Adnan Oktar'ın 8 Aralık 2017 tarihli A9 TV röportajından
Hz. İsa’nın tekrar yeryüzüne gelişi aklın ihtiyarını kaldırır mı?
İZLEYİCİ SORUSU: Selam Hocam, Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne gelişi aklın ihtiyarını kaldırır mı?
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam güzel yüzlüm. Yok, İsa Mesih (as)’ın kendisinin aklının ihtiyarını kaldırması lazım en başta. O kendini tanıyamıyor ilk başta, bilmiyor kendisinin İsa olduğunu. Bediüzzaman diyor bak “bidayeten -başta- kendisi dahi kendisini bilmez” diyor “yakın talebeleri, havası, seçkin talebeleri onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. Zamanla fark ediliyor. Yani Allah'ın orada muazzam bir sanatı vardır. Aklın ihtiyarını kaldırmama sanatı vardır Allah'ın. Mesela beynimizin içinde gözsüz görüyoruz. Aklımızın ihtiyarı kalkıyor mu? Bir insana desek ki; ‘sana bir et yığını yapacağım. Yağlı bir et yığını alacağım, kafanın içine koyacağım. Sana göz diye de iki parça koyacağım etten. Ama sen onun içinde üç boyutlu renkli bir dünya göreceksin ışıklı. Dışarıda ışık olmadığı halde, renk olmadığı halde, sen üç boyutlu, renkli pırıl pırıl bir dünya göreceksin. Ayrıca da sesi de üç boyutlu alacaksın. Sesin yönünü bile bileceksin desen’ birisine. Adam, amma yalan söyledim der yani. Hayal aleminde mi geziyorsun sen der. Yani bu kadar abartı olmaz artık der. Asla inanmam der, asla. ‘Peki böyle bir şey olursa ne dersin’ dersin? Bu mucize üstüne mucize, mucize üstüne aklın ihtiyarını kaldırır der. Aklın ihtiyarını tamamen kaldıracak bir şey der. ‘Etin içerisinde üç boyutlu dünya meydana gelecek’ dersen, Bu aklın ihtiyarını kaldırırlar. Kaldırıyor mu? Yok. Çünkü alıştık. Ülfet meydana geldiği için kaldırmıyor aklımızın ihtiyarını. Aslında bu aklın ihtiyarını kaldıracak bir şey.
Adama deseler ki; ‘mikroskopta zor görülen tek bir hücreden koskocaman bir adam olacak ve seninle konuşacak. Hatta o kadınla evleneceksin’ deseler. ‘Öyle küçük bir hücreden. Ne diyorsun’ deseler? Normal bir akıllı adam. Buna kesinlikle inanmaz. Bu olacak iş değil der yani. Aklını ihtiyarını kaldırır der. Oluyor. Aklını ihtiyarını kalkıyor mu? Yok. Hiçbir şey olmuyor.
Mesela ‘gökyüzünde koskoca bir taş kütlesi, toprak kütlesinden bir şey yapacağız. Yuvarlak. İçine, ağzına kadar mama dolduracağız. Fokur fokur kaynayacak. Elma kabuğu kadar da ince olacak. Uçsuz bucaksız uzayda akıllanmaz bir hızla bu gidecek ve hiçbir yere çarpmayacak. Milyonlarca gök taşının içinden geçecek. Hiçbirine dokunmayacak. Yani o geçen o cisme dokunmayacak. Ve fokur fokur içi kaynayarak gökyüzünde gezeceksin’ deseler. Adam dehşete düşer. ‘Böyle bir şeyin üstüne biner misin’ deseler. Allah esirgesinler der. Kesinlikle binmem der. Ya fokur fokur kaynayan bir şeyin mağmanın üstüne ben biner miyim? Deli miyim ben der. Yani değil mi? Adam asla kabul etmez. ‘Ha yok incecik olacak’ diyeceksin. Kabuk. Hakikaten elma kabuğu kadar incedir. Elma kabuğunu biliyorsunuz. İçini düşündüğümüzde mağma kabuk kısmı bu soğuk kısmıdır elmanın. Ondan gerisi hepsi mağma, fokur fokur kaynar. ‘Böyle bir şeyin üstünde gökyüzünde seni gezdireceğim’ desen adam yerlere yapışır, Allah aşkına yapma der. Yani düşünmek dahi istemiyorum der. Asla istemem der. E şu an adam düğün yapıyor ya onun üstünde. Mastika oynuyor. Alışmış, ülfet oluşmuş, aklın ihtiyarı kalkmıyor.