayıda aitti, tekrarlayarak bildiriyor.
Şirk ne demektir? Şirk Allah'ın yerine başka bir ilah edinmek. Bu ilah sadece bir put olmayabilir. Maddi imkanları da bir insan şirk koşabilir. Allah'ın dışında sevdiği bir insanı şirk koşabilir. Kendine şirk koşabilir, kendini ilah edinebilir. Biliyorsunuz özellikle günümüzde Allah'a inanmayan bazı insanlar kendilerine ilahlık vasfı verebiliyorlar. Bu şekilde şirk özellikleri gösterebilirler. Fakat Allah'ın bize ayette söylediği, ahirete gidildiğinde yani bir insan öldüğünde şirk koşarak hali hazırda gidiyorsa bu insanın günahının affedilmeyeceğini Allah bize ayetle bilir. Yoksa dünya üzerindeyken bir insanın her an yeniden tövbe edip Allah'a samimi olarak iman etme gibi bir imkanı vardır, ki bu Allah'ın çok büyük bir nimetidir insanlar için. Her an bir ateist de olsa, bir inançsız da olsa, başka bir dine mensup da olsa, batıl bir dine de inanıyor olsa her an Allah'a yeniden tövbe edip iman etme imkanı vardır. Ahirete ama bu şekilde giderse yani kendisine ilah edinerek, Allah'ı inkar ederek veya başka Allah'tan daha büyük güçler olduğunu zannederek ve bunu yaşayarak giderse Allah bu günahın affedilmeyeceğini bize söylüyor. Dolayısıyla Hz. Musa (as)’ın kavminin de dünya üzerinde yaşarken şirkten vazgeçmeleri bu nedenle affedilebilen bir günah olmuş oluyor. O dönemde günah işliyorlar fakat sonradan Allah'tan bağışlanma dedikleri için ve tavırlarını düzelttikleri için Allah günahlarının affedileceğini bize bildiriyor.
Bu ayet aslında çok önemli delildir şimdi okuyacağım ayet. Bu konuya gerçekten bütün insanların tam olarak kavrayabilmesi için ve Allah'ın yeryüzüne insanı aciz olarak yarattığı, günahkar olduğu insanın, hataları olabildiği fakat bundan tövbe ederek rahatlıkla kurtulabileceği ve Allah'a yönelebileceklerini gösteren önemli bir müjdedir. Fatır Suresi 45. ayette Rabbimiz bize şöyle bildirir, şeytandan Allah'a sığınırım: ''Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları azapla yakalayıverecek olsaydı, yerin sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı. Ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.''
Bu ayette demin açıkladığımız konu tam olarak anlatılıyor. Yani insanlardan istisnasız diyor Allah. Eğer yaptıkları hatalar dolayısıyla hemen azaplandıracak olsaydık yeryüzünde insan kalmazdı diyor Allah. Hiçbir istisna göstermemiş. Bütün insanlar için bunu söylüyor Allah. Ancak ecelden sonra yani ölümden sonra artık Allah kendi kullarını görendir diyor. Yani önemli olan ahirete nasıl gittiğimiz. O yüzden tövbe kapısı bütün insanlar için, bütün insanlık için her an her saniye son nefesi verilene kadar açıktır, inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Evet bu da çok büyük nimettir Müslümanlar için, elhamdülillah.
Bir başka kardeşimizin sorusu şöyle demiş kardeşimiz: “Dünyadaki sevgisi zırt çıkması için sadece sevgi anlatmanın yeterli olduğuna mı inanıyorsunuz?” Sevgi anlatmak tek başına yeterli değil ama gerekli. Sevgiyi anlatabilmenin de yolları var. Ama bunun için önce sevgiyi engelleyen ideolojilerin ortadan kalkması için çaba göstermek gerekiyor. Şiddet çok yaygın biliyorsunuz şu anda dünyada. Ve bunun arka planında ideolojik fikirler yatar. Yani şiddeti doğuran her zaman bir fikirdir. Dolayısıyla bu fikri ortadan kaldırmakla önce işe başlamak gerekiyor. Şimdi biz Darwinizm ile mücadele ediyoruz. Neden? Bir safsata, bilimsel hiçbir değeri olmayan bir yalan. Ve böyle bir yalan olduğu için de bunun dünyaya duyurulması gerekiyor. Çünkü bütün dünyayı kaplamış durumda. Bunu niye yapıyoruz? Çünkü hem zaten böyle bir yalanın aktarılması olmaz, ama asıl olarak Allah inancını tamamıyla reddeden fakat aynı zamanda da veya dolayısıyla diyeyim, bütün şiddet eylemlerinin, faşist ve komünist ideolojilerin alt yapısını oluşturan bir inanç sistemi olduğu için üzerinde duruyoruz.
Şimdi demek ki insanlar da sevgiyi sağlayabilmek için önce şiddeti doğuran yanlış fikir akımlarının ortadan kalkması gerekiyor. Darwinizm ortadan kalkarsa bu zincirleme zaten ardından gelir. Komünizm de bununla birlikte ortadan kalkar. Çünkü fikir yapısı buna dayalıdır. Faşizm de yani ırkçılık da ortadan kalkar. Çünkü öyle bir ırk sistemini, aşağı ırk, üstün ırk sistemini Darwinizm getirmiştir ilk olarak. Vahşi kapitalizm ortadan kalkar. Çünkü İslam'da fedakarlık vardır ama güçlünün zayıf ezmesi sadece Darwinizm'de vardır.
Dolayısıyla bu fikir akımları ortadan kalktıktan sonra, bu yanlış fikir akımları ortadan kalktıktan sonra siz o zaman çok güzel bir şekilde sevgiyi inşa edebilirsiniz. Çünkü o zaman Allah'ı tanır insanlar, Allah'tan uzaklaşmış olan insanlar birdenbire Allah'ı tanırlar. Ve Allah'ı tanıdıklarında da doğru yaşamanın nasıl olması gerektiğini anlarlar. Kuran sevgi üzerine indirilmiştir. Kainat sevgi üzerine yaratılmıştır. İnsanlar sevgi üzerine yaratılmıştır. İnsanın fıtratı yani yaşam tarzı sevgi üzerinedir. Bunun dışında rahatlık yoktur insana. İşte onu anladıklarında zaten sevginin altyapısı da tamamen oluşmuş olur.
Ama tabii sevgiyi inşa etmek için bunlarla birlikte, bütün bunlar olurken sevginin özel diline dikkat etmek gerekiyor. Hocamız bunu çok güzel anlatmıştı. Özel bir lisanı vardır sevginin. O lisanda, o dilde hiç kimse yargılanmaz, hiç kimse bir kenara atılmaz, hiç kimse öfkeyle yok farz edilmez. İnsanlar ne olursa olsun, nasıl tavır gösterirlerse göstersinler, ne düşüncede olurlarsa olsunlar, sevgiyle yaklaşırlar. Ve böylelikle de o insan kazanılmış olur. Bu biliyorsunuz Kuran ayetinde de geçen bir durumdur. Ne kadar bir insan düşman gibi gözükse de mutlaka ona sevgiyle, yumuşak sözle yaklaşıldığı zaman onun dost oluverdiğini görürsünüz diyor Allah. Dolayısıyla böyle bir üslubun Müslüman'a yakışan üslup olduğu açık. Demek ki sevgi üslubuyla birlikte bilimsel bir çalışma yapmak gerekiyor sevginin inşa edilebilmesi için.
DİDEM ÜRER: Tabii insanlar herkes kendilerinden de bunu çok iyi düşünebilirler. Çünkü insan sevdiği bir insanın sözüne itibar eder. Ondan gelecek her şeyi gerçekten güzel görür. Ama arasında elektrik olan, sevgi hissedemediği, kendisini kasan ve geren insanların sözlerini de dinlemek istemezler. Tebliğ için de olabilecek en güzel üslup gerçekten sevgi üslubunu kullanmaktır. Ki bu her şey için geçerli.
Yine başka bir soru var, şöyle soruyor izleyicimiz: “İslam ahlakında mütevazilik çok önemli güzel ahlak örneğiyken, bu düşünceye ters düşmeden kaliteli, gösterişli İslami yaşam nasıl olmalı?” diyor.
Önemli bir soru aslında çünkü bugüne kadar İslam'ın inancı olarak insanlara gösterilen ve tanıtılan bir anlayış var biliyorsunuz. Tek hırka, tek lokma diye geçer hatta bu. Hatta evlerin içerisinde de, tabii ki bunu kınamak açısından da söylemiyoruz. Çünkü bazı insanlar belki nefislerini tam anlamıyla ezmek için, İslam'a daha yakın durmak için, Allah'a kendilerine daha yakın olarak hissetmek için böyle bir uygulama içerisine giriyor olabilirler. Bu onların takdiridir. Fakat İslam'ın böyle bir uygulaması yoktur. Yani insanları mecbur eden, insanlara farz olan böyle bir uygulaması yoktur. Ama bir insan dünyanın bütün nimetlerinden çekilmeden Allah'a yönelemeyeceğini düşünebilir belki. Veya kendi nefsini böyle daha iyi eğitebileceğini düşünür. Bu onun takdiridir. Kendi dilediği şekilde bunu yaşayabilir. Fakat mütevazilik tabii ki İslam'da çok önemli bir konudur. Allah Müslümanların birbirlerine özellikle mütevazı olmalarını, tevazu kanatlarını indirmelerini söyler. Yani Müslümanlar birbirlerine karşı asla kibirle, enaniyetle, üstünü çıkmaya çalışan, ezmeye çalışan bir tavır içerisine girmezler. Hep karşı tarafı düşünen, karşı tarafın daha güzel olmasını isteyen, kendinde olan bir güzelliğin arkadaşında, kardeşinde olmasından dolayı daha çok zevk alan bir ahlak geliştirirler. Ve bu şekilde yaşarlar.
Ama bu sadece inananlara yönelik de değildir. Biliyorsunuz savaş ortamında bile Müslümanlar kendileri açlık günündeyken yani zor altındayken, kendileri açken yemeklerini esirlerine yediren insanlardır. Allah bunu bize ayetlerinde belirtir. Yani böyle bir fedakarlık anlayışı vardır.
Fakat kaliteli ve gösterişli İslami yaşam demek bu bambaşka bir şeydir. Yani şimdi biz kaliteden bahsettiğimizde genellikle bazı insanlar yanlış bir anlayış içerisine gelip ne kadar çok para harcanırsa o kadar kaliteli olacağını düşünüyor olabilirler. Halbuki kalitenin para harcamakla, marka giymekle bir alakası yoktur. Allah nimet olarak verir bir insana en güzel kıyafetleri giyer bir Müslüman. Buna layıktır ve dilediği şekilde bunu yapabilir. Ama o onun gerçek kalitesini gösteren şey değildir. Kalite, tavırla ortaya çıkan bir güzelliktir. Akılla bu birlikte seyreder. Mesela siz son derece pahalı, marka kıyafetler giyinen, son derece lüks arabalar kullanan bir insanı görürsünüz. Fakat o kadar kötü ve kalitesiz, seviyesiz bir ahlak gösterir ki ne onun arabasını gözünüz görür, ne üzerindeki markadan bir zevk alırsınız, bir kalite anlayışı anlarsınız. Çünkü o insanın tavrıdır asıl olan. Ama bir insan görürsünüz ki bu Anadolu ahlakında olan annelerimizde ve dedelerimizde çok güzel olarak tecelli eder. Anadolu ahlakı tüm dünyaya örnek olacak olan ahlaktır. O kadar nezih, o kadar kaliteli, o kadar üstün bir ahlak gösterirler ki işte o insanın üzerinde ne giydiğine siz bakmazsınız, onun ahlakı sizin içinizi titreten bir güzelliğe dönüşmüş olur.
İşte burada Müslümanın asıl kalitesi tabii ki ahlakıyla gösterilir. Fakat gösterişli İslami yaşam derken, burada tabii ki bir amaç vardır. Çünkü Müslümanları sadece ezik, fakir, hiçbir şekilde hiçbir şeyden zevk almayan, estetikten anlamayan, sanattan anlamayan, dünyanın hiçbir nimetini fark edemeyen insanlar olarak dünyada bir tanıtma kampanyası var, bir anti kampanya var. İşte buna karşı Müslümanların yapması gereken imkanı olanların, Müslümanın her türlü güzelliğe layık olduğunu göstermek, her türlü zenginlikle, her türlü nimetin içerisindeyken de Allah'ı anabileceklerini, dünyanın bütün nimetlerine de sahip olsa bunun içerisinde de Allah'a karşı mahfiyetini bilen, başını secdeye vardırabilen ve her şeyi bütün bu yaratılan nimetleri yaratanın Allah olduğunu bilen bir ahlak gösterdiğini Müslümanların göstermesi gerekir ki bu tebliğde çok önemlidir. O yüzden Peygamberimiz (sav) Hz. Dıhye'yi göndermiştir tebliğde. Diğer insanları da hem gösterişli, güzellik olarak, giyim olarak en güzel kıyafetlerle tebliğe gitmiştir Müslümanlar. Ve bu şekilde de tebliğde gerçekten İslam'ın her türlü nimete açık olduğunu göstermek amaçlanır.
Tabii ki Allah “dünyada sizin, ahirette yalnızca sizindir” diye Müslümanlara nimetlere nasıl layık olduklarını bize zaten Araf Suresi’nde anlatır. Bu önemli bir nimettir ama bunu yaşarken de Müslüman sahip olduğu her şeyin Allah'tan olduğunu bilerek orada ne şımarıklığa kapılır ne eksikliğinden dolayı da üzüntüye kapılır. Her şeyin Allah'tan olduğunu bilip her halükarda, nimette de, darlıkta da, bollukta da hep şükredici olur, inşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Tabii mal, mütevazilik konusunda bir imtihandır. Yani o bir gerçek. İnsanın mesela dış güzelliği, sahip oldukları yetenekleri hepsi aslında o anlamda bir imtihandır. Fakat bu işte bir Müslüman'ı diğer insanlardan ayırt eden özellik. Çünkü mütevaziliğin aksi nedir? Enaniyet. Bütün bunlardan dolayı kendi yaptı zannedip, kendi kendine ait zannedip bir insanın enaniyete kapılması işte o imtihandan geçememesi demektir. Müslümanın özelliği her şeye sahip olabilecek kapasitede bir varlık olmasıyla birlikte son derece mütevazı olmasıdır. Yani bu ne demektir? Benim sahip olduğum her şey Allah'a aittir demektir. Bunu yapabilen bir Müslüman işte o imtihandan çok güzel bir karşılıkla geçmiş olur.
Şimdi burada Hz. Süleyman (as)'ı ben hatırlatmak istiyorum. Hz. Süleyman (as) şimdiye kadar görünmemiş bir mülkle mükafatlandırıldı Rabbimiz tarafından. Fakat her tavrında Allah'a yönelen bir kul ve aynı zamanda da bütün bunların malları Allah'ı zikretmek için Allah'tan gelen bir nimet olduğunu farkında olan ve bunu da söyleyen bir insan, dile getiren bir insan. Şimdi aynı zamanda da Müslüman'ın özelliği tıpkı Hz. Süleyman (as)'da olduğu gibi malın mülkün sadece Allah'a ait olduğunu bilmesidir. Allah Kuran'da “Bütün mal Allah'a aittir” diyor. Fakat bunun karşısında da bir insan çıkıyor diyor ki hayır şu kısım bana aittir. Bunu sahipleniyor. Bu bir kere olmaz. Tüm mal Allah'a aittir. Her şey Allah'a aittir. Yetenekler de Allah'a aittir. Bir insanın güzelliği, dış görünümü de Allah'a aittir. Allah takdir ettiği için öyledir. Dolayısıyla buna kapılıp da enaniyet yapmak bir insanın yapabileceği bir şey değildir. Yapmaması gereken bir şeydir. Müslüman da işte bunu çok iyi bilen bir varlıktır. Dolayısıyla mütevazilikle enaniyeti burada ayırt etmek gerekir. Sahip olunan şeyler değil, sahip olunan şeylere karşı verilen tepki, Allah'a karşı teslimiyetle görmek gerekiyor, inşaAllah.
Bir kardeşimiz şunu sormuş: “Özellikle sizin kanalınızda Suriyeliler konusunda sürekli ülkemize alınması gerektiğini konuşuyorsunuz. Peki aldığımız Suriyeliler aç-sokakta yaşıyorlar. Yani almak değil de bakmak önemli olan ve biz bakamıyoruz. Siz hala nasıl daha da mülteci alalım diye anlatıyorsunuz bu durum karşısında?” diyor.
Öncelikle olayın teknik yönüne bir bakmak gerekiyor. Bilmiyorum bu kardeşimiz farkında mı ya da biliyor mu bilgisi var mı bilmiyorum. Bizim güneydoğu illerimizde sınır bölgelerimizde oldukça geniş bir alana kurulmuş, çok fazla alana kurulmuş çok çeşitli mülteci kampları var ve bunlar gerçekten dünya standartlarında çok güzel mülteci kamplar ve oralara sürekli maddi akış devam ediyor. Konteynerlerde çok kapsamlı şekilde bir şehirleşme gibi bir şey oluşturulmuş. İncelerse kardeşimiz görebilir. Bu bakımdan Türkiye aslında dünyaya örnek olacak bir tavır gösterdi.
Şimdi teknik kısmını açıklayayım ben. “Suriyeliler aç-sokakta yaşıyorlar.” Bu tabii ki olmaması gereken bir şey. Biz İstanbul'da buna rastlıyoruz gerçekten. Fakat bu da tabii hükümetin bu konuda da bir açıklaması var. Onlar genel olarak mülteci kamplarını tercih etmeyen kişiler. Herhangi birikimleri olmadığı halde büyük şehirlere gelip yaşamak istiyorlar. Bu da tabii ki Türkiye'nin sistemine şu anda uymuyor. Dolayısıyla onların şu an için yapması gereken, geçici bir süre bu kamplarda hükümetin kontrolünde kalmaları gerektiği. Bunun için sanıyorum bir çalışma zaten şu anda yapılıyor. Bu teknik kısmıydı olayın.
Şimdi “hala nasıl almadan bahsediyorsunuz?” Bir kere bu hiçbir şekilde dile getirilmemesi gereken bir ifade. Ben Kuran ayetiyle açıklayayım. Mücadele Suresi 11. ayet. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. Diyor ki Rabbimiz: ''Ey iman edenler, size meclislerde yer açın denildiği zaman yer açın, Allah da size genişlik versin.''
Şimdi bu çok önemli bir şeydir. Yer açın dendiğinde. Bakın biz 2 milyon mülteciye, şu an resmi olmayan rakamlar 2 milyon, 2 milyon mülteciye yer açtık ülkemize. Biz çok zengin bir ülke değiliz. 4 milyar dolar harcama yaptık. Bu çok fazla bir miktar gerçekten. Hükümetin cebinden çıkmış bir miktar. Fakat Allah işte böyle bir fedakarlığı Müslümanların yapması gerektiğini söylüyor. Bunu yapın ki Allah da size yer açsın diyor. Genişlik bolluk versin diyor. Bu bir mucizesidir Rabbimizin. Şükrettiği zaman insan nasıl genişliyorsa, nasıl nimete sahip oluyorsa, bu da Kuran'ın ayetidir. Aynı şekilde bir zorda kalmış bir insana yer açtığında da Allah'ın genişlik vermesi, huzur ve güzellik vermesi Rabbimizden bir nimettir. Dolayısıyla biz Müslümanlar olarak bunu yapmak mecburiyetindeyiz. Biz hiçbir zaman sınıra yerleşmiş, orada kalmış gariban bir topluluğu geri püskürtecek, onları sınırımızdan içeri almayacak bir şey yapamayız asla. Gerçekten Türkiye dünyaya tarih boyunca anılacak çok büyük bir ders verdi bu konuda.
Şimdi Hocamız’ın hatırlattığı bir konuyu burada hatırlatmak istiyorum. Diyelim ki mültecileri almadık. O zaman işte onlar orada katledilecekler ve o katliamın sorumluları yine biz de olacağız. Diyelim ki Esad katletti tamam, Esad da olacak fakat biz de olacağız. Çünkü orada onları o zor durumda bırakan kişi de bundan mesuldür. Nasıl bir konuda azmeden mesuldür, bir cinayete azmeden mesuldür bu konuda? Aynı şekilde burada da gidin ölün demekle aynı şeydir. Dolayısıyla onların canlarından mesul oluruz. Biz onları kurtarmakla mükellefiz. Dolayısıyla Türkiye'nin burada yaptığı şeyi görmezden gelip sadece bir kısmını almak doğru değil. Tabii ki sokakta olmaları içler acısı, bunun olmaması gerekiyor. Fakat bu konuda alınmış tedbirler var ve umarım daha da iyileşecektir. Fakat gerçekten de çok örnek bir davranış ve şu anda -Allah vermesin- Halep'te de herhangi bir saldırı olsa bir buçuk milyon kişinin daha gelmesinden bahsediliyor ki bu çok gerçekten ciddi bir rakam. Fakat Türkiye her şeye hazırlıklı şu an, bölgenin kurtarıcısı konumunda. Bunu da es geçmemek gerekiyor. Ama bizim Müslüman olarak şarttır bunu yapmamız. Aksi takdirde bu ülke yok olur gider. Yani kendi benliğini, kendi varlığını kaybeder. Allah korusun.
DİDEM ÜRER: Tabii burada sadece aslında bizim ülkemiz değil bu sorumluluk bütün dünya ülkelerinin üzerinde de. Rusya da aslında bunu çok rahatlıkla yapabilir. İran bunu çok rahatlıkla yapabilir. Bütün Avrupa ülkeleri çok geniş topraklara sahipler ve bunun üzerinde zaten yaşlı nüfus çok ilerlemiş durumda. Ve çok az kişi yaşıyor aslında Avrupa'nın sınırları içerisinde. Türkiye'nin biliyorsunuz bir gün içerisinde aldığı mülteci sayısı Avrupa'nın bir yıl içerisinde aldığı sayıdan çok daha fazla. O yüzden biz tabii ki sorumluluk hissediyoruz. Vicdanlı bir milletiz. Vicdanlı bir hükümetimiz var. O yüzden de bunu son kişi kalıncaya kadar hangi mazlum olursa olsun hepsine sahip çıkma yönünde kanaat belirterek bunu uygulamaya devam edeceğiz. Sayın Başbakanımız da söylediği gibi, biz eğer bütün ileri medeniyetlere sahip olan bir ülke olmak istiyorsak ve ileri Türkiye'ye ulaşmak istiyorsak, yeni Türkiye'ye ulaşmak istiyorsak bunu yine merhamet anlayışımızla birlikte sürdürerek yapacağız diye söylemişti ki bu çok önemli bir açıklama ve olması gereken bir açıklama zaten.
Bir de bu soruyu soran kardeşimiz yüksek ihtimalle sosyal medyada gösterilen bazı videoları da şahit oluyor olabilir. İşkence videolarını zaten bir kenara bırakacağım. Bunlara insanın bakabilmesi bile mümkün olmuyor. İnsanlıktan nasibini almamış vahşet dolu videolar bunlar. Fakat Suriyeli insanlar son derece güzel ahlaklı, son derece asil insanlar. Bunlarla ilgili çok sayıda videolar var internette. Suriyeli bir çocuğun internet üzerinde dolaşan bir videosu vardı. Çok uzun süredir aç olduğunu anlatıyor ve sadece çimenle beslendiklerini anlatıyor. Ve kendisine soru sorulurken yüzündeki akıl, asalet, o hiçbir şekilde tamahkâr olmayan tavrı ve sadece yemek istediğinde ne yemek istersin diye sorulduğunda “ekmek” diye cevap veriyor. Ama o sırada o acının kendine getirdiği akıl ve güzellik yüzünde öyle bir tecelli ediyor ki, birçok insanlıktan nasibini almamış insanın o çocuğu gördüğünde kendine ders çıkartması gereken çok önemli gerçekten ibretler var o videoda.
Muhakkak sosyal paylaşım sitelerindeki bu videoları izlemenizi tavsiye ediyorum. İnsanlar bunları görerek en azından fark edemedikleri, düşünemedikleri şeyleri hiç olmazsa bu çocuklar vasıtasıyla, o akıllı canlar vasıtasıyla belki biraz düşünebilirler. Tabii ki kardeşimiz biz samimiyet içerisinde bu soruyu soruyor. Ama bu insanların sığınabilecekleri tek yer Türkiye Cumhuriyeti'dir. Türkiye Cumhuriyeti de bu görevini en mükemmel şekilde yerine getiriyor. maşaAllah.
AYLİN KOCAMAN: Bu akşamki yayınımız burada sona eriyor. İyi akşamlar.
DİDEM ÜRER: İyi akşamlar. Bize sorularınızı, merakettikleriniz@a9.com.tr adresine gönderebilirsiniz.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500