HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 28. Bölüm - İslam ve Bilim

Bakış Açısı - 28. Bölüm - İslam ve Bilim

Harun Yahya
1800
18 Ocak, 2016
Bakış Açısı
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Bakış Açısı - 28. Bölüm - İslam ve Bilim

 

KARTAL GÖKTAN: Merhaba, Bakış Açısı’na hoş geldiniz.

 

Geçtiğimiz haftalarda Türkiye adına sevindirici bir haber gündemdeydi. İsveç'te düzenlenen törenle Nobel Kimya Ödülünü alan bir Türk bilim adamından Prof. Aziz Sancar'dan bahsediyorum. Ancak medya, Nobel sahipleri Ekim ayında açıklandığında Sancar'ın bilimsel çalışmalarından çok etnik kökeniyle ilgilendi. Mardin'de doğup büyümüş olan Sancar, bu spekülasyonlara ''Ben Türk'üm o kadar'' diyerek son noktayı koydu. Sancar'ın bu ifadesi PKK terör örgütü tarafından sürekli gündemde tutulmak istenen Türkiye'deki sözde Türk-Kürt ayrımcılığına da bir cevap niteliğinde aslında. Türkiye'de ister Arap, ister Kürt, ister Laz, isterse Türk olsun herkes bu ülkenin vatandaşı olma manasında Türk olarak anılıyor. Etnik kökeni ne olursa olsun herkes aynı haklara, aynı özgürlüklere sahip. Sancar'ın bu sözleri de Türkiye'de etnik bir ayrımcılık sorunu olmadığını tüm dünyaya bir kez daha gösterdi.

Sancar'ın ödülünün ardından ortaya çıkan bir gerçek daha var. Nobel Bilim Ödülünü kazanan Müslümanların azlığı. Peki İslam aleminin bugün yetiştirebildiği dünyaca tanınmış bilim adamlarının sayısı neden birkaçı geçmiyor? Müslümanlar bugün bilime neden ciddi anlamda bir katkı sağlayamıyorlar?

Ben Kartal Göktan, Bakış Açısı İslam ve Bilim Dosyası başlıyor.

Program özetimize bakalım öncelikle:

 Bugün hangi başlıkları ele alacağız görelim.

Din ile bilim çatışır iddiası yanlıştır.

İslam bilim ve teknolojiye nasıl yön verdi?

İman eden bilim adamları ne diyor?

Ve geleceğin teknolojisi kimlerin eseri olacak?

İlk başlığımıza başlıyoruz. İsterseniz önce Müslümanların Nobel tarihine kısaca göz atalım.

Nobel'in ödüllerinin 114 yıllık bir geçmişi var. Bu da toplamda 573 ödül ve bu ödüllerin verildiği 900 kişi demek. Peki Nobel tarihinde bu ödüle layık görülen Müslümanların sayısı sizce kaç dersiniz? Sadece 11. O 11 kişinin 6'sı Barış ödülünü almış. Geri kalan 5 Nobel'in 2'si Edebiyat, yalnızca 3'ü Bilim dalında.

Nobelli Müslüman bilim adamlarından ilki, Pakistanlı Prof. AbdüsSalam. Elektromanyetik etkileşimle elementel parçacıkların zayıf etkileşimini kapsayan kuramı birlikte geliştirdikleri, iki batılı bilim adamıyla birlikte 1979 Nobel Fizik Ödülünü paylaştı.

İkinci olarak ise, California Teknoloji Enstitüsü'nde fizik ve kimya profesörü olan Mısırlı Ahmet Zeval. Femtokimya üzerine yaptığı çalışmaları nedeniyle 1999 Nobel Kimya Ödülünü kazandı.

Ve son olarak 2015 yılı Nobel Kimya Ödülünü Kuzey Carolina Üniversitesi'nde Biyokimya ve Biyofizik bölümünde öğretim üyesi olan Türk Profesör Aziz Sancar aldı. Ödüle layık görülen çalışması pek çoğumuzun farkında olmadığı ama içimizde her an kusursuz bir şekilde işleyen muhteşem bir olayla, DNA'nın onarımıyla ilgili.

Günümüzün Müslümanlarının yaşadığı coğrafyaya bakarsak, Batı Afrika'dan uzak doğuya kadar yayılan geniş bir alan karşımıza çıkıyor. Peki bu topraklarda yaşayan ve yaklaşık 2 milyar kadar bir nüfusu bulunan Müslümanlar neden sadece 3 Nobel Bilim Ödülü çıkartabilmiş? Materyalistler işte bu soru karşısında her zaman yaptıkları gibi bir takım propaganda yöntemlerine başvuruyorlar. Bilim karşısındaki yenigilerini gizleyebilmek için ortaya attıkları iddia din-bilim çatışması.

Dinin tarihi boyunca bilime karşı olduğu, bilimin ancak din terk edildiğinde gelişebileceği gibi gerçek dışı hikayeleri anlatıyorlar. Halbuki İslam dini akıl ve vicdan dini. İnsan aklıyla Allah'ın bildirdiği gerçekleri görür. Vicdanını kullanarak da gördüklerinden sonuç çıkarır. Örneğin akıl ve vicdan sahibi bir insan evreni ya da herhangi bir canlıyı incelediğinde bunu üstün bir aklın, ilim ve güç sahibinin yarattığını hemen kavrar. Dünyanın tesadüfen oluştuğu gibi bir iddianın ise akıl dışı olduğunu kolaylıkla anlar. Yani aklını ve vicdanını kullanarak düşünen her insan Allah'ın varlığının delillerini tüm açıklığıyla görebilir. Bu nedenle Allah Kuran'da insanları yaratılış delillerini düşünmeye ve incelemeye çağırır. Allah'ın insanları üzerinde düşünmeye çağırdığı konulardan bazıları ayetlerde şöyle bildiriliyor:

Şeytandan Allah'a sığınırız: “İnsan bir baksın hangi şeyden yaratıldı.” (Tarık Suresi, 5)

 ''Bakmıyorlar mı o deveye nasıl yaratıldı? Göğe nasıl yükseltildi? Dağlara nasıl oturtulup kuruldu? Yere nasıl yayılıp döşendi?'' (Gaşiye Suresi, 17-20)

Ayetlerde de görüldüğü gibi Allah insanları gökyüzü, hayvanlar, doğum, coğrafi özellikleri gibi konularda araştırma ve inceleme yapmaya çağırıyor. Tüm bu varlıkları incelemenin ve araştırmanın yolları ise zaten bilimin kendisi. Bilimsel araştırmalar sonucunda elde edilen bilgiler insanlara yaratılışın sırlarını, Allah'ın sonsuz ilmini, aklını ve gücünü tanıtır. Bilim Allah'ın kudretini takdir edebilmenin, Allah'ın sanatını görebilmenin bir yolu. Allah bilimin öğrenilmesini ve bilimsel incelemeler, araştırmalar yapılmasını emreder. Bu nedenle de pek çok bilimsel keşif 9. yüzyıldan 14. yüzyıla kadar dönemin en ileri uygarlığı olan İslam uygarlığının bir ürünü.

Şimdi dilerseniz İslam'da bilim tarihine kısaca bir göz atalım.

İslam tarihine baktığımızda Kuran'la birlikte Orta Doğu coğrafyasına bilimin de girdiğini görürüz. İslam öncesinde Araplar her türlü batıl inanışa ve hurafeye inanan evren ve doğa hakkında hiçbir gözlem yapmayan bir toplumdu. Ancak İslam’la birlikte bu toplum bilgiye önem verir hale geldi. Kuran'ın emirlerine uyarak evreni ve doğayı gözlemlemeye başladı. Sadece Araplar değil, İranlılar, Türkler, Kuzey Afrikalılar gibi pek çok toplum İslamiyet’i kabullenmesinin ardından aydınlandı. Allah'ın Kuran'da insanlara öğrettiği akılcılık ve gözlemcilik özellikle 9. ve 10. yüzyıllarda büyük bir medeniyetin doğmasına yol açtı. Bu dönemde yetişen çok sayıda Müslüman bilim adamı astronomi, matematik, geometri, tıp gibi bilim dallarında çok önemli keşifler gerçekleştirdi.

İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından Cabir bin Hayyam kimyasal maddeleri dört grupta toplar. Cabir bin Hayyam’ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak bilinen La Boir’e öncülük eder. El-Kindi, Einstein'dan 1100 yıl önce 800 yılında izafiyet teorisiyle uğraşır. Tıp ve eczacılıkta İbni Sina ve Razi gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi ekler. Özellikle optik alanında 11. yüzyılda İbni Heysem, bu bilim dalını tek başına yeniden inşa eder. Harizmi, Hint rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları oluşturur. Trigonometrik bağlantıları, bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren El-Battani’dir. Tarihte sibernetiğin kurucusu olma şerefi El-Cezeri'ye aittir. Sibernetik, haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. Bu bilim zamanla gelişerek bugün kullandığımız bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan tanıdı.

Burada can alıcı bir soru çıkıyor karşımıza. Peki Müslümanlar geçmişte son derece görkemli ve köklü medeniyete sahipken bugün bilime neden ciddi anlamda bir katkı sağlayamıyorlar? Bu soruya yanıt aramak için öncelikle Müslümanların bilimde önce olduğu dönemleri inceleyelim.

Müslümanları çölün iptidai şartlarından alıp, zamanın en üstün bilim ve uygarlık seviyesine ulaştıran şey, Kuran'ın getirdiği yeni bir ahlak ve eğitim anlayışıydı. Kabileler, Kuran ışığında aldıkları ahlaki eğitim ve terbiye sayesinde süratle değişime uğradı. Edindikleri gücü ve maddi imkanları doğru yolda kullandılar. Böylece çok kısa bir sürede baş döndürücü bir hızla ilerleyen Müslümanlar çok güçlü devletler kurarak insanları adalet ve istikrarla tanıştırdılar.

Şu bir gerçek ki, bir millet kalıcı olabilmek ve kalkınmak için güçlü ve esaslı temellere ve mükemmel bir ahlaki yapıya muhtaç. İslam kendi toplumuna kazandırdığı güç ve kalıcılığı topla tüfekle sağlamadı. Fikir ve düşünceleri besleyerek işe başladı. Önce düşünceleri doğru yola sevk etti. Topluma adalet, kardeşlik, merhamet ve sevgi ruhu aşıladı. Böyle bir ortamda insanlara bilim sevgisi de aşılandı.

Müslüman bilim adamları kendilerini ve yaşadıkları dönemleri sürekli geliştirdiler. Bilgilerinin kaynağı Kuran'dı. Bilime ve bilimsel gelişmeleri işaret eden Kuran ayetlerinden kuvvet aldılar. Allah'ın mucizeleri kendilerini hep yeni araştırmalara yönlendirdi. Böylece İslam alimleri İslam biliminin her alanda kendilerinden önceki sistemlerin önüne geçmesine vesile oldular. Ancak kimi Müslümanlar zamanla gerçek Kuran'a alakadan ayrıldılar. İslam'ın gerçeğinden uzaklaştılar. Günümüz Müslümanlarının yapması gereken de tekrar Kuran'a sımsıkı sarılmak. Allah'ın emrettiği gibi bilimle uğraşarak büyük bir şevkle yaratılışın delillerini derinlemesini incelemek.

Gördüğünüz gibi bilimselliğin dinden uzak kalmakla oluşacağını zannedenler büyük bir yanılgı içerisindeler. Materyalist ve ateist çevreler her ne kadar çaba gösterseler göstersinler asıl gerçek şu; Bilime konu olan tüm varlıkları ve sistemleri yaratan Allah. Dolayısıyla dinin ve bilimin samimi ve akılcı olarak uygulandıkları sürece daima uyum içerisinde oldukları çok açık bir gerçek. Bu açık uyumun bir göstergesi de geçmişte ve günümüzde yaşayan, buluşlarıyla insanlığa önemli hizmetlere dokunmuş, iman eden bilim adamları.

Sıradaki başlığımızı da hep birlikte görelim.

Bilimle uğraşan, evrenin sırlarını açığa çıkarmaya çalışan bir bilim adamı aslında Allah'ın yarattığı sanatı inceler. İşte bu nedenle dinle bilim ayrılmaz bir bütün. Bilim adamı Allah'ın sonsuz gücünü, sanatını, yaratmasındaki benzersizliği ortaya koyan kişi. Bu yüzden sanılanın aksine bilim adamları Allah'ın varlığını, birliğini en çabuk fark edebilen kişiler aslında. Çünkü bilimsel çalışmalarında Allah'ın varlığının delillerine çok yakından şahit oluyorlar. Bu insanlar yaptıkları her incelemede Allah'ın yarattığı mükemmel bir sistem ve kusursuz bir detay ile karşılaşıyorlar. Bu yüzden güçlü bir imana da sahip olabilirler. Allah bir ayetinde bilim adamlarındaki Allah korkusunun ilminin derecesine göre yüksek olduğunu şöyle bildiriyor:

''Kulları içinde ise Allah'tan ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar. Şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.” (Fatır Suresi, 28)

Örneğin evreni inceleyen bir bilim adamını düşünelim. Kendini bir anda binlerce mucizevi dengeyle karşı karşıya buluyor. Sınırlarını belirlemenin mümkün olmadığı uçsuz bucaksız uzay. Uzaydaki milyarlarca galaksi ve bu galaksilerdeki milyarlarca yıldız. Hepsi de büyük bir uyum içerisinde milyarlarca yıldır varlıklarını sürdürüyor. İşte bu kusursuz dengeler ona büyük bir araştırma şevki verir. Bilimsel araştırmalar yapmak ve evrenin sırlarını öğrenmek konusunda son derece istekli ve kararlı olur. Çağımızın en büyük dehası olarak kabul edilen Albert Einstein bir yazısında iman eden bilim adamlarının dinden aldıkları bu ateşleyici gücü bakın şöyle ifade etmiş:

“Evrenle ilgili dini duygunun bilimsel araştırmaların en güçlü ve en soylu nedeni olduğu kanaatindeyim. Şüphesiz ki bu duyguyu bilimsel zihniyetiyle ilk kuranlar, en kuvvetli sezmişlerdi. Evrenin yapısını, bilimsel ve akılcı bir şekilde anlamak, insana en derin iman duygusu verir. Yıllarca mesai sonunda kavradıkları evren anlayışı, Kepler ve Newton'a böyle derin duygular vermiştir.”

 Johannes Kepler, yaratıcının eserlerindeki lezzeti tatmak için bilimle ilgilendiğini söylemiştir. Tarihin en büyük bilim adamlarından biri olan Isaac Newton ise bilimsel araştırmalarını yapma çabasının ardındaki sebebin Allah'ı bulup tanımak isteği olduğunu ifade etmiştir.

 

Bu sözler dünya tarihinin en önemli bilim adamlarından sadece birkaçına ait. Bu kişiler ve bunlar gibi Allah'ın varlığına iman eden daha yüzlerce bilim adamı var.

Tam beş kez Nobel ödülüne aday gösterilen Dr. Henry Fritz Schaefer, dünyanın en nitelikli üçüncü kimyageri olarak kabul edilir. Kendisi Georgia Üniversitesi'nde kimya profesörü ve Quantum Kimya Merkezi'nin direktörüdür. İnançlı bir bilim adamı olan Schaefer, bilimsel çalışmalarının amacının Allah'ı tanımak olduğunu şöyle söyledi:

 “Bilimin bir anlam kazandığı ve bana zevk verdiği anlar kendi kendime işte bu Allah'ın yaratması dediğim anlardır.”

Lazer ışığını ile atomları yakalama metotları geliştirdiği için daha 50 yaşına varmadan Nobel ödülü kazanan günümüz fizikçilerinden William Phillips. İnançlı bir bilim adamı. Nobel ödülünü kazandıktan sonra katıldığı bir basın toplantısına bakın şöyle dedi:

“Allah bize içinde yaşayabileceğimiz ve keşfedebileceğimiz muhteşem bir dünya verdi.”

Görüldüğü gibi Allah'ın evreni nasıl bir yaratılışla var ettiğini görebilme isteği tarihte pek çok bilim adamının en büyük motivasyon kaynağı. Çünkü evrenin ve canlıların yaratılmış olduklarını kavrayan bir insan aynı zamanda bu yaratılışta bir amaç olduğunu da kavrar. Amaç ise beraberinde anlam meydana getirir. Bu anlamı kavrayabilmek, delilleri bulmak, detayları incelemek isteği bilimsel çalışmalara büyük bir güç kazandırır. Ancak evrenin ve canlıların yaratılmış oldukları gerçeği reddedilirse o kişi için bu anlamda ortadan kalkmış olur. Örneğin materyalist felsefe ve Darwinizme inanan bir bilim adamı evrende hiçbir amaç olmadığı her şeyin kör tesadüfler ürünü olduğu yanılgısına kapılır. Bu durumda onun açısından evreni ve canlıları araştırmanın da gerçek bir anlamı kalmaz. Allah'a iman etmeyen kimseler imanın getirdiği manevi şevki yaşayamazlar. Belki en başında büyük bir heyecanla başladıkları bilimsel araştırmalar bir süre sonra onlara tek düze ve monoton olaylar olarak görünmeye başlar. Bu zihniyetteki kişilerin hayattaki amaçları geçici olan dünya hayatına yönelik çıkarlardır. Para, makam, şöhret, itibar gibi dünyevi hırslar. Bu kişiler ancak kendilerine bunları kazandıracak çalışmaları yapabilirler. Allah'ın varlığına ve büyüklüğüne iman eden bilim adamları ise dünya yönelik makam, mevki, ün, para gibi hırsları taşımazlar. Bilimsel araştırmalarda gösterdikleri gayret de son derece samimi olur. Allah rızası için iman eden diğer insanlara da fayda verebilme amacını taşırlar. Ve bu konuda bir sınır da tanımazlar. Verebilecekleri en yüksek faydayı sağlamak için, insanlara en güzel şekilde hizmet edebilmek için çalışırlar. Bu samimi çabalarına karşılık olarak da son derece verimli insanlar olurlar. Yaptıkları işlerden her zaman güzel sonuçlar çıkar. Bu açıdan geçmişte olduğu gibi geleceğin teknolojisinin de kimlerin eseri olacağı açıkça ortaya çıkıyor.

Allah adına bilime hizmet eden alimlerin yaşadıkları döneme ve sonrasına nasıl rehberlik ettiklerinden bahsetmiştik. Aynı şekilde güçlü bir samimiyetle Kuran'ın hikmetine sığınan bugünkü bilim adamlarımız da bundan sonraki yüzyılları aydınlatacak gelişmelere Allah'ın izniyle imza atacaklar. Bilgi ve teknolojinin Allah'ın rızasını gözetmek ve O'na şükretmek için kullanılması Hz. Süleyman (as) devrinde olduğu gibi günümüzde de bu nimetlerin güzelliğini ve sayısını arttıracak. Mehdiyet’in bereketiyle Altın Çağ devrinin gelmesiyle insanlar buna şahit olacaklar.

Peygamberimiz (sav) hadislerinde Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)’ın zuhuruyla birlikte yaşanacak bilimsel ve teknolojik gelişmeleri kapsamlı olarak tarif etmiş. Bu teknolojik gelişmeler inşaAllah Hz. Mehdi (as)’ın dünyanın her yerindeki insanlara ulaşmasına, İslam dinini ve Kuran ahlakını tebliğ etmesine vesile olacak.

Hocamız Sayın Adnan Oktar bir sohbetinde, yüce Allah'ın bilim ve teknolojiyi Hz. Mehdi (as)’ın emrine verdiğini açıklamıştı. Dünyanın hep bugünlere hazırlandığını, binlerce yıl bilimin çok yavaş geliştiğini ama Hz. Mehdi (as) devrinde adeta bir başka aleme geçildiğini anlatmıştı. Çünkü ancak yaşadığımız dönemdeki bilimsel imkanlar ve teknoloji ile dünya hakimiyetinin mümkün olacağını söylemişti Hocamız.

İşte Mehdiyet’in bereketiyle altın çağda bilim, teknoloji, iletişim ve tıp alanında çok büyük gelişmeler yaşanacak. Her yeni gelişme tüm insanlığın hizmetine verilecek. Bu şekilde dünyanın dört bir yanında yaşayan insanların hayatları kolaylaşacak. Bilim ve teknoloji ile birlikte giderek hızlanan ve kolaylaşan iletişim ve ulaşım sayesinde bir zamanların milletler arası seyahatleri bir semtten bir diğer semte gitmek kadar kolay olacak.

Şu anda da kullanılan cep bilgisayarları sayesinde iletişim en kolay ve en güçlü şekilde anında sağlanabiliyor. Bu ve çok daha gelişmiş sistemlerin emniyet birimleri tarafından sıkça kullanılması sayesinde de suç ve suçlu oranlarında da büyük bir düşüş yaşanacak. Böylece toplumlar daha rahat ve huzur içinde hayatlarını sürdürme imkanına kavuşacaklar.

Tıptaki gelişmeler sayesinde insan sağlığı da çok iyi bir düzeye ulaşacak. Herkese sağlık hizmeti verilebilir duruma gelecek. Hücre ve DNA konusundaki araştırmaların artması ve geliştirilmesiyle insanlar daha uzun ömürlü olacaklar. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ahir zamanda tıptaki bu gelişmelerin nasıl olacağını bir hadisinde bakın şöyle haber vermiş:

“Onun zamanında ömürler uzayacaktır.” (El Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar)

Bütün bunlar sadece Allah'ın nimetlerine şükredilmesi vesilesiyle olacak. Yüce Allah'ın nimetlerine şükredilmesinde bir gevşeklik yaşanmazsa Allah nimetlerini artırmaya devam edecek inşaAllah. Evet bugünkü programımızın sonuna geldik. Yepyeni bir konuyla tekrar bakış açısında görüşmeye dek. Hoşça kalın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
youtube
Bilim
İslam Ahlakı
İslam ve Bilim
İslamiyet