Doğa Uyanıyor
Bahar, yeni başlangıçların mevsimi demektir. Bu mevsimde bitkiler tomurcuklanır, çiçekler açar, göç eden kuşlar tekrardan geri gelirler. Kedi ve köpek yavruları ise adeta her köşe bucakta oyunlar oynarlar. Kelebekler ve arılar için ise tekrardan çiçek mesaileri başlar. Tüm dünya sanki yeniden hayat bulur.
İlkbahar
İlkbahar, canlanma ve yenilenme zamanıdır. Artan sıcaklık, kış ayları boyunca donmuş olan toprağa yumuşatır. Böylece toprak ekinlerin çıkması, tohumların filizlenmesi için en uygun hale gelir. Yağışlar, toprağa kök salan tohumları sular, ormanlar ve tarlalar kahverengiden yeşile döner. Günler uzar, çiçekler açmaya başlar. Ağaçlar ve çalılar yeniden filizlenir. Daha sıcak bölgelere göç eden canlılar geri dönerken, kış uykusuna yatanlar uyanır, ortaya çıkarlar. Pek çok hayvanın baharda yavruları olur. Bahar tüm doğanın rengini değiştirirken, bazı hayvanlar da yeni çevreleriyle uyum sağlamak için renk değiştirir.
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Ve kendi rahmetinin önünde rüzgârları müjdeciler olarak gönderen O'dur. Biz gökten tertemiz su indirdik, onunla ölü bir beldeyi, toprağı canlandırmak ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan birçoğunu onunla sulamak için. Andolsun bunu, onların arasında öğüt alıp düşünsünler diye çeşitli biçimlerde açıkladık. Ama insanların çoğu nankörlük edip ayak direttiler.” (Furkan Suresi, 48-51)
Çiçeklerin Mevsimi
Baharın genellikle Kuzey Yarımkürede gece ve gündüzün eşitlendiği 21 Mart'ta bahar ekinoksuyla başladığı kabul edilir. Ancak baharın müjdecileri genellikle bundan birkaç hafta önce belirir. Şubat sonu ve Mart başından itibaren ilk açan çiçekler önümüzdeki bahar günlerinin ilk habercileridir.
Baharda tüm doğa uyanırken çiçekler ve ağaçlar da ne zaman tomurcuklanacaklarını ve çiçek açmaya başlayacaklarını bilirler. Her bir bitki baharın farklı vaktinde çiçek açar. Çiçek açma olayının zamanlaması bitkilerin üreme işleminin başarıyla gerçekleşmesi için son derece önemlidir. Tek bir bitkinin çiçek açması demek hücre içinde bir dizi moleküler sürecin, bitkinin, biyolojik saatinin ve güneşten gelen ışığın birbiriyle tam uyum içinde olması demektir. Peki bitkiler ne zaman çiçek açacaklarını nereden biliyorlar?
Bitkilerin Canlanmasını Söyleyen İç Saatleri
Bitkilerin ilkbaharda uyanma kararını nasıl aldıkları sorusu, yaklaşık 80 yıldır bilim adamları için adeta bir muammaydı. Bitkilerin bir şekilde günlerin uzunluklarını algıladıkları ve baharın yaklaştığını böyle anladıkları 1930'larda tespit edilmişti. Rus bilim adamları çiçek tomurcuklarının oluşumu için yapraklardan sürgünlerin ucuna kadar Florigen isimli gizemli bir kimyasalın salgılandığını düşünüyorlardı. Ancak bilim dünyası bitkilerin çiçeklenme zamanına nasıl karar verdiklerini anlamak için uzun yıllar boyunca kapsamlı araştırmalar yaptı.
Günümüzde artık bitkilerin bir iç saatleri olduğu biliniyor. Bu iç saat, güneş ışığının artması ve günlerin uzamasıyla ayarlanıyor. Bitki içinde fotoreseptör denilen bazı proteinlerin güneş ışığıyla aktive oldukları düşünülüyor. Fotoreseptör proteinler, ışığı biyolojik aktiviteleri harekete geçiren sinyallere dönüştürüyorlar.
Bütün bitkiler baharın ilk günü açmazlar. Yılın farklı zamanlarında farklı bitkiler gelişir. Çünkü hepsinin güneş ışığı, yağış ve diğer önemli faktörlere farklı oranlarda ihtiyaçları vardır. Her bitki Allah'ın ilhamıyla gelişebileceği en uygun zamanı bilir ve ona göre açar.
Fotoreseptör proteinler bitkiye çiçek açma zamanı geldiğini söyleyince bitki moleküler bir dizi işlem başlatacak bir hareketlenmeye girer. Bitkiler yapraklarında Flowering Locust Tea isimli bir protein üretmeye başlarlar. Bu protein üretildikten sonra sürgünlerin uçlarına kadar yolculuk eder. Burada bazı moleküler değişiklikler geçirerek hücrelerin çiçek oluşturmasını tetikler.
Günümüzde bilim adamları, Rus bilim adamlarının 100 yıl önce öne sürdükleri gizemli bir hormonun Flowering Locust Tea olduğuna inanıyorlar.
Özetleyecek olursak, proteinler başka bir proteinle iletişim kuruyor ve çiçekler olması gereken yerlerde tam da en doğru zamanda meydana geliyorlar. Şimdi böylesine büyük bir sorumluluğu üstlenmiş yapının sadece bir protein olduğunu bir daha hatırlayalım. Çıplak gözle asla göremeyeceğimiz ancak elektron mikroskoplarıyla inceleyebileceğimiz nano dünyaya ait olan bir protein. Ancak bu protein yol bilmeden, göze olmadan, çiçek, bitki, yaprak nedir bilmeden hatta kendisinin varlığından dahi haberi olmadan tüm bu karmaşık görevleri eksiksiz yerine getirir. Söz konusu bu proteinin ne şuuru ne de bunları yapabilecek ve planlayacak bir aklı vardır. Tüm bunları bir proteini vesile ederek gerçekleştiren yüce Allah'tır. Şüphesiz Allah'ın sebeplere ihtiyacı yoktur. Ancak bilim adamlarının 21. yüzyıl bilimi ve teknolojisi ile ulaştıkları bilgiler bize Allah'ın sonsuz aklını ve yaratma gücünü bir kere daha gösteriyor.
“Şimdi ekmekte olduğunuz tohumu gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz yoksa bitiren biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık. Böylelikle şaşar kalırdınız." (Vakıa Suresi, 63-65)
Yeniden Canlanan Bitkiler Nasıl Besleniyor?
İlkbaharda ilk çiçeklenen bitkiler soğanlı bitkilerdir. Çünkü aslında baharın ilk günlerinin sıcaklığı bitkiler için uygun besin maddelerini sağlamaya yetmez. Güneş ışığı miktarı frizlerin oluşması için gerekli fotosentez koşulları açısından yeterli değildir. Ancak baharda ilk çiçek açan bitkiler için böyle bir sorun söz konusu değildir. Allah onları hayatta kalmaları için en uygun olan besin maddelerini, mineralleri ve nişastayı bir yıl önceden depolayabilecekleri bir tür erzak dolabıyla birlikte yaratmıştır. Bu erzak dolabı çiçeklerin soğanlarıdır. Bitkilerin mevsim sonunda toprak üstündeki bölümleri kururken toprak altındaki soğanların da besin depolanır. Bitkiler ilkbaharda yeşillenip çiçeklenmek için soğanlarındaki bu enerjiyi kullanırlar. Enerji depolayabilecekleri soğanları olmayan bitkilerin soğuk kış günlerinden sonra tekrar canlanmak için kullandıkları başka kaynaklar da vardır.
Kış mevsiminde doğadaki bitkilerin birçoğu ölür. Toprağa karışan bu ölü bitkiler, topraktaki bakteriler tarafından moleküllere ayrıştırılır. Bu gözde görülemeyen küçücük bakteriler, kış boyunca ölmüş bitkileri parçalar, mineral ve besine dönüştürür ve toprağı bunlarla zenginleştirir. Baharda tekrar canlanan, doğanın ihtiyacı olan besin ve mineraller, işte kış boyu çalışan bakteriler sayesinde toprakta hazırdır. Eğer bakterilerin bu çalışması olmasaydı, dünyada yaşam mümkün olmazdı. Allah ayette şu şekilde bildirmiştir:
“Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır. O diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz?” (En’am Suresi, 95)
Bir Bitki Doğuyor
Bitkiler, yeryüzündeki ekolojik dengenin ve canlılığın devamında son derece önemli bir role sahiptir. Bitkilerin üremeleri son derece basit gibi görünmesine rağmen içerik olarak oldukça komplekstir. Bitkilerin çoğalma sisteminin detaylarını öğrendikçe hayrete düşmemek elde değil.
Baharda renklerine, kokularına, şekillerine hayran olduğumuz çiçekler aslında bitkilerde üremeyi sağlayacak organların meydana geldiği yerdir. Çiçeklerin açmaya başladıkları dönemde ortaya çıkan polenler, bitkilerin erkek üreme hücreleridir. Görevleri kendi türlerinin çiçeklerindeki dişi organlara ulaşabilmek ve ait oldukları bitkinin neslinin devamını sağlamaktır. Her bitki polenlerini dağıtabilmek için kendine özgü bir yöntem kullanır. Bitkilerden kimileri böcekleri kullanırlar, kimileri ise rüzgarın taşımasından faydalanırlar. Bitkilerin döllenmesinde kuşkusuz ki en önemli nokta her bitkinin yalnız kendi türünden olan bir bitkiyi dölleyebilmesidir. Bu yüzden doğru polenlerin doğru bitkiye gitmesi son derece önemlidir.
Peki özellikle bahar aylarında havada bu kadar çok çeşitte polen dolaşırken nasıl olup da döllenmede hiç karışıklık çıkmaz? Polenler uzun yolculuklara, farklı polen taşıyıcılara ve değişen şartlara karşı nasıl doğru yerlere ulaşır?
Polenlerden Tohuma Doğru
Bazı bitkiler, döllenme işleminin ilk aşamasında bir arı, kelebek ya da herhangi bir böceğin vücuduna polenlerinin yapışmasını sağlarlar. Bu böceklerin başka bitkilere konmasıyla bu bitkilerin polenleri taşınmış olur. Polenlerini böceklere dağıttıran bitkilerle bu dağıtımda görev alan hayvanların arasındaki ilişkiler hayret vericidir. Çünkü bu canlılar karşılıklı bir alışverişi gerçekleştirmek için birbirini cezbedecek yöntemleri ustaca kullanırlar.
Önceleri hayvanlarla olan ilişkilerinde bitkilerin rollerinin fazla olmadığı zannedilirdi. Oysa araştırmalar bu kanaatin tam tersi bir sonucu ortaya koydu. Bitkiler hayvanları etkilemede çok aktif bir rol oynarlar. Kullandıkları özel stratejilerle polenlerini taşıyacak hayvanları mükemmel bir şekilde yönetirler.
Örneğin bitkilerdeki renk sinyalleri arılara ve diğer hayvanlara hangi çiçeklerin polenlerini yaymaya hazır olduğunu haber verir. Çiçeklerdeki renk çeşitliliği böcekleri nektarın olduğu merkeze yöneltir. Bu renkler çiçeklerin ne kadar uzakta olduğunu belli etmekle beraber çiçekte nektar olup olmadığını da anlatırlar. Çiçeklerin rengiyle bağlantılı olan nektar miktarları, böceklerin çiçek üzerinde daha uzun kalmasını sağlayarak döllenme ihtimalini artırır.
Bitki tarafından bir böceği veya kuşu cezbetmek amacıyla kullanılan yöntemlerden biri de kokudur. Bizim hoşumuza giden çiçek kokuları aslında bitkiler tarafından böcekleri cezbetmek için kullanılır. Özel çiçek kokuları polen yayıcılarını tam gerekli zamanda çekecek şekilde salgılanır. Salgılanan koku etraftaki böcekler için yol gösterici rehberdir. Kokuyu alan böcek, bu kokunun kaynağında kendisi için lezzetli bir nektarın birikmiş olduğunu anlar. Karşılıklı gerçekleşen bu haberleşme ile böcek, duyduğu kokunun kaynağına doğru yol alır.
Böcek, rengiyle ve kokusuyla ulaştığı çiçekten nektarı almak için uğraşacak ve polenler üzerine yapışacaktır. Aynı böcek uğradığı başka bir çiçeğe daha önce yapışan polenleri bırakacak ve bu sayede bitkinin döllenmesi gerçekleşmiş olacaktır. Böceğin yaptığı bu önemli işten haberi bile yoktur. Elbette şuursuz bir bitkinin böcekleri kendisine çekmek için bu kadar değişik yöntemler kullanması makul değildir. Tüm bunları onlara ilham eden Yüce Allah'tır.
Tekrar Düşünmek
İlkbaharda doğa yeniden canlanır. Çiçekler rengarenk açar. Kış aylarında kuruyan dallar yapraklarla yeniden yeşerir. İnsan düşünmediği zaman çevresinde gerçekleştiren mucizevi olayları göremez. Örneğin zar gibi ince kanatlara sahip olan kelebeklerin nasıl olup da uçtuğunu, her an her yerde gördüğümüz çiçeklerin nasıl bu kadar çeşitli renklere sahip olduğunu, Metrelerce yükseklikteki ağaçların en uç dallarının bile güneş altında nasıl yemyeşil kaldığını düşünmediğimiz sürece bunlardaki incelikleri kavrayamayız. Hatta bir çiçekteki olağanüstü sanat bile dikkatimizi çekmeyebilir.
Bitkileri düşünelim. Meyveleri, sebzeleri, çiçekleri ve ağaçları. Her biri farklı renklere, kokulara ve tatlara sahip olan bitkiler Allah'ın yaratma sanatının delillerindendir. Çevrenizde her an gördüğünüz, kimi zamanla sadece kitaplardan tanıdığınız bitkilerin her biri kendine özgü renklere ve desenlere sahiptir. Hepsinin üreme şekilleri, içerdikleri nektar oranı, kukuları hep birbirinden farklıdır.
Gülleri düşünelim. Kırmızı, beyaz, sarı, turuncu, pembe, geçişli renkler, kuşkusuz hepsi bunları gören bir insanın Allah'a hayranlık durması için yeterlidir. Bu çiçekleri yaratan Allah'ın sonsuz kudretini kavrayamaması çok büyük bir nankörlük olur. Allah Kuran'da gördüğü yaratılış delillerini takdir edemeyen insanlardan şöyle bahsetmiştir:
''Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki üzerinden geçerler de ona sırtlarını dönüp giderler. Onların çoğu Allah'a iman etmezler de ancak şirk atıp dururlar.” (Yusuf Suresi, 105-106)
Hayvanların Canlanma Zamanı
Hayvanlar için de bahar mevsimi canlanma zamanıdır. Havanın ısınmasıyla böcekler sırasıyla ortaya çıkar. Arılar ve kelebekler ağaçları ve çiçekleri tozlaştırmak için uçuşmaya başlarlar. Bombuslar baharda en erken mesaisi olan canlılardır. Çünkü havalar daha tam ısınmadan baharın ılık havasına karşı yalıtım sağlayan tüylü vücutlara sahiptirler. Bu tüylü vücutlar baharda havanın tam ısınmamış ilk zamanlarında onları korur.
Kış uykusuna yatan canlılar uyanırlar. Baharda yavru hayvanlar kendini gösterir, her yerde tam bir canlılık meydana gelir.
Kış mevsiminde daha sıcak iklimlerde yaşamak için göç eden pek çok hayvan tekrar geri döner. Göç eden hayvanlar Allah'ın ilham ettiği muhteşem zamanlamayla en doğru vakitte sıcak iklimlere göç etmeye başlarlar.
Göç Eden Hayvanların Dönüşü
Hayvanlar bulundukları yeri terk ederek uygun ortamlara doğru uygun zamanlarda göç ederler. Burada dikkati çeken en önemli nokta uygun ortam ve uygun zaman kavramlarıdır. Dünyanın dört bir yanındaki yüzlerce türlü hayvanın hepsi en küçüğünden en büyüğüne kadar bu uygun zaman kavramını çok iyi bilir. Göç eden canlıların şaşırmadan ve yanılmadan en doğru zamana göç etmeleri apaçık bir mucizedir.
Kuşlar Göçe Başlamaya Nasıl Karar Verirler?
Kuşların göç etmesini başlatan birçok neden vardır. Bu nedenlerden biri veya birkaçı oluştuğunda kuşlar için göç maratonu başlar. Bu etkenlerden biri günlerin uzayıp kısalmasıdır. Gün uzunluklarındaki değişiklik kuşların hormon sistemini etkiler. Yapılan deneyler artan gün uzunluğunun hayvanları çeşitli şekillerde uyardığını göstermiştir. Işık öncelikle beyindeki açlık ve tokluğu kontrol eden hipotalamusu uyarır. Aynı anda beyindeki komşu merkezlerde uyarılır. Bu hormonal değişiklikler kuşlarda aşırı iştah artışına neden olur. Böylece büyük oranlarda beslenip göç için gerekli olan yağ depolarını oluştururlar. Göç döneminde yılın diğer zamanlarına göre yüzde 40 daha fazla beslenirler. Kazandıkları yağlar derinin altında, uçuş kaslarında ve karın boşluklarında depolanır. Bu yağ depoları hem uçuş kaslarına destek olur hem de minimum yorgunlukla uzun süreli uçuşlara olanak sağlar.
Göçe başlama zamanının doğruluğu çok önemlidir. Eğer bir kuş ilkbaharda göç hazırlığına başlamak için üreme alanındaki besinler bollaşana kadar beklese, göç etmek, çiftleşmek, kuluçkaya yatmak ve yavrularını besin bolluğunda beslemek için yeterli zamanı bulamaz. Kuşların yıllık göçlerinin zamanlaması, yuvadaki genç bireylerin en bol besinle karşılaşacakları dönemle eş zamanlıdır. Eğer kuş, üreme alanından uzaklaşmak için iklimin daha sertleşeceği zamanı beklerse, gerekli fizyolojik değişiklikleri gerçekleştirmeye zamanı kalmayacaktır. Kilo alarak enerji sağlamaya ihtiyacı olduğu halde bunu yapmadan yola çıkacaktır. Bu ise neslini devam ettirememesi demektir. Oysa böyle bir aksaklık olmaz ve kuşlar göç zamanını tam en doğru şekilde tespit ederler. Kuşlar en doğru uçuş zamanını belirleyerek en doğru yoldan, kendileri için en uygun bölgeye geri dönerler.
Hayvanların bu yeteneklere kendi bilinç ve akıllarıyla sahip olduklarına inanmak elbette mantıksızdır. Evrimci bilim adamları bu mükemmel mekanizmanın sözde evrimsel süreç içinde tesadüfen geliştiğini yani bu yeteneği canlılara tesadüf denilen mekanizmanın verdiğini savunurlar.
Şüphesiz bu son derece saçma bir iddiadır. Kuşlarda tüm bu mekanizmanın bulunması ve kusursuz çalışması, kuşların göç için gerekli hazırlıkları yapabilmeleri, göç sırasında yönlerini bulmalarını sağlayan henüz bilmediğimiz yöntemleri kullanmaları, bizlere çok ince bir biçimde planlanmış ve yaratılmış bir sistem olduğunu gösterir.
Bunların hiçbiri elbette ki kör ve şuursuz tesadüflerin eseri olamaz. Böylesine hassas bir sistemin evrim teorisinin iddia ettiği gibi kuşların bedenlerine isabet eden rastlantılar sonucu ortaya çıkmış olabileceğine inanmaksa saçmadır. Kuşların göç sistemi bir yaratıcının varlığına işaret etmekte ve bu canlıları Allah'ın yarattığını göstermektedir.
“Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır ve bütün işler Allah'a döndürülür.” (Ali İmran Suresi, 109)
Canlıların Kışın Hayatta Kalma Yöntemi Kış Uykusu
Kış mevsimi birçok canlı için hayatın adeta durduğu bir dönemdir. Kış boyunca çoğu bitki büyümeyi durdurur. Yaşamlarını sürdürebilmeleri için bu gerekli bir tedbirdir. Sıcakkanlı hayvanlar içinse durum daha farklıdır. Onlar bir anlamda hayatlarını durdururlar.
Sıcakkanlı canlılar vücut sıcaklıklarını belli bir aralıkta tutmak zorundadırlar. Ancak vücut sıcaklığını korumak oldukça büyük bir sorundur. Çünkü memeli hayvanlar ortam sıcaklığından daha yüksek bir vücut sıcaklığına sahiptirler. Bu yüksek sıcaklığı elde edebilmek için de fazladan enerjiye ihtiyaçları vardır. Bunu ancak yiyeceklerden elde edebilirler. Fakat kış mevsimi hayvanlar için yiyeceğin en zor bulunduğu mevsimdir. İşte bu nedenle pek çok canlı güney bölgelerine göç ederek bu sorunu çözerler. Ama bazı memeliler için bu tip yolculuklar imkansızdır. Bu nedenle onlar da farklı bir yöntemle kendilerini korumaya çalışırlar. Bu yöntem Allah'ın onları korumak için yarattığı kış uykusudur.
Kış Uykusuna Hazırlık
Kış uykusuna yatan canlılar, kış mevsiminde sıcaklığın düşeceğini, yağacak kar nedeniyle de yiyecek bulamayacaklarını bilirler. Bu nedenle yaz ayları boyunca kışa hazırlık yaparlar. Öncelikle kendi kilolarının iki katı kadar kilo alırlar. Kışın vücutlarının ne tip zorluklarla karşılaşacağını, uzun uyku dönemi boyunca hiçbir şey yemeden nasıl canlı kalabileceklerini adeta hesap eder ve buna göre davranırlar. Yeni doğmuş ve henüz hiç kış mevsimi geçirmemiş bir yavru bile kışın sıcaklıkların düşeceğini ve yağan karın bütün bitki örtüsünü kaplayacağını Allah'ın ilhamıyla bilir ve tüm yaz mevsimi boyunca kilo olarak besin depo eder. Bunu bir bebeğin doğduğu anda karşılaşacağı tüm zor şartları bilerek bunlar için tedbirler almasına benzetebiliriz. İnsanlar için böyle bir durum imkansızdır. Ancak hayvanlar Allah'ın ilhamıyla hareket ederek bu mucizeyi ilk doğdukları andan itibaren gerçekleştirir.
Kış Uykusu Sırasında Değişiklikler
Hayvanların yattığı kış uykusu klasik bir uyku değildir. Çok fazla metabolik değişiklik meydana gelir. Kış uykusuna yatan canlının kalp atışları ve nefes alıp vermeleri yavaşlar ve vücut sıcaklığı düşer. Tüm metabolizmasında yavaşlama meydana gelir. Kış uykusuna yatan hayvanların beyinlerine giden oksijen akışı normal düzeyin %2'sine kadar düşebilir. Türüne göre hayvanlar günlerce hatta haftalarca su içmek veya yemek yemek için uyanmaz. Bu uyku sırasında bazı hayvanlar neredeyse ölmüş gibi görünürler. Örneğin bir tarla sincabının vücut sıcaklığı sıfırın altında 2 dereceye, kalp atışları 15 saniyede sadece bir kere atar duruma kadar gelir. Nefes alması dakikalarca durabilir. Vücutlarındaki kan akışı %90'a kadar düşebilir. İnsanlarda böyle bir kan akışı düşüşü olsaydı dakikalar içinde insanlar hayatlarını kaybederlerdi. Ancak sincaplar bunu her kış ayında düzenli olarak yaparlar ve hayatta kalırlar.
Kış Uykusunda Zayıflamayan Kemik Dokusu
İlkbahar geldiğinde kış uykusuna yatan canlıların büyük bir bölümü kaslarında ya da kemiklerinde güçsüzlük olmaksızın uyanırlar. Ancak örneğin insanlar uzun süre hareket etmezlerse kemiklerin dokusu zayıflar, güçsüzleşir. Çünkü kemikler çok sağlam gibi gözükse de içlerindeki doku sürekli yenilenmek zorundadır. Hareket etmeyen bir kişi de kemik dokusu üretimi çok yavaş olur. Kış uykusuna yatan hayvanların çoğu fiziksel fonksiyonlarını düşürmelerine rağmen kemik dokusu üretiminde hiçbir yavaşlama olmaz. Dolayısıyla hayvanlar haftalar sonra uyandıklarında aynı güçlü kemik yapısıyla uyanırlar.
Bilim adamları, kış uykusuna yatan bir ayının iskeletinin o kadar süre hareketsiz kalıp nasıl güçsüzleşmediğini hala tam olarak çözemedi. Colorado Üniversitesi Biyotıp Mühendislerinden Seth Donahue, bu özelliğin kalsiyum alımını düzenleyen ve kemik yoğunluğunun korunmasına katkıda bulunan paratiroit hormonundan kaynaklanabileceğine inanıyor.
Eğer bilim adamları kış uykusuna yatan hayvanlarda bu sistemin nasıl çalıştığını çözebilirlerse, insanlarda ileri yaşlarda görülen ve kemik erimesi olarak bilinen osteoporoza ve diğer omurilik zedelenmelerine karşı çözüm getirebileceklerine inanıyorlar. Şüphesiz hayvanlara soğuk kış şartlarında hayatta kalabilmeleri için kış uykusunu ilham eden yüce Rabbimiz, bu uyku sırasında zarar görmemelerini sağlayan sistemleri de beraberinde yaratmaktadır.
Kış Uykusuna Mola
Uzun kış uykusu sırasında hayvanların vücut sıcaklığı neredeyse yarı yarıya düşer. Kalp, karaciğer ve diğer organların çalışması için enerji gerektiğinden solunum ve kalp atışları iyice yavaşlar. Ancak bazı hayvan türleri bu tedbirlere rağmen soğukta donma tehlikesi geçirdikleri zaman hemen uyanarak vücut sıcaklıklarını arttırırlar ve daha sonra tekrar uykuya dalarlar. Örneğin kış uykusundaki bir sincap 14 ila 21 gün aralıklarla uyanır. Savunma sistemi hücreleri oluşturur ve normal beyin fonksiyonlarına geri döner. Bu uyanmalarda vücutlarını titreterek tekrar 37 derece civarında bir vücut sıcaklığına geri dönerler. Kendi etraflarında biraz dönerler, esnerler ve sonra tekrar uykuya dalarlar. Yaklaşık bir gün sonra vücut sıcaklıkları tekrar hızla düşer ve kış uykusuna geçerler.
Kutup Ayılarının Kış Uykusu
Kutup ayıları da kış uykusuna yatarlar. Anne adayı kutup ayısı kış uykusuna girdiği dönemde enerji harcamamak ve yavrularının daha iyi beslenmesini sağlamak için metabolizmasını düşürür. 7 ay boyunca metabolizmasındaki yağı proteine çevirerek enerji sağlar, kendisi hiç beslenmez. Kalp atışı oranını dakikada 70'den 8'e kadar indirebilir ve metabolizmasını yavaşlatır. Bu dönemde yemek yemediği gibi doğal ihtiyaçlarını da karşılamaz. Böylelikle yavrularını doğuracağı dönem için enerji sağlamış olur.
Köpek Balıklarının Kış Uykusu
İri köpek balıkları da denizlerdeki pek çok canlı gibi planktonlarla beslenirler. Kuzey denizinde her Kasım ayında plankton yoğunluğu azaldığı için köpek balıkları besin ararken her zaman harcadıklarından çok daha fazla enerji harcamak zorunda kalırlar. Bu nedenle bir süre sonra güçsüz kaldıkları için yemek aramayı bırakıp dibe çökerler ve kış uykusuna yatarlar. Okyanusun derinliklerinde aylarca hareket etmeden ve hiç beslenmeden yaşayabilirler. Bu sırada kalpleri sanki çalışmıyormuş gibi oldukça yavaş atar.
Kurbağaların Kış Uykusu
Kış uykusu sırasında bazı kurbağaların vücutlarında buz kristalleri oluştuğu keşfedilmiştir. Bu kurbağalardan gri ağaç kurbağası ve ilkbahar kurbağası gibi türlerin hepsi kışları don olaylarının görüldüğü coğrafi bölgelerde yaşarlar. Kış uykusuna yattıklarında bu canlılarda hiçbir hayat belirtisi görülmez. Kalp atışları, nefes alışverişleri ve kan dolaşımları neredeyse tamamen durur. Ağaç kurbağası ve diğer canlılardaki en önemli özellik ise bol miktarda glikoz üretebilmeleridir. Glikoz, hücrelerden su çekilmesini önler, bu sayede büzülme olayı da engellenmiş olur. Böylece kurbağanın hücreleri bu donma olayından hiçbir zarar görmez.
Bu denli detaylı işlemleri uykusunda gerçekleştiren hayvanların tüm bunları kendilerinin akletmeleri imkansızdır. Şuur sahibi olan insanın dahi vücut sıcaklığı veya kalp atışı hızı gibi vücut fonksiyonlarını kendilerinin kontrol altında tutması mümkün değildir. Bu ancak gelişmiş hastanelerde son derece teknolojik ve oldukça detaylı cihazlarla ve kısmen mümkün olabilmektedir. Oysa kış uykusuna yatan hayvanların çoğunluğu sanki yapmaları gerekeni ne olduğunu biliyormuş gibi zor kış koşullarını rahatça geçirebilecek tedbirleri alır.
Kış uykusuna yatan hayvanların sahip olduğu kusursuz sistemleri örneksiz yaratan hiç şüphesiz Allah'tır. Bu canlılara, bu hayranlık uyandıran davranışları, âlemleri yoktan var eden, sonsuz merhamet sahibi yüce Allah ilham eder. Allah bir ayetinde insanları şöyle düşünmeye çağırır:
''Yaratan hiç yaratmayan gibi midir? Artık öğüt alıp düşünmez misiniz?'' (Nahl suresi, 17)
Sonuç
Dev galaksilerin muazzam düzeninden yerin içindeki ufacık bir organizmaya kadar her şeyde kusursuz bir mükemmellik ve denge yaratan Rabbimiz her canlıda sonsuz sanatının inceliklerini bizlere gösterir. Her bir mevsimin kendisine has nimetleri vardır. Allah her baharda bizlere coşan çiçekler, olgunlaşmaya başlayan işte acıcı rengarenk meyveler, yavru hayvanlar ve yeniden doğan dipdiri bir doğa sunar.
Allah tüm güzelliklerini insanlara sunarak merhametini bize gösterir. Allah'ın razı olacağı umulan tavır ise tüm bu nimetlerin Rabbimizin bir lütfu olarak bizlere ulaştığını kavramak ve ona karşı sürekli şükredici bir ahlak içerisinde olmaktır. Bu ahlakı yaşayan insan güzelliklerden gereği gibi zevk alabilir. İnsanın çevresinde, dönüp baktığı her yerde Allah'ın sevgisinin işaretini görebilmesi büyük bir ayrıcalık ve bitip tükenmeyecek bir sevinç ve mutluluk kaynağıdır. Allah bir ayetinde şu şekilde bildirmiştir:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, geceyle gündüzün art arda girişinde, insanlara yararlı şeylerle denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip yaymasında, rüzgârları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde, düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara Suresi, 164)