HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 5. Bölüm / Mülteci sorunu

Bakış Açısı - 5. Bölüm / Mülteci sorunu

Harun Yahya
890
11 Nisan, 2014
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 5. Bölüm / Mülteci sorunu

 

KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar, Bakış Açısına hoş geldiniz. Programımızın yeni bölümüyle karşınızdayız.

 

Dünya gündeminden hiç düşmeyen konulardan bir tanesi mülteci sorunu. Son dönemde özellikle Suriyeli mültecilerin durumları dünya medyasında sık sık ele alınıyor. Ancak mülteci sorunu yalnızca Suriyelilerle sınırlı değil. Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan çatışmaların etkisiyle milyonlarca insan mülteci konumuna düşmüş durumda. Peki, vatanlarından, sevdiklerinden, tüm imkanlarından uzakta olan bu insanlar nasıl bir hayat yaşıyor? Onlara bakış açımız nasıl olmalı? Oluşturulan kamplar, yapılan yardımlar sorunu çözmek için yeterli mi? Avrupa Birliği ülkeleri neden mültecilerle ilgili sorumluluk almaktan kaçınıyor? Bazı İslam ülkeleri neden soruna karşı duyarsız? Tüm bu soruların yanıtlarını programınızda bulacaksınız. Bakış açısı mülteciler dosyası başlıyor.

Bu akşamki program özetimize bakalım hemen.

Öncelikle Künye bölümümüz ile mülteciler hakkında genel bilgiler vereceğiz.

Tarihi arka plan bölümünde geçmişteki önemli göç hareketlerini anlatacağız.

Güncel durum raporu ile Suriyeli mültecilerin ve dünya genelindeki diğer mültecilerin mevcut durumunu ortaya koyacağız.

Son olarak perde arkası başlığımızda, Avrupa Birliği'nin özellikle Orta Doğu'dan gelen mültecilere yönelik yanlış bakış açısına değineceğiz.

Tüm bu bilgileri aktarırken Kuran'i bakış açısının nasıl olması gerektiğini de sürekli olarak hatırlatacağız.

İlk olarak künye bölümümüzde programımıza başlıyoruz. Bu başlığımızda mülteci, sığınmacı ve göçmen kavramları kimler için kullanılıyor onu göreceğiz. Ve dünyadaki mültecilere dair genel bilgiler sunacağız.

Mülteci kimdir başlığımızla programımıza başlayalım. 1951 Cenevre Sözleşmesi'ne göre mülteci kavramı şöyle tanımlanıyor. Menşei ülkesi dışında bulunan, ırkı, dini ve bir toplumsal aidiyeti ya da siyasal görüşü nedeniyle zulme uğramaktan haklı nedenlerle korku duyan ve bu korku nedeniyle ülkesinin korumasından yararlanamayan ya da yararlanmak istemeyen kişi. Dünya genelindeki mülteciler ise ülkelerini terk etme sebeplerine göre sınıflandırılıyor. Örneğin zulümden kaçanlar, keyfi olarak gelenler, ülkelerindeki çatışmalardan kaçanlar ya da insan hakları ihlalleri sebebiyle yaşadıkları bölgeleri terk edenler gibi.

Mültecilik, belli prosedürlere tabi olan ve uluslararası hukukta yeri bulunan bir statü. Bu statünün dışında hemen hemen aynı sebeplerle ülkelerinden ayrılan kişilerin durumu için başka kavramlar da mevcut. Aralarındaki farkları görmek için şimdi bu kavramların tanımlarına bir bakalım.

Sığınmacı, mülteci statüsü almaya yönelik başvurusu bulunan fakat bu başvurusu karşıdaki ülkenin yetkileri tarafından halen soruşturma safhasında olan kişi için kullanılan kavram. Yani sığınmacılık geçici bir durumu ifade ediyor. Örneğin Türkiye sığınmacılara geçici bir koruma sağlıyor. Bu amaçla da açık sınır politikası uyguluyor. Güvenlik ve insani yardım sağlıyor. Ancak gelenler mülteci statüsüne sahip değiller. Ülkelerindeki durum düzelene kadar kendileri için hazırlanan kamplarda istedikleri kadar kalabiliyorlar. Bu kamplarda Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin değil Türkiye'nin kontrolü altında.

Diğer bir kavram olan göçmenlik ise, çoğu zaman ekonomik gerekçelerle ülkesini gönüllü olarak terk edip başka bir ülkeye yerleşen kişi için kullanılıyor. Göçmenlik konumu kişinin gittiği ülkedeki yetkililerin bilgi ve izni dahilinde oluyor. Eğer kişi kendini bildirmezse ve izinsiz yerleşirse o zaman kaçak göçmen tanımına giriyor.

 Evet, şimdi dünyadaki mültecilerin genel durumuna bir bakalım.

İster göçmen olsun, ister sığınmacı, ister mülteci, çeşitli sebeplerle evini-barkını, eşini-dostunu, hayatını geride bırakıp her şeyi göze alarak ülkesinden kaçmak zorunda kalan ve bir yabancı ülkeye gelip sığınma talebinde bulunan milyonlarca insan var. Bu insanların dağılımını ilk resmin üzerinden inceleyelim.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin 2012 yılı sonunda açıkladığı rapora göre, dünyadaki toplam mülteci sayısı 45.2 milyon. 2012 yılı sayıları bunlar. Ve yalnızca 2012 yılı sonunda ülkesini terk edenlerin sayısı 7.6 milyon. Resmimizde bu mültecilerin dağılımını görüyoruz. Ağırlıklı olarak Asya ve Pasifik'ten mülteci geldiğini görüyoruz, %34. Orta Doğu Kuzey Afrika %15, Sahra Altı Afrika %25 ile takip ediyor. Ve bu mültecilerin büyük bir çoğunluğunda savaşlar nedeniyle ülkelerinden ayrılmak zorunda kaldığını görüyoruz.

Evet, savaşlar nedeniyle ülkelerinden ayrılanların %55'ini Afganistan, Somali, Irak, Suriye ve Sudan gibi iç savaş ve çatışma yaşanan 5 ülkeden kaçanlar oluşturuyor. Dünya genelinde ülkesinden kaçan, ülkesinden sürülen ya da iltica başvurusunda bulunan insanları barındıran ülkeler sıralamasında en çok mülteciyi barındıran ülke Pakistan ve İran. Almanya 590.000 kişiyle 3. sırada. Türkiye ise 10. sırada. Mültecilerin statüsüne ilişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi'nin 60. yılının kutlandığı 2011 yılında pek çok ülkede çatışma ve zulüm olayları arttığı için dünya genelinde mülteci sayısında son 10 yılın en hızlı artışı yaşandı. Kendi ülkelerinin içinde zorla yerinden edilen 3,5 milyon insanla birlikte toplam 4,3 milyon insan 2011 yılı boyunca zorla yerlerinden edildi.

Az önce verdiğimiz toplam mülteci rakamının bu anlamdaki dağılımına bakalım şimdi resmin üzerinden. 15.2 milyon mülteciler, 895 bin kişi sığınmacılar ve 26.4 milyon kişi de ülke içinde yerlerinden edilmiş insanlar olarak bu toplam mülteci sayısını oluşturuyor. 45.2 milyon rakamını oluşturuyor.

Evet, bir başka istatistikimiz de vatansız kişilerle ilgili. Hemen grafiğimiz üzerinden bakalım. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin 2012 yılı raporunda 12 milyon kişinin vatansız olduğu ortaya konmuş durumda ve yine 2012 rakamına göre 15 milyon kişi mülteci olarak kaydedilmiş. 18 Aralık tüm dünyada Dünya Göçmenler Günü olarak kutlanıyor ve bugünün 13. yıl dönümünde Uluslararası Göç Örgütü'nün yaptığı bir açıklama oldu. Bu açıklamaya göre 2013 yılında 2360 göçmen sınırları geçmeye çalışırken hayatını kaybetti. Kayıt altına alınmayan ölümlerle bu sayının çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor.

Devletlerin sınırlarda göçmenlere karşı aldığı önlemlere her gün bir yenisi ekleniyor. Sınırlarda artan bu ölümler devletlerin aldığı bu önlemlerle yakından ilgili. Sınırlara tel örgü ve duvar çeken devletler göçmenleri daha büyük riskler alarak yola çıkmaya zorluyor.

Devletlerin düzensiz göç hareketlerini kontrol etmeye çalışırken aldıkları bu önlemler savaş, çatışma, zulüm, insan hakları ihlali gibi nedenlerle ülkelerinden kaçmak zorunda kalan mültecileri de etkilemeye devam ediyor.

Şimdi sıradaki bölümümüz olan tarihi arka planıyla programımıza devam ediyoruz. Tarihi arka plan bölümümüzdeyiz.

Bu başlığımızda geçmişteki önemli göç hareketlerini anlatacağız. İslam tarihindeki Ensar-Muhacir ilişkisiyle mültecilere karşı örnek tavrının nasıl olması gerektiğini aktaracağız. Ve mülteci sorunlarına karşı ortaya çıkan yasa, anlaşma ve kurumlardan bahsedeceğiz.

Tarih boyunca milyonlarca insan yaşadıkları zulümden kaçmak için kendi istekleriyle ya da zorla yurtlarından uzaklaştılar. Şimdi bu göç hareketlerinin bazılarına kısaca bir göz atalım.

15. yüzyılda 300 bin Yahudi İspanya'dan çıkarıldı. Tarihte dinleri ya da etnik kökenleri yüzünden göç etmek zorunda bırakılan birçok insan ya da topluluk var. 15. yüzyılın sonlarında Engizisyon döneminde 300 bin Yahudi de İspanya'dan bu şekilde çıkarıldı. Bunlardan bazıları yollarda öldü. Büyük çoğunluğu Osmanlı Devleti'ne sığındı.

1917 devriminden sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni terk eden Ruslar oldu. Mültecilik sorunu daha çok devlet sınırlarının belirginleştiği 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkmıştı. Ekim devriminden sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni terk eden 1 milyonu aşkın kişi dünyanın çeşitli yörelerine dağıldı.

Yine 1936-1939 İspanya İç Savaşı'nın ardından İspanya'dan kaçan cumhuriyetçiler olmuştu. İspanya iç savaşının ardından İspanya'dan kaçan cumhuriyetçiler Fransa'ya ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne sığınmıştı. Tarihteki en büyük mülteci hareketlerinden bazıları ise ülkelerin bölünmesi sonucunda ortaya çıktı. 1947'de Hindistan, Hindistan ve Pakistan olarak iki bağımsız ülkeye ayrılınca, Batı Pakistan'da yaşayan 5 milyonu aşkın Hindu ve Sih Hindistan'a, hemen hemen aynı sayıda Müslüman da Hindistan'dan Pakistan'a geçti.

1948'de Filistin'in bölünmesi ve İsrail devletinin kurulması, Filistinlilerin kitleler halinde ülkelerini terk ederek mülteci olmaları sonucunu doğurdu.

1950'lerden sonra Afrika'da bağımsız devletlerin ortaya çıkışıyla ülke sınırları da belirginleşti. Bu nedenle kabileler arası çatışmalar ya da savaşlar sonucu yurtlarını terk etmek zorunda kalan binlerce Afrikalı başka ülkelerde mülteci olarak yaşamaya başladı.

1980'lerde görülen büyük mülteci hareketlerinden biri de Afganistan'da yaşandı. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği askerlerinin Afganistan'a girmesinin ardından 2 milyon Afganlı Pakistan'a geçti. 1989'da Bulgaristan'da yaşayan Türk kökenlilerin adlarının değiştirilmesini protesto ederek kalabalık gruplar halinde Türkiye'ye gelmesi de bu yıllarda görülen önemli mülteci hareketler arasında.

Peki ülkesinde çok zor şartlar altında kalmış, tüm hayatlarını geride bırakıp yabancı bir ülkeye kaçmak zorunda kalmış mültecilere nasıl bir tavır sergilemeliyiz?

Bunun en güzel örneği İslam tarihindeki Ensar-Muhacir ilişkisi. Mekke'den Medine'ye göç eden muhacirlere yardım eden Medineli Müslümanlara ensar denmiştir. Kuran'da da bu topluluğa işaret eden ayetler vardır. İslam tarihinde ensar olarak anılan Medine halkı, Mekke'de zulüm altında olan ilk Müslümanları şehirlerine davet etmiş, onlarla evlerini, topraklarını paylaşmış, kendilerinin bu davet nedeniyle düşmanların taarruzlarına maruz kalmasını göze almışlardı. Hatta onları evlerinde ağırlamak için birileriyle yarışa girmiş, sonunda aralarında kurra çekmek zorunda kalmışlardı. Ensarın gösterdiği bu üstün ahlak ve fedakarlığı aynı şekilde bizim de zulüm gören, zorda kalmış mültecilere karşı göstermemiz gerekiyor. Çünkü İslam ahlakı bunu gerektiriyor. Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Size ne oluyor ki Allah yolunda ve ‘Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli, koruyucu sahip gönder, bize katından bir yardım eden yolla’ diyen erkek, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz.” (Nisa Suresi, 75)

Türkiye'nin şimdiye kadar hiçbir çıkar gözetmeden tüm mültecilere kapılarını açması, onların güvenliğini sağlaması, ihtiyaçlarını karşılaması, maddi kaynaklarını bu hayırda harcaması tamamen İslam ahlakından kaynaklanıyor. Ancak ne yazık ki İslam ülkelerinin genelinden aynı çabayı göremiyoruz. Bunun en önemli sebebi aradaki mezhep farklılıkları. İslam ahlakının tam yaşanmamasından kaynaklanan bu bölünmeler yüzünden, kimi Müslümanlar din kardeşlerinin yaşadığı zulümleri görmezden geliyor. Farklı mezhepten oldukları için onlara yardım etmekten çekiniyor. Diğer bir yanlış algı da fakirlik korkusu. Gelecek olan mültecilerin ülkelerine yük olacağını ve ülkelerindeki maddi kaynakları bitireceğini düşünüyorlar. Halbuki bu Kuran'la tamamen çelişen bir düşünce. Kuran'da yolda kalmış kişilere yardım ile uzatılması şöyle emredilmiştir:

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Akrabaya hakkını ver. Yoksula ve yolda kalmışa da. İsraf ederek saçıp savurma.” (İsra Suresi, 26)

Evet, tarihi arka plan bölümümüzün üçüncü ve son başlığıyla devam ediyoruz. Bu bölümde ilgili yasa, anlaşma ve kurumların ortaya çıkışını anlatacağız.

İslam ahlâkı tam olarak yaşanmadığı için günümüzde mültecilerle ilgili çok fazla sorun çıkıyor. Bu sorunlar birden çok ulusu ilgilendirdiği için mültecilere yardımcı olmak ve sığındıkları ülkelere uyum sağlamalarını kolaylaştırmak için uluslararası örgütler devreye giriyor. Bu örgütlerin ilklerinden olan Milletler Cemiyeti, 1921'de Norveçli kaşif ve devlet adamı Dr. Fridjof Nansen'i mülteciler komisyonu başkanlığına atadı. Oluşturulan Milletler Cemiyeti pasaportu ile mülteciler uluslararası yolculuk yapma olanağına kavuştu.

Mülteciler konusuyla ilgilenen diğer bir uluslararası örgüt ise Birleşmiş Milletler. 2. Dünya Savaşı'nın ardından 1951'de kurulan Birleşmiş Milletler, Mülteciler Yüksek Komiserliğinin görev kapsamına ırkı, dini, uyruğu ya da siyasal düşünceleri nedeniyle yurttaşı olduğu ülkede barınamayan kişiler de giriyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, mültecilere yerleştikleri ülkenin yurttaşlığına kabul edilmelerine kadar geçen sürede siyasal ve yasal koruma sağlıyor. Mültecilerin yerleştiği ülkelerin hükümetleriyle ilişkiye girerek çalışma ve eğitim olanaklarından yararlanma, kimlik ve yoksulluk belgelerini alma, mahkemeye başvurabilme gibi mülteci haklarını savunuyor.

Orta Doğu'daki Filistinli mültecilerle Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin dışında Birleşmiş Milletler'e bağlı özel bir mülteci yardım kuruluşu ilgileniyor. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım İdaresi 1949'da İsrail Devleti'nin kuruluşundan sonra, yurtdışında kalan Filistinli mültecilere yardım amacıyla oluşturuldu. Bu kuruluş, açtığı kamplarda ya da kamp dışında yaşayan Filistinli mültecilere okullar ve sağlık klinikleri açıyor, meslek eğitimi veriyor, yiyecek ve yiyecek yardım yapıyor.

Günümüzde uluslararası yardım örgütlerinin dışında mültecilerin daha insanca yaşama olanaklarına sahip olabilmeleri için çalışan yerel ve gönüllü örgütler de var. Programımızın başında mülteciler hakkında genel bilgileri vermiştik. Sıradaki bölümümüzle güncel verilere devam ediyoruz.

Güncel durum raporu ile programımıza devam ediyoruz. Bu bölümde Suriyeli mülteciler ve diğer mültecilerin son yıllardaki durumu hakkında bazı istatistiki bilgiler vereceğiz.

İlk olarak Suriyeli mülteciler hakkında bilgiler aktaralım. Ekranda bir grafiğimiz var. Bu grafik 2013 yılı Aralık ayında Birleşmiş Milletler tahminlerini yansıtıyor. Ve bu tahminlere göre 2.4 milyon insan Suriye'den kaçan mülteci konumundaki kişiler ve komşu ülkelerine sığınma talebinde bulunmuşlar. Bunların bir kısmı hala kayıt bekliyor.

Komşu ülkelere başvurulan mültecilerin %97'sinin komşu 5 ülkede toplandığını görüyoruz. Bu ülkeler Türkiye, Lübnan, Ürdün, Irak ve Mısır. Resmi rakamlara göre Türkiye'de 600'e bine yakın kayıtlı Suriyeli mülteci var. Tabii bunlar kayıtlı mülteciler. Bunun dışında kayıtlı olmayan çok daha yüksek rakamlarda mültecilerden bahsetmek mümkün.

Çevre ülkelerde durum böyleyken Avrupa Birliği ülkeleri ne durum nasıl? Sıradaki resmimizle bunu inceleyelim.

Avrupa Birliği maalesef çok az sayıda mülteciyi kabul ediyor ve 2014 yılı için Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin açıkladığı rakamlar var. Bu rakamlara göre Avrupa Birliği ülkelerinden bazıları şu kadar mülteci kabul etmeyi taahhüt ettiler. Almanya 11.000 kişi, ABD 2.000 kişi kadar kabul ediyor. Ve altlara doğru indiğimizde Belçika'nın 75, Moldova'nın 50, Macaristan'ın 10, Wittgenstein'ın 4 gibi rakamlar verdiğini görüyoruz. Tabii şimdi bu tabloya baktığımızda milyonlarca insanın ülkesini terk ettiği, zor koşullar altında yaşam mücadelesi verdiği bir ortamda, taahhüt edilen bu rakamların son derece yetersiz olduğu ve sembolik olduğu anlaşılıyor.

Birleşmiş Milletler Suriye'de 9 milyon insanın kısa bir süre içerisinde insani yardım almadığı takdirde ölüme yaklaşacağını da belirtiyor. Ancak kuşatma altındaki bölgelere ilaç ve gıda girişine izin verilmiyor. Şu anda Suriye'de yaklaşık 5 milyon insan açlık tehlikesi altında yaşıyor ve sağlıklı içme suyuna ulaşamıyor. Şam'daki Yermük gibi mülteci kamplarında insanlar aylardır yiyecek bir şey bulamıyorlar. Yaklaşık 1 yıldan bu yana rejim güçlerinin ablukası altındaki Yermük mülteci kampında açlıktan ölenler oldu biliyorsunuz ve sayısı 100'e kadar çıktı bunların. Suriye topraklarında açlık, soğuk ve salgın hastalıklarla pençeleşen 4.300.000, Suriye dışında ise sığınmacı olarak zor durumda olan 1.200.000 çocuk var. Elektrikler aylardır kesik, bombardımanda yaralanan küçük çocukların ameliyatları cep telefonu ışığı altında anestezisiz ve ağrı kesici almadan yapılıyor. Savaşın başlangıcından bu yana 120 bin kişi hayatını kaybetmiş durumda.

Birleşmiş Milletler İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Durumlar Koordinatörü Valerie Amos, Birleşmiş Milletlerin bölgede yetersiz kaldığını şöyle itiraf ediyor:

“Kuşatma altındaki bölgelerde yaşayan yaklaşık 250 bin kişiye hiçbir şekilde ulaşamıyoruz. 2,5 milyon kişi ise ulaşılması zor bölgelerde bulunuyor ve çok az sayıda yardım götürülebiliyor.”

Evet, buraya kadar sadece Suriyeli mültecilere ait tabloyu verdik. Şimdi dünyanın geri kalan bölgelerinde durum neymiş hep beraber görelim.

Birleşmiş Milletler Mülteci Örgütü raporuna göre 2013 yılının zorla yerinden edilen insanların sayısı mülteci örgütü tarafından öngörülen en yüksek rakamlara ulaşıyor. Rapora göre 5.9 milyon insan yılın ilk 6 ayında evlerinden kaçmaya zorlandı. Bu rakam 2012 yılının tamamında ise 7.6 milyondu. Yerinden edilmelerdeki en yüksek rakam Suriye'den geliyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin 2013 yarı yıl eğilimleri raporu bazı alanlardaki keskin artışları gözler önüne seriyor. Bu alanlar arasında yeni mültecilerin sayısı da var. 2013 yılının ilk yarısında bu sayı 1.5 milyonu buldu. 2012 yılı boyunca ise bu rakam 1.1 milyondu.

Diğer bir önemli konu ise sayısı 4 milyonu bulan kendi ülkelerin içinde yerinden edilmiş insanlar. Bu rakam 2012 yılının tümü boyunca 6.5 milyona ulaşmıştı. Ayrıca 450 bin sığınmacı başvurusu vardı ve bu rakam aşağı yukarı bir önceki yılı ile aynı seviyede.

Rapor 2013 yılının ilk yarısını yakın geçmişte yerinden edilmiş insanlar açısından en kötü periyodlardan biri olarak tanımlıyor. Küresel olarak 2012 sonu itibariyle yerinden edilmiş insanların sayısı 45.2 milyona ulaşmıştı ve bu kadarı bile 1990'ların başından itibaren görülen en yüksek rakam.

2012'de 11.1 milyon olan mülteci sayısında da 600.000 kişilik bir artış var. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin ilgilendiği ülkelerdeki yerlerinden edilmiş insan sayısında 2012 yılı sonundaki 17.7 milyonluk rakamda 20.8 milyona çıkmış durumda.

Diğer yandan 33.700 mülteci 2013 yılının ilk 6 ayında 3. ülkede yerleştirilirken 189.300 mülteci kendi ülkesine, ülke sınırları dahilinde yerinden edilmiş 688.000 kişi ise evine geri döndü.

Filistin Merkezi İstatistik Birimi de 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü dolayısıyla bir rapor yayınladı. Bu rapora göre 2013 yılı Ocak ayı itibariyle Batı Şeria, Gazze, Kudüs ve çevre ülkelerde 5.3 milyon Filistinli mülteci statüsünde yaşıyor. Birleşmiş Milletler, Filistinli mültecilere yardım kuruluşu kayıtlarına göre bunların %17'si Batı Şeria'da, %24'ü Gazze'de. Ayrıca raporda İsrail'in kurulduğu 1948 yılında Filistin topraklarındaki nüfusun %66'sına tekabül eden 957.000 kişinin zorla göç ettirildiği ve nasıl yıkıcı bir dram yaşadıkları hatırlatıldı.

Mültecilerin sayısındaki bu inanılmaz artışa karşı daha fazla insani yardım gerekirken Avrupa Birliği hiç de etik olmayan tavırlar ve uygulamalar sergiliyor.

Gelin şimdi Avrupa Birliği ülkelerinin böyle davranma nedenlerini ve uygulamalarını perde arkasında masaya yatıralım.

Perde arkası bölümümüzdeyiz. Programımızın önceki bölümünde de gösterdik. Avrupa Birliği ülkeleri özellikle Suriyeli mültecileri kendi ülkelerine kabul etme noktasında gönülsüz davranıyor ve kendi ülkelerine gelmelerini engellemek için bazı politikalar uyguluyor. Bu politikalar neler? Neden uygulanıyor bu politikalar? Perde arkası bölümümüzde bunları konuşacağız.

Uluslararası Af Örgütü, Avrupa'nın Suriyeli mülteciler konusunda izlediği politika ilişkin bir rapor hazırladı. Bu raporda Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetti'nin şu açıklamaları yer alıyor:

“Avrupa Birliği mültecilere güvenli bir sığınak temin etme konusunda üzerine düşeni yapmakta çok kötü bir şekilde başarısız oldu. Bütün Avrupalı liderler kendilerini ilgilendiren bu durumla ilgili başlarını utançla öne eğmeliler. Avrupa Birliği sınırlarını açmalı, güvenli geçişi sağlamalı ve bu içler acısı insan hakları ihlallerini durdurmalı.”

Avrupa'da emniyet ve koruma peşindeki on binlerce kişi gemi ya da kara yoluyla çetin yolculuklara çıkarak hayatlarını riske ediyor. Uluslararası Af Örgütü’nün araştırması, onların önce Büyükkale Avrupası'nın barikatlarını aşması gerektiğini ortaya koyuyor. Birçoğu polis ya da sahil güvenlik tarafından şiddetle geri püskürtülüyor veya acınası koşullarda haftalarca alıkoyuluyor.

Her yıl Akdeniz'i geçmeye çalışırken yüzlerce kişi ölüyor. 2013 yılının Ekim ayında 3 gemi Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya geçmeye çalışırken battığında 650 kadar mülteci bir göçmenin öldüğü tahmin ediliyor.

Geçen senenin ilk 10 ayında ise Suriye'den 10.000'i aşkı mültecinin İtalya kıyılarına ulaştığı bildiriliyor. Gemi yoluyla Avrupa'ya ulaşmaya çalışan mültecilere yönelik geri itme operasyonu yapılıyor. Bu operasyonlar son derece insanlık dışı olabiliyor. Örneğin raporda bir mültecinin Yunanistan görevlileri hakkındaki şu sözlerine yer veriliyor:

 “Gemide bütün erkekleri yere yatırdılar. Üzerimize bastılar ve 3 saat boyunca silahlarıyla bize vurdular. Sonra sabah 10 civarında motoru söktükten sonra bizi plastik botumuza geri koydular ve Türk sularına bizi geri götürüp denizin ortasında bıraktılar.”

 Raporda Suriye'deki iç savaştan kaçan 2.3 milyon savunmasız mültecinin 12.000'ini kabul eden Avrupa bütün mültecilerin yalnızca 0.5'ine kapılarını açmış oluyor. Asıl önemli nokta ise 10.000 mülteciye sığınma hakkı veren Almanya bu listeden çıkarıldığında geriye kalan 27 Avrupa bir ülkesinin toplamda 2340 mülteciyi kabul etmiş durumda olması.

Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı Büyükkale Avrupa, Suriyeli mülteci utancı ortaya çıktı. Raporunun çarpıcı kısımları şöyle:

Suriyeli mültecilere Fransa 500, İspanya ise 30 yer ayırırken 18 Avrupa Birliği üyesi devlet, Birleşik Krallık ve İtalya'da dahil hiç yer teklif etmedi. Bugüne kadar 55.000 mülteci Avrupa'ya ulaşıp sığıma talep etmeyi başarırken bu sayı yalnızca toplam mülteci sayısının %2.4'ünü oluşturuyor.

Uluslararası Af Örgütü'nün raporda yayılan bir başka eleştiri noktası ise, 2012 yılında Avrupa'da mültecilere yönelik insan hakları ihlalleri yaşanmasına ve uygulanan sınır politikalarına rağmen Avrupa Birliği'nin Nobel Barış Ödülünü alması. Nobel Komitesi Başkanı, Avrupa Birliği'nin 60 yılı aşkın süredir insan haklarına, demokrasiye ve barışı olan katkılarından dolayı Nobel Barış Ödülüne layık görüldüğünü belirtmişti. Görünen o ki, insan haklarını, özgürlüğü, barışı ve demokrasiyi savunan Avrupa kendi ülkelerinde yaşama hakkı bulamayan bu insanlara özgür ve güvenli bir yaşama imkanı sağlamaktan çekiniyor. Peki Avrupa Birliği yaşanan bu insanlık dramlarına karşı neden bu kadar duyarsız? Yaşam mücadelesi vererek sığınma talebiyle gelen insanlara karşı neden sırt çeviriyor, neden korkuyor?

Bu korkuyu geliştiren en önemli sebep, Müslümanlığın Orta Doğu'da ve birçok ülkede gerçek haliyle yaşanmıyor olması. İslam dini gerçekten Avrupalı toplumların çok rahat edeceği, demokrasinin, özgürlüklerin en ileri anlayışına sahip. Ancak İslam'ın özünden uzaklaşıp dini bağnaz anlayışla yaşayan çevreler tarafından İslam insanlara tutucu, bağnaz, hayatı kısıtlayıcı, tüm güzelliklere, estetiğe, sanata, neredeyse yaşamın kendisine karşı bir inanç gibi empoze ediliyor. Bu sebeple İslamiyet'in özgürlükleri, modernliği, müzik, heykel, resim, tiyatro gibi sanat dallarını ve demokratik bir yaşam tarzını kısıtladığı sanılıyor.

Dolayısıyla kendilerini sanatın ve demokrasinin lideri konumunda gören Avrupa ile İslam'ı onlara yanlış tanıtan bu anlayışın taban tabana zıt olması yaşanan bu korkuyu güçlendiriyor. Bu korkuyu engellemek de Müslümanların elinde. İslam'da asla yeri olmayan bağnazlığa bir an önce son vermeleri ve İslam'ın özünü yaşamaları gerekiyor. Avrupa'da çizilen yanlış imajı ancak bu şekilde kaldırabiliriz.

Müslümanlar son derece modern, kültürlü, kaliteli ve eğitimli olduklarında estetiği ve sanata önem verdiklerinde Avrupa'nın duyduğu korku da yok olur.

Ancak her ne sebeple olursa olsun Avrupa Birliği'nin bu kadar refah içinde yaşarken tüm yaşananlara gözünü kapaması kabul edilemez. Bu yaptıkları tamamen insan hakları ihlalidir. Eğer bunun savunucusu olduklarını iddia ediyorlarsa buna göre davranmalılar.

Öte yandan kimi İslam ülkelerinde mültecilere karşı duyarsız ve gönülsüz bir yaklaşım içinde olması önemli bir eleştiri konusu. Müslümanlar her türlü mezhepsel farklılığı, ekonomik kaygıyı, toplumsal endişeyi bir yana bırakıp dünyanın her yerinde zor durumda olan kardeşlerine sahip çıkmalılar.

Perde arkasında ikinci başlığımızda devam ediyoruz.

İlk başlığımızda Avrupa Birliği'nin insan hakları konusundaki hassasiyetinden bahsettik. Ancak şu zamana kadar bunun tam aksi yönünde davrandılar. Ülkelerine sığınmak isteyen, hayatları tehlike altındaki mültecileri engellemeye yönelik uygulamalar getirdiler. Bu uygulamalardan biri de geri kabul anlaşması. Avrupa Birliği bu anlaşmayı imzaladığı ülkelerden gelen yasadışı göçmenleri aynen geriye yolluyor. Günümüzdeki en güncel örneklerinden biri de 16 Aralık 2013 tarihinde Türkiye ve Avrupa Birliği arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması. Ancak sınırları kontrol etme amacıyla imzalanan bu anlaşmaları insan hakları açısından değerlendirirsek, bu tamamen hedef ülkelerin sorumluluklarını başka ülkelere yüklemeye çalıştığı ve ciddi insan hakları ihlallerine sebep verecek bir uygulama. Bu anlaşmaların amacı bir ülkenin ülkesinde kalma şartlarını taşıyamayan ya da bu şartları kaybetmiş olan 3. ülke vatandaşlarını vatandaşları olduğu ülkeye geri göndermelerini düzenlemek. Örneğin eğer birisi pasaportu, vizesi olmadan yasal olmayan giriş noktalarından ülkeye girmişse ya da yasal olarak girmiş ancak vize süresi bitmişse bu kişiler vatandaşı oldukları ülkelere geri gönderilir.

Elbette her devletin kendi sınırlarını kontrol etmek, güvenliğini sağlamak, ülkeye giren-çıkanları tespit etmek gibi bir hakkı var. Bunda karşı çıkılacak herhangi bir durum yok. Ancak bu hak mutlak ve sınırsız olmamalı. İşte bu da insan hakları hukuku tarafından kısıtlanıyor. Dolayısıyla bir ülkenin kara, deniz veya hava sınırlarını aşarak bu ülke sınırları içine girmek uluslararası hukuku ilgilendiriyor. Yoksa sınırlardan içeri giren herkesi kaçak göçmen olarak nitelemek ve sınır dışı etmek her zaman doğru bir hukuki davranış olmayabilir. Çünkü bu kişi bir mülteci ya da insan ticareti mağduru olabilir. Gerçekten de geri kabul anlaşmasına konu olan insanların çoğu orada insani korumaya kavuşacağını düşünen, bunun için yolculuğunun başında ölümü göze alan, ancak derdi bile dinlenmeden geri gönderilen insanlar. Ne yazık ki gittikleri ülkeler onları bir yük gibi görüyorlar ve bir an önce onlardan kurtulmak istiyorlar. Bu acele kararlar da devletlerin ciddi insan hakları ihlalleri işlemesine neden oluyor.

Perde arkası bölümünde son başlığımız geri itme politikası. Avrupa'nın sığınmacıları ve göçmenleri sınırlarını sokmamaya yönelik diğer bir uygulaması geri itme politikası. Bu uygulama bir grup kişinin içinde bulundukları özel şartlar dikkate alınmadan toplu bir şekilde sınır dışı edilmesini kapsıyor. Böyle bir yola başvurmak hukuka tamamen aykırı. Çocuklar da dahil olmak üzere tüm insanların hayatı tehlikeye atılıyor. Avrupa sadece geri kabul anlaşmasında ya da geri itme politikasında değil birçok uygulamada hem hukuki hem de insani sorumluluktan kaçıyor. Sınırlara çekilen duvarlar, dikenli teller, sınır bölgelerine döşenen mayınlar, yakalananları uzun süre hukuka aykırı bir şekilde gözetim altında tutmak, uluslararası koruma ihtiyacı olan kişilerin sığma prosedürüyle erişimini engellemek bunlardan yalnızca bazıları.

Her ne kadar Avrupa böyle etik olmayan politikaları izlese de mültecilerin haklarını savunmaya çalışan uluslararası ya da yerel kurumlar da var. Ülkemizde de bu amaçla faaliyet gösteren pek çok sivil toplum kuruluşu var. Bu sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi çok büyük önem arz ediyor. Ancak programımız boyunca da anlattığımız gibi asıl önemli olan bakış açısının değişmesi. İnsana insan olduğu için değer veren ve her ne koşulda olursa olsun hiçbir ayrımcılık gözetmeden insanların haklarını koruyan, onları koruyup kollayan bir bakış açısı ancak Kuran'i bakışla gelebilir. Biz de programımızda bu bakış açısını tekrar hatırlatmak isteriz. Programımız Mültecilerin yaşadıkları zorlukları ortaya koymaya çalıştı ve bu programın vicdanları harekete geçirecek bir çağrı olmasını Allah'tan diliyoruz. Sorunun çözümü için herkese sorumluluk düştüğünü bir kez daha hatırlatıyoruz. Programımız burada sona eriyor. Bakış açısı yeni dosyalarla karşınızda olmaya devam edecek inşaAllah. Bir sonraki programımızda görüşmek dileğiyle. Hepinize iyi akşamlar.

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Avrupa Birliği
Açık sınır politikası
Bakış açısı
Cenevre Sözleşmesi
Ensar
Göçmen
Kartal Göktan
Muhacir
Mülteci
Mülteci Kampları
Suriye
Sığınmacı çocuklar
İnsan Hakları
İslam ülkeleri