HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 27. Bölüm - İslam'da İnsan Hakları

Bakış Açısı - 27. Bölüm - İslam'da İnsan Hakları

Harun Yahya
39898
23 October, 2015
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 27. Bölüm - İslam'da İnsan Hakları

 

KARTAL GÖKTAN: Bakış Açısı’nın yeni bölümünden herkese merhaba.

 

Bugünlerde New York'ta ya da Paris'te yolda yürüyen insanlara şöyle bir soru yöneltsek; “İslam deyince aklınıza neler geliyor?” Muhtemelen cevap, bombalı intihar saldırıları, vahşet dolu infazlar ve Müslümanların kendi aralarında bile süren silahlı çatışmalar olacak.

Aslında bunların özü barışa ve sevgiye dayanan İslam'da bir yeri olmadığı tartışılmaz bir gerçek. Ne var ki bu gerçeği delilleriyle ortaya koyanların sayısı oldukça az. Bu yüzden de Batı'da Müslüman düşmanlığı derinden derine yayılıyor. İslam aslında öyle olmadığı halde demokrasiden uzak, insan haklarına değer vermeyen, baskıcı, özgürlükleri kısıtlayıcı bir din gibi görülüyor. Bu konuda Müslümanların üzerine çok önemli bir görev düşüyor. Kuran'da tarif edilen gerçek İslam'ı tüm dünyaya tanıtmak. Modern demokrasilerde ve hukuk devletlerinde olması gereken tüm vasıfların İslam'da mevcut olduğunu etkili bir şekilde anlatmak.

Ben Kartal Göktan. Bakış açısı İslam'da İnsan Hakları Dosyası başlıyor.

Program özetimize bakalım öncelikle:

İnsan Hakları ve Demokrasi,

Tarihin ilk anayasası Medine Vesikası,

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi nedir?

Avrupa İnsan Hakları ve Kuran-ı Kerim'de insan hak ve özgürlükleri İslam'ın gerçek yüzü nasıl tanıtılır?

Evet, ilk başlığımız insan hakları ve demokrasi.

İnsan hakları artık devletlerin, coğrafyaların çizdiği sınırların ötesinde kabul gören, vazgeçilmez bir değerler sistemi. Programımız boyunca da insan haklarını ele alacağımız için bu kavram neyi ifade ediyor? Kısaca giriş yapalım isterseniz.

İnsan hakları başka hiçbir ön şart aranmadan, sırf insan olunmasından dolayı tüm insanların doğuştan sahip olduğu dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez haklardır. Irk, ulus, etnik köken, din, dil ve cinsiyet ayrımı olmadan bu hakları kullanmakta herkes eşittir. İnsan hakları demokrasilerin düşünsel temelini oluşturur. Demokrasi ise insan haklarının gerçekleştirildiği ve güvence altına alındığı düzeni temsil eder. Bu açıdan demokratik rejimlerin insan hakları düşüncesinden ayrılması olanaksız.

Bugün Müslümanlara karşı yönelen en büyük ve en haksız eleştiri demokrasinin temeli olarak kabul edilen bu hak ve özgürlüklerin İslam'da olmadığı yönünde. Pek çok basılı düşünür ve siyasetçi, Kuran'ı bilmedikleri için İslam ve demokrasinin bağdaşmasının asla mümkün olamayacağını savunuyor. Oysa İslam bu kişilerin sandığının aksine insanlara geniş hak ve özgürlükler verir. Bunun en iyi örneği Peygamberimiz (sav) tarafından yürürlüğe konan ve tarihin ilk anayasası olarak kabul edilen Medine Vesikası'dır.

Medine Vesikası, tarihteki demokratik ve çok sesli anayasanın ilk ve en mükemmel örneğidir. Günümüzde hiçbir demokratik sistem, Peygamberimiz (sav)’in yürürlüğe koyduğu Medine Anayasası gibi bir düzeni getiremedi. Hiçbiri bunu Peygamberimiz (sav)’in uyguladığı şekilde uygulayamadı.

Medine Vesikası bundan yaklaşık 1400 yıl önce 622 yılında Hz. Muhammed (sav)’in önderliğinde kaleme alındı. Vesika tamamen Kuran'da bildirilen özgürlük, adalet ve eşitlik değerleri üzerine kurulmuştu. Farklı inançlara sahip olan halkların taleplerine cevap vermek üzere yazılı bir hukuki sözleşme olarak hayata geçti. Böylece 120 yıl boyunca birbirine karşı düşmanca duygular besleyen farklı din ve ırklara sahip topluluklar, bu anlaşma içinde yer aldılar. Hz. Muhammed (sav), Kuran ahlakı uygulandığında bu toplulukların arasındaki çatışmaların son bulabileceğini, hepsinin rahatlıkla bir arada yaşayabileceklerini gösterdi.

Medine Vesikası'nda çok geniş bir din ve inanç özgürlüğü sağlandı. Bu özgürlüğü ifade eden maddelerden biri, Kâfirûn Sûresi 109. ayette bildirilen, şeytandan Allah'a sığınırım: ''Sizin dininiz size, benim dinim bana'' hükmünün hayata geçirilmesiyle. Söz konusu madde şu şekilde:

 

''Beni Avf Mûsevîleri, müminlerle beraber aynı ümmettirler. Mûsevîlerin dinleri kendilerine, Müslümanların dinleri de kendilerinedir.”

 

 Medine Vesikası Müslümanlara karşı düşmanlıklarını açıkça göstermelerine rağmen müşriklerin haklarına ve hukuklarına karşı da koruyucu bir tavır aldı. Çünkü Kuran'a göre Müslümanlar anlaşma halinde oldukları müşrikleri kendi canları pahasına korumakla yükümlüdürler.

Peygamberimiz (sav)’in o dönemdeki bu demokrasi, sevgi ve barış anlayışı Kuran'a uygun olandır. Ancak bunu yaşayabilen bir Müslüman toplum görmek şu anda zor. Bu yüzden İslam kimi çevrelerde savaşı, terörü, baskıyı barındıran bir din olarak algılanıyor. Öbür tarafta Avrupa her zaman demokrasinin en iyi örneği olarak gösteriliyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi özgürlükleri üst düzeyde koruyan bir güvence olarak biliniyor. Ancak gerçek böyle mi?

Önde gelen uluslararası kurumların ve STK'ların raporları açıkça gösteriyor ki son yıllarda Avrupa Birliği ülkelerinde insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması gibi alanlarda ciddi sorunlar kaydedildi. Avrupa Konseyi Genel Sekreterinin Mayıs 2014 tarihinde sunduğu ''Avrupa'da Demokrasi, İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğünün Durumu'' adlı bir rapor var. O raporda bakın şu tespitler yer alıyor:

 

“39 üye ülkede yabancı düşmanlığı, İslam düşmanlığı ve Yahudi düşmanlığı dahil ırk ayrımcılığı yapıldığı ve azınlıkların haklarının ihlal edildiği, 20 üye ülkede göçmen ve sığınmacıların haklarının sağlanmasında eksiklikler olduğu, 11 üye ülkede insan kaçakçılığı yapıldığı, 8 üye ülkede ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği açıkça ifade edilmiştir.”

 

Yani demokrasiye örnek gösterilen Avrupa ülkelerinin kendileri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne riayet etmiyor. Peki nedir bu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi? Kısaca değinelim.

 

“Modern insan hakları belgelerinin ardındaki itici güç neydi” diye bakarsak yaşanan dünya savaşları, inanılmaz boyuttaki insan kayıpları ve insan hakları ihlalleri geliyor. Bu hakların savunulmasında ve uluslararası insan hakları hukukunun uygulanmasında Birleşmiş Milletler önemli bir rol üstlendi.

Erkek kadın ve çocukların temel insan hak ve özgürlüklerinin belirlendiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından benimsendi. Bu bildirge birçok ulusal ve uluslararası yasanın temeli. Bu bildirgede bulunan hakları topluca güvence altına almak için Avrupa Konseyi Üyeleri 1950 yılında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni imzaladılar.

Bu sözleşme, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alan hak ve özgürlükleri korumak için atılan ilk başarılı girişim olması açısından önemli. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere saygılı olmalarını sağlayan Avrupa'daki bağımsız tek kontrol mekanizması. Sözleşmenin önemi sadece sağladığı hakların genişliğiyle sınırlı değil. Aynı zamanda yapılan şikayetleri çözmek, uygulamaları denetlemek ve sözleşmenin yüklediği sorumlulukları gerçekleştirmek için bir koruma mekanizması. Bu sözleşme özellikle Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi ve dünyadaki diğer insan hakları sistemler içinde bir model oluşturdu.

Ancak bu hakların bugün Avrupa'da bile tam olarak uygulamaya geçirilemediğinden bahsettik. İnsanlar arasında hiçbir ayrım gözetilmemesi gerekirken bu haklar her insan için kabul görmüyor. Geçmişte bunun birçok örneğine şahit olduk. Bosna'da örneğin, Afrika'da işlenen uluslararası suçlarla ilgili Birleşmiş Milletler bireylerin haklarını korumak yerine siyasi dengeleri gözeten bir tutum içinde oldu.

 Avrupa kendilerini ilgilendirmediğini düşündükleri bölgelerdeki darbelere ses çıkarmadı. Suriye'de 4 yıldır yaşanan bir insanlık dramı var ve Avrupa bunu hala görmezden geliyor. Halen göçmenlere ve mültecilere karşı bazı Avrupa ülkelerinin insanlık dışı tutumlarına şahit oluyoruz. O insanları kendileriyle eşit görmüyorlar ve dolayısıyla kendileriyle aynı haklara sahip olamayacağı gibi bir çarpık mantıkları var. Ülkelerinde taş üstünde taş kalmamış, ölüm korkusundan son bir umutla Avrupa'ya sığınmak isteyen mültecilere kapıları kapayıp “ülkenize dönün” demek, onları ölüme göndermek. Dünyadaki her insan gibi onların da güvenlik içinde yaşamaya ve doğuştan gelen tüm haklarını kullanmaya hakkı var.

Bunlar ve bunlar gibi yaşanmış birçok örnek bize şunu gösteriyor; İnsan hakları, masa üstünde imzalanan belgelerle değil ancak Kuran ahlakı ile tüm dünya insanlarına uygulanabilir. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklerin çok daha fazlasını barındıran, insana en üst seviyede değer veren sistem 14 asır önce Kuran-ı Kerim'de tüm insanlığa sunuldu.

Gelin şimdi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi maddeleriyle Kuran ayetlerini birlikte inceleyelim ve aslında demokrasinin en gelişmiş, en modern, en adil şeklinin İslam’da olduğu gerçeğini gözler önüne serelim.

İnsan haklarının en temel maddesi yaşama hakkıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ikinci maddesiyle, istisnai durumlar dışında herkesin yaşama hakkı, yasanın koruması altındadır. İslam'da insan hayatı için çok değerli görülür. Ayetlerde bildirildiği gibi kasten adam öldürmek büyük bir günahtır ve bir insanın öldürülmesi tüm insanlığın öldürülmesi gibidir.

 

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın haksız yere öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu öldürülmesine engel olarak diriltirse bütün insanları diriltmiş gibi olur.” (Maide Suresi, 32)

 

 “Ve onlar Allah'la beraber başka bir ilaha tapmazlar. Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ağır bir cezayla karşılaşır.” (Furkan Suresi, 68)

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 4. maddesine baktığımızda köle edinme ve zorla çalıştırma yasaklanır. Kölelik İslam öncesi dönemde Arap Yarımadası'nda oldukça yaygındı. Bu dönemde varlıklı kişiler hayvanlardan bile daha hor gördükleri kölelerini insani olmayan koşullarda çalıştırıyorlardı. Oysa Kuran'a baktığımızda öncelikle kölelere eziyet edilmemesi, onların durumlarının düzeltilmesi ve nihayetinde serbest bırakılması teşvik edilir. Kuran'da kefaret olarak kölelere özgürlük verilmesini emreden ayetlerden biri şu şekildedir:

 

''Bir mümine hata sonucu olması dışında bir başka mümini öldürmesi yakışmaz. Kim bir mümini hata sonucu öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ailesine teslim edilecek bir diyeti vermesi gerekir. Onların bunu sadaka olarak bağışlamaları başka. Eğer o mümin olduğu halde size düşman olan bir topluluktan ise, bu durumda mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması gerekir. Şayet kendileriyle aranızda antlaşma olan bir topluluktan ise bu durumda ailesine bir diyet ödemek ve bir mümin köleyi özgürlüğüne kavuşturmak gerekir.” (Nisa Suresi, 92)

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesine göre her kişinin özgürlük ve güvenliği hakkı vardır. Kuran'a baktığımızda bireylerin güvenliğini sağlamaya yönelik çok sayıda ayet görürüz. Müslüman olmayan ve Kuran'da ahlâken eleştirilen kişilerin güvenliği konusunda Müslümanların kendi canlarının tehlikeye gireceği bir durum bile olsa çok titiz olunması emredilir.

 

“Eğer müşriklerden biri senden eman isterse ona eman ver. Öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun. Sonra onu güvenlik içinde olacağı yere ulaştır. Bu onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.” (Tevbe Suresi, 6)

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesi de Kuran'da 1400 yıl önce sağlanmış bir hakkın gündeme getirilmesi aslında. Sözleşmeye göre herkes kendisine yöneltilen suçlamalara yönelik bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahip. Hukuk sistemine baktığımızda, genellikle hakimlerin ilk dereceden soy bağı olan şahıslarının davalarına adaleti hakkıyla sağlayamayacağı endişesiyle bakma yasağı vardır. Kuran'da ise adaletin sağlanması konusunda en üst seviyede titizlik gösterilmesi, adaletle hükmetmeleri emredilir. Hatta bu durum Müslümanların kendileri ve anne babalarının aleyhine olsa bile:

 

 “Ey iman edenler! Kendiniz, anne babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. Onlar ister zengin olsun, ister fakir olsun. Çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp hevanıza uymayın. Eğer dilinizi eğip-büker, sözü geveler ya da yüz çevirirseniz şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.” (Nisa Suresi, 135)

Gelelim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesine.

 

Buna göre herkes özel hayatına, aile hayatına ve konutuna saygı gösterilmesi hakkına sahip. Kuran'da özel hayatın gizliliği ve konuta saygı gösterilmesi konusunda hükümler yer alır. Bu ayetlerde evlere nasıl girilmesiyle ilgili bilgilere varacak kadar detaylı şekilde açıklama vardır:

 

''İyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir. Ama iyilik sakınanın tutumudur. Evlere kapılarından girin. Allah'tan sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (Bakara Suresi, 189)

 

8. maddede yer alan aile hayatı yalnızca sosyal ilişkilerle sınırlı değil. Aynı zamanda mirasçılık hakları gibi maddi türde menfaatleri de içeriyor. Aynı şekilde haklarının korunması hususunda en çok zorluk çeken kadınların, çocukların ve yetimlerin Müslümanlar tarafından titizlikle korunması, adaletle davranılması ayetlerde emredilir:

 

“Kadınlar konusunda senden fetva isterler. De ki, onlara ilişkin fetvayı size Allah veriyor. Bu fetva, kendilerine yazılan hakları veya mirası vermediğiniz ve kendilerini nikâhlamayı istediğiniz yetim kadınlar ve zayıf çocuklarla yetimlere karşı adaleti ayakta tutmanız konusunda size kitapta okunmakta olanlardır. Hayır adına ne yaparsanız şüphesiz Allah onu bilir.” (Nisa Suresi, 127)

 

Sözleşmenin 9. Maddesinde, herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahip olduğu belirtilir. 10. maddesinde ise herkesin görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahip olduğu.

Kuran'da anlatılan İslam, insanlara inanç ve düşünceyi ifade etme özgürlüğünü verir. Kuran ile insanlara inançları ve düşünceleri güvence altına alınmıştır. Kuran ayetlerinde başka inançtan olduğu için ya da İslam'ın gereklerini yerine getirmedikleri gerekçesiyle insanlara baskı uygulanması, hatta bugün bazı ülkelerde gördüğünüz gibi katledilmeleri gibi bir hüküm asla mevcut değildir. Kuran'da “dinde asla zorlama olmadığı” belirtilir. Tüm inanç sahiplerini ve inançsızları da korumaya alan bir üstün demokrasi modeli tarif edilir.

Her Müslüman Kuran ahlakının gereği olarak insanlara doğruyu göstermekle, doğru yolu göstermekle, onları iyiliğe davet etmekle ve kötülükten men etmekle yükümlü. Ama bu hiçbir zaman bir insanı kendisi gibi düşünmeye mecbur etmek anlamına gelmiyor. Müslüman doğruyu gösterir, seçimi karşısındaki kişiye bırakır.

 

“De ki: Ey kâfirler. Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim ibadet ettiğime ibadet edecek değilsiniz. Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim. Siz de benim ibadet ettiğime, ibadet edecek değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kafirun Suresi, 1-6)

“Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara 'zor ve baskı' kullanacak değilsin.” (Gaşiye Suresi, 21-22)

 

Sözleşmenin ayrımcılık yasağı ile ilgili 14. maddesine de değinmek istiyorum. Bu maddeyle sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır. Irkçılık, tarih boyunca ilahi dinlerde Allah'ın bildirdiği hükümler tarafından ortadan kaldırılsa da Darwinizm ile yeniden gelişti. Darwinizm, insanların sözde daha ilkel canlılardan evrimleştiğini, bu hayali süreç içinde bazı ırkların diğerlerinden ileri gittiğini öneri sürer. Bu şekilde ırkçılığa sözde bilimsel bir maske kazandırmaya çalışır. Oysa Kuran'a göre insanlar arasındaki ırk, renk, cinsiyet ya da diğer başka bir özellik bir ayrımcılık sebebi olamaz. Üstünlüğün yalnızca Allah'a yakınlığa bağlı olduğu yani ahlaka göre olduğu Kuran'da şöyle bildirilir:

 

“Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız, ırk ya da soyca değil, takvâca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haber alandır.” (Hucurat Suresi, 13)

 

Sözleşmede belirtilen ve bu dosyada yer vermediğimiz diğer bazı temel haklar ve Kuran'da bu hakların korunması ya da teşvikine yönelik çok sayıda ayet mevcut. Gördüğünüz gibi İslam adına silahlar kuşanmanın, mezhep farklılığı öne sürerek Müslüman kardeşini vurmanın, farklı inançlara sahip insanların canına kastetmenin Kuran'da anlatılan gerçek İslam'da yeri yok. Dolayısıyla Kuran'da bu kadar delil varken bazı Müslümanlar bu delilleri anlatmak yerine karşı tarafı ikna etmekte oldukça zayıf ve yetersiz kalan demeçler veriyorlar.

Öyleyse İslam'ın gerçek yüzünü nasıl bir etkili bir şekilde tanıtabiliriz? Sıradaki başlığımızda bunu görelim.

Bazı Müslüman kanaat önderlerinin ''Bu yapılanların İslam'la ilişkisi yok, İslam barış dinidir'' şeklindeki demeçleri ''Gerçek Müslümanlar biziz’' diyerek ölüm yağdıranların karşısında oldukça etkisiz kalıyor. Çünkü ayetlerle ve somut bilgilerle anlatım yapılmıyor. Ve bu koşullarda Müslümanların üzerine büyük ödevler düşüyor.

Bugün uluslararası medyada İslam'ın terörizmle, sanat ve bilim düşmanlığıyla özdeşleşmesine yol açan görüntülerin nedeni Kuran değil. Bağnazca yorumlar ve bazı sahte rivayetlerin dinin temeli gibi kabul edilmesi. Bu durum karşısında yapılması gereken, yaşananları yok kabul etmek değil elbette. İslam karşıtlığı nedeniyle tüm suçu karşı tarafa yüklemek de değil. Veya sadece bunlar İslam'da yok deyip geçmek de değil. Bunun yerine özgürlüğün, yaşam hakkının, sanatın ve bilimin İslam'ın ayrılmaz bir parçası olduğu anlatılmalı. Kuran'daki deliller bu konuda ön yargı sahibi insanları ikna etmek için yeterli olacaktır.

Zayıf itirazlar ve savunmalar yerine İslam'ın Kuran yerine başvurulan sahte kaynaklar nedeniyle yanlış temsil edildiği gösterilmeli. Kuran'ın yeterliliği savunulmalı. Kuran'la uyuşmayan sahte kaynaklar Kuran'dan delillerle çürütülmeli. Şimdiye kadar bu sahte kaynaklar yüzünden yanlış bir İslam inancına sahip olmuş kişilere gerçek Kuran ahlakı anlatılmalı.

Kuran'a dayalı İslam ahlakına göre her Müslüman yaşadığı toplum içerisinde her türlü düşüncenin ve inancın rahatça ifade edilmesine açık olmalı. Karşısındakinin hayatına, fikirlerine, yaşantısına, inancına saygı duymalı. Düşüncelerin, ideolojilerin baskı altına alınıp yasaklanması Müslüman için bir kolaylık değil, tam tersine ilmi mücadelesini daha güç hale getirecek bir zorluk. Herkesin her düşünceyi açıkça ifade edebildiği bir ortamda din daha kolay anlaşılır, gelişir ve güçlenir. Din ahlakına uygun olmayan, hatta dinsiz ideolojilere ve fikirlere karşı gereken cevabı ilmi ve fikri olarak tam verebilir. Karşı tarafı baskıyla değil, bilimsel yöntemlerle ikna edebilir. Unutmamak gerekir ki zor ve baskıyla mümin değil, münafık yetişir ancak. Ki Kuran'a göre münafıklık insanlar için en kötü makamdır.

Programımız boyunca demokrasinin temeli sayılan insan haklarının İslam'da olmadığını eleştiren çevrelere, İslam'ı bu kişilerin sandığından çok farklı olduğunu Kuran'dan delillerle açıkladık.

Demokrasi denildiğinde insanların aklına gelen özgürlük, adalet, kimseye baskı yapılmaması, her insanın birinci sınıf vatandaş olması, insanların fikrinden dolayı yargılanmaması gibi tüm kavramların özünün İslam'da mevcut olduğunu gördük. Müslümanlar da bunu Kuran'dan delillerle çok güçlü bir şekilde anlatmalılar. İslam'ın gerçek yüzünü tanıtmalılar.

Bu konuda Sayın Hocamız Adnan Oktar'ın “Karanlık Tehlike Bağnazlık” Kitabı herkesin mutlaka okuması gereken çok önemli bir rehber. Bu programın içeriğini de bu kitabı kaynak alarak hazırladık. Programı da Hocamız’ın bir anlatımıyla kapatmak istiyorum.

 

ADNAN OKTAR: “Demokrasinin Şahı Sultanı Mehdi (as)’dır. Demokrasinin kitabını yazan insan Mehdi (as)’dır. Kuran, demokrasiyi en güzel şekilde açıklıyor. Demokrasi sevgidir, sevgili demokrasidir. Sevgiden tezahür eder demokrasi. Sevgiyi beslemek içindir demokrasi. Sevginin bahçesidir. Sevgi, demokrasi bahçesinde güzel yaşar. Güzel gelişir. Ve Mehdiyet’tir demokrasinin asıl uygulayıcısı. Kaderindeki kadar hizmet yapabilir. Fethullah Hoca Cemaati kaderindeki kadar hizmet yapabilir. Dışına çıkamaz.”

Evet, bu akşam da programımızın sonuna geldik. Yeni bir bakış açısı bölümüyle tekrar buluşana dek. Hoşça kalın.


 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
youtube
Anayasa
Bakış açısı
Bağnaz
Bağnazlık
Bağnazlığa Karşı Mücadele
Demokrasi
Kartal Göktan
Kuran Ahlakı
Kuran-ı Kerim
Medine Vesikası
Radikalizm
bağnaz zihniyet
Özgürlük
İnsan Hakları
İslam Ahlakı
İslam Terörü Lanetler