İMTİHANIN SIRRI
Hayatınız boyunca güzel bir şeyi elde etmek için çaba harcamış ve emek sarf etmişsinizdir. Örneğin eğitim hayatınızı düşünün. O dönemden aklınızda kalan muhtemelen sık sık karşılaştığınız sınavlardır. Bunların içinde en önemlisi ise üniversite sınavıdır. Çoğu genç insan üniversite sınavını hayatının dönüm noktası olarak tanımlar. Çünkü geleceklerini nasıl şekillendireceklerini birkaç saatlik imtihanın sonucunda belirleyeceklerini düşünürler. Bu nedenle yıllarca çalışır, uykusuz kalır, pek çok sosyal faaliyetten uzak durup dikkatlerini sadece derslerine verirler. Tek amaçları istedikleri üniversiteye girebilmektir. Bu amaca ulaşabilmek için büyük bir sabır ve kararlılık gösterirler.
Hayattaki en büyük amacı güzel bir ev sahibi olmak olan bir kişinin ise bu evi elde etmek için önce yeteri kadar maddi güce sahibi olması gerekir. Bunun için gece gündüz demeden iyi bir iş sahibi olabilmek, mevkisini yükseltebilmek, dolayısıyla maddi kazancını artırabilmek için çalışıp çabalar. Ancak böyle uzun süreli ve özverili bir çalışmadan sonra o kişinin istediği evi satın alması mümkün olur.
Bunların yanı sıra insanın maddi güç ya da toplum içinde itibar, şöhret ve belli bir kariyer elde etmek gibi hedefleri varsa, bunlar için de ciddi bir çaba sarf etmesi ve bazı zorlukları göze alması gerekir. Ancak izlediğiniz bu örnekler, insanın dünyadaki kısa hayatı boyunca elde edeceği geçici yararlarla sınırlıdır. Ve bu yararların hepsi ya ölümle birlikte ya da henüz dünyadayken herhangi bir sebeple aniden elinden çıkabilir.
Örneğin yıllarını sınav günü başarılı olmak için durmaksızın çalışarak geçiren bir genç, başına gelen bir kazayla sınava giremeden hayatını yitirebilir veya yıllar süren bir emek sonucunda sahip olduğu evi yakıp yıkacak olan bir felaket, insanın çabasını, emeğini bir anda yok edebilir.
Dünya hayatında elde etmek istenen yararların tümü geçicidir. Ancak bunların yanında asla bitmeyecek güzelliklerin, sonsuz nimetlerin bulunduğu gerçek bir hayat vardır. Bu, ölümden sonraki ahiret hayatıdır. Dünya hayatı insanın sonsuz ahiret yurduna ulaşmak için denendiği geçici bir imtihan yeridir sadece.
DÜNYA BİR İMTİHAN YERİDİR
Allah insanları bir amaç üzere yaratmıştır. Bu amacın ne olduğunu da Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“İnsanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyât Sûresi, 56)
Yalnızca Allah'a ibadet etmek için yaratılan insanın önünde ortalama 60-70 yıllık kısa bir ömür vardır. Ve bu ömür, tıpkı bir kum saatinde olduğu gibi hiç durmadan akmakta, insan ahirete doğru sürekli bir geri sayım içinde yaşamaktadır. Zaman herkesi ve her şeyi mutlaka tahribata uğratmakta ve bu geçici dünyaya bağlananlar çok büyük bir kayıp içine düşmektedirler. Çünkü dünya hayatı sonsuz ahiret hayatının yanında çok kısadır. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilir:
“Dünya hayatı ahiretteki sınırsız mutluluk yanında geçici bir metadan başkası değildir.” (Rad Suresi, 26)
Akıl, vicdan ve sağduyu sahibi bir varlık olan insanın yaratılış amacının eksikliklerle dolu olan kısa dünya hayatında geçici yararlar elde etmek olmadığı çok açıktır. İnsan imtihan edilmektedir ve hedefi de sonsuz ahiret güzelliğini kazanmaktır.
İNSAN HAYIRLA VE ŞERLE İMTİHAN EDİLMEKTEDİR
İnsan dünyada her türlü sıkıntıyla karşılaşabilir. Sıkıntı ve zorluk anları insanın hiç karşılaşmayı ummadığı zamanlarda da ortaya çıkabilir ve çok uzun bir zaman dilimini kapsayabilir. Örneğin insan zenginken fakir düşebilir. Başarılı olduğu bir konuda ummadığı bir anda başarısızlıkla karşılaşabilir. Sevdiği bir insanı yitirebilir, hastalanabilir, sakat kalabilir. Ama bunların hepsi bu kişi için bir denemedir. Önemli olan insanların bu zorluk anlarında Kuran ahlakını yaşamaları, her an Allah'ı zikretmeleri ve içinde bulundukları duruma şükredip hepsinde bir hayır ve güzellik olduğunu fark edebilmeleridir.
İnsan bolluk, zenginlik ve çok büyük nimetler içinde de yaşıyor olabilir. Bu durumda da Allah'ın razı olacağı güzel ahlakı göstermesi, her tavrında Allah'a yönelmesi ve O'nun emir ve tavsiyelerine çok büyük bir titizlik göstermesi gerekir. Çünkü bolluk, dünyanın geçici süslerine dalan insan için ahireti unutturan bir etken olabilir. Ama imanlı bir insan ne kadar büyük nimetler içinde olursa olsun asla Allah'a karşı nankörlük etmez. Kuran'da inananların dünyada yaşadıkları imtihan konularının neler olabileceği ve bunlara karşı gösterdikleri güzel tavır şu şekilde tarif edilmiştir:
“Andolsun biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde derler ki, biz Allah'a ait kullarız ve şüphesiz O'na dönücüleriz. Rablerinden bağışlanma ve rahmet bunların üzerinedir ve hidayete erenler de bunlardır." (Bakara Suresi, 155-157)
DÜNYA HAYATINA KARŞILIK AHİRETİ SATIN ALMAK
Dünyada insanları etkileyebilecek, akıllarını çerebilecek pek çok güzellik ve süs vardır. Ahiretin varlığını göz ardı eden insanlar, doğdukları andan itibaren kendilerine süslü görünen bu değerleri elde etme hırsına kapılırlar. Allah bu süsleri Kuran'da şöyle haber vermiştir:
“Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara süslü ve çekici kılındı. Bunlar dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır." (Âl-i İmran Suresi, 14)
İnsanların dünyaya yönelik tutkuları çok çeşitlidir. Ama bu tutkuları elde etmek onlara tek başına bir kazanç sağlamaz. Çünkü dünya hayatı çok kısa ve geçicidir. Kehf Suresi’nde insanların hırsla bağlandıkları dünya hayatının gerçek durumu şöyle bir benzetmeyle anlatılmıştır:
“Onlara dünya hayatının örneğini ver. Gökten indirdiğimiz suya benzer. Onunla yeryüzünün bitkileri birbirine karıştı, böylece rüzgârların savurduğu çalı çırpı oluverdi. Allah her şeyin üzerinde güç yetirendir. Mal ve çocuklar dünya hayatının çekici süsüdür. Sürekli olan salih davranışlar ise Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır. Umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.” (Kehf Suresi, 45 ve 46)
Dünyaya ait her türlü süs, zenginlik, güzellik, evler, mücevherler, makam, ün ya da kariyer sadece kısa bir yarardan, geçici bir oyalanmadan başka bir şey değildir. Bunların tümü mutlak surette yok olacaktır. Ama insanların büyük bir bölümü bunların geçici olduğunun farkına varmaz, tam tersine bunlara dalıp oyalanır. Kimi sürekli daha çok mal toplamaya, kimi insanlar tarafından daha çok itibar görmeye, kimi de iş yerinde en başarılı kişi olarak tanınmaya çalışır. Pek çok insan tüm bunlara öyle büyük bir hırsla bağlanır ki, bu oyalanma onlara ölüm sonrasında karşılaşacakları sonsuz ahiret hayatını tamamen unutturur. Ölümü bir yok oluş olarak algılar, bu yüzden de ölümden sonrası için bir hazırlık yapmayı düşünmezler.
Müslümanlar ise ölümle birlikte dünyadan ayrılmayı şevk ve heyecanla karşılarlar. Dünyada yaptıkları güzelliklerin karşılığını Allah'tan sonsuz ahiret hayatına almayı umarlar. Ahirette cennet gibi sonsuz güzellikler ve inceliklerle dolu bir mekâna kavuşma umudunun şevki ve coşkusu içinde yaşarlar. Allah onları büyük bir ecirle müjdelemiştir. Bu müjde Kuran'da şöyle bildirilir:
''Hiç şüphesiz Allah, müminlerden karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.'' (Tevbe Suresi, 111)
KADERE TESLİMİYET
Yeryüzünde yaşanan imtihanın ortamının çok önemli bir sırrı vardır. Bu sırra vakıf olan müminler karşılaştıkları zorluklara büyük bir şevk ve neşe ile sabır gösterirler. Bu sırrın özünde kader gerçeği vardır. Müslüman, Allah'ın her şeyi bir kader üzerine yarattığını ve başına gelenlerin sadece Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiğini bilir. Bu gerçek Kuran'da şu şekilde tarif edilir:
“Gaybın anahtarları O'nun katındadır. Ondan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir. O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi ve her şey apaçık bir kitaptadır." (En'âm Sûresi, 59)
İnsan, zamana bağlı yaşayan ve olayları sadece yaşadığı andan bakarak değerlendirebilen bir varlıktır. Geleceği bilemediği için karşılaştığı olaylardaki uzun vadeli hikmetleri, güzellikleri ve hayırları da her zaman göremeyebilir. Ama zamanı yaratan Allah, zamana bağımlı olan tüm varlıkların hayatlarını zamanın dışından görüp bilir. İşte bu noktada karşımıza çıkan kader gerçeğidir.
Kader Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm olayları tek bir an olarak bilmesidir. Yani sonucu bilinmeyen olaylar sadece bizim için direr bilinmezdir. Allah bizim bilemediğimiz olayların tümünü öncesiyle ve sonrasıyla bilir. Bu nedenle insanın dünyadaki imtihanı aslında başı ve sonu belli olan bir imtihandır. Geçmiş, gelecek ve içinde yaşadığımız an Allah katında birdir, hepsi olup bitmiştir.
Biz ise bu olayları ancak zaman geldiğinde yaşayarak öğreniriz. İşte bu kader ilmi inkârcıların vakıf olamadıkları büyük bir ilimdir. Müslümanların dünya ve ahiret hayatındaki tüm zorluklara ve denemelere güzel bir sabır göstermelerine vesile olan da bu ilimdir. İman edenler başlarına gelen her şeyin bir kader üzerine gerçekleştiğini bilmenin rahatlığını ve huzurunu yaşarlar. Bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmiştir:
“Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet hiç kimseye isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse onun kalbini hidayete yöneltir. Allah her şeyi bilendir.” (Tevâbün Sûresi 11)
OLAYLARI GELECEKTEN İZLEMEK
Bir insanın karşısına ne kadar büyük bir zorluk ve sıkıntı çıkarsa çıksın bu durum kesinlikle geçicidir. Örneğin, bir kişi yapmadığı bir şeyle suçlanıp haksızlığa uğrayabilir. Ama gerçeğin ortaya çıkacağı bir zaman mutlaka gelecektir. Haksızlığa uğrayan kişinin mağduriyeti dünyada son bulmasa bile, hesap günü onu haksızlığa uğratan kişiler mutlaka yaptıklarının karşılığını göreceklerdir.
Aynı şekilde haksızlığa uğrayan kişi de bu duruma sabrettiği için hesap günü güzel bir karşılık umabilecektir. Ayrıca Allah Kuran'da Müslümanlar için her zorluğun yanında bir de kolaylık yaratacağını haber vermiştir.
“Demek ki gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.” (İnşirâh Sûresi, 5-6)
İman den insan, Allah'ın sonsuz adaletine güvenir. Zorluğun ardından gelecek kolaylığı bekler ve içinde bulunduğu durumdan dolayı ümitsizliğe kapılmaz. Yaşadığın zorlukların gerek dünyada, gerekse ahirette karşısına bir güzellik olarak çıkacağını unutmaz. Olayların nasıl gelişeceği konusunda da herhangi bir müdahale, engelleme ya da durdurma imkanı olmadığının bilincindedir. Karşılaştığı zorluklar, müminin kendisini eğitmesine, imani konularda derinleştirmesine, ahlakını güzelleştirmesine ve cennetteki derecesini arttırmasına birer vesiledir. Şunu da unutmamak gerekir, bu yalnızca Allah'a samimi olarak iman eden ve kadere teslim olanların yaşayabilecekleri bir ruh halidir.
Dinden uzak yaşayan insanlar ise karşılaştıkları olaylarda kaderi olan teslimiyetsizlikleri sebebiyle ümitsizliğe, korkuya, heyecana kapılır ve bir tür çıkış yolu bulamayacaklarını düşünürler. Ahirete yönelik bir ümitleri ve beklentileri de olmadığı için her zaman huzursuz ve sıkıntılı bir ruh hali içinde yaşarlar. Bu insanların durumu bir ayette şöyle haber verilmiştir:
“Allah kimi hidayete erdirmek isterse onun göğsünü İslam'a açar. Kimi saptırmak isterse onun göğsünü sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.” (Enam Suresi, 125)
Ayette söz edilen bu sıkıntılı hal, söz konusu insanların Allah'ın yarattığı kadere teslim olmamalarından kaynaklanan, kendi kendilerine yaptıkları bir zulümdür. Sonsuz akıl ve kudret sahibi olan Allah'ın, insanın kaderini yönlendiriyor olması, her şeyin hâkimi olması, iman eden bir insan için çok büyük bir nimettir. Ancak imanı zayıf olan veya iman etmeyen insanlar bu nimetin kıymetini bilmezler. Bu yüzden kadere teslimiyet gösteremez ve yaşamları boyunca her an sıkıntılara maruz kalırlar. Aslında bu durum tevekkülsüzlüğün manevi bir cezası olarak dünyada verilen karşılıklardandır. Bir ayette şöyle bildirilir:
“Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar.” (Yunus Suresi, 44)
SONUÇ
Şu an tüm insanlar hızla ölüm anlarına yaklaşıyorlar. Bugün en genç insan için de en yaşlı insan için de ölüm aynı uzaklıkta. Çünkü kimin ne zaman ve nasıl öleceği belli değil. Yatağında ölümü bekleyen yaşlı bir insan için ölüm ne kadar yakınsa, yolda yürümekte olan bir genç için de aynı yakınlıkta. Belki de o genç birkaç dakika sonra karşıdan karşıya geçerken bir kaza geçirecek ve bu dünyada yaşadığı hayatı son bulacak.
Kısacası her insan ölüme çok yakındır. Ölümün yakınlığı insana dünyanın önemsizliğini gösterir. İnsan dünyada kendisine verilen kısa süre içinde ahirete yönelik en fazla kazancı sağlamakla yükümlüdür. Büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursi'nin de söylediği gibi, “dünya, iman eden insanlar için seyyar bir ticarethane ve kısa bir müddet için yol üstünde kurulmuş bir pazardır.” Yani bir insan burada çok kârlı bir ticaret yapabilir ve ahirette sonsuza kadar bu dünyada kazandığı ecirlerin karşılığını yaşayabilir.
Sağduyu sahibi bir insana düşen, vicdanının sesini dinleyip, Allah'ın kendisini bir denemeden geçirdiğini hiç unutmamaktır. Allah, dünya hayatında insanlara rehber olarak Kuran-ı Kerim'i, örnek olarak da elçileri ve salih müminleri göndermiştir. Samimi kalple Allah'a yönelen bir insan, karşısına ne tür bir zorluk çıkarsa çıksın, mutlaka bir kolaylıkla karşılaşacak ve kurtuluşa erecektir. Yani bu imtihan dünyasının en büyük sırlarından biri, iman edenler için mutlak bir kazançla noktalanmasıdır. Bundan sonra iman eden bir insanın yapması gereken tek şey kaderinin izleyicisi olmak ve ayetlerde bildirilen üstün ahlakı kendine örnek almaktır. Her ne olursa olsun Allah'a sadakat gösteren, sabır ve kararlılıkla ahirete yönelen kişilerin durumu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
“Nice peygamberlerle birlikte birçok Rabbânî savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet edenden dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. Onların söyledikleri: ‘Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sağlamlaştır ve bize, kâfirler topluluğuna karşı yardım et’ demelerinden başka bir şey değildi. Böylece Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah, iyilikte bulunanları sever.” (Âl-i İmran Sûresi, 146-148)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500