HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 9. Bölüm - Atatürk'ün Dindar Kişiliği

Bakış Açısı - 9. Bölüm - Atatürk'ün Dindar Kişiliği

Harun Yahya
1622
13 Haziran, 2014
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 9. Bölüm - Atatürk'ün Dindar Kişiliği

 

KARTAL GÖKTAN: Merhaba, Bakış Açısı ile yeniden karşınızdayız.

 

Bu haftaki programımızı tarihin şahit olduğu en büyük komutan ve devlet adamlarından biri olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ayırdık. Yıllardır Atatürk hakkında pek çok yazı ve eser hazırlandı. Konferanslar, paneller, toplantılar düzenlendi. Faaliyetleri ve sosyal yaşamıyla ilgili sayısız yorum ve değerlendirmeler yapıldı. Ancak Atatürk'ün dindar kişiliği, bu yöndeki faaliyetleri, komünizme karşı oluşu, Türk-İslam Birliği hakkındaki görüşleri ve çalışmalarına pek fazla yer verilmedi. Bugünkü programımızda Atatürk'ün manevi yönünü, İslam'a, din karşıtı felsefelere ve Türk-İslam Birliği’ne bakış açısını inceleyeceğiz.

Evet, ilk başlığımızda Atatürk'ün dindar kişiliğini ele alacağız ve İslam dini hakkındaki görüşlerine yer vereceğiz.

Atatürk'ün hayatında ve davranışlarında önemli yer tutan, onun sosyal yönünü ve karakterini belirleyen İslam ahlakından kaynaklanan pek çok özelliği vardı. Tevazuu, hoşgörüsü, akılcı yapısı, ahlak anlayışı, dinine karşı olan hassasiyeti, kararlılığı, giyim ve kuşamına, temizlik ve bakımına, sanat ve estetiğe verdiği önemi bunlar arasında sayabiliriz. Atatürk sarsılmaz bir Allah inancına sahipti. Kuran-ı Kerim'i kendisine rehber edinmişti ve Peygamberimiz (sav)'in yolundaydı. İslam'ın doğru anlaşılması için çaba göstermiş samimi bir Müslümandı. Atatürk'ün bu manevi yönlerini onu yakından tanıyan kişilerin aktardıkları bilgilerden, onun hayatını anlatan güvenilir kaynaklardan ve bizzat kendi yaşantısı ve açıklamalarından görebiliriz.

Atatürk, Kuran'a olan bağlılığını onu Kitab-I Ekmel yani en mükemmel kitap diye tanımlayarak dile getirmişti. Dolmabahçe Sarayı ve Çankaya Köşkü'ne hafızları çağırtarak sık sık Kuran okutan ve ayetleri inceleyen Atatürk, hafızlarla meal ve tefsir konularında fikir alışverişinde bulunurdu. Yanında sürekli Kuran taşırdı. Atatürk özel sohbetlerinde pek çok kez dindar olmanın gerekliliğinden, Peygamber Efendimiz (sav)’in hayatından, Asr-ı Saadet ve 4 Halife dönemlerinden, dinimizin yüceliğinden, Allah'ın kudretinden söz ederdi. İslam dininin son ve mükemmel din, Peygamberimiz (sav)’in de son Peygamber olduğunu her fırsatta vurgulayan Atatürk, ulusuna da dindar olmayı, dinini öğrenmeyi öğütlemişti. Atatürk, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’e karşı büyük bir sevgi, saygı ve bağlılık içindeydi. Peygamberimiz (sav)’i şu sözlerle ifade etmişti:

 

“O Allah'ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim senin adın silinir. Fakat sonuca kadar o ölümsüzdür." (Yağmur Güngör, Atatürk'ün Manevi Dünyası s.104)

 

Peygamberimiz (sav)'e duyulacak sevgi ise bir açıklamasında bakın nasıl tarif etmiş:

 

“Büyük bir inkılap yapan Hz. Muhammed (sav)’e karşı beslenilen sevgi ancak onun ortaya koyduğu fikirleri esasları korumakla tecelli edebilir.” (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi)

 

*Pek çok kereler hayatını tehlikelere atarak sürdürdüğü mücadelesi sonucunda milyonlarca Müslüman'ı düşmanın zulüm ve esaretinden kurtardı.

*Türkler dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için “Kuran Türkçe olmalıdır” diyerek Kuran tefsiri yaptırdı.

*En bilinen hadis kitaplarından olan Sahih-i Buhari'yi tercüme ettirdi.

*Camilerin kiliseye dönüştürülme girişimlerine engel oldu.

*Düşman ordularına karşı Müslümanların tek cephesini kurdu, onlara sahip çıktı.

 

Elbette ki tüm bunlar Atatürk'ün dinine, milletine ve tarihine gönülden bağlı bir insan olduğunun en açık göstergeleri. Sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı için hazırlattığı bildiri bile, tek başına Atatürk'ün dindar kişiliğini gözler önüne sermek için yeterli. Büyük Millet Meclisi bildiğiniz gibi 23 Nisan 1920 Cuma günü açılmıştı. Bu açılışın 21 Nisan 1920'de tüm Türkiye'ye gönderilen bildirgesi, bildirgeyi kaleme alan Atatürk'ün samimi dindarlığını açıkça gözler önüne seren tarihi bir belge niteliğinde.

Şimdi bu bildirgeye bir göz atalım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılış bildirisi:

 

1.    Allah'ın yardımıyla 23 Nisan Cuma günü Cuma namazından sonra Ankara'da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

2.    Vatanın bağımsızlığı, yüksek halifelik ve saltanat makamının kurtarılması gibi çok önemli vazifeleri olan meclisin açılış gününü, Cuma'ya tesadüf ettirmekten maksat o günün kutsallığından faydalanmak ve açılmadan önce Sayın Milletvekilleri ile Hacı Bayram Camii'nde Cuma namazı kılmak, Kuran ve namazın nurlarından faydalanmaktır. Namazdan sonra, Peygamberimiz (sav)’in sakalı ve sancağı el üstünde olduğu halde meclis binasına gidilecektir. Camiden buraya kadar olan merasim için Kolordu Komutanlığınca özel olarak askeri tertibat alınacaktır.

3.    O günün kutsallığını güçlendirmek için bugünden başlayarak valiliklerde, Vali Beyefendinin düzenlemesiyle hatim indirilecek, Muhayir-i Şerif okunacaktır. Hatmin son kısımları cuma namazından sonra meclis binası önünde tamamlanacaktır.

4.    Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde aynı biçimde bugünden başlanarak, Muhari ve Hatmi Şerif okutularak, Cuma günü ezandan önce selavat verilecek ve hutbede Halife Padişahımızın adı söylenirken, Padişahımızın ve topraklarımızın bir an önce kurtuluşu ve mutluluğa erişmesi için dua edilecektir. Cuma namazı kılındıktan sonra hatim duası yapılarak, Yüce Halifelik ve Saltanat makamının ve bütün yurdun kurtulması uğrundaki milli çalışmaların kutsallığı ve milletin her bireyinin kendi temsilcilerinden oluşan Büyük Millet Meclisi'nin vereceği vatan görevlerine yerine getirmesine ilişkin vaazlar verilecektir. Sonunda halife ve padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, mutluluğu ve bağımsızlığı için dua edilecektir. Bu dini ve vatanî törenin arkasından camilerden çıkıldıktan sonra bütün yurtta hükümet konaklarına gelinerek meclisin açılmasından dolayı kutlama yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5.    Yüce Allah'tan tam başarı dileriz.

 

5 maddeden oluşan bu bildirgenin her maddesi Gazi Mustafa Kemal'in samimi dindar kişiliğinin açık bir ifadesi. Atatürk'ün din konusundaki samimiyetini ve dinine olan bağlılığını ortaya koyan diğer bir tarihli delil de onun çıktığı bir yurt gezisi sırasında Balıkesir'de vermiş olduğu bir hutbe. Atatürk, 7 Şubat 1923 tarihinde Zağonospaşa Camii'nde verdiği bu hutbe şu şekilde başladı:

 

“Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hz. (sav), Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe, memur ve resul olmuştur. Koyduğu esas kanunlar cümlemizce malumdur ki Kuran-ı Azimüşşan'daki ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhunu vermiş olan dinimiz son dindir. Ekmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı bununla diğer ilahi ve tabî kanunlar arasında aykırılıklar olması gerekirdi. Çünkü bütün ilahi kanunları yapan Cenab-ı Hak'tır.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c.2, s.93)

 

Gördüğünüz gibi Atatürk'ün konuşmasının sadece giriş bölümü bile Allah'a olan bağlılığını, imanını, Peygambere ve Kuran'a olan inancını ve saygısını göstermesi bakımından yeterli. Atatürk'ün dindarlığının kanıtlarını söylevlerinde olduğu kadar kişisel yaşamında da bulmak mümkün. Sık sık hafızlara Kuran okutması, din ve mukaddesatın önemi konusunda samimi yorumlarda bulunması kendisinin inancını net olarak ortaya koyuyor. Atatürk'ün Türk milletine kazandırmaya çalıştığı ahlak ve dünya görüşüne baktığımızda da hurafe ve yanlış geleneklerden arındırılmış saf ve samimi din anlayışı dikkat çekiyor. Atatürk birçok konuşmasında İslam dinini övmüş ve dinin toplum tarafından anlaşılarak yaşanması gerektiğine dikkat çekmiş. Bu konudaki bazı sözlerine bakalım:

 

“Bizim yüce dinimiz her Müslüman erkek ve kadına araştırmayı farz kılıyor ve her Müslüman bu dine bağlananları aydınlatmakla vazifelidir. Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür. Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün saadeliğiyle dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum." (29 Ekim 1923, Fransız gazeteci Maurice Pernot ile röportaj (Revue de Monde dergisinde yayımlanmış hali)

 

Atatürk ve komutasındaki kahraman Türk ordusu bu vatanın bir karış toprağını bile kaybetmemek için canları pahasında mücadele ettiler. Kalplerindeki iman ve manevi güçle büyük bir zafer kazandılar. Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Savaşı'nda manevi güçle ayakta kalan ve başarıya ulaşan Türk ordusunu askerlerimizin Allah'a ve dine olan bağlılığını ve kararlılıklarını daha sonra şöyle anlatmıştır:

 

“Öleni görüyor. 3 dakikaya kadar öleceğini biliyor. En ufak bir fütur, yılgınlık bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler, kelime-i şehadet getirerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren, şaşılacak ve övülecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 2.c, s.93)

 

İşte kalplerindeki bu iman ve güven duygusuyla Türk ordusu Çanakkale'de 250 bin şehit vermesine rağmen en ufak bir gerileme ve sarsılma göstermeden kahramanca mücadele etti. Ve böylece Atatürk'ün önderliğinde Çanakkale zaferi kazanıldı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ve tüm şehitlerimizi rahmetle ve saygıyla anıyoruz.

Görüldüğü gibi Atatürk İslam dini hakkında bu kadar güzel fikirlere sahipti. Her ortamda da bu düşüncelerini dile getiriyordu. Tüm bunlar Atatürk'ün Allah'tan korkan, Allah'ın emirlerini elinden geldiği kadar yerine getirmeye çalışan bir Müslüman olduğunu gösteriyor. Ancak Atatürk'ün bu dindar kişiliği bazı odaklar tarafından yıllarca gizlendi. Atatürk materyalist, dünya görüşüne sahip bir kişi olarak gösterilmek istendi. İşte ikinci başlığımızda da Atatürk'ün materyalizm gibi din karşıtı felsefelere bakış açısını ele alacağız.

Atatürk materyalist değildi, aksine dindardı. Tüm hayatı boyunca milliyetçiliğin temel unsurlarını inkar eden, ülkeyi felakete sürükleyecek, sınıflara bölecek, menfaat gruplarını çatışmaya sokacak, materyalizm ve materyalizmden temelini alan komünizmin her zaman karşısında yer almıştı. Atatürk komünizm tehlikesine şu meşhur sözleriyle dikkat çekmiştir:

 

“Şurası unutulmamalıdır ki Türk aleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir." (Faruk Şükrü Yersel, Eskişehir Gazetesi, 1926)

 

Mustafa Kemal Paşa ülkemizde komünizmin asla yer edinemeyeceğini şöyle dile getirmiştir:

 

“Bolşeviklere gelince, bizim memleketimizde bu doktrinin hiçbir şekilde bir yeri olamaz. Dinimiz, adetlerimiz ve aynı zamanda sosyal bünyemiz tamamıyla böyle bir fikrin yerleşmesine müsait değildir. Türkiye'de ne büyük kapitalistler ne de milyonlarca zanaatkar ve işçi vardır. Diğer taraftan zirai bir problemimiz yoktur. Son olarak, sosyal bakımdan dini prensiplerimiz, bolşevizmi benimsemekten bizi uzak tutmaktadır.” (Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV., 1917-1938, Ankara, 1964, s.78)

 

Atatürk'ün bütün insanlığı tehdit eden bir kuvvet diye ifade ettiği komünizme geçit vermeyeceğini çok defa net bir şekilde belirtmiştir. Atatürk'ün yine bu konudaki birkaç sözü şöyledir:

 

6 Şubat 1921'de, “Komünizm içtimai bir meseledir. Memleketimizin hali, memleketimizin içtimai şeriatı, dini ve milli ananelerinin kuvvetli, Rusya'daki komünizmin bizce tatbikine müsait olmadığı kanaatini teyit eder bir mahiyettedir.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 3.c, 2. Baskı, s.20)

 

 2 Kasım 1922'de, “Şurası unutulmamalıdır ki, bu tarz idare, bir bolşevik sistemi değildir. Çünkü biz ne bolşevizm ne de komünist, ne biri ne diğeri olamayız. Çünkü biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız. Hülasa, bizim şekli hükümetimiz tam bir demokrat hükümettir ve lisanımızda bu hükümet, halk hükümeti diye yad edilir.” (Ag.e, c.3, 2.baskı, s.20)

 

 21 Haziran 1935'te,“Türkiye'de Bolşeviklik olmayacaktır. Çünkü Türk hükümetinin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet verme, askerimize olduğu kadar sivil halkımıza da iyi bakmaktır.” (Ag.e, c.3, 2.baskı, s.99)

 

Son derece ileri görüşlü bir insan olan Atatürk'ün her zaman olduğu gibi bu düşüncesinde de yanılmadığı açık bir gerçektir. Atatürk'e göre, temeli Darwinizme ve Diyalektik Materyalizme dayalı olan Komünizm ve Faşizm milletin geleceği için son derece tehlikeli ideolojilerdi. Büyük Önder her iki ideolojinin de gerçek yüzünü çok iyi kavramıştı. Bu ideolojiler geçtiğimiz yüzyılda arkalarında milyonlarca ölü, binlerce acılı insan bıraktı. Girdikleri her ülkeye yıkım, felaket, açlık ve sefaret götürdü. Bunlar içten içe milleti kemiren ve sömüren ideolojiler. Bu yüzden gerçek vatanseverlerin bu ideolojilerle fikri alanda mücadele etmeleri Atamızın önemli bir vasiyetidir.

Programımızın son başlığında Atatürk'ün Türk-İslam Birliği arzusundan söz etmek istiyorum.

Hemen Atatürk’ün bu konudaki bir sözünü hatırlatalım:

 

“Ben her şeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum, böyle öleceğim. Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği’ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacaktır. Dünya sükûnünü bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek.” (Atatürk’ün sofrası, İsmet Bozdağ, 1975, s.138-143)

 

Bilindiği gibi Atatürk'ün milliyetçilik anlayışı, Ziya Gökalp'in tanımladığı hars milliyetçiliği kavramına dayanır. Buna göre bu topraklar Yüce Türk Milleti'nin topraklarıdır. Ve bu milleti yaşatan unsur hars yani kültürdür. Dolayısıyla Türk Milleti'nin bir parçası olmak için etnik olarak Türk olmak şart değildir. Türk harsını benimseyen ve kendisini Türk adleden herkes bu milletin bir parçasıdır. Atatürk Milliyetçiliği Anadolu toprağını vatan bilen ve bu anlamda Türküm diyen her ferdi hangi ırk veya etnik kökenler olursa olsun bir çatı altında birleştirdi. Milliyetçilik temelde birlik ve beraberlik ortamının tam manasıyla sağlanmasını amaçlayan kilit bir Atatürkçülük ilkesidir. Atatürk Milliyetçiliği, Türk milletine mensup olmakla övünmeyi, Türk milletine inanmayı ve güvenmeyi esas alır.

Atatürk, Türk-İslam Dünyasının nasıl bir yapı içinde birlik ve beraberliği sağlayabileceği yönünde de önemli değerlendirmeler yapmıştı. Bu devletin en önemli unsurlarından birinin milli sınırlar içinde var olma hakkı olduğunu ifade eden Atatürk'ün tespitlerinin doğruluğu geçen zaman içerisinde ispatlandı.

Atatürk'ün, Türk-İslam Birliği’nin temelinin nasıl olması gerektiğini gösteren bir ifadesi şu şekilde:

 

“Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar, maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.” (Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. (gizli) oturum)

 

Görüldüğü gibi Atatürk'ün belirlediği öncelik bu ülkelerin de bağımsızlıklarını kazanmalarıydı. Türki-İslam Birliği'nin öneminin bilincinde olan Atatürk bu birliğin kendisinden beklenen etkiye sahip olması için üyelerinin milli sınırları içinde bağımsızlığını kazanmış, milli iradeye dayanan ve kendi ayakları üzerinde durabilen devletler olmaları gerektiğine dikkat çekmiş. Dolayısıyla bugün de kurulacak olan bu birliklerin üyelerinin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlıklarını koruması son derece hayati.

Bu hususta Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Türk İslam dünyasına örnek olacaktır. Türk ve İslam devletlerinin bir çatı altında toplanması, adalet, sevgi ve kardeşlik temeli üzerinde bir araya gelmesi için Türkiye Cumhuriyeti'ne önemli görevler düşüyor. NATO üyesi olan Türkiye'nin batı dünyası ile Türk ve İslam devletleri arasında bir köprü işlevi göreceği çok açık. Türkiye, sahip olduğu tarihi mirası, jeopolitik ve stratejik konumu gereği, üstleneceği göreviyle Türk İslam coğrafyasında büyük bir zenginliğin, refahın ve huzurun yolunu açacak.

Evet, programımız boyunca Atatürk'ün İslam ahlakının güzel bir örneği ve başarılı bir uygulayıcısı olduğunu gördük. Halkın ihtiyaçlarını ve özelliklerini çok iyi bilen Atatürk, Türk milletini dinin özüne yöneltmeyi amaçlamıştı. Atatürk'ün bize bıraktığı bu miras her konuda olduğu gibi din ve laiklik konusunda da modern Türkiye için önemli bir yol göstericidir. Bizlere düşen görev Atatürk'ün de yaptığı gibi İslam'ı savunmak ve Allah'ın dinini insanlara öğretmek, Atamızın ilkelerini, fikir ve düşüncelerini en doğru bilgilerle tanımak, halkımıza tanıtmak ve gelecek nesillere aktarmak.

Bakış açısında farklı bir konuyla inşaAllah tekrar görüşünceye dek hoşça kalın.
 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Atatürk
Atatürk'ün Dindarlığı
Bakış açısı
Cumhuriyetçilik
Gerçek İslam
Kartal Göktan
Kitab-ı Ekmel
Komünizm
Kuran'ın Sırları
TBMM
Çanakkale Savaşı
İnkilap
İslam Birliği