HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Bakış Açısı - 8. Bölüm / İslam'ın Modernliğe Bakışı

Bakış Açısı - 8. Bölüm / İslam'ın Modernliğe Bakışı

Harun Yahya
2178
24 Mayıs, 2014
Bakış Açısı
Tarih, Politika ve Strateji

Bakış Açısı - 8. Bölüm / İslam'ın Modernliğe Bakışı

 

KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar. Bakış Açısına hoş geldiniz. Bu akşamki programımızda İslam'ın modernliğe bakış açısını ele alacağız.

 

 Bunu yaparken de bağnaz düşüncenin modern olmaya, neşeye, gülmeye, müziğe, estetiğe ve güzelliğe neden karşı çıktığını anlatacağız. Bağnazlığın çarpık bakış açısını, hurafelere dayanan temelini ve samimiyetsiz yaklaşımını ortaya koyacağız.

Günümüzde kendini Müslüman olarak tanıtan ama aslında Kuran'dan habersiz olan büyük bir kesim var. Onlar hakkın yerine batılı koyan kimseler. Bu kişiler kendi türettikleri hurafelerden oluşan batıl bir dini yaşıyorlar. Onların batıl dininde yalnızca nefret, öfke ve mutsuzluk var. Müslümanlara Kuran'da olmayan bir hükmü Allah'ın hükmü diye anlatmaya kalkıyorlar. Helalleri haram gibi göstermeye çalışıyorlar. Ziynetler, güzel giyimlikler, neşe, sanat, dans, müzik, eğlence, mutluluk ve tüm güzellikler, onların batıl dininde hepsi yasak. Sonra da Müslümanları işte bu kendi kapkaranlık batıl dinlerine uymaya davet ediyorlar. Bu yasaklarına kaynak olarak da kendi uydurdukları hadisleri delil olarak gösteriyorlar. Oysa Kuran'dan verebilecekleri tek bir delil dahi bulamazlar. Allah Kuran'da helal kıldıklarını din adına haram kılan insanları uyarıyor.

 

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Diliniz yalana alıştığı için şu helaldir, şu haramdır demeyin.” (Nahl Suresi, 116)

Yani bu insanlar aslında dinin hak hükümlerini değiştiriyorlar. Allah'ın adını kullanarak batıl bir dinin propagandasını yapıyorlar. Kuran'da olmayana Kuran'da var diyorlar, helali haram kılıyor, yeni bidatler üretiyorlar. Sevgi ve barış dini olan İslam'ı nefret ve savaş dini haline getirmeye çalışıyorlar. En tehlikeli yönlerinden biri de yaşadıkları bu dine İslam adına veriyorlar. İslam adı altında yaptıkları uygulamalarla gerçek İslam'a en büyük zararı da onlar veriyorlar. Dinimizde emredilenler ile hurafe dinini yaygınlaştırmaya çalışanların uygulamaları karşılaştırıldığında bu gerçek çok açık bir şekilde görülüyor. Kendi ürettikleri batıl dine tabi olan bu insanların çok büyük bir kısmı bu iddialarında samimi de değil. Aslında gerçek hayatlarında sürekli olarak müzik dinleyen, müzik dinleyip dans eden ortamlarda bulunan insanlar. Etraflarındaki insanlarla birlikte gülüp eğlenen insanlar. Fakat buna rağmen samimi Müslümanları aynı konularda eriştirmekten de geri kalmıyorlar. İşte samimiyetsizliklerinin en temel noktası da bu. Ortaya attıkları hurafelerin tamamını sadece kendilerini dindar gösterebilmek için kullanıyorlar. Peki bir Müslüman gerçekten gülüp eğlenemez mi? Müzik dinleyip dans edemez mi? İslam adına tebliğ yaparken modern kıyafetler giyemez mi? Sanata ve estetiğe önem veremez mi? Kapkaranlık, sanatsız, zevksiz bir hayata mı layık olmalı? Müslüman aleminin en acil ihtiyacı birlik olmakken, bunca zulüm ve katliamlar yaşanırken, Müslüman evinde bir köşesinde oturup içine kapanıp sürekli ağlamalı mı? İşte bugünkü programımızda bu sorulara yanıt vereceğiz. Bakış açısı Bağnazlık ve Modernlik dosyası başlıyor.

Evet, bu akşamki program özetimiz şu şekilde: İslam'ın sanata ve estetiğe, kıyafet ve süs eşyalarına, müzik ve dansa, gülmeye ve eğlenmeye bakış açısı nedir? Kur'an bize bu konuda neleri emreder? Bunlara değineceğiz. Bunlara aktarırken bağnaz zihniyetli kişilerin nasıl bir çarpık bakış açısı geliştirdiklerini ayrıntılı ile ortaya koyacağız. İslam adına ortaya çıkarttıkları hurafe dinin aslında dinimizde emredilenlerle nasıl büyük bir çelişki içinde olduğunu göstereceğiz.

Müzik, dans, eğlence, mutluluk, sanat, kaliteli kıyafetler bunların hepsi birer nimet. Hepsi Allah tarafından yaratılmış güzellikler ve Müslümanlara helal. Kuran'da bu güzellikleri Müslümanlara yasaklayan tek bir hüküm dahi yok. Nimetlere en fazla layık olanlar da elbette Allah aşıkları.

 

“De ki: Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır? De ki: bunlar dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet günü ise yalnızca onlarındır. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.” (A’raf Suresi, 32)

Evet, şimdi ilk başlığımız olan sanata ve estetiğe bakış açısıyla başlıyoruz programımıza.

Bir toplumun gelişmişlik ve refah düzeyi sanat ve estetikte ileri olması ile doğru orantılı. İslam dininde de sanata büyük bir önem veriliyor. Bugüne kadar pek çok alanda izler bırakmış son derece şık İslam sanatı örnekleri var. İslam sanatında böyle örnekler olması Müslümanların güzellik arayışının bir sonucu. Çünkü var olan her güzellik her şeyi yaratan Allah'ın bir sanatı.

İnsanı en güzel surette yaratan Allah ona estetikten zevk almayı da öğretmiştir. Güzelliklerden ve estetikten zevk almak yalnızca insana ait olan bir özellik. Allah insan ruhunda güzelliğe karşı bir duyarlılık hissi yaratmıştır. Müminler karşılaştıkları bütün güzellikleri yaratanın Allah olduğunu bilirler. Bu yüzden güzellikten etkilenirler. Derin bir heyecan duyarlar. Tüm bu nimetleri yaratan Allah'a şükrederler. Cennete karşı duydukları özlem de güzelliklerden zevk alma kabiliyetlerini arttırır. Ruha zevk veren estetiğin değerini daha iyi kavrarlar. Kendilerine bunların tümünü sunan Allah'ın gücünü ve sanatını yere giyip takdir edebilmeye çalışırlar.

Bağnaz bakış açısına sahip kimseler ise Allah'ın verdiği bu nimetlere karşı yasaklayıcı bir tavra girerler. Sanata, resme, heykele karşı olduklarını ifade ederler. Sanatla uğraşan ve sanattan zevk alan kişileri münafık olarak görürler. Bu bakış açılarını meşru göstermek için de çeşitli uydurma hadisler ortaya atarlar.

 

UYDURMA HADİS:

“Cehennemde en şiddetli azaba uğratılacak kişiler ressamlardır.” (Buhari, Tesavir, 89)

UYDURMA HADİS:

 “Kim resim yaparsa Allah onu kıyamet günü yaptığı resim sebebiyle onlara ruh üfleyinceye kadar azap eder. Hiçbir zaman da ruh üfleyici değildir.” (İbni Abbas)

 

Bunların uydurma hadisler olduğunu Kuran'da olan çelişkilerinden anlıyoruz. Kuran'ın hiçbir ayetinde böyle bir bilgi yok. Ayrıca Kuran'da estetik, güzellik ve inceliğe dair pek çok detay müminler arasına teşvik ediliyor. Çok ihtişamlı mimari yapılara, ağır süslerle döşenmiş mekanlara dikkat çekiliyor. Dekorasyonlardaki üstün kalite ve zevk anlayışı övülüyor. Dekorasyonda kullanabilecek inceliklerle ilgili pek çok detay bildiriliyor. Buna dair çeşitli örnekler veriliyor.

Yüksek tavanların, gümüş tavanlı mekanların, yüksek merdivenlerin, kapıların ve sütunların bu dünyanın birer süsü, konforu ve nimeti olduğu Kuran'da birçok ayette geçiyor. Allah Kuran'da Müslümanların estetik anlayışıyla ilgili de pek çok detay veriyor. Hz. Süleyman (as) bu konuda çok önemli bir örnek. Müslümanların yeryüzünü nasıl eserlerle donatabileceklerini, sanatla ve estetikte nasıl ilerleyebileceklerini gösteriyor. Hz. Süleyman (as)'ın çok üstün bir sanat anlayışına sahip olduğuna dikkat çekiliyor. Hz. Süleyman (as)'ın Kuran'da bahsedilen köşkünde gerçek bir sanat, estetik ve güzellik hakim. İlk görene su olduğu izlenimi veren saydam bir camdan olan zemin insanlarda hayranlık uyandırıyor. Hz. Süleyman (as)'ın sarayındaki bu güzellik ve bunun sebep etkisine yaptığı tebliğde ne kadar etkili olduğu Kuran'da şöyle anlatılmakta:

 

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Allah'tan başka tapmakta olduğu şeyler onu Müslüman olmaktan alıkoymuştu. Gerçekte o, inkâr eden bir kavimdendi. Ona köşke gir denildi. Onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekerek ayaklarını açtı. Süleyman dedi ki: Gerçekte bu saydam camdan olma düzeltilmiş bir köşk zemindir. Dedi ki: Rabbim, gerçekten ben kendime zulmettim. Artık ben Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum.” (Neml Suresi, 43-44)

Kuran'da Hz. Süleyman (as)'ın hayatıyla ilgili başka detaylar da veriliyor. Hz. Süleyman (as)'ın yanındaki kişilere çeşitli sanat eserleri yaptırdığı şöyle haber veriliyor:

 

“Ona dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar ve yerinden sökülmeyen kazanlar yaparlardı. 'Ey Davud ailesi, şükrederek çalışın.' Kullarımdan şükredenler azdır.” (Sebe Suresi, 13)

 

Hz. Süleyman (as)'ın yaptırmış olduğu bu eserler onun üstün sanat zevkini bizlere yansıtıyor. Kuran'da yer alan cennet hakkındaki ayetlerde müminler için yol gösterici bir nitelik taşıyor. Çünkü cennet ayetlerinde Allah'ın müminler için seçip-beğendiği, uygun gördüğü güzellik ve estetik anlayışı tarif ediliyor. Hayatlarını Allah'ın istediği şekilde geçiren kişilere sonsuz güzellikte nimetler vaad ediliyor. Cenneti tasvir eden ayetlerde en değerli taşlardan, en pahalı süs eşyalarından, en kaliteli kumaşlardan bahsediliyor. Köşkleriyle, bahçeleriyle, dekorasyonuyla eşsiz ortamlardan söz ediliyor.

Orada müminlerin üzerine yaslanacağı mücevher işlenmiş tahtlar, yüksek döşekler, ağır işlenmiş atlastan yataklar ve yeşil yastıkları olacağı müminlere cennete has kaynaklardan doldurma içeceklerle altın tepsiler ve tesisler içinde, gümüşten billur kaplar, kupalar ve kadehlerle sonsuza dek hizmet edileceği Kuran'da bildiriliyor. Müminler de yaşam alanlarını mümkün olduğunca bu cennet tasvirlerine benzetmeye çalışıyorlar. Peki sanata ve estetiğe bu yönden bakmalıyken kıyafet ve süs eşyalarına bakış açısı ne olmalı? Şimdi hep birlikte bunu görelim.

Müslümanlar kıyafetlerin en güzeline layık. Allah Kuran'da ziynetlerin ve güzel giyimliklerin birer nimet olduğunu belirtiyor. İbadet evleri olan mescitlerde de Müslümanlara süslü ve güzel olmaları bildiriliyor.

 

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Ey Ademoğulları! Her mescid yanında ziynetlerinizi takının." (A’raf Suresi, 31)

Allah'ın bu açık emrine rağmen bağnazlığı din olarak benimsemiş kişiler, genellikle kendilerini böyle güzelliklere layık görmüyorlar. Güzel, kaliteli, dikkat çekici kıyafetleri kendilerine ve Müslümanlara yakıştırmıyorlar. Böyle kıyafetlerin giyilmesini yasaklıyorlar. Kıyafete özen göstermeyi, dünya hayatına meyletme gibi görme hatasına düşüyorlar. Güzel giyinmeyi insanların beğenisini beklemek şeklinde yorumluyorlar. Böyle bir beklentinin de kibirli bir tavırdan kaynaklandığını ileri sürüyorlar. Ancak bu tamamen çarpık bir bakış açısı.

“Allah güzeldir, güzelliği sever. Güzel giyinmek kibir değildir. Kibir, mazhar olduğun nimeti kendinden bilip hakkı reddetmek, hakkı hakir görmektir.” (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, VII. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s. 208)

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) her durumda mümkün olan en şık ve en güzel kıyafetleri giyerdi. Bütün insanlar içinde seçkinliğiyle hemen fark edilirdi. Peygamberimiz (sav) yabancı elçilerle görüştüğünde üzerinde daima Bizans cübbeleri gibi dönemin en kaliteli giysileri vardı. Bununla birlikte olan sahabeler de devrin en kaliteli, en modern görünümlü ve en temiz insanlarıydı. Çünkü müminler her an ve her yönüyle Allah'ın dinini temsil etme çabası içindeler. Bundan dolayı dış görünümlerine de her zaman çok dikkat ederler. Kalite, temizlik ve özen ile insanları İslam ahlakının güzelliğine, asaletine davet ederler. Peygamberimiz (sav) o dönemde İslam'ı insanlara anlatması için Hz. Dihye (ra)’ayı gönderirdi. Hz. Dihye (ra) muhteşem, yakışıklı bir insandı ve tebliğe giderken üzerinde daima çok pahalı ve gösterişli giysiler olurdu. Kıyafetlere özen gösterilmesi Allah'ın Kuran'da belirttiği ve Peygamberimiz (sav)’in de uyguladığı açık bir emri.

Kıyafetler haricinde de bakımlı ve temiz olmak dinin gerekliliklerinden. Bir Müslüman sadece görünümüyle bile müthiş bir tebliğ gücüne sahip olabilir. Görünümü ne kadar temiz, kaliteli, modern olursa İslam dininin tebliğini de o kadar mükemmel yapmış olur. Peygamber Efendimiz (sav) de temizliğe ve dış görünümüne çok önem veriyordu. Yanında daima tarak, ayna, misvak, kürdan, makas, sürmedan gibi eşyalar bulunuyordu.

Bunun yanı sıra Allah'ın insanlara dünyada verdiği sayısız nimetlerden biri de süs eşyaları. Kuran'da altın bileziklerin, gümüş takıların ve incilerin güzelliğine işaret ediliyor. İpek ve atlas kumaşların değerine dikkat çekiliyor. Bu seçkin süs eşyaları insana estetik yönden zevk sunmak üzere Allah'ın yarattığı güzelliklerden. Allah'ın cennette samimi kullarına mükafat olarak vereceği bu güzelliklerden ayetlerde övgüyle bahsediliyor:

 

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir.” (İnsan Suresi, 21)

 

Evet, şimdi bir sonraki başlığımızda programımıza devam ediyoruz. Sırada müzik ve dansa bakış açısı var.

Müzik Allah'ın insanlara güzel bir zevk olarak yarattığı bir nimet. Ses dalgaları yoluyla insanın zevk alabilmesi büyük bir mucize. Bu Allah'ın dilediği sese bir anlam yüklemesi ve bizlere bu sesi hoş göstermesiyle gerçekleşiyor. Sesleri üreten de onlara anlam yükleyip ruhumuzda bir etki meydana getiren de elbette yüce Allah. Bu kadar kusursuz bir düzeneğin mükemmel şekilde işleyebilmesi Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü gerilerinden biri. Allah beyninin içindeki sessizlik içinde müziği oluşturur ve etkisini de yine Allah yaratır. Arka arkaya eklenen enstrüman seslerinin insan ruhunda hoşnutluk, mutluluk, heyecan oluşturması da ancak Allah'ın dilemesiyle meydana gelir. Bu da Allah'ın bir rahmeti ve bir nimetidir.

Bu nimeti görmezden gelen bağnaz anlayışlı kişiler bu konuda da çarpık bir bakış açısı sergilerler. Müslüman müzik dinleyemez, dans edemez gibi yanlış bir zihniyet ortaya koyarlar. Şarkı ve her çeşit çalgının haram olduğuna dair sahte hadisler uydururlar.

 

“Hz. Ebu Bekir (ra) iki küçük cariyenin tef çalıp şarkı söylediklerini gördü ve onları azarlayarak ‘şeytanın çalgısını mı çalıyorsunuz?’ dedi.” (Buhari)

 “Aişe validemiz bir evde şarkı söyleyen birini görünce 'Yazıklar olsun sana. Bu şeytandır. Bunu çıkarın dışarı' dedi ve onu çıkardılar.” (Buhari)

 

Sahte hadislerle müziği yasaklayan bağnaz zihniyet dansı da yasaklıyor. Bağnaz bakış açıları sebebiyle samimi bir Müslüman müzik dinlediğinde ya da dans ettiğinde bunu hemen kınayan bir tavır ortaya koyuluyor. Uydurma hadisler doğrultusunda samimi Müslümanların büyük bir hata yapmış ve dinin dışına çıkmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa ki hurafeciler bu konuda da oldukça samimiyetsiz davranıyorlar. Bir yandan bu konuda başkalarına eleştiriler getirirken aslında kendileri de açık veya gizli bir şekilde hemen her gün televizyonlarda müzik dinliyorlar, düğünlerde ve yemeklerde dans edip şarkıları eşlik ediyorlar.

Halbuki Kuran'da müziğin ve dansın yasaklandığı hiçbir hüküm yok. Dans ritimdir, ahenktir. Allah bütün kainatı bir ritimle yaratmıştır. Kuşlar, böcekler, kelebekler bile dans ederler. Kuşlar o güzel müziği kendi elleriyle çıkarırlar. Allah, ritmi, dansı, müziği, güzel sesi sever. Denizin sesi, doğanın hışırtısı, ağaçların dalgalanışı her zaman ritimlidir. Cennet de bu ritimle yaratılmıştır. Cennette bütün ağaçlar, çiçekler, hayvanlar dans edecektir. Herhangi bir cennet çalgısı, hurilere söylediği herhangi bir şarkı insanın nefesini keser, mest eder. Peygamberimiz (sav)’in uygulamalarında da dans ve müziğin yasaklandığı bir anlayış yok. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde dans eden sahabelerden bahsediliyor. Hatta Peygamberimiz (sav)’in dans edenleri teşvik eden sözleri var.

Tevrat'ta da Hz. Davud (as)’ın Allah'ı zikreden ve yücelten şarkılar söylediği, çalgı aletlerini kullandığı belirtiliyor. Hz.Davud (as)’ın anlaşma sandığının Kudüs'e getirişini kutlamak için Allah'ın huzurunda var gücüyle dans ettiği ifade ediliyor. Hz. Davud (as), bu özellikleriyle övülüyor. Demek ki Allah Hz. Davud (as)’ın kendisini zikrediş tarzını güzel görüyor.

Öyleyse samimi bir Müslüman Allah'ın övdüğü bu nimetlerden kendini uzak tutmamalı. Yüce Rabbimizin övdüğü ve güzel gördüğü bir nimeti haram kılmaya kalkmak, Allah'ın ve yüce sanatını anlamamak, takdir edememek anlamına gelir.

Bu gaflet büyük bir nimet eksikliğine yol açar. Müziğin ve dansın yasak olduğu bir dünya insanın fıtratına uygun değil. Avrupa'da, Amerika'da, Asya'da, Afrika'da dünyanın her yerine insanlar dans ediyorlar. Ülkemiz insanı da çok neşeli. Her yerde müzik dinleniyor, her yerde dans ediliyor. Anadolu'nun her köşesinde folklor var, dans var, horon var, halay var, zeybek oyunu var.

Evet. Son bir başlığımıza geçiyoruz şimdi. Bir Müslüman gülmeye ve eğlenmeye karşı nasıl bir bakış açısı geliştirmeli? Hep beraber görelim.

Bana zihniyetli kişiler samimi Müslümanlara rahatça gülüp neşelenip eğlenmesine karşı çıkıyorlar. Müslümanlara üzüntüyü, ağlamayı, mutsuzluğu, kahrı, hüznü reva görüyorlar. Kahkaha şeytandandır, tebessüm ise Allah'tandır diyorlar. Halbuki böyle bir hüküm Kuran'da yok. Allah üzüntüyü, mutsuzluğu, ağlamayı Müslümanlara haram kılmış. Bu özellikler cehennem ehline has. Çünkü hüzünlenmek Allah'ın yarattığı kadere karşı isyan etmek anlamına gelir. İman etmeyenler yaşadıkları olumsuz olaylardaki anıları göremezler. Bu gibi durumlardan son derece rahatsız olur ve üzüntüye kapılırlar. Bu kişiler hüzünlenmeyi meşru görüp aslında Allah'ın yarattığı kadere karşı geldiklerini düşünmezler. Yüce Rabbimiz ayetlerinde bu gibi insanların durumunu şöyle anlatmıştır:

 

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Öyleyse kazandıklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar.” (Tevbe Suresi, 82)

Şeytandan Allah'a sığınırız: “Dediler ki: Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi. Biz sapan bir toplulukmuşuz." (Müminun Suresi, 106)

 

Allah mutluluğu, gülmeyi ve coşkuyu Müslümanlara helal kılmış. Bu güzel duyguları Allah ruhumuzda hissettirir. Bu duygulardan zevk almamızı Allah sağlar. Neşelenmek, gülmek ve eğlenmek hem dünyadaki hem de cennetteki en büyük nimetlerden. Ruhun ve bedenin en büyük ihtiyaçlarından. Müslüman bulunduğu ortama göre daima neşe getiren insan, Müslüman dünyadaki en mutlu insan. Bu mutluluk Allah'a iman etmekten ve tevekkül etmekten kaynaklanıyor. Müslüman üzücü bir durum karşısında sabretmeyi ve şükretmeyi biliyor. Bir an olsun bile hüzne kapılmıyor, Allah'a karşı isyana düşmüyor. Başına gelen zorlukların birçok hayırla yaratıldığını biliyor. Kader gerçeğinin, dünya hayatının geçiciliğinin farkında. Bu dünyanın sınırlı bir süre kalacağı ve çeşitli sıkıntılarla sınava tabi tutulacağı bir yer olduğunu biliyor. Yaşanacak asıl sonsuz hayatın ahirette olduğunu biliyor. Cennete gidilebilecek olmasının sevincini ve ümidini yaşıyor. Mutluluk ve neşe bir cennet özelliği. Allah'ın rızasını ve hoşnutluğunu kazanmak için dünya hayatını da bu ahlak ile yaşamak gerekiyor.

İmanı böyle güçlü olan bir kimsenin hiçbir koşulda üzülmesi de beklenmez. Kadere iman etmenin verdiği konforla tüm hayatını neşe içinde, gülerek, Allah'ın rızasını kazanma çabasıyla geçirir. Gülmek ve eğlenmek Allah'ı zikretmemize, yüceltmemize, anmamıza hiçbir şekilde engel değildir. Bu nedenle kendi sapkın inançlarıyla dünyayı çirkin ve korkutucu bir yer haline getirmeye çalışan bağnaz zihniyete göz yumulmalıyız. Bağnazlığın İslam'a verdiği zararı ortadan kaldırmalıyız. Tüm dünyada İslam'ın getirdiği güzelliği, sevgiyi, neşeyi, estetiği, kaliteyi ve üstünlüğü göstermeliyiz. Müslümanlar olarak bu bizim sorumluluğumuz. Ancak şunu da unutmayalım. Şu an dünyada yaşanan kalitesizlik, sevgisizlik, mutsuzluk, estetikteki kavrukluk geçici bir eksiklik. Mehdiyet devrinde insanlar, Hz. Mehdi (as) önderliğinde her yerde cennet benzeri bir sanat, estetik ve güzellik oluşturacak. İnsanlar çevrelerindeki her yerde hep güzellikle karşılaşacaklar. Ahlakları gibi yaşadıkları yerler, bahçeleri, kıyafetleri, dinledikleri müzik, eğlence şekilleri, resimleri, sohbetleri de güzelleşecek. Bu güzelliklerin hepsi Kuran ahlakının eksiksiz olarak yaşanmasıyla gerçekleşecek. Dolayısıyla insanlar yüce Allah'ın Kuran'da inanan kullarına müjdelediği güzelliklerin hepsini bu dönemde yaşayabilecekler.

Evet. Bugünkü programımızın da burada sonuna geliyoruz. Haftaya yeni bir dosyayla karşımızda olacağız. Herkese hayırlı akşamlar diliyoruz.

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
flv
mp3
mp4
mp4
youtube
Bakış açısı
Bağnaz
Bağnazlığa Karşı Mücadele
Dans
Estetik
Hurafe
Kartal Göktan
Kuran Ahlakı
Müslüman
Müzik
Neşe
Sanat
bağnaz zihniyet
İslam Ahlakı
İslam sanatı
İslam'ın modernliğe bakışı
İslamiyet